| |
|
Konu Başlığı |
Yanıtlar |
Konuyu Başlatan |
Okunma |
Son Faaliyet |
| Duyurular |
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Hava Durumu |
- |
Live |
9521 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Nöbetçi Eczaneleri Adres ve Tel |
- |
Live |
9158 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Hoca ve İdari Bilimlerin Telefon Numaraları |
- |
Live |
24097 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Fakülteler İçin Haftalık Yemek Programı - Güncel |
- |
Live |
23550 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Burç Yorumları - 7/24 Sürekli Günceldir... |
- |
Live |
24552 |
--
Son İleti: Live
|
| Forum Başlıkları |
 |
|
|
7
|
meczup |
444 |
28.03.2009 - 18:40:19 Son İleti: ekmelulhalk |
ilerde seçmek ve üzerinde çalışmak istediğim konu olan organik vizesi için deli gibi kastım fakat sadece 64 alabildim. acaba çalışma konusunda tavsiyesi olana var mı??
 |
|
|
6
|
ilknurkimya |
340 |
26.02.2009 - 12:57:20 Son İleti: Live |
ben kimya 2.sınıftayım 3.sınıftan ders almak istiyorum dersler çakışıo.. 2.öğretimlerle ders alabilio muyuz? seçmeli ders alabilio muyuz?
 |
|
|
6
|
ekmelulhalk |
215 |
24.02.2009 - 01:09:40 Son İleti: ekmelulhalk |
 |
 |
|
0
|
thecoast |
241 |
29.11.2008 - 18:19:41 Son İleti: thecoast |
arkadaslar kimya lab. sınavım için sünger küp şeker ve kumun yogunluklarının nasıl bulundugunu konusunda bana yardımcı olurmusunuz şimdiden teşekkürler...
 |
|
|
0
|
ozncn |
100 |
25.11.2008 - 02:28:00 Son İleti: ozncn |
Tezkim`in 30 milyon dolarlık yatırımı enerji verimliliği tasarısının Meclisten geçmesini bekliyor. Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesinde(ASOB) biyoetanol üretimi yapmak üzere 30 milyon dolarlık yatırımla yaklaşık bir yıl önce kurulan tesis, atıl durumdan kurtulmak için hazırlanan Enerji Verimliliği yasa tasarısının yasalaşmasını bekliyor. Tezkim Tarımsal Kimya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Tezcan, yaptığı açıklamada, biyoetanolün, mısır, buğday, kamış ve pancar gibi tarım ürünlerinden elde edilen temiz, renksiz ve benzinin oktan derecesini yükseltici bir katkı maddesi olduğunu söyledi. Tezcan, tesisi kurmaya 2005/8704 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında yer alan etanolün benzinle yüzde 2 oranında harmanlanmasına ÖTV desteği sağlanmasının ardından karar verdiklerini anımsattı. Ardından ASOB`nde biyoetonal üretimi yapmak üzere 2005 yılında 50 bin metre kare alan üzerinde son teknolojiyi kullanarak tesisin inşaasına başladıklarını anlatan Tezcan, `ABD`li mühendislerin gözetiminde yaptığımız tesisi 2007 yılının aralık ayında tamamladık`` dedi. Tezcan, daha sonra Shell, Total ve Opet gibi dağıtım şirketlerine giderek tesisi üretime hazır hale getirdiklerini söylediklerini ifade etti.
KAYNAK: 2008-11-11 Sabah
http://www.sabah.com.tr
 |
|
|
0
|
ozncn |
115 |
07.10.2008 - 12:56:00 Son İleti: ozncn |
Bu yıl mısır üretiminde beklenen 1-1,5 milyon ton üretim fazlalığının enerjiye dönüştürülebileceği bildirildi. Tezkim Tarımsal Kimya Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Ali Tezcan, bu yıl mısır üretiminde beklenen 1-1,5 milyon ton üretim fazlalığının enerjiye dönüştürülerek ülkenin petrolde dışa bağımlılığının azaltılabileceğini belirtti.
Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi`nde alternatif enerji kaynakları ve üretim teknolojilerine yatırım konusunda yeni ve yenilenebilir enerji kaynağı olan yakıt biyoetanolünü üretmek üzere fabrika kurduklarını kaydeden Tezcan, `Biyoetanol, Türkiye`nin gündemine 2000 yılından sonra yoğun bir şekilde girdi ve ülkemizde ilk üretim 2004`te mısır hammaddesi kullanılarak yapıldı. Şu an toplam 4 fabrika yatırımını tamamlamış durumda. Ancak, bugün Tarkim dışındaki biyoetanol tesisleri atıl durumda. Tarkim, şu anda yüzde 50 kapasite ile çalışıyor. Bizde Konya Çumra`da ve Eskişehir şeker fabrikasında ise üretim yapılamıyor. 10 aydır kullanım zorunluluğu bekliyoruz` dedi.
Türkiye`nin kurulu biyoetanol üretim kapasitesinin yıllık 180 bin metreküp olduğunu, bunun 80 bininin mısır kökenli, diğer 100 bininin de pancar kökenli bitkilerden olduğuna dikkat çeken Tezcan şunları söyledi:
`Hammaddesini mısırdan alan Tarkim tam kapasite ile çalıştığında, bizim firmamız olan Tezkim de üretime geçtiğinde tam kapasite çalışmaları halinde 160-180 bin ton arasında mısır kullanacaklar. Şu anda mısır kullanımı 40-50 bin ton civarında. Öncelikle yerli tarım ürünleri kullanılarak elde edilen biyoetanol tesislerinin atıl olmaktan çıkartılması gerekiyor. Sonrasında da mısırdaki fazlalığın biyoetanolde kullanılması gerekiyor.`
Mısırdaki rekoltenin bu yıl 4.5-5 milyon tona ulaşmasının beklendiğini vurgulayan Tezcan, `Ülkemiz, dünyanın 8. büyük tarım ürünleri üreticisi konumunda olup, bu muazzam gücü mutlaka enerjiye dönüştürmeli. Örneğin mısırı gıda maddesi ürünü olarak değil de sanayi ürünü olarak da düşünmeliyiz. ABD, mısırdan 280 adet sanayi ürünü çıkarıyor. Mısırdaki fazlalığı biz de biyoetanol için kullanabiliriz. Dolayısıyla fiyatının nerelere kadar gideceği kimse tarafından kestirilemeyen petrole bağımlılığın azaltılabilmesi için bu sektörün önünün açılmasına şiddetle ihtiyaç var. Her 100 kilogram mısırın biyoetanol sektöründe kullanılması halinde ekonomiye sağladığı katma değerin 110 YTL olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ayrıca mısırın biyoetanol sektöründe kullanılması halinde yem sektörüne göre yüzde 82 oranında katma değer artışı sağladığını da vurgulamakta yarar var. Dolayısıyla ülkemizde üretilen ürünlerin en verimli şekilde kullanılması gerekliliğine her platformda işaret ediyoruz` diye konuştu.
Bu arada, bu yıl petrol fiyatlarındaki aşırı yükseliş nedeniyle mısırın başta biyoetanol olmak üzere endüstriyel amaçlar için kullanımının geçen sezona göre 28 milyon ton artacağı açıklandı. Uluslararası Hububat Konseyi(IGC) Temmuz ayı raporunda, 2007-08 sezonunda 785 milyon ton düzeyinde gerçekleştiği belirtilen dünya mısır üretiminin, Temmuz 2008-Haziran 2009 sezonunda 759 milyon ton düzeyinde olacağı öngörülüyor. Dünya mısır tüketiminin ise geçen sezondan 8 milyon ton fazla olarak 782 milyon ton düzeyinde gerçekleşmesi bekleniyor. Tüketimdeki artış, hayvan yemi, gıda ve enerji taleplerindeki yükselmeye bağlanıyor.
Özellikle önümüzdeki sezon mısırın başta biyoetanol olmak üzere endüstriyel amaçlar için kullanımının geçen yıla göre 28 milyon ton artacağı tahmin ediliyor. Geçen yıl yaklaşık 169 milyon ton mısırın endüstriyel amaçlar için kullanıldığı belirtiliyor. Konseyin raporunda, dünya dönem sonu mısır stoklarının geçen yıla göre 23 milyon ton düşük olarak 103 milyon ton düzeyine ineceği vurgulanıyor.
İHA
KAYNAK: 2008-10-07
www.adanamedya.com
 |
|
|
0
|
ozncn |
125 |
05.10.2008 - 23:16:00 Son İleti: ozncn |
İzmir`in arsenik arıtma tesisi, ocakta hizmete giriyor.Yeraltı sularında görülen kimyasal değişimlerle birlikte yükselen sudaki arsenik oranını standartların altına çekmek için çalışmalara başlayan belediye, 15 milyon Euro`luk yatırımla Menemen, Halkapınar, Göksu ve Sarıkız kuyularına arsenik arıtma tesisi kurmaya başladı. Tesislerden üçünün 3 ayda tamamlanarak devreye girmesi hedefleniyor. Arıtma projesini üstlenen Culligan Italiana S.P.A.-Nema Kimya Dış Ticaret Ortak Girişimi yetkililerinden alınan bilgiye göre, Manisa`da Göksu ve Sarıkız kuyularından gelen günlük 259 bin metreküp suyu arıtacak arsenik arıtma tesisi, bu alanda dünyanın en büyük arıtma tesisi unvanına sahip olacak. Halen Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat`ta bulunan dünyanın en büyük arsenik arıtma tesisleri, günde 150 ve 200 bin metreküp kapasiteyle çalışıyor. Türkiye`de ise şu an Uşak-Eşme ve Manisa`da arsenik arıtma tesisi bulunuyor. İzmir, Cihan KAYNAK: 2008-10-05 Zaman
 |
|
|
0
|
ozncn |
145 |
01.10.2008 - 11:59:00 Son İleti: ozncn |
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı ve ve Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Önal, yaptığı araştırmalar sonucu, ceviz yaprağı, portakal ve ceviz kabuğu gibi çeşitli malzemeler kullanarak doğal saç boyası üretti.
Prof. Önal, yaptığı açıklamada, yaptığı çeşitli araştırmalar sonucu ceviz yaprağı, portakal kabuğu ve ceviz kabuğu gibi çeşitli malzemeler kullanarak doğal saç boyası yaptığını bildirdi.
Doğal saç boyasının ham maddesi olan ceviz yaprağı, portakal ve ceviz kabuğunun sezonunda toplanıp kurutulduğunu ifade eden Prof. Dr. Önal, bunların kurutulduktan sonra öğütülüp ekstraksiyon işlemine tabi tutulduğunu, daha sonra katılaştırılarak değişik saç boyalarının hazırlandığını belirtti.
Boyanın üretiminde karanfil, kına, yumurta, zeytin yağı, çay, yoğurt gibi doğal ürünlerin de kullanıldığını anlatan Prof. Dr. Önal, `Bu saç boyasının kesinlikle ve kesinlikle hiç bir yan etkisi yok. Saç derisine herhangi bir zarar vermez` diye konuştu.
Saç boyasında renk olarak kızıl kahve, kestane, doğal siyah ve kızıl renkler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Önal, `Hazırladığımız bu saç boyasını birçok kişi üzerinde denedik. Doğal saç boyasının saç dökülmelerini de engellediğini gördük` dedi.
Bundan bir süre önce bu konuda yüksek lisans tezi de hazırlattığını bildiren Prof. Dr. Önal, şunları kaydetti:
`Böyle bir çalışmaya neden girdik? Literatüre baktığımız zaman gebe bayanlarda kullanılan sentetik saç boyalarının ciddi manada sağlık sorunları çıkardığını görüyoruz. İşte bu hamile bayanlardaki yan etkiyi ortadan kaldırmak, kullanıcı olan bay ve bayanlarda sağlık sorunlarını engellemek amacıyla böyle bir çalışma yaptık. Ayrıca bu doğal saç boyasını kullananlar hazırladığımız kürleri de kullanırlarsa saçların daha sağlıklı olmasını sağlar.`
Boyanın kalıcılık süresinin en az 6 hafta olduğunu ifade eden Prof. Dr. Önal, `Diğer sentetik saç boyalarında da aynıdır. Saç diplerinden beyaz saç çıktığı için en az 6 hafta diyoruz. Doğal saç boyamızın satış iznini de çok yakında alacağız` diye konuştu.
Doğal saç boyasını kullanan Gaziosmanpaşa Üniversitesi Kimya Bölümü Araştırma Görevlisi Ferda Kavak ise saçının daha önce sarı olduğunu ve sentetik boya kullandığı için sürekli dökülme, kırılma, uzamama şikayetlerinin bulunduğunu söyleyerek, `Saçımın ilk rengi olan kestaneye dönmek istedim. İnsan değişiklik istiyor. Bu doğal saç boyasını denedim. Saçımdaki dökülme 2-3 boyamadan sonra tamamen durdu. Saçım gerçekten parlamaya başladı ve gürleşti. Bu doğal boya saçımı beslediği için çok memnunum.`
KAYNAK:2008-10-01 www.timeturk.com
 |
|
|
0
|
ozncn |
118 |
30.09.2008 - 11:40:00 Son İleti: ozncn |
Gerek günlük hayatımızda tükettiğimiz gerekse ihraç ettiğimiz tüm ürünlerde kimyasal madde kullanımında AB`nin daha sağlıklı ve çevreci maddeleri kullanma koşullarının Türkiye ekonomisine ek maliyet getireceğine dikkat çekildi. Bu kriterlere uymayan ürünün AB`ye ihracatının engelleneceği belirtilerek, bundan pek çok kimyasal girdi kullanan özellikle tekstil sektörünün etkileneceğine işaret edildi. Kullanılan kimyasalların ön kaydının Avrupa Kimyasallar Ajansı`na 1 Aralık 2008`e kadar yapılması gerekiyor.
1 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren `Avrupa Birliği Kimyasalların Kayıt Altına Alınması, Değerlendirilmesi, Ruhsatlandırıl-ması ve Sınırlandırılması Tüzüğü`nün (REACH), birliğe ihracat yapan üçüncü ülkelerin kimya sanayilerini de etkiyeceği uyarısında bulunuldu.
Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu`ndan yapılan açıklamada, yeni mevzuata göre şirketlerin ticari kullanıma girmeden önce bir kimyasalın güvenli olduğunu göstermeleri gerekiyor.
GÜNLÜK TÜKETİLEN ÜRÜNLER• REACH tüm kimyasalları kapsıyor ve yalnızca endüstriyel süreçlerde kullanılan kimyasallar için değil, gündelik yaşamımızda da örneğin temizlik ürünlerinde, boyalarda, kıyafet, mobilya ve elektrikli aletler gibi eşyalar için de geçerlilik taşıyor.
Tüzük, özellikle kimyasalların sağlık ve çevreye karşı oluşturabileceği riskleri yönetebilmek üzere özellikle sanayiye önemli sorumluluklar yüklüyor. Yeni mevzuata göre, şirketlerin ticari kullanıma girmeden önce bir kimyasalın güvenli olduğunu göstermeyi zorunlu kılıyor.
Bu durum, REACH`in yürürlüğe girmesinden önceki durumun tam tersini oluşturuyor. Daha önceki uygulamaya göre yetkililerin bir kimyasalın zararlı olduğunu söz konusu kimyasal sınırlandırılmadan veya piyasadan kaldırılmadan önce kanıtlamaları gerekmekteydi.
1 ARALIK 2008`E KADAR TEYİT• Yönetmelik, ihracatının önemli bir bölümünü AB`ye yapan Türkiye açısından, başta tekstil ürünleri olmak üzere birçok alanda, kimyasal kullanımında daha sağlıklı ve çevreci maddeleri kullanma zorunluğu getiriyor. Avrupa Komisyonu, birlik dışındaki ülkelerin üreticilerine, ithalatçılarıyla görüşerek kimyasallarının ön kaydının yapıldığını ya da 1 Aralık 2008`den önce yapılacağını teyit etmelerini tavsiye etti. Kayıt yaptıramayan bir ürünün ise AB sınırları içerisinde satışı yasak olacak. Ön kayıdı yapılmış kimyasalların tam anlamıyla kayıt altına alınması için son başvuru tarihleri de bu maddelerin tonajı ile tehlikeli olup almadığına göre değişmek üzere 2010 ve 2013 ile 2018 yıllarını kapsayacak.
RUHSATLANDIRMA• REACH Yönetmeliği, belirli bir sınır üzerinde üretilen ya da ithal edilen kimyasalları ilişkin bilgilerin merkezi bir veri tabanı kapsamında merkezi Finlandiya`nın başkenti Hesinki`de bulunan Avrupa Kimyasallar Ajansı`na (ECHA) iletilmesini gerektiriyor. Üçüncü ülke üretcilerinin kayıtları ise AB merkezli ithalatçı ya da üretciler tarafından yapılabiliyor.
Daha sonra ise ruhsatlandırma işlemi yapılıyor. Ruhsatlandırma aşamasında çok yüksek riskli maddelerin üretilmesinden ya da AB`ye ithal edilmeden önce özellikle insan sağlığı ve çevreye karşı kabul edilemez tehdit oluşturduğunun belirlenmesi durumuda ise kademe kademe başka maddelerle değiştirilmesi sağlanacak. AB`ye ihracat yapanların, ECHA`nın internet sitesi olan
http://echa.europa.eu`dan tüm bilgelere ulaşabileceği açıklandı.
KAYNAK: 2008-09-29 Taraf
 |
|
|
4
|
thecoast |
441 |
28.09.2008 - 09:54:02 Son İleti: Live |
 |
 |
|
4
|
ekmelulhalk |
306 |
25.09.2008 - 21:01:31 Son İleti: Live |
Arkadaşlar Seçmeli Dersler Bugün Saat 15.30'da Özkan Demirbaş Hocanın Sitesinden Seçilmeye Başlanacaktır.Kolay Gelsin
 |
|
|
0
|
ozncn |
99 |
19.09.2008 - 00:50:00 Son İleti: ozncn |
Bandırma`da batan Ro-Ro gemisindeki yükün yarıya yakınının ihraç edilmek üzere Ambarlı`ya gönderilen 40 kamyon bor olduğu öğrenildi. Yok olan bor`un maliyeti ise...40 KAMYON BOR SUYA GÖMÜLDÜ Eti Maden İşletmeleri`ne bağlı Etibor`un, Bandırma ve Bigadiç`teki işletmelerinde ürettiği boru, batan `Hayat N` gemisiyle Çin`e ihraç etmek istediği belirtildi.
Denize gömülen 9 kamyon dolusu borun Bandırma`dan gerisinin ise Bigadiç`ten yüklendiği ifade edildi. Her biri 1 ton olan paketler halinde ihraç edilen borun, toplam 860 ton olduğu da kaydedildi. Denize gömülen borun toplam piyasa değeri ise tonu 400 dolardan 350 bin doları buluyor.
3 ŞİRKET BU HATTA
BOR, ağırlıklı olarak cam ve seramik sanayii, temizleme ve beyazlatma sanayi, yanmayı önleyici veya geciktirici ürünler, ilaç ve kimya sanayii, tarım, metalurji, arabalardaki hava yastıkları, atık temizleme işlemleri ile nükleer uygulamalarda kullanılıyor. Öte yandan batan geminin çalıştığı Bandırma-Ambarlı/Harem hattında halen 3 şirket faaliyet gösteriyor. Gemisi batan ve 2005 yılında faaliyete başlayan İstanbul Lines`ın, Marmara N isimli bir gemisi daha bulunuyor. Bu şirketin dışında merkezi Çanakkale`de bulunan Kale Grubu`nun 1, Tramola isimli bir diğer şirketin de 2 gemisi bu hatta faaliyet gösteriyor.
 |
|
|
0
|
ozncn |
83 |
15.09.2008 - 15:03:00 Son İleti: ozncn |
Damacana suyun yaygınlaşmasıyla birlikte unutulmaya yüz tutan su arıtma cihazlarının satışı, İzmir`in suyunda arsenik oranının yüksek çıkmasıyla arttı. Damacana suya verdiği ücreti yüksek bulanlar arsenik korkusundan 400-600 avroluk arıtma cihazı alıyor. İzmir`in şebeke suyunda arsenik değerlerinin yüksek çıkması, su arıtma cihazlarının satışını artırdı. Damacana suya verdiği parayı yüksek bulananlar arıtma cihazlarına yöneldi. Evlerde kullanılan cihazların fiyatı 400 YTL`den başlarken, iş yerleri için kurulan cihazlar 400-600 avro arasında değişiyor. Kordon Kimya Genel Müdürü Hasan Şeker, tezgah altı su arıtma cihazlarının arsenik dahil sudaki diğer zararlı kimyasalları ortalama yüzde 95 oranında temizlediğini belirtirken, `İzmir`in şebeke suyundaki arsenik, temizlenme bakımından o kadar yüksek bir oranda değil zaten, yani kolayca temizlenebilir. Bu cihazlarla arsenik alınıyor. İzmir`de arsenik oranının en fazla 12-13 mikrogram seviyelerinde olduğunu göz önününe alırsak, arıtma cihazlarıyla bu miktarın en fazla en fazla iki civarına ineceğini söyleyebiliriz` dedi. Arıtma cihazlarının fiyatlarının nerede hangi miktarlarda kullanılacağına göre değiştiğini dile getiren Şeker, günde 10 damacana su arıtan cihazların 400 YTL`den başladığını, 800 YTL`ye kadar çıktığını ifade etti. Arıtılan suyun hem yemek, çay yapımında hem de içme amaçlı iç rahatlığıyla kullanılabildiğini belirten Şeker, küçük işletmeler için günde bir iki ton su veren cihazların bulunduğunu, bunların fiyatının da 400-600 avro arasında değiştiğini aktardı. Şeker, damacana suya harcadığı paranın yüksek olduğunu düşünenlerin arıtma cihazlarını tercih etmeye başladığını vurgulayarak, şöyle devam etti: `Bunlar, sudaki arsenik gündeme gelmeden önce de kullanılıyordu, ama arsenik insanları etkiledi tabii. İnsanlar içmenin dışında yemeklerde de musluk suyunu kullanmamaya başladığından, dışarıdan damacana almaya kalktığında pahalıya mal olduğunu düşünüyor. Lokantalara özellikle damacana pahalıya geliyor. Arıtma cihazlarını daha çok tercih etmeye başladılar.` Şeker, son dönemde arıtma cihazı satışlarının 3 kat arttığını dile getirdi. BMB Su Arıtma Ofis Müdürü Özge Bilici de arıtma cihazlarının sudaki arseniği yüzde 99 oranında arıtabildiğini belirterek, `Sudaki arsenik oranlarının gündeme gelmesiyle satışlarımız en az yüzde 30 oranında arttı` dedi.
ARSENİK STANDARDI BOZDU • Baysal Arıtma Mühendislik şirketinin sahibi Osman Baysal ise piyasada 250-300 YTL`ye satılan cihazların da bulunduğunu ancak ama onların kalitesinin, suyu ne kadar temizlediğinin tartışmalı olduğunu söyledi. Bu tip cihazları alırken önceliğin fiyata değil, kimyasalları temizleme özelliğine dikkat edilmesi gerektiği uyarısında bulunan Baysal, cihazların üzerlerinde bulunan kalite ve denetim belgelerine dikkat edilmesi gerektiğine işaret etti. İzmir şebeke suyunun standartlarını bildiklerini, o standartlara göre olan cihazların belirli olduğunu aktaran Baysal, `Son dönemde arseniğin girmesiyle o standartlar da bozulmaya başladı. Öncelikle suyun karakterini inceleyip hangi cihaz uygunsa onu öneriyoruz` dedi.
KAYNAK: 2008-09-10 Taraf
 |
|
|
0
|
ozncn |
116 |
15.09.2008 - 14:56:00 Son İleti: ozncn |
Atık su arıtma tesisleri, kuruldukları kentlerin kanalizasyon sularını temizlemekle kalmıyor, aynı zamanda kentin kimyasal karakteristiğini de ortaya çıkarıyor. Tesislerde yapılan analizlerde, kanalizasyona aktarılan çok tehlikeli kimyasal maddeler tespit edilerek önlem alınıyor.
Malatya Belediyesi Atık Su Arıtma Tesisi`nde görevli kimya mühendisi Ercan Karataş, `Bayramlarda, özel günlerde veya bir fabrika atığı olduğu zaman bunu hemen anlayabiliyoruz. Mesela yazın, suyumuzdaki organik kimyasal oksijen değeri düşüyor, çünkü yazın kentlerde tatil nedeniyle dışarıya göç oluyor. Ancak kışın daha fazla su kullanıldığı için kirlilik değerleri artıyor. Bayramlarda temizlikten dolayı fazla deterjan kullanıldığını burada rahatlıkla görebiliyoruz` dedi.
Malatya Belediyesi Atık Su Arıtma Tesisi`nde görevli kimya mühendisi Meltem İnanç da, `Kimyasal değişiklikleri sadece analizlerle değil, bakarak da anlayabiliyoruz. Halı fabrikaları var, onlar kök boyası kullanıyor. Kullandıkları kök boyalarını işleri bittikten sonra kanalizasyona bırakıyorlar. Su arıtma tesisine gelince, kullanılan boya rengine göre suyun rengi değişiyor. Halı fabrikalarının kanalizasyona boyalarını bıraktığını bu şekilde anlayabiliyoruz` bilgisini verdi.
Şehrin suyuna kimyasal bir saldırı olduğunda bunu rahatlıkla algılayabileceklerini belirten İnanç, `Burada yapılması gereken tüm deneyleri yapıyoruz. Gelen suyun bütün incelemesini yapıyoruz. Böylelikle günlük olarak hangi kimyasalların kullanıldığını, kanalizasyona neyin boşaltıldığını veya kanalizasyon suyunda hangi maddelerin olduğunu araştırıyoruz` dedi. İnanç, bayramlarda arıtma tesisinde evlerde temizlik nedeniyle kullanılan deterjanlardan dolayı hoş bir kokunun olduğunu sözlerine ekledi.
Malatya Belediyesi Arıtma Tesisi Müdürü Oktay Özelçi ise, `Şehrin atık suyu, arıtma tesisine geldikten sonra, özellikle kimyasalla ilgili, kimyasal oksijenle ilgili değişkenlik söz konusu ise Malatya Belediyesi`ne bağlı Çevre Müdürlüğü`ne ve MASKİ`ye bağlı Çevre Kontrol Birimi`ne mutlaka uyarılar gidiyor. Ona göre şehirde, gece de olsa gündüz de olsa bir hareket başlıyor. Mutlaka denetimlerimizi sürdürüyoruz` şeklinde bilgi verdi.
Özelçi, `Kimyasal madde veren bir fabrika, bizden izinsiz bir maddeyi atık suyumuza verebilir. Değerleri üst sınırda olan bir boya olabilir bu. Biz bunu anında burada görebiliyoruz. Bizim giriş değerlerimizin üzerinde bir değerse mutlaka müdahalede bulunuyoruz. Şu anda lokanta ve petrol ofislerinin hepsi denetleniyor. Hepsine çok küçük çaplı arıtmalar yerleştiriliyor. Özellikle büyük lokantalarda yağ tutucu makineler veya cihazlar yerleştirme yoluna gidiliyor` dedi.
KAYNAK: 2008-09-12
www.malatyaguncel.com
 |
|
|
0
|
ozncn |
92 |
04.09.2008 - 01:54:00 Son İleti: ozncn |
Biyodizele çevrilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığı`nın izni ile toplanan atık yağlarda `kayıtdışı vurgun` iddiası ortaya atıldı. Bu süreçte insan hayatıyla nasıl oynandı?
Haber:Özgüç Kozan
Biyodizele çevrilmek üzere Çevre ve
Orman Bakanlığı`nın izni ile toplanan atık yağlarda `kayıtdışı vurgun` iddiası ortaya atıldı. İnsan ve çevre sağlığı için büyük tehdit oluşturan 40 bin ton atık yağın, kayıtdışı çalışan firmalar tarafından damıtılarak piyasaya `yemeklik yağ` olarak sürüldüğü iddia edildi.
Biyodizele çevrilmesi amacıyla ücretsiz toplanmaya başlanan bazı atık yağlar için Çevre ve Orman Bakanlığı`ndan lisans alan şirket sayısı 8 iken, sektördeki kayıtdışı firmaların sayısı ise sadece
İstanbul`da 19`a ulaştı. 2007`de toplanan 2 bin 860 ton atık yağın yalnızca yüzde 10`u biyodizele çevrilebilirken, 40 bin tonluk atık yağın kayıtdışı firmalar tarafından yeniden damıtıldığı ve piyasaya `yemeklik yağ` diye satıldığı öne sürüldü. Topladıkları yağları biyodizele dönüştüp satmak için yaklaşık 200 milyon dolarlık yatırım yapan kayıtlı şirketler ise, hem kayıtdışı firmalar hem de biyodizele yapılan zamlarla zor durumda kaldı.
Aşçılardan satın alıyorlar
Albiyobir Başkanı
Tamer Afacan, resmi kayıtlarda görünen atık yağ toplama miktarının 15 katından fazla kayıtdışı yağ toplandığını belirterek, `Sorun bu şirketlerin sadece lisanssız olmaları değil. Bu şirketler topladıkları yağı damıtarak tekrar piyasaya sunuyor. İyi niyetli bir girişim büyük bir tehlikeyle karşı karşıya` diye konuştu.
Afacan, birçok otelin mutfak artıklarını sözleşmeyle aşçıbaşlarına devrettiğini ve yasaya göre ücret ödenmeden alınması gereken atık yağların lisanssız şirketler tarafından aşçılara ücret ödenerek alındığını iddia etti. Afacan, lisanssız şirketlerin topladıkları yağları önce damıtarak, ardından içine insan sağlığı için çok tehlikeli olan magnezol kimyasalını koyarak yağın rengini açtıklarını kaydetti. Afacan, kaçak toplayıcıların en büyük müşterilerinin ise catering firmaları olduğuna dikkat çekti. Afacan, `3 öğün yemek için 1.4
YTL`ye anlaşan catering firmaları var, mecburen yağın da en kötüsünü kullanıyorlar. Kaçak toplayıcı atık yağın litresini 1 YTL`den aşçıdan alıyor, catering firmasına litresini 3 YTL`ye satıyor` dedi.
Damıtılmış atık yağların kimi zaman zeytinyağlarının içine de karıştırıldığını anlatan Afacan, `Devletin sadece yasa çıkarmakla yetinerek denetimi sağlamazsa, `kaş yapayım derken göz çıkarmış` olacak. Halkın sağlığı tehlikeye atılıyor` diye konuştu.
100 bin tona çıkacak
Sektörün lisanslı firmalarından Kolza Biyodizel yetkilisi Göktan
Gürcü ise, hesaplamalarına göre 2007 yılında 40 bin ton atık yağın piyasaya sunulduğunu ve önlemler alınmazsa 2008`de piyasada 100 bin tona yakın atık yağdan devşirilmiş yağın satılacağını ifade etti. Lisanslı firmaların sektöre 200 milyon dolarlık yatırım yaptığını anlatan Gürcü, biyodizele yapılan zamlardan sonra müşteri bulmakta zorlanan sektörün kayıtdışı nedeniyle daha da zorlandığını vurguladı.
Atık yağların renginin siyaha yakın olduğunun ve kanserojen polar maddeler içerdiğinin altını çizen Gürcü, `Birçok izinsiz şirket bu yağları toplayıp sadece damıtarak ve kanserojen kimyasallarla rengini açarak, yüzde 10 oranında da temiz yağ ile karıştırarak piyasaya sunuyor` şeklinde konuştu. Gürcü, çoğu lokanta ve otellerden toplanan bu yağların dağıtımının aşçıların elinde olduğunu, aşçıların da bu yağları 40 kuruşa izinsiz şirketlere sattıklarını kaydederek, `Ciddi yaptırımlar olmadığı sürece kaçak toplayıcılar niye vazgeçsin ki, yağı 40 kuruşa toplayıp maliyeti olmadan 3 YTL`ye satıyorlar. Parayla yağ satmanın yasaklanması ve atık yağlarını lisanslı şirketlere vermeyen kurumların cezalandırılması gerekiyor` dedi.
Biyodizel fiyatlarının ve
ÖTV oranlarının yüksek olması nedeniyle lisanslı firmaların da kaçak yollara başvurduğuna dikkat çeken Palmiye Biyoenerji Genel Müdürü Salih
Kayar, `75 yıldır çöpe döktüğümüz şeyi biz değerlendiriyoruz, bu işin hamallığını yapıyoruz. Ama teşvik bir kenara, kaçak toplayıcılar işimizi elimizden alıyor` diye konuştu. Mazotun 1.5 YTL olduğu koşullarda 3 YTL`ye biyodizel satmanın imkansız olduğunu anlatan Kayar, ürettikleri biyodizeli pahalılığından ötürü petrol şirketlerinin de almadığını dile getirdi.
Ezici Yağ Sanayi`nin Yönetim Kurulu Başkanı
Mustafa Ezici ise, izinsiz çalışan firmaların aşçılarla anlaşarak geceleri veya sabaha karşı toplama yaptıklarını belirtti. `Sadece İstanbul`da bu işi yapan 19 lisanssız firma var` diyen Ezici, emniyet kuvvetlerinin bu firmalara dönem dönem baskın yaptığını ancak firmaların paravan şirketlerle yüksek para cezalarından kurtulduklarını açıkladı.
Çevre Bakanlığı`ndan lisans alan geri kazanım (biyodizel işleme) tesisleri
- Ay Biyodizel İşleme
- Bestaş Biyodizel
- Çevresel
Kimya- Eko Biyodizel
- Ezici Yağ Sanayi
- Kolza Biyodizel
- Paksoy Biyodizel
- Tayaş Tosya Alternatif
Yakıtlar Tam anlamıyla cinayet
Konuyla ilgili araştırma yapan
İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Kenan
Demirkol, kızartmada kullanılan yeni bitkisel yağlarda bile kişilerde inme ve kalp krizine sebep olan transyağ asidinin bulunduğunu, geçtiğimiz yıl
Amerika`da bu yağlarla kızartma yapmanın yasaklandığını söyledi. Demirkol, `Transyağ asitlerinin vücuttan atılması çok zordur. Damarlara yapışır ve direk tıkanıklık yaratır. Hele hele bu yağları ikinci, üçüncü defa kızartarak kullanmak tam anlamıyla bir cinayettir. Toplanarak tekrar satılan bu yağlar çağımızın baş belası hastalıkları olan şeker, kalp ve damar hastalıklarının sebebidir.
Büyük yemek şirketleri lisanslı firmalara veriyor
İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı
Basri Kalaycıoğlu, yasa çıkmadan önce de büyük şirketlerin atık yağlarını kanalizasyona atmadıklarını yine aşçılar vasıtasıyla toplayıcılara verdiklerini ifade etti. Mutfak atıklarının aşçıların elinde olduğunu belirten Kalaycıoğlu, yasayla birlikte dernek olarak lisanslı toplama firmalarıyla anlaşarak üyelerini buralara yönlendirdiklerini belirtti. Kalaycıoğlu, `Eskiden aşçılarımız yağları satardı, onlara küçük bir ek gelir olurdu. Ancak 3 yıldır ciddi yemek sanayicileri atık yağlarını düzenli olarak toplatıyor. Kayıtdışı toplama da genelde merdiven altında oluyor.
Türkiye`nin bu yasaya alışması zaman alacak` diye konuştu.
Türkiye`nin yıllık bitkisel yağ tüketimi (ton)
Likit 950 bin
Margarin 550 bin
Sanayi (yem, sabun vb.) 200 bin
Toplam 1 milyon 700 bin
Zeytinyağı 60 bin
Kaynak: Bitkisel Yağ
Sanayicileri Derneği Yıllara göre toplanan atık yağ miktarı (ton)
2006 1.700
2007 2.860
2008 (Hedef) 10.000
KAYNAK:
Referans2008-09-03
www.ekoyol.com
 |
|
|
0
|
ozncn |
99 |
28.08.2008 - 14:55:00 Son İleti: ozncn |
Akdeniz Üniversitesi(AÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Numan Hoda, dünyada tüm ülkelerde biyodizele teşvik uygulandığını, buna karşın Türkiye`de biyodizelden ÖTV alındığını söyledi.
Hoda, AA muhabirine yaptığı açıklamada, biyodizelin, fosil yakıta karşı alternatif olması nedeniyle stratejik bir ürün olduğunu belirtti. Ülkede petrol sıkıntısı yaşanması halinde biyodizelin alternatif olarak kullanılabileceğini kaydeden Hoda, biyodizelin, ülkelerin dışa bağımlılığını azalttığına dikkati çekti.
Avrupa`da bazı ülkelerde biyodizele yönelik vergi indirimi olduğunu, bazı ülkelerde de üreticilerin teşvik aldığını ifade eden Hoda, ``Biyodizele tüm dünyada teşvik uygulanırken, Türkiye`de ÖTV uygulanıyor. Bu da dünyada bir ilktir. ÖTV ile birlikte biyodizelin fiyatı benzinin fiyatını geçiyor`` dedi.
Yrd. Doç. Dr. Hoda, biyodizelin Türkiye için uzun vadede kazançlı bir yakıt türü olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:
``Biyodizel yatırımında geri dönüşüm uzun zaman alıyor. Dizelin rafineri çıkış fiyatı 60 YKr civarında ama satış fiyatı 3 YTL`ye yakın. Dolayısıyla 2-3 katı vergi bindirilerek satılıyor. Bu vergiden hükümet para alıyor. Bu parayı da gerekli yerlere aktarıyor. Biyodizele izin verdiği zaman bu kazancından vazgeçmek zorunda kalacak, yani geliri azalacak. Bu yüzden hükümet biyodizele izin vermek istemiyor. Biyodizele de bu yüzden ÖTV konuldu. Halbuki biyodizelin üretilmesi için tohum lazım. Tohum da tarımın gelişmesine yardımcı olacak. Burada çiftçi kazanacak, orada çalışan işçiler kazanacak. Biyodizel fabrikaları kurulduğu zaman fabrikada çalışan işçi kazanacak. İstihdam yaratılacak. İstihdam edilen işçilerden hükümet vergi alacak. Yani hükümet kısa vadede kaybedecek, ama uzun vadede kazanacak.``
-``
ATIK YAĞLAR KULLANILIYOR``-
Biyodizelin hayvansal ve bitkisel yağlar ile atık yağlardan üretildiğini anlatan Hoda, Antalya`daki turistik tesislerde açığa çıkan atık sağların da bir potansiyel olduğunu vurguladı.
Son çıkan yönerge ile tesislerin atık yağlarını kanalizasyona bırakmalarının önlenmeye çalışıldığını belirten Hoda, atık yağların kanalizasyonda bakteri üremesine neden olduğunu savundu. Hoda, şöyle devam etti:
``Yönerge ile atık yağları kanalizasyona salamayan tesisler, bu yağı yeni kurulan biyodizel şirketlerine vermeye başladılar. Biyodizel üreten şirketler, restoran ve turistik tesislerden atık yağ toplayıp yakıt üretiyorlar ancak Türkiye`de ne yazık ki bir biyodizel politikası yok. Bu politikanın oluşturulmamaya çalışıldığını düşünüyorum. Bunun sebebi de petrol devlerinin kendi paylarından vazgeçmek istememeleri.``
-
GIDA FİYATLARINDAKİ ARTIŞ-
Numan Hoda, gıda ürünlerindeki fiyat artışının, biyodizelden kaynaklandığı yönündeki görüşe de katılmadığını kaydetti.
Son aylarda dünyadaki tüm gıda fiyatlarının arttığını belirten Hoda, ``Gıda fiyatlarının artması, küresel ısınma nedeniyle üretimin az olmasından kaynaklanıyor`` dedi.
Büyük petrol şirketlerinin bu şekilde bir spekülasyon yarattığını öne süren Numan Hoda, ``Petrol şirketlerinin sattığı ürünler küresel ısınmaya neden oluyor. Küresel ısınmadan dolayı verim düşüyor. Verim düşünce de gıda fiyatları artıyor`` diye konuştu.
Numan Hoda, biyodizelin normal dizele göre doğaya yüzde 30 daha az zarar verdiğine de dikkati çekti. Biyodizelin içinde kükürt olmadığını anlatan Hoda, otel veya büyük restoranlardaki atık yağların kanalizasyona verilmek yerine biyodizele dönüştürülmüş olmasının da çevrenin korunmasına büyük katkı sağladığını sözlerine ekledi. (AA)
KAYNAK: 2008-08-28
http://www.ekoyol.com/
 |
|
|
0
|
ozncn |
72 |
28.08.2008 - 14:49:00 Son İleti: ozncn |
ANKARA(CİHAN)
Sağlık Bakanlığı, 35 bin 322 köyün mevcut durumlarının tespit edilmesi ve sorunlarının giderilmesi adına proje geliştirmek amacıyla incelemelere başladı. İncelemeler sonucu, bölgede kanser yapıcı asbest maddesi bulunup bulunmadığı gibi verilere de ulaşılacak.
Sağlık Bakanlığı, çevre ve toplum sağlığı için gerekli koşulların, kentsel alanların yanında köylerde de oluşmasının sağlanması amacıyla Türkiye genelindeki 35 bin 322 köyde inceleme başlattı.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, CİHAN`a yaptığı açıklamada; Sağlıklı Köyler Projesi ile doktor, sağlık personeli, ebe, çevre sağlığı uzmanı, kimya- gıda mühendisi, biyologdan oluşan ekiplerin köylere tek tek giderek, incelemeler yaptığını aktardı.
Proje ile köylerin mevcut durumlarının tespit edilerek, saptanan sorunlar hakkında politika geliştirilmesinin amaçlandığını belirten Çom, bu kapsamda; köylerin içme ve kullanım sularının durumu, mezarlıklarının durumu, atık suların izolasyonu, çöplük ve gübrelik durumu, yer üstü sularının durumu, tarımda kullanılan gübre ve ilaç durumu, köy halkının sağlığı, ilköğretim okullarının durumu, sağlık kuruluşlarının durumu, köyün kuruluş yeri, köy yakınında iyonize olmayan radyasyon durumu gibi verilerin toplanarak, analizler yapılacağını belirtti.
Çom, `İncelemeler sonucunda nokta atışı yapılarak, köyde asbest varmı ya da kansere yol açan bazı olumsuzluklar mevcut mu gibi bilgiler de toplanmış olacak` dedi.
Bugüne kadar yaklaşık 2 bin 800 köy üzerinde incelemelerin bitirildiğini dile getiren Çom, Sağlıklı Köyler Projesi`nin sona ermesi ile birlikte; aynı mantıkla sağlıklı ilçeler projesi başlatılacağını kaydetti.
MESKENLERDE BOYA OLARAK YÖRESEL TOPRAK KULLANILIP KULLANILMADIĞI SORULACAK
Çom`un verdiği bilgiye göre, ekiplerin geçen ay başlayan köy ziyaretlerinin 2009 Temmuz ayında sona ermesi planlanıyor. Ziyaretler esnasında, köy halkına çevre ve halk sağlığı ile ilgili eğitimler de veriliyor.
Ziyaretler sırasında, köylerin mevcut durumunu sorgulamak üzere Köy Ziyaretleri ve Değerlendirme Formu dolduruluyor. Söz konusu formda, köydeki meskenlerin genel yapısı, meskende badana ve boya olarak yöresel toprak kullanılıp kullanılmadığı, analiz yapılarak toprakta asbest olduğu tespit edilip edilmediği, mezarlıkların yer altı su kaynaklarına mesafesi gibi bilgilerin doldurulması isteniyor. (CİHAN)
KAYNAK: 2008-08-28 CİHAN
 |
|
|
0
|
ozncn |
96 |
27.08.2008 - 14:08:00 Son İleti: ozncn |
İnönü Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi`de başlayan . 8. Ulusal Kimya Mühendisliği Kongresi`nin açılışına İnönü Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Turgay Seçkin, Belediye başkan yardımcısı Yusuf İzzettin Cengiz, fakülte dekanları, Türkiye Kimya Mühendisleri Odası Ankara şube Başkanı Müjdat Aydın, 8. Ulusal Kimya Mühendisliği Kongresi Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kadim Ceylan ile 30 ayrı üniversiteden öğretim üyeleri katıldılar.
8. Ulusal Kimya Mühendisliği Kongresi Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kadim Ceylan, kongreye 30 farklı üniversiteden katılımın olduğunu belirterek, kongreye çeşitli araştırma kurumlarından 360 adet bildiri önerisi sunulduğunu belirtti. Prof. Dr. Ceylan, kongrenin 4 günlük bir çalışma sonrasında tamamlanacağını aktararak, `Kongremizin amaçlarından biride ortak projeler geliştirmek suretiyle bireylerin bağımsız çalışmalarını birleştirip, kapsamlı araştırmalara dönüştürmek ve ülkemizde özelikle kimya mühendisliği alanında, ilerleme ve gelişmeleri özendirerek bilim ve teknolojinin gelişmesine katkı da bulunmaktır` dedi.
İnönü Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Turgay Seçkin ise, `Kimya ve kimya mühendisliği dolayısı ile kimya sektörü aynı zamanda ülkelerin kalkınmasında önce bir sektör rolü oynamaktadır. Kimya endüstrisi gelişmemiş olan bir ülkenin başka alanlarda da gelişmesi pek olası değildir. Yeni yüzyılda yaşanılan gelişmelere ve değişimlere paralel olarak kimya alanında yetiştirilecek nitelikli elemanlara gereksinim artarak devam etmektedir` diye konuştu. Prof. Dr. Seçkin şunları söyledi, `İnönü Üniversitesi olarak bilim misyonumuz, Cumhuriyetimizin 100. yılında Atatürk`ün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefi doğrultusunda bilim ve teknolojiye hakim, teknolojiyi bilinçli kullanan ve yeni teknolojiler üretebile, teknolojik gelişmeleri toplumsal ve ekonomik faydaya dönüştürme yeteneği kazanmış bir bilimsel topluluk yetiştirmek olarak belirlenmiştir.`
8. Ulusal Kimya Mühendisliği Kongresi`nde, biyoteknoloji, çevre dostu teknolojiler, proses kontrol ve tasarımı, reaksiyon mühendisliği ve katalizörler, taşınım ve ayırma işlemleri, yeni malzemeler ve nano teknoloji, termodinamik ve enerji ile endüstride Ar-Ge konularının ele alınacağı kaydedildi
KAYNAK: Hakimiyet 2008-08-27 www.malatyaguncel.com
 |
|
|
0
|
ozncn |
98 |
27.08.2008 - 13:59:00 Son İleti: ozncn |
Kimya mühendisi Mennan Aysan Kuzanlı`nın hazırladığı `Nasıl Zehirleniyoruz, Nasıl Korunuruz` adlı kitapta, deodoranttan makyaj malzemesine, bebek bezinden bilgisayara kadar günlük yaşamda kullanılan birçok ürünün içerdiği bazı kimyasal maddelerin sağlığı tehdit edebileceği belirtildi.
Dharma Yayınlarından okurla buluşan kitaba göre, dünya genelinde yılda insan yapımı 85 bin değişik cins sentetik madde üretiliyor ve her yıl 1000 adetin üstünde yeni sentetik madde buna ilave ediliyor.
Kaynak taraması ve araştırmalardan da yararlanılan kitapta, kimyasal ürünlerin yiyecek ve içeceklerin yanında depolanmaması, kullanılmadan önce etiketinin mutlaka ayrıntılı biçimde okunması, hamilelerin toksik maddelerle mümkünse temas etmemesi ve ürünlerin kendi ambalajlarında saklanması uyarılarında bulunuluyor.
Kitapta ayrıca, kimyasal içerikli maddeler yerine hemen her evde bulunabilecek sirke, limon suyu, soda, çamaşır sodası, sıvı sabun gibi malzemelerin kullanılması da öneriliyor. Kitaba göre, günlük hayatta kullanılan ürünler ve içerdikleri kimyasal maddeler de şöyle:
-Fırın temizleme maddeleri:
Kimi malzemeler, kostik ve amonyak içerdiğinden, özellikle sprey şeklinde olanların havada zerrecikler oluşturduğu için cilde, göz ve akciğerlere zarar verebiliyor.
Kullanımları sırasında iyi bir havalandırma sağlanması, cilt temasını önlemek için de lastik eldiven kullanılması öneriliyor.
-Mobilya ve yer cilaları:
Bu ürünlerin bazılarının içeriğinde bulunan ve kanserojen bir madde olan fenol, ciltle temas ettiğinde de soyulma, kabarıklık, yanma ve sivilceler oluşmasına yol açıyor.
-Evye ve tuvalet açıcıları:
`Kostik` isimli madde, astım hastalarında astım krizlerini tetikleyebiliyor. Ayrıca, kostiğin cilt ile temasında da anında cilt sorunları yaşanabiliyor.
-Bulaşık yıkama sıvıları:
Renklendirilmiş olanlar kurşun veya kanserojen etki yaratabilecek maddeler içerebildiğinden, bunların renksiz olanlarının seçilmesi tavsiye ediliyor.
-Bulaşık makinesi deterjanı:
Su ile temas ettiğinde aktive olarak toksik klor gazı çıkarabileceğinden bu gazların mutfakta yoğunlaşması halinde baş ağrısı, yorgunluk ve göz yanması meydana geliyor.
Bilgisayardaki Risk
-Bilgisayarlar: Bilgisayar önünde uzun süre oturanlarda gözlerde tahriş, çift görüş, asabiyet, stres, baş, boyun ve bel ağrıları sorunları ortaya çıkabiliyor.
Diğer taraftan, elektromanyetik frekans yanında yüksek voltaj nedeniyle oluşan statik elektriğin ortamda pozitif yüklü iyonların yoğunlaşmasına sebep olduğu ve bunun sonucunda da yorgunluk, asabiyet, metabolik rahatsızlıklar, baş ağrısı, yüz kızarıklığı ve çeşitli göz sorunlarına yol açabiliyor.
-Ev bitkileri:
Özellikle çocuklu evlerde kimi bitkilerin odaya konulmasına dikkat etmek gerekiyor. Açelya, çiğdem, ortanca, ökseotu, çan çiçeği, zakkum gibi bitkiler yenildiğinde zehirlenme yapabiliyor.
Ayrıca ontoryum ve yonca gibi bitkiler de cilt, ağız ve deride tahrişe neden olabilirken, nergis zambağı, düğün çiçeği, siklamen, karanfil, sardunya, nergis, papatya, benjamin, lale soğanı, iris gibi bitkiler de ciltle temas halinde kaşıntı, yenildiğinde kusma ve mide krampına sebebiyet verebiliyor.
Şampuan
-Sentetik deterjan nedeniyle saç derisinde doğal yağ kaybı ve göz yanması olabiliyor. Ayrıca, duş sırasında suyun fazla sıcak olması da saç derisinin emme niteliğini artırarak kimyasalların daha fazla absorbe olmasına sebep oluyor.
-Deodorant ve ter önleyiciler:
Deodorant ve ter önleyicilerin içindeki kimi maddeler, koltuk altı keseciklerinde iltihap ve deri tahrişine neden oluyor.
-Talk pudrası:
Bu malzemelerin kanserojen nitelikteki `asbest lifleri` içermemesine ve alınırken bu hususa dikkat edilmesi gerekiyor.
-Allık:
`BHA ve formaldeheti, DC Red33, FDC Yellow 5 ile FDC Yellow 6` boya maddeleri içerenler kanserojen olabiliyor.
-Göz farı:
Kanserojen `BHA, TEA` içerenler ile tahriş edici `trienthanolamin ve quaternium 15` içeren ürünlerden sakınılması tavsiye ediliyor.
-Dudak boyası ve kalemi:
Dudak boyalarında bulunabilecek hint yağı, propyl gallate, glycerol diisostearat, ricinoleic ait, diisostearyl malate, yellow 11, pigment boyar maddaler ve amyldimethylamino benzoic asitin cilt tahrişine yol açabileceği, eosin boyaları, esanslar ve lanolinin de dudaklarda kurumaya neden olabileceği uyarısında bulunuluyor.
-Bebek bezleri:
Ağartılmış beyaz kağıt içeren bazı tek kullanımlık bezlerin `dioksin` içerikli olanları, bebeğin bağışıklık sisteminde ve karaciğerinde hasara neden olabiliyor.
KAYNAK: 2008-08-26 TRT
 |
|
|
0
|
ozncn |
107 |
27.08.2008 - 13:51:00 Son İleti: ozncn |
Türk Doçent, İngiltere`de `En İyi 100 Bilim İnsanı` arasında gösterildi Mersin Üniversitesi(MEÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hakan Arslan, İngiltere`nin Cambridge kentindeki The International Biographical Centre(IBC) tarafından `2008`in En İyi 100 Bilim İnsanı` arasında derecelendirildi. Bu derecelendirmeyle Doç. Dr. Arslan`ın `2008`in Lider Bilim İnsanı` ödülüne layık görüldüğü de belirtildi. Doç. Dr. Arslan`ın, Anorganik Kimya Araştırma Grubu`nda `Tiyoüre Bileşikleri` konusundaki çalışmaları sonucu ortaya koyduğu araştırma makaleleri nedeniyle ödül aldığı kaydedildi.
KAYNAK: Vatan 2008-08-22
 |
|
|
0
|
ozncn |
89 |
27.08.2008 - 13:46:00 Son İleti: ozncn |
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu(TÜBİTAK) Başkanlığı`na Prof. Dr. Nükhet Yetiş`i atadı. Cumhurbaşkanlığı`ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Gül`ün, TÜBİTAK Başkanlığı`na, Bilim Kurulu`nun 13 Ağustos 2008 tarihli toplantısında seçilen adaylardan başbakanca önerilen Prof. Dr. Nüket Yetiş`i atadığı bildirildi. Prof. Dr. Yetiş, 2004`ten bu yana başkanlık görevini vekaleten yürütüyordu. Yetiş, 1950 yılında Eskişehir`de doğdu. 1973`te Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü bitirdi. 1993`te profesör oldu. Yetiş, 1975-1980 yılları arasında TÜBİTAK Marmara Araştırm Enstitüsü`nde araştırmacı olarak görev yaptı. Prof. Dr. Nükhet Yetiş, 2000-2004 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı(MEB)-TÜBİTAK Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü`nün (TÜSSİDE) Müdürlüğü`nü üstlendi.
KAYNAK: 2008-08-20 Sabah
 |
|
|
0
|
ozncn |
90 |
19.08.2008 - 02:13:00 Son İleti: ozncn |
Gıda üreticileri nano-gıda ürünlerine yöneliyor. Yakında erimeyen çikolatalar ve ısınınca farklı lezzete bürünen pizzalar satışa çıkacak. Yaklaşık bir yıldan beri başta petrol olmak üzere hammadde fiyatlarında yaşanan yükselme trendi son dönemlerde hız kesti. Ancak özellikle petrol fiyatlarının geçen yıla kıyasla hâlâ çok yüksel seviyede bulunması gıda üreticilerinin maliyetlerinin yüksek seviyelerde kalmasına neden oluyor. Şirketler bu sorunu aşmak için yeni stratejiler geliştiriyor. Satış hacimlerini düşürmeden kâr hedeflerini yakalamaya çalışan şirketler bu konuda nano teknoloji ağırlıklı yeni nano-gıda ürünlere ağırlık veriyor. Üretim aşamalarında geleneksel gıdalara kıyasla daha az gerçek hammaddenin kullanıldığı yeni nesil gıdaların aynı zamanda kişiselleştirilme özellikleri de var. Kimya sektöründen, otomotive kadar çok geniş bir alanda ilerleyen nano teknoloji daha şimdiden küresel olarak çalışan 4 bin şirket ve 1.1 trilyon dolarlık büyüklüğüyle dev bir sektöre dönüştü.
ŞEKİL DEĞİŞİYOR
Halen ABD ve Japonya`nın gıda pazarında kendine yer edinmeye çalışan nano-gıdanın toplam 200 şirket ve yıllık 2.6 milyar dolarlık cirosuyla henüz emekleme safhasında olduğu belirtiliyor. Nano-gıdaların en büyük avantajı ise ürünlerin içerisine yerleştirilen nano parçacıklarında saklı. Bu parçacıklar yardımıyla gıdaların sahip oldukları nitelikler kontrol edilebilir hale geliyor. Küçük birer kumanda kapsülü gibi çalışan bu parçacıklar üretici şirketler tarafından önce renk, lezzet veya kıvam özellikleriyle dolduruluyor ardından da ısı veya harekete duyarlı olarak programlanarak gıdaların içerisine yerleştiriliyor. Böylece tüketici nano-gıda teknolojisiyle üretilen gıdaların birçok özelliğini dilediği anda değiştirebiliyor. Özellikle ilk olarak ABD`de satışa sunulan ve türünün ilk örneklerinden biri olan nano-pizza büyük ilgi çekiyor. Ürünün en büyük özelliği ise ısıya göre lezzet ve kıvamının değişmesi. Pizza 100 derecede ısıtıldığında rengi kırmızı olurken lezzet bakımından da domatesi çağrıştırıyor. Ancak aynı pizza 200 derecede ısıtıldığında ise rengi yeşile dönüşüyor ve tadı da ıspanak lezzeti vermeye başlıyor.
TİTANYUMLU ÇİKOLATA
Bu alandaki en şaşırtıcı örneklerden biri ise şekerleme sanayisinden geldi. Bir çikolata üreticisi nano-gıda teknolojisi yardımıyla yeni tasarladığı ürününün kızgın güneş ışınlarının altında bile erimemesini sağladı. Çikolata 40 dereceye varan sıcaklıklarda bile erimiyor zira üzeri titanyum kaplı. Nano parçacıklarının içerisine doldurulan titandioksid maddesi kakao kreminin içerisine yerleştiriliyor. Isı artınca harekete geçen koruyucu tabaka çikolatanın erimesini engelliyor.
YAĞ DIŞARIDA KALACAK
Kızartma yağının içerisine yerleştirilen seramik yüklü nano parçacıklar ise sıcakla birlikte açığa çıkmak üzere programlanıyor. Isının yükselmesiyle birlikte harekete geçen seramik parçacıkları kızartılmak için yağın içerisine atılan gıdaların yüzeyine yapışıyor. Seramik parçacıklar gıdaların üzerinde koruyucu bir zar oluşturarak büyük miktarda yağın emilmesini engelliyor. Nano-gıdaların içerisinde en büyük süksenin ise nano-içecek tarafından yapılacağı tahmin ediliyor. Bu içeceklerin içerisine yerleştirilen renk ve lezzet parçacıkları da içeceğin hem renginin hem de tadının değişmesini sağlayacak. Örneğin bir bardağın içerisindeki sıvı, o bardağı kavrayan elin ısıyla birlikte renk değiştirecek. Bardak bırakıldığında renk eski haline geri dönecek. Bu özelliğin özellikle gençler arasında büyük ilgi uyandıracağı tahmin ediliyor.
Nano gıda nedir?
* Nano teknoloji ve nano parçacıklarının kullanımıyla geliştirilen gıdalara denir.
* Gıdalar üzerinde moleküler boyutta gerçekleştirilen değişim renk, kıvam ve form başta olmak üzere çokfarklı şekillerde kendini gösteriyor.
* Bu teknolojiyle geliştirilen çikolatalar istenilen seviyeye kadar sıcağadayanıklı hale getirilebiliyor.
* Dilimlenmiş patatesler kızartılmakiçin yağın içerisine atıldığında yalnızca belirlenen miktarda yağı bünyesine alıyor. Fazla miktarda yağ patate-sin içerisine işleyemiyor.
* Yiyeceklerin kıvamı ve rengi istenildiğinde ısı ve harekete göre değiş-tirilebiliyor.
Nano teknoloji nedir?
* 1 milimetrenin milyonda birine nanometre denir.
* Nano teknoloji ise maddelerin, milimetrenin milyonda biri olarak tabiredilen boyutuna kadar inerek yeni yapıve nitelikler oluşturmaya çalışan teknoloji dalıdır.
* Bu teknoloji başta bilgisayar, kimya,tekstil ve gıda olmak üzere farklı sektörlerde uygulamaya geçti.
* Nano teknolojiyle geliştirilen yeni nesil ürünlerin arasında üzerinde sudamlası ve toz zerresi tutunamayan boyalar, çizilmeyen camlar ve yıpranmayan tekstil malzemeleri gösterilebilir.
KAYNAK: 2008-08-18 Sabah
 |
 |
|
1
|
Cornellius |
344 |
21.05.2008 - 09:12:08 Son İleti: castavilla |
Arkadaşlar 26 - 27 Mayıs tarihinde yapılacak olan 1. Kimyagerlik Kariyer Günlerine tüm kimya bölümü öğrencilerini bekliyoruz.
Arkadaşlar, bu organizasyon tamamiyle sizin için, lütfen ders yok, yoklama alınmayacak diye sağda solda gezmek yerine okula gelip etkinliğe katılın. Göstereceğiniz ilgi bundan sonraki daha geniş kapsamlı etkinlikler için referans olacaktır.
Konferanslar dekanlık toplantı salonunda yapılacak. Stantları da oradaki koridora kurmayı planlıyoruz. Program yarından itibaren okulun her yerine asılacak arkadaşlar. Oradan, gelecek isimleri ve şirketleri öğrenebilirsiniz. Kimyagerler Derneği başkanı Prof. Dr. Çetin Güler, Kimyagerler Derneği başkan yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Memduh Sami Taner, KOSGEB Balıkesir Merkez Müdürü Erdoğan Yüksel, TÜBİTAK Kimya Bölümü Başkanı, ayrıca tekstil sektöründen, boya sekteründen, ilaç sektöründen ve daha pek çok sektörden tecrübeli meslektaşlarımız davetlimiz olarak konferans verecekler, bizlere tüm bu sektörler içerisinde kimyanın ve kimyagerin önemini anlatacaklar.
O tarihte buluşmak üzere...
Utku ÇOLAK
BAÜ Kimya Kulübü
 |
 |
|
1
|
Live |
427 |
01.04.2008 - 21:12:43 Son İleti: Live |
XXII. Ulusal Kimya Kongresi Davet
Orijinal adı ‘Famagusta’ olan ve Yunanca’da “Kumlara Gömülü Kent” anlamına gelen Mağusa, Antik Yunanlılardan Romalılara, Araplardan Fransızlara, İtalyanlardan İngilizlere ve Türklere kadar birçok uygarlık için ada üzerindeki en önemli şehir olmuştur. 2008 yılında, Doğu Akdeniz Üniversitesi, üniversite olarak yapılandırılmasının 22. yılında, XXII. Ulusal Kimya Kongresi çerçevesinde, değerli bilim insanlarını ve katılımcıları Mağusa-KKTC’de ağırlamaktan mutluluk duyacaktır. XXII. Ulusal Kimya Kongresi, Doğu Akdeniz Üniversitesi Kimya Bölümü ev sahipliğinde, 6–10 Ekim 2008 tarihleri arasında Mağusa-Salamis Bay Conti Resort Hotel’de yapılacaktır. Kongreye yabancı ve Türk seçkin bilim insanları davetli konuşmacı olarak katılacaktır. Kongre bilimsel programı süresince, Kimya alanında son gelişmelerin paylaşılacağı çağrılı konuşmalar, sözlü ve poster sunumları yer alacaktır. Bunun yanısıra, sosyal programlar çerçevesinde sizlere Kıbrıs’ı ve kültürümüzü tanıtmayı arzu etmekteyiz.
Efsaneye göre, Sezar’ın Kleopatra’ya aşkını kanıtlamak üzere hediye ettiği cennet adamızda sizlerle buluşmak dileğiyle...
Prof. Dr. Huriye İcil
XXII. Ulusal Kimya Kongresi
Düzenleme Kurulu Başkanı
 |
 |
|
0
|
smillin |
142 |
11.03.2008 - 22:50:33 Son İleti: smillin |
MERHABA Arkadaslar
üniversitemiz bünyesinde faliyet gösteren KİMYA kulübü Yeni yönetimini belirlemek için 12 MART çarşamba günü saat 16:00 da 101 Nolu DERSlikte toplanıyor..
Tüm Kimyacıları bekliyoruzzzzz
|
|
|