| |
|
Konu Başlığı |
Yanıtlar |
Konuyu Başlatan |
Okunma |
Son Faaliyet |
| Duyurular |
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Hava Durumu |
- |
Live |
8815 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Nöbetçi Eczaneleri Adres ve Tel |
- |
Live |
8492 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Hoca ve İdari Bilimlerin Telefon Numaraları |
- |
Live |
23292 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Fakülteler İçin Haftalık Yemek Programı - Güncel |
- |
Live |
22605 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Burç Yorumları - 7/24 Sürekli Günceldir... |
- |
Live |
23764 |
--
Son İleti: Live
|
| Önemli Başlıklar |
 |
 |
|
3
|
Live |
1,047 |
01.07.2009 - 17:00:17 Son İleti: Jacqueline |
[b]GİRİŞ[/b]
Sedimanter Petrografi......... GİRİŞ BİLEŞENLER KIRINTILI KAYAÇLAR .Çakyltaşları ve Breşler .Kumtaşları .İnce taneli kırıntılılar KARBONATLI KAYAÇLAR .Bileşenler .Folk Sınıflaması .Dunham Sınıflaması .Dolomitleşme ve Dolomitler SİLİSLİ KAYAÇLAR DEMYRLİ KAYAÇLAR FOSFATLI KAYAÇLAR TUZLU KAYAÇLAR ORGANİKLER
Sedimanter kayaçlar sedimanter çevrim olarak bildiğimiz ayrışma, taşınma, depolanma, diyajenez aşamaları sonucunda oluşmuş kayaçlardır. Hacimsel olarak fazla olmamalarına karşın alan olarak yeryüzünün % 75 kadarını kaplarlar. Birçok ekonomik değerin(doğal gaz, petrol, yeraltı suyu ve bazı maden yatakları) oluşumu ile yakından ilgili oldukları için önemlidirler. Genel bir tanım yapıldığında jeolojinin dünyamızın tarihini konu aldığı söylenebilir. Petroloji (Taşbilim) ise kayaçların geçmişi ile ilgilenir. Petrolojinin bir alt dalı olan sedimanter kayaç petrografisi de benzer olarak sedimanter kayaçların geçmişiyle uğraşır. Herhangi bir sedimanter istifin yada tabakanın geçmişinin araştırılması; 1. Sedimanların taşındığı kaynak bölge ve alandaki (provenans) litoloji topluluklarının tanımlanması, 2. Bunlardan türemiş tanelerin (kırıntıların) sedimantasyon alanına taşınma mekanizmaları, 3. Sedimanların sedimantasyon alanına taşınma yönleri, 4. Taşınma hızları 5. Taşınma mesafeleri 6.Sedimantasyon alanındaki (Çökelme ortamındaki) depolanmanın şekli ve mekanizması 7. Depolanmadan sonra gevşek sedimanların taşlaşmasına kadar geçirdiği fiziksel ve kimyasal değişikliklerin incelenme ve tanımlanmasını kapsar. Kabaca düşünüldüğünde sedimanter kayaçların kökeni ve depolanmaları ve oluşumu; mağmatik ve metamorfik kayaçlara göre daha basit gibi görünür. Ancak, bu kayaçları oluşturan olayların tümünün gözle ve deneysel yollarla gözlemlenemeyişi nedeni ile bu tip kayaçların oluşumu ile ilgili işlevler zannedildiği kadar açık değildir. Örneğin; tabaka içi eriyikler, çimentolanma, konkresyonların gelişimi gibi diyajenetik olaylar açıkça görülemezler. Yine birçok kimyasal kökenli sedimanter kayaçların oluşum evreleri asla izlenemez. Sonuç olarak kayaçların geçmişleri ancak, şu anda etkisi bulunmayan etkenlerin oluşturduğu tüm jeolojik verilerin yorumlanması ile yapılabilir. Bu veriler sedimanter kayaçların yapısal, dokusal özellikleri ile mineral bileşimi (kompozisyon) nin incelenmesi ile elde edilebilir. Sedimanter kayaçları, bunları oluşturan etkenler ve oluşum kökenlerine göre iki temel sınıfa ayırmak mümkündür. Bunlar: 1. Kırıntılı veya parçalı kayaçlar (dış kökenli) 2. Kimyasal ve biyojenik kayaçlar (iç kökenli) Sedimanter ortamda birikmiş her tür sediman, sedimantasyon sürecinden hemen sonra çeşitli fiziksel ve kimyasal değişimlere uğramaya başlarlar. Bu değişimler genellikle kayaçların tüm kimyasal bileşiminde bir farklılaşma doğurmaz. Yalnız ilksel dokularında, sedimenter yapılarında ve mineral bileşimlerinde farklılaşmaya neden olur. Böylece kayaç. içerisinde hem ilksel dokular, hem de daha sonradan gelişmiş bazı dokusal izler görülür. Bazı hallerde yukarıda söz edilen değişimler sonucu kayacın ilksel dokusu tümü ile veya kısmen tahrip olabilir. Bu değişimler yerkabuğunun dış yüzeyine yakın yerlerde meydana gelirse diyajenez, derinlerde ve çok farklı ısı ve basınç koşulları altında metamorfizma olarak nitelendirilir. Bu nedenle bir üçüncü grup sedimanter kayaç (epijenetik veya diyajenetik sedimanter kayaçlar ) ayırtlanabilir. Gerçekte sedimanter kayaçları kesin olarak yukarıda anlatıldığı gibi sınıflara ayırmak bir yerde olanaksızdır. Çünkü kayaç ilksel olarak hem dış (fiziksel) hemde iç (kimyasal) işleylerin birlikte oluşturdukları bir karışım olabilir ve sonraki değişimler ile birincil doku, yapı ve mineral bileşimlerinin üzerine ikincil (diyajenetik ) doku, yapı ve mineral bileşimleri etkin olmuş olabilir. Bu nedenle sedimanter kayaç oluşumunun açıkça anlaşılabilmesi için kırıntılı veya parçalı kayaçların doku özelliklerinin ayrı ayrı tartışılması gereklidir.
 |
 |
|
5
|
Live |
609 |
01.07.2009 - 16:59:00 Son İleti: Jacqueline |
 |
 |
|
0
|
Live |
505 |
05.11.2007 - 17:01:42 Son İleti: BauLive |
KIYI KANUNU[font="Arial"][/font]
Kanun No : 3621
Kabul Tarihi : 4.4.1990
R.G. Sayısı : 20495
R.G. Tarihi : 17.04.1990
BıRıNCı BÖLÜM
Genel Hükümler
Amaç
Madde 1- Bu Kanun, deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliıinde bulunan sahil ıeritlerinin doıal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tespit etmek amacıyla düzenlenmiıtir.
Kapsam
Madde 2- Bu Kanun, deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyıları ile deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil ıeritlerine ait düzenlemeleri ve bu yerlerden kamu yararına yararlanma imkan ve ıartlarına ait esasları kapsar.
ıstisnalar
Madde 3- Askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerinde veya ülke güvenliıi ile doırudan ilgili, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait harekat ve savunma amaçlı yerlerde (konut ve sosyal tesisler hariç) özel kanun hükümlerine, diıer özel kanunlar uyarınca belirlenmiı veya belirlenecek yerlerde ise özel kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerine uyulur.
Tanımlar
Madde 4- Bu Kanunda geçen deyimlerden;
Kıyı Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taıkın durumları dııında, suyun karaya deıdiıi noktaların birleımesinden oluıan çizgiyi,
Kıyı Kenar Çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluıturduıu kumluk, çakıllık, kayalık, taılık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doıal sınırını,
Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı,
Sahil ıeridi: Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre geniıliıindeki alanı,
Dar Kıyı: Kıyı kenar çizgisinin, kıyı çizgisi ile çakıımasını,
Toplumun Yararlanmasına Açık Yapı: Mevzuata göre tespit ya da tasdik edilmiı kural ve ücret tarifelerine uygun biçimde, getirdiıi kullanımdan belirli kiıi ya da topluluklara ayrıcalıklı kullanım hakkı tanımaksızın yararlanmak isteyen herkese eıit ve serbest olarak açık bulundurulan ve konut dokunulmazlııı olmayan yapıları,
ifade eder.
Genel Esaslar
Madde 5- Kıyılar ile ilgili genel esaslar aıaııda belirtilmiıtir.
Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eıit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.
Kıyı ve sahil ıeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Kıyıda ve sahil ıeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.
Kıyı kenar çizgisinin tespit edilmediıi bölgelerde talep vukuunda, talep tarihini takip eden üç ay içinde kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.
Sahil ıeritlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaıabilir.
Yaklaıma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanlar, ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreatif amaçla kullanılmak üzere düzenlenebilir.
Sahil ıeritlerinin derinliıi, 4 üncü maddede belirtilen mesafeden az olmamak üzere, sahil ıeridindeki ve sahil ıeridi gerisindeki kullanımlar ve doıal eıikler de dikkate alınarak belirlenir.
Taııt yolları, sahil ıeridinin kara yönünde yapı yaklaıma sınırı gerisinde kalan alanda düzenlenebilir.
Sahil ıeridinde yapılacak yapıların kullanım amacına baılı olarak yapım koıulları yönetmelikte belirlenir.
ıKıNCı BÖLÜM
Kıyı, Kıyı Kenar Çizgisi, Sahil ıeridi, Planlama ve Yapılanma
Kıyının Korunması, Yapı Yasaıı ve Kıyıda Yapılacak Yapılar
Madde 6- Kıyı, herkesin eıitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluıturulamaz.
Kıyılarda, kıyıyı deıiıtirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl, vesaire alınamaz veya çekilemez.
Kıyılara moloz, toprak, cüruf, çöp gibi kirletici etkisi olan atık ve artıklar dökülemez.
Kıyıda, uygulama imar planı kararı ile;
a) ıskele, liman, barınak, yanaıma yeri, rıhtım, dalga kıran, köprü, menfez, istinat duvarı, fener, çekek yeri, kayıkhane, tuzla, dalyan, tasfiye ve pompaj istasyonları gibi, kıyının kamu yararına kullanımı ve kıyıyı korumak amacına yönelik alt yapı ve tesisler,
b) Faaliyetlerinin özellikleri gereıi kıyıdan baıka yerde yapılmaları mümkün olmayan tersane, gemi söküm yeri ve su ürünlerini üretim ve yerleıtirme tesisleri gibi, özelliıi olan yapı ve tesisler,
yapılabilir.
Bu Yapı ve tesisler yapım amaçları dııında kullanılamazlar.
Doldurma ve Kurutma Yoluyla Arazi Kazanma ve Bu Araziler Üzerinde Yapılacak Yapılar
Madde 7- Kamu yararının gerektirdiıi hallerde, uygulama imar planı kararı ile deniz, göl ve akarsularda ekolojik özellikler dikkate alınarak doldurma ve kurutma suretiyle arazi elde edilebilir.
Bu gibi yerlerde doldurma veya kurutmayı yapacak ilgili idarenin valiliıe iletilen teklifi, valilik görüıü ile birlikte Bayındırlık ve ıskan Bakanlııına gönderilir. Bakanlık, konusuna göre ilgili kuruluıların görüıünü de almak suretiyle teklifi inceler. Uygun bulunması halinde ilgili idare tarafından uygulama imar planı hazırlanır. Bu yerler için yapılacak planlar hakkında ımar Kanunu hükümleri uygulanır. Ancak, bu planlar Bayındırlık ve ıskan Bakanlııı tarafından, 2634 sayılı Turizmi Teıvik Kanunu kapsamında kalan alanlardaki planlar ise, anılan Kanunun 7 nci maddesine göre tasdik edilir. Doldurma ve kurutma iılemleri yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre yapılır. Bu araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır, özel mülkiyet konusu olamaz.
Bu alanlar üzerinde 6 ncı maddede belirtilen yapılar ile yol, açık otopark, park, yeıil alan ve çocuk bahçeleri gibi teknik ve sosyal alt yapı alanları düzenlenebilir.
Sahil ıeridinde Yapılabilecek Yapılar
Madde 8- Uygulama imar planı bulunmayan alanlardaki sahil ıeritlerinde, 4 üncü maddede belirtilen mesafeler içinde hiçbir yapı ve tesis yapılamaz.
Uygulama imar planı bulunan yerlerde duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluıturulamaz. Moloz, toprak, curuf, çöp gibi kirletici ve çevreyi bozucu etkisi olan atık ve artıklar dökülemez, kazı yapılamaz.
Ancak bu alanlarda; uygulama imar planı kararıyla altı ve yedinci maddede belirtilen yapı ve tesislerle birlikte toplum yararına açık olmak ıartıyla konaklama hariç günübirlik turizm yapı ve tesisleri yapılabilir.
Kıyı Kenar Çizgisi Tespiti
Madde 9- Kıyı kenar çizgisi, valiliklerce, kamu görevlilerinden oluıturulacak en az 5 kiıilik bir komisyonca tespit edilir.
Bu komisyon; jeoloji mühendisi, jeolog veya jeomorfolog, harita ve kadastro mühendisi, ziraat mühendisi, mimar ve ıehir plancısı, inıaat mühendisinden oluıur.
Komisyonca tespit edilip valiliıin uygun görüıü ile birlikte gönderilen kıyı kenar çizgisi, Bayındırlık ve ıskan Bakanlııınca onaylandıktan sonra yürürlüıe girer.
Komisyonun çalııma usul ve esasları Bayındırlık ve ıskan Bakanlııınca hazırlanan yönetmelik ile belirlenir.
Kıyı ve Sahil ıeridinde Planlar
Madde 10- Kıyıda ve sahil ıeridindeki planlar bu Kanunun ve buna dayanılarak çıkarılacak yönetmeliıin hükümlerine aykırı olamaz. Bu yerlerde düzenlenen planlardan, imar mevzuatı veya yerin özelliıi dolayısıyla 2634 sayılı Turizmi Teıvik Kanunu kapsamına girenler, anılan Kanunun 7 nci maddesine göre onaylanarak kesinleıir.
Kıyıda ve Doldurma ve Kurutma Yoluyla Kazanılan Araziler Üzerinde Yapılanmalara
ızin Verilmesi
Madde 11- Bu Kanun hükümlerine göre, kıyıda ve doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan araziler üzerinde yapılması mümkün olan yapı ve tesislerin yapılabilmesi için, Maliye ve Gümrük Bakanlııından gerekli iznin alınması zorunludur.
Yapı ruhsatı verilmesinde bu izin belgesi yeterlidir.
ıznin verilme ıekil ve ıartları Bayındırlık ve ıskan ve Maliye ve Gümrük Bakanlıklarınca birlikte tespit edilerek çıkarılacak uygulama yönetmeliıinde belirtilir.
Tapuya ıerh Verilmesi
Madde 12- Sahil ıeridinde, bu Kanunun 8 inci maddesinde belirtilen hükümlere uygun olarak yapılan yapıların bu niteliklerinin, tapu kütüıünün beyanlar hanesine iılenmesi zorunludur.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kontrol, ımar Mevzuatına Aykırı Yapı ve Ceza Hükümleri
Kontrol
Madde 13- Bu Kanun kapsamında kalan alanlardaki uygulamaların kontrolü; belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediye, dııında ise valilikçe yürütülür. ılgili bakanlıkların teftiı ve kontrol yetkileri saklıdır.
ımar Mevzuatına Aykırı Yapı
Madde 14- Bu Kanun kapsamında kalan alanlarda ruhsatsız yapılar ile ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3194 sayılı ımar Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.
Ceza Hükümleri
Madde 15-
a) Kıyıda ve uygulama imar planı bulunan sahil ıeritlerinde;
1- Duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engelleri oluıturanlara kum, çakıl alan veya çekenlere 5 milyon lira,
2- Moloz, toprak, cüruf, çöp gibi kirletici ve çevreyi bozucu etkisi olan artık ve artıkları dökenlere 10 milyon lira,
3- Kıyıyı deıiıtirecek boyutta kazı yapan, kum, çakıl alan veya çekenlere 50 milyon lira,
para cezası verilir.
b) Bu Kanun kapsamında kalan alanlarda, Kanun hükümlerine uyulmadan ruhsatsız, ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılan yapıların sahiplerine ve müteahhidine, 3194 sayılı ımar Kanununda öngörülen para cezalarının iki misli para cezası verilir.
Ancak, ruhsata baılanması mümkün olmaması nedeniyle 3194 sayılı ımar Kanununun öngördüıü süre içerisinde yapısını yıkandan tahakkuk ettirilen para cezası alınmaz.
Para cezası, ilgisine göre doırudan doıruya Vali veya Belediye Baıkanı tarafından verilir.
Cezalara karıı, cezanın tebliıi tarihinden itibaren en geç 7 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir, ıtiraz idarece verilen cezanın uygulanmasını durdurmaz.
Bu Kanunda öngörülen iı ve iılemleri süresinde yapmayan veya geciktirenlere veya Kanunu yanlıı uygulayan mahalli yönetici ve diıer kamu görevlileri hakkında ayrıca kanuni tatbikat yapılır.
Para cezalarının ödenmemesi halinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.
(Para cezaları 3506 s. Kanunla 3 katına çıkartılmıı olup, 3591 s. Kanunla da memur maaı katsayısına baılanmııtır.)
Yönetmelik
Madde 16- Bu Kanunun uygulanması ile ilgili yönetmelik, Kanunun yayımından itibaren 3 ay içinde Maliye ve Gümrük, Turizm Bakanlıklarının yazılı görüıü alınarak Bayındırlık ve ıskan Bakanlııınca hazırlanır.
Geçici Madde- Bu Kanunun yürürlüıe girdiıi tarihten önce mevzuat hükümlerine uygun olarak onanmıı ve kısmen veya tamamen yapılaımıı 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının sahil ıeritleri ile ilgili hükümleri geçerlidir. Ancak 8 inci maddenin ikinci fıkra hükümleri saklıdır.
Geçici Madde- Kısmen veya tamamen yapılaımamıı alanlarla ilgili imar planı revizyonları bu Kanunun yürürlüıe girdiıi tarihten itibaren 1 yıl içinde tamamlanır.
Yürürlük
Madde 17- Bu Kanun yayım tarihinde yürürlüıe girer.
Yürütme
Madde 18- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
 |
 |
|
0
|
Live |
518 |
21.06.2007 - 13:31:37 Son İleti: BauLive |
Mineraloji Petrografi Anabilim Dalı
Genel Jeoloji Anabilim Dalı
Maden Yatakları Jeokimya Anabilim Dalı
 |
 |
|
0
|
Live |
827 |
21.06.2007 - 13:31:04 Son İleti: BauLive |
Bilindiği üzere Jeoloji Mühendisleri tüm yeraltı kaynaklarının araştırılması ve değerlendirilmesi, jeolojik tehlikelerin belirlenmesi (heyelan, göçük, zayıf zemin koşulları vb.) ve deprem konularında en önde gelen uzmanlardır. Bu amaçlara yönelik olarak gerekli bilgi ve becerilerle donatılmış jeoloji mühendislerinin yetiştirilmesi ve ilişkili diğer mühendislik bölümlerine destek, eğitim ve öğretim verilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca; Balıkesir ve çevresinin 1. derece deprem kuşağında olması, endüstriye dayalı hammaddelerinin zenginliği ve son yıllarda kullanımı yaygınlaşan jeotermal kaynakların bolluğu ilimizde Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nün kurulmasını gerektirmiştir.
Balıkesir’i de içine alan Kuzeybatı Anadolu Bölgesi Metalojik olarak; altın, gümüş, antimuan, civa, bakır, kurşun, çinko, demir, krom, bor tuzları, mermer, yapı taşları, linyit ve jeotermal enerji açısından önemli rezervlere sahiptir. Metalik madenlerden altın; Balıkesir-Kepsut-Beyköy, Havran-Küçükdere, Ayvalık-Kubaşlar’da, Gümüş; Balıkesir-Balya, Dursunbey, Altınoluk, Demir; Balıkesir-Şamlı, Balya-Çarmıh, Havran-Eymir, Ayvalık-Ayazmant, Antimuan; Balıkesir-İvrindi-Taşdibi, Büyükyenice, Susurluk, Krom; Balıesir-Dursunbey ve Bursa-Harmancık arasındaki bölgede yer almaktadır. Toplam rezervi 3.709.500 tondur.
Türkiye linyit rezervlerinin yaklaşık 1/8’i (1 milyon ton) Balıkesir-Bilecik-Bursa-Çanakkale-Kütahya il sınırları içinde bulunmaktadır. Bunlardan en önemli yataklar Balıkesir-Dursunbey-Odaköy, Bursa-Orhaneli, Çivili, Kütahya-Domaniç, Ömerler’dir.
Dünya bor rezervinin yaklaşık % 60’ı (769 milyon ton) Balıkesir-Bigadiç civarı, Kütahya-Emet civarı, Bursa-Mustafakemalpaşa, Kestelek’te bulunmakta olup ülkenin en önemli ihraç madenidir.
Kaolen bakımından çok zengin olan Balıkesir’de ve Balıkesir’i içine alan Kuzeybatı Anadolu’da yaklaşık 250 milyon ton rezervi ile seramik, kağıt ve diğer endüstri sahalarının aranılan endüstriyel hammeddesidir.
Mermer yatakları ve mermer sanayii bölgemizde oldukça yaygın olup hayli gelişmiş durumdadır. Mermer yatakları sayılamayacak kadar çok olup, önemlileri ve halen üretim yapılan yataklar şunlardır; Marmara Adası, Kapıdağı Yarımadası, Gemlik civarı, Manyas, Bandırma civarı ve Kepsut-Dursunbey arasıdır.
Sert yapıtaşları olarak da, Ayvalık-Kozak, Çanakkale-Kestanbol ve Kapıdağ Yarımadası’nın zemin yataklarında üretim yapılmaktadır.
Jeotermal Enerji, Sıcaksu Kaynakları; Batı ve Kuzeybatı Anadolu’nun Neotektoniğine bağlı olarak bölgemizde 32 adet jeotermal saha bilinmekte olup, yapılan ön ve detay etüt çalışmalarıyla Jeotermal Enerji potansiyeli yaklaşık olarak belirlenmiştir. Bunlardan bazıları; Balıkesir-Bigadiç-Hisarköy, Balıkesir-Pamukçu, Balıkesir-Sındırgı-Hisaralan, Balıkesir-Edremit-Güre, Balıkesir-Gönen’dir.
Görüldüğü gibi bölgemiz; metalik madenler, enerji hammaddeleri, endüstriyel hammaddeler ve jeotermal enerji kaynakları bakımından oldukça zengindir. Bu kaynakların daha da geliştirilmesi, yeni kaynakların bulunmasında jeoloji mühendislerine önemli görevler düşmektedir. Balıkesir bölgesinin yeraltı zenginlikleri, Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğrencilerine doğal bir laboratuar oluşturmaktadır.
Yukarıda sayılan amaçlar doğrultusunda kurulan ve 2003-2004 eğitim-öğretim yılında toplam 30 öğrenci ile eğitime başlamış olan bölümümüzde eğitim-öğretim faaliyetleri halen lisans ve lisansüstü düzeyde devam etmektedir.
 |
 |
|
0
|
Live |
458 |
21.06.2007 - 13:28:51 Son İleti: BauLive |
Balıkesir Üniversitesi
Mühendislik - Mimarlık Fakültesi
Jeoloji Mühendisliği Bölümü
Çağış Kampüsü
10145/BALIKESİR
TEL : 0-266-612 11 94-95
FAX : 0-266-612 12 57
| Forum Başlıkları |
 |
|
|
0
|
Hestia |
98 |
03.06.2010 - 23:03:11 Son İleti: Hestia |
jeolojık zaman cetveli
 |
|
|
0
|
Hestia |
76 |
02.06.2010 - 23:41:40 Son İleti: Hestia |
yapı kavramı
tabakaların doğrultu ve eğimi
gerçek ve görünür eğim hesaplamaları
arazide pusula kullanımı
 |
|
|
0
|
Hestia |
73 |
02.06.2010 - 23:34:50 Son İleti: Hestia |
tabakalanma ve tabakalanma çeşitleri
sedimanter yapılar
 |
|
|
0
|
Hestia |
91 |
02.06.2010 - 23:19:56 Son İleti: Hestia |
yaş ve uyumsuzluklar
 |
|
|
5
|
castavilla |
959 |
28.02.2010 - 00:54:16 Son İleti: necmidemir01 |
Aerial Mapping: Methods and Applications, Second Edition
Müellifler: Edgar Falkner ve Dennis Morgan
CRC Publishing / November 2001
ISBN 1566705576
Rar dosyasının boyutu: 20209 KB
PDF formatında 216 sayfa (Klasör içinde, her bölüm ayrı PDF dosyası, toplam 20 dosya)
Alıntı:
Book Description Building on the foundation of the bestselling first edition, Aerial Mapping: Methods and Applications, Second Edition provides you with a practical understanding of aerial photography, remote sensing, and photogrammetric mapping. The content is deliberately semi-technical and processes are discussed in a manner easily accessible to anyone regardless of their technical or scientific background. This new edition highlights the significant changes in equipment and techniques. High-speed computers, scanners, and remote sensors have changed the way mapping is done. The principles of photogrammetry, image analysis, and remote sensing have become dynamically intertwined. With the solid grounding in basic procedures that Aerial Mapping: Methods and Applications, Second Edition provides you can apply your knowledge to the special conditions of each aerial mapping project.
Alıntı:
Contents Chapter 1
Introduction
1.1 Introduction
1.1.1 History of Photomapping
1.1.2 Photogrammetrists and Image Analysts
1.1.2.1 Photogrammetrists
1.1.2.2 Image Analysts
1.1.3 Utilization of Aerial Photos
1.1.3.1 End Products
1.1.3.2 Effort
1.1.4 Photogrammetry
1.1.4.1 Digital Mapping
1.1.4.2 Supplemental Functions
1.1.4.3 Commercial Mapping
1.1.5 Mapper vs. User
Chapter 2
Electromagnetic Energy
2.1 Radiant Energy
2.1.1 Radiant Waves
2.1.2 Distribution of Energy
2.2 Electromagnetic Spectrum
2.2.1 Visible Light
2.2.2 Infrared
2.2.2.1 Reflected Infrared
2.2.2.2 Emitted Heat
Chapter 3
Aerial Films
3.1 Aerial Films
3.1.1 Types of Film
3.1.1.1 Panchromatic
3.1.1.2 Color
3.1.1.3 Infrared
3.2 Sensitometry
3.3 Filters
3.4 Film Processing
3.5 Resolution
3.5.1 Spectral Resolution
3.5.2 Spatial Resolution
3.5.3 Radiometric Resolution
3.6 Application of Aerial Films
3.6.1 Panchromatic
3.6.2 Infrared
3.6.3 Natural Color
3.6.4 Color Infrared
Chapter 4
Airborne Sensor Platforms
4.1 Introduction
4.2 Fixed-Wing Aircraft
4.2.1 Single-Engine Platform
4.2.2 Multi-Engine Platform
4.3 Flight Crews
4.4 Navigation
4.5 Helicopter Platforms
4.6 Aerial Cameras
4.6.1 Camera Mount
4.6.2 Analog Camera Components
4.6.2.1 Magazine
4.6.2.2 Film Reels
4.6.2.3 Focal Plane
4.6.2.4 Lens Cone
4.6.2.5 Image Motion
4.6.3 Camera System
4.6.4 Focal Length
4.6.5 Camera Calibration Report
4.6.6 Digital Camera Components
Chapter 5
Aerial Photographs
5.1 Nomenclature of an Aerial Photograph
5.2 Uses of Aerial Photographs
5.3 Time-Lapse Photography
5.4 Sources of Aerial Photographs
5.4.1. Private-Sector Mappers
5.4.1.1 Management Association for Private Photogrammetric Surveyors
5.4.1.2 American Society for Photogrammetry and Remote Sensing
5.4.2 Federal
5.4.2.1 Agricultural Stabilization and Conservation Service
5.4.2.2 U.S. Geological Surveys
5.4.2.3 National Archives
5.4.2.4 The Earth Resources Observation Satellite
5.4.2.5 Others
5.4.3 States
5.4.4 Counties and Municipalities
Chapter 6
Geometry of Aerial Photographs
6.1 Scale Expressions
6.1.1 Representative Fraction
6.1.2 Engineers’ Scale
6.1.3 Scale Conversion
6.2 Geometry of Photo Scale
6.2.1 Derivation of Photo Scale
6.2.2 Controlling Photo Scale
6.2.2.1 Engineers’ Scale
6.2.2.2 Representative Fraction
6.2.3 Scale Formula
6.2.4 Flight Height
6.2.5 Relative Photo Scales
6.3 Photo Overlap
6.3.1 Endlap
6.3.2 Sidelap
6.4 Stereomodel
6.5 Relief Displacement
6.5.1 Causes of Displacement
6.5.2 Effects of Displacement
6.5.3 Distortion vs. Displacement
6.6 Measuring Object Height
Chapter 7
Map Compilation
7.1 History
7.1.1 Stereoplotters
7.1.1.1 Georeferencing
7.1.1.2 Data Compilation
7.1.2 Evolution of Stereoplotters
7.1.2.1 Digital Stereoplotters
7.1.2.2 Softcopy Systems
7.1.3 Future Developments
7.2 Data Format
7.2.1 Raster Format
7.2.2 Vector Format
7.2.3 Attributes
7.3 Digital Output
Chapter 8
Map Accuracies
8.1 Quality Assurance/Quality Control
8.1.1 Significance of Quality Assurance/Quality Control
8.1.2 Funding vs. Quality
8.2 Ramifications of Faulty Mapping
8.2.1 Rework
8.2.2 Abandoned Schedules
8.2.2.1 Original Schedule
8.2.2.2 Revised Schedule
8.2.3 Design Failures
8.2.4 Legal Action
8.3 Map Accuracy Standards
8.3.1 Various Map Accuracy Standards
8.3.2 National Map Accuracy Standards (1947)
8.3.3 American Society for Photogrammetry and Remote Sensing
8.3.3.1 Horizontal Inaccuracies
8.3.3.2 Contour Inaccuracies
8.3.3.3 Spot Elevation Inaccuracies
8.3.4 Federal Geographic Data Committee
8.3.4.1 Horizontal Standard Error
8.4 Procedural Suggestions
8.4.1 Cautions
8.4.1.1 Historical Acceptance of National Map Accuracy Standards
8.4.1.2 Indiscriminate Data Use
8.4.2 Options
8.4.2.1 Experienced User
8.4.2.2 Inexperienced User
8.5 Merging Diverse Data
8.6 Mapping System Errors
8.6.1 Photography
8.6.2 Stereocompilation
8.6.2.1 Visual Acuity
8.6.2.2 Image Definition
Chapter 9
Photo Scale Selection
9.1 Contour Factor
9.1.1 Application of the C-Factor
9.1.2 Influences upon C-Factor
9.2 Photo Scale/Map Scale/Contour Interval
9.2.1 Planimetric Features
9.2.2 Photo Scale/Map Scale
9.2.3 Topographic Features
9.2.3.1 Flexible C-Factor
9.2.3.2 Photo Scale/Contour Interval
9.2.3.3 Contours from Existing Photos
9.2.4 Photo Scale Selection
9.2.4.1 Compatible Parameters
9.2.4.2 Incompatible Parameters
9.3 Planning an Aerial Photo Mission
9.3.1 Laying Out Flight Lines
9.3.1.1 Sidelap Gain
9.3.1.2 Flight Line Orientation
9.3.1.3 Airborne Global Positioning System (ABGPS) Navigation
9.3.2 Determining Number of Photos
9.3.3 Calculating Flight Height
Chapter 10
Geographic Referencing
10.1 Geographic Location Systems
10.1.1 Land Subdivision
10.1.2 Digital Mapping Data
10.1.3 Coordinate Systems
10.1.3.1 Universal Transverse Mercator
10.1.3.2 State Plane
10.1.3.3 Latitude/Longitude
10.2 Ground Control Surveys
10.2.1 Basic Surveying
10.2.1.1 Angles
10.2.1.2 Distances
10.2.1.3 Levels
10.2.2 Electronic Surveying
10.3 Ground Survey Toolbox
10.3.1 Conventional Ground Survey
10.4 Global Positioning
10.4.1 Determining Spatial Coordinates
10.4.2 Global Positioning System Procedures
10.4.2.1 Static Global Positioning System
10.4.2.2 Kinematic Global Positioning System
10.4.3 Airborne Global Positioning (ABGPS)
10.4.3.1 Aircraft
10.4.3.2 Reference to Ground Station
10.4.3.3 Aircrew Duties
10.5 Basic Control Networks
10.5.1 Conventional Surveys
10.5.2 Control Reference
10.5.2.1 Horizontal
10.5.2.2 Vertical Control
10.5.3 Traverse/Circuit Accuracy
10.5.3.1 Horizontal
10.5.3.2 Vertical
10.6 Photo Control Points
10.6.1 Photo Image Points
10.6.2 Ground Targets
10.6.3 Size
10.6.4 Control Point Selection
10.6.4.1 Conventional Control
10.6.4.2 Skeletal Control
Chapter 11
Aerotriangulation
11.1 Photo Control Bridging
11.1.1 Control Point Selection
11.1.2 Bridging Spans
11.1.3 Skeletal Ground Control
11.1.4 Photo Control Extension Procedure
11.1.4.1 Photo Image Point Location
11.1.4.2 Point Pugging
11.1.4.3 Reading Diapositive Coordinates
11.1.4.4 Computer Processing
11.1.5 Accuracy of Aerotriangulation
11.1.6 Accuracy Check
11.1.7 Effects of Analytical Error
11.1.7.1 C-Factor Adjustment
11.1.7.2 Ground Targets
11.1.8 Example of Field Control Point Scheme for Aerotriangulation
Chapter 12
Photogrammetric Map Compilation
12.1 Digital Mapping Data
12.2 Coordinate Systems and Data
12.2.1 Coordinate Reference Systems
12.2.2 Coordinate Systems
12.2.2.1 Universal Transverse Mercator
12.2.2.2 State Plane
12.2.2.3 Latitude/Longitude
12.2.3 Vertical Data
12.3 Structure of Digital Data
12.3.1 Digital Data Generation
12.3.1.1 Feature Code
12.3.1.2 Macro File
12.3.1.3 Data String
12.3.1.4 Data Form
12.3.2 Automated Feature Collection Methods
12.3.3 Data Collection
12.3.3.1 Planimetric Features
12.3.3.2 Topographic Features
12.3.3.3 Annotation
12.4 Advancements in Map Compilation
12.4.1 Elevation Data Collection Methods
12.4.2 Planimetric Feature Collection Methods
12.5 Data Standards
12.6 Digital Mapping Data Flow
12.6.1 Project Planning
12.6.2 Ground Control Collection
12.6.3 Imagery Collection
12.6.4 Stereomodel Orientation
12.6.5 Digital Data Stereocompilation
12.6.5.1 Planimetric Features
12.6.5.2 Topographic Features
12.6.5.3 Data Scheme
12.6.5.4 Digital Data Edit
12.6.6 Ancillary Data Collection
12.6.7 U.S. Geological Survey Data
Chapter 13
Information Systems
13.1 Information Systems
13.1.1 Value of Geographic Information Systems
13.1.2 Demands of a Geographic Information System
13.2 Computer-Aided Mapping
13.3 Themes
13.4 Data Collection for Information Systems
13.5 U.S. Geological Survey Information Sources
13.5.1 Tutorial
13.5.2 Geospatial Information
13.5.3 Areas of Specialty
Chapter 14
Orthophotography
14.1 General
14.2 Orthophotos
14.3 Digital Orthophoto Image Production
14.3.1 General
14.3.2 Design Parameters
14.3.2.1 Imagery and Ground Control
14.3.2.2 Image Scanning
14.3.2.3 Ground Control
14.3.2.4 Digital Elevation Model
14.3.2.5 Data Merge and Radiometric Correction
14.3.2.6 Tiling and Formatting
14.4 Orthophoto Cost
Chapter 15
Remote Sensing
15.1 Remote Sensing
15.2 Searching the Internet
15.2.1 Tutorials
15.2.2 Applications Dynamics
15.3 Remote Sensing Systems
15.3.1 Thematic Data Collection
15.3.2 Scanners
15.3.3 Types of Sensors
15.3.3.1 Aerial Camera
15.3.3.2 Video Camera
15.3.3.3 Scanners
15.4 Aerial Photo Image Scanning
15.5 Satellite Imagery
15.5.1 Data Format
15.5.2 Spectral Bands
15.5.3 Georeferencing Satellite Data
15.5.3.1 Advantages of Satellite Scenes
15.5.3.2 Pictorial Image
15.5.3.3 Change Detection
15.5.3.4 Perspective Views
15.5.3.5 Screen Digitizing
15.5.4 Restrictions
15.6 Satellite Systems
15.6.1 LANDSAT
15.6.2 SPOT
15.6.2.1 Off-Nadir Viewing
15.6.2.2 Applications
15.6.2.3 National Oceanic and Atmospheric Agency
15.6.2.4 Indian Remote Sensing
15.6.2.5 Earth Remote Sensing
15.6.2.6 IKONOS-2
15.6.2.7 RADARSAT
15.6.2.8 RDL Space Corporation
15.6.2.9 Data Comparison
15.7 Airborne Sensors
15.7.1 Airborne Visible Infrared Image Spectrometer
15.7.2 Thermal Infrared Multispectral Scanner
15.7.3 Digital Multispectral Videography
15.8 Sources of Satellite Imagery
15.8.1 SPOT
15.8.2 LANDSAT
15.8.3 National Oceanic and Atmospheric Agency
15.8.4 Space Imaging EOSAT
Chapter 16
Image Analysis
16.1 Analysis Procedures
16.1.1 Data Acquisition
16.1.2 Rectify Data
16.1.3 Thematic Map Generation
16.1.3.1 Supervised Classification
16.1.3.2 Unsupervised Classification
16.1.4 Areal Mensuration
16.1.5 Ground Truth Sampling
16.1.6 Data Correlation
16.1.7 Reporting
16.2 Image Interpretation Keys
16.2.1 Composition of Keys
16.2.2 Types of Keys
16.2.3 Interpretation Characteristics
16.2.3.1 Shape
16.2.3.2 Size
16.2.3.3 Pattern
16.2.3.4 Shadows
16.2.3.5 Tone
16.2.3.6 Texture
16.2.3.7 Site
Chapter 17
Project Planning and Cost Estimating
17.1 Introduction
17.2 Specifications
17.2.1 Project Description and Boundary
17.2.2 Define Products
17.2.3 Standards and Accuracy Requirements
17.3 Processes
17.3.1 Aerial Photography
17.3.2 Ground Survey Control
17.3.3 Densification of Ground Control
17.3.4 Elevation Model Collection
17.3.5 Planimetric Data Collection
17.4 Estimating Production Effort and Cost
17.4.1 Estimating Factors
17.4.1.1 Labor
17.4.1.2 Equipment
17.4.1.3 Overhead and Profit
17.4.2 Costing Aerial Photography
17.4.3 Costing Photo Control Surveying
17.4.4 Costing Aerotriangulation
17.4.5 Costing Photogrammetric Compilation
17.4.6 Costing Orthophoto Images
17.4.7 Summary of Production Efforts
Appendix A
Example of a Typical Photogrammetric Mapping Project Cost Estimation
A.1 Specification
A.2 Cost Estimation Process
Suggested Reading
Alıntı:
http://rapidshare.com/files/90144560...kademi.org.rar
 |
 |
|
1
|
Live |
331 |
20.01.2010 - 02:42:41 Son İleti: Hestia |
MİNERALLER
Yan yana eklenerek yerkabuğunu oluşturan kayaların ana maddesi olan mineraller, temelde değişmez ve benzeşik yapılıdırlar. Kimyasal bileşimleri belirgin olmasına karşın doğal olarak, bu kuralın da ayrıcası vardır. Bazı mineraller izomorf(eş biçimli) diziler oluştururlar. Bu dizilerin uç birimleri durumundaki bileşenlerinin değişik oranlarda karışarak (çoğunlukla sürekli) belli yapılar ortaya çıkarmaları olayıdır. Örneğin sürekli bir izomorf dizininin A ve B uç birimleri varsa, bu dizide %100’ü A (1. uç birim); %50’si A, %50’si B ve %100’ü B (2. uç birim) bileşenlerinden oluşmuş minerallere rastlanabilir. Bileşim değişimleri tek bir mineral kristalinde de görülebilir. Çoğunlukla merkezden dışa doğru olan bu değişim, yavaş ya da birden oluşabilir. Değişimin birden oluşması durumunda katmanlı kristaller ortaya çıkar. Doğal bileşikler, özellikle de silikatlar (silisli mineraller) çok çeşitli olduğundan,minerallerin sayısı da oldukça yüksektir.
Ancak, binlerce değişik türün yalnız birkaç düzinesi sık görülür. Minerallerin çoğu doğada pek az görülür. Doğadaki binlerce türle yetinmeyen insanoğlu, bir çok bakımdan gerçek minerallere benzeyen, ancak mineral sayılmayan bazı maddeler geliştirmiştir. Cam ve bazı seramik türleri bu maddelere örnek gösterilebilir. Yalnız belli kristal yapıları olan maddeler mineral sınıfı içinde ele alındığından, tüm dünyanın minerallerden oluştuğu söylenemez. Yerkabuğunun altındaki sıvı (örneğin, su ve petrol) ve erimiş kaya (mama) tabakalarının ana maddesi mineral değildir. Yerkürenin ‘katı toprak’ adı da verilen, katı maddelerden oluşmuş bölümü için durum farklıdır. Sert ya da yumuşak (granit ve kil gibi) tüm kayalar, bir ya da daha çok mineralin birleşimidir. Bazı kireçtaşı ve kuvarsit yatakları, kayatuzu ve kükürt çökeltileriyle grafit gibi, hemen tümü tek bir mineral türünden oluşmuş kayalara ender rastlanır.
Mineraller yalnız dünyada bulunmaz; başka gök cisimlerinin yapıtaşları da minerallerden oluşmuştur. Aydan getirilen kaya örneklerinde mineraller bulunduğu ve bunların Dünyadakilere çok benzediği ortaya çıkmıştır. Bazı türlerse ilk kez bu örneklerde görülmüştür. Söz konusu minerallerin, Aydaki kayaların oluşmasına yol açan koşullarla doğrudan ilişkisi vardır. Genel olarak mineraller oluşum sırasında, bir kristal biçimi alma eğilimindedirler. Bu biçim, kristalin iç yapısıyla uyumludur. Ancak, çoğu zaman bu sürecin oluşmasına yetecek oylumun bulunmaması nedeniyle gelişme, dolaylı olarak da biçim düzensizdir. Oluşumdan sonra kaya parçacıkları olarak birbirine kenetlenen ya da ayrı kalabilen kristaller, aşınmadan etkilenirler. Bu süreç sonunda, kristallerin tipik biçimi tümden yok olur. Gerçekte de kristallerin çoğu ilk oluştuklarında ancak mikroskopla görülebilecek büyüklüktedir. Bu nedenlere bağlı olarak kayalar, özgün kristal yapıları olan minerallerden oluştukları izlenimini uyandırmazlar. Bir mineralin kristal yapısının belirginliği, oluşum biçimine ve süresine de bağlıdır.
Ağır ağır gelişen kristaller, hızla oluşan kristallere göre genellikle daha belirgin biçimlere sahiptir. Başlıca kristalleşme biçimleri magmanın katılaşması, kimyasal çökelme, başkalaşım ve bazı elementlerin fazlaca bulunduğu yeraltı sularında görülebilecek türden kimyasal tepkimelerdir.
OLUŞUM
Magma:Yerkürenin iç bölümlerinde erimiş halde kaya kütleleri (magma) vardır. Magma, katı haldeki kristalleri de içerir. Sıvı evrede, polimerleşme (zincir oluşturma) yoluyla birbirine bağlanabilen anyon (negatif yüklü tanecikler) ve katyon (pozitif yüklü tanecikler) kümeleri bulunduğu sanılmaktadır. Magmanın asıl bulunduğu yer dünyanın dış çekirdeğidir. Ancak, yerkabuğuna daha yakın olan manto tabakasının bazı bölgelerinde ve yerkabuğunda da magma gözeleri görülür. Bu mağaralardaki erimiş kayalar, dünya çekirdeğindeki magma ile doğrudan bağlantı halindedir. Magma, kanallar ve çatlaklar yoluyla magma gözelerinden yeryüzüne doğru yükselebilir ve bazen de yeryüzüne çıkar. Bu sırada ısının ve basıncın düşmesi, yoğunlaşma, kristalleşme ve daha önce oluşmuş kristallerin ısınarak belli ölçüde erimesi gibi karmaşık değişimlere yol açar.
Lavların yeryüzüne fışkırmasında olduğu gibi soğuma hızlıysa, kristaller biçimlenecek zaman bulamazlar. Böylece, mikroskobik kristalleri olan, çok ince tanecikli hatta camsı kayalar ortaya çıkar. Soğuma yavaş olduğunda, örneğin yerkabuğunun derinlerinde granit ve benzeri kayalar oluşur. Bu kayaların yapısında daha çok kuvars, feldspat ve mika kristalleri vardır. Çapları birkaç milimetreyle bir santimetre arasında değişen bu kristaller oldukça iri kabul edilir. Magmanın göreceli olarak geniş bir kanaldan yeryüzüne yükselmesiyle çeperlere değerek soğuyan silikatlardan, hem iri hem de küçük kristalleri olan kayalar (porfirler) oluşur. Erimiş silikatların kristalleşmesi sırasında oluşan tepkimeler sürekli ya da evreli olabilir. Sürekli tepkime dizileri sonucunda karışık kristaller oluşur. Örneğin uç birimleri albit (bir sodyum aluminosilikatı) ve anoltit (bir kalsiyum aluminosilikatı) olan plagioclase, böyle bir kristaldir. Soğuma yavaş olduğunda önce kalsiyumlu kristaller (anortit) oluşur. Bunlar magma ile tepkimeye girerek, magmanın kimyasal bileşiminin belirleyeceği oranda albitle karışırlar.
Evreli tepkime dizilerine örnek olarak da, kristalleşen ilk mineralin magnezyumsilikat forsteriti (Mg2SiO4) olduğu forsterit-kristobalit sistemi gösterilebilir. İlk kristalleşmeden sonra magmadaki silis oranı yükselir ve belli bir noktadan sonra da magmadaki forsterit kararlılığını yitirerek tepkimeye girer; başka bir magnezyum silikatı olan (Mg2SiO4) oluşarak, tepkime magmada geriye kalan tüm magnezyumu çeker. Son olarak da, bir tür silis kristali olan kristobalit oluşur. Magmanın kristalleşmesi süreciyle ilgili olarak yapılan bir çok araştırmanın sonucunda, Bowen Tepkime Dizileri olarak bilinen model ortaya çıkmıştır. Bu modelle, belli kimyasal bileşimleri olan magmalardan hangi minerallerin, hangi sırayla oluşabilecekleri açıklanabilmektedir. Örneğin, magmadaki silis (SiO2) oranı düşükse, olivin, piroksen, leusit, nefelin ve alkali feldspat gibi az silisli minerallerden oluşmuş bazaltlar ortaya çıkar. Magmanın SiO2 oranı yüksekse, oluşan bazaltlar da piroksen ve feldspatın yanısıra kuvars (SiO2) da bulunur. Erimiş haldeki silikatların ve diğer kaya magmalarının hemen tümünde, sıvı hallerini uzun süre koruyan elementler vardır. Bu elementler çoğunlukla son aşamada, ince damarlar (pneumalitik damarlar) halinde kristalleşirler. Örneğin beril, topaz ve turmalin gibi değerli taşların oluşumları böyledir. En son geriye kalan doygun su eriyiklerinden oluşan hidrotermal tortular da daha çok kuvars bulunursa da, zaman zaman altın, gümüş ve bakır gibi maden filizleri de görülür.
BAŞKALAŞIM
Kaya kütleleri, çeşitli koşullara bağlı olarak çok yüksek ısı ve basınçların etkisi altında kalabilir. Örneğin, bir kaya kütlesi derinlere doğru, hem ısı hem de basınç artar; magmanın yükseldiği durumlarda yalnız ısı, dağların çöktüğünde oluşumu sırasında açığa çıkan güçlerin etkisiyle de yalnız basınç yükselir. Bu değişimler, ortamdaki minerallerin kararlılıklarını yitirmelerine yol açabilir. Kimi zaman da, bazı kimyasal maddeler mineral taneciklerinin arasındaki sızıntı sularına karışarak uzaklaşır. Aynı süreç yeni kimyasal maddelerin ortama geçmesine de yol açabilir. Kararsızlaşan minerallerin bir bölümü çözülerek başka minerallerin oluşmasına yol açar. Başkalaşım (metamorfizm) adı verilen bu süreç genellikle 300-1200 *C arasındaki ısıda görülür. Daha yüksek ısılarda kaya kütleleri tümüyle erir (anatexis). Basıncın belli bir yönü varsa, yeni oluşan mineral kristalleri, basıncın en fazla olduğu yönle dik açı oluşturacak biçimde gelişir. Başkalaşım sonucunda ortaya çıkan minerallerin niteliğini ısı ve basınç dışında, başlangıçtaki kayanın kimyasal bileşimi de belirler.
DİAGENESİS(Yeniden Oluşum)
Özellikle yeraltındaki akarsuların etkisiyle mineraller, düşük ısı ve basınçlarda da çözülerek yeni yapılar oluşturabilirler. Sık görülen diagenesis biçimlerinden biri ‘taşlama’ sürecidir. Örneğin kum zamanla kumtaşına dönüşebilir. Bu olgunun nedeni, kum taneciklerinin arasına genellikle kuvars, kalsiyumkarbonat ya da demiroksitleriyle hidroksitlerin karışımlarından oluşan bir çökeltinin dolmasıdır. Bazı durumlarda bir mineralin yerini başkası alabilir. Örneğin, ortalama magnezyum oranı yüksek olan bir yer altı suyu varsa, bir kireçtaşı (kalsit) zamanla dolomite (Ca,Mg(CO3)) dönüşebilir. Böyle bir durumda kristalin yapısı değişmeyebilir; kalsiyumun yerini magnezyuma bırakması oldukça yavaş bir süreçtir. Yeni oluşan dolomit kristallerinin dış görünüşleri de, başlangıçtaki kalsit kristallerine benzeyecektir. Başka bir diagenesis türü de, sığ denizlerde görülen mika benzeri yeşil renkli gılokonit mineralinde olduğu gibi, yeni minerallerin oluşmasıdır(authigenesis). Bu, denizlerde bulunan ve oksitlenme sonucu kahverengi bir görünüm alan yeşil kuma tipik rengini veren mineraldir. Sığ denizlerin dibindeki manganez yumruları da authigenesis sonucunda oluşmuştur.
AŞINMA
Mineraller, iklim koşullarının etkisiyle yeryüzünde de değişim geçirebilirler. Bazı mineraller, örneğin kuvars (SiO2) aşınmaya karşı daha dayanıklıdır. Öte yanda, örneğin feldspatlar kolaylıkla aşınarak çeşitli kil minerallerine dönüşürler. Sürüklenerek başka yerlerde tortular oluşturan bu kil parçacıkları biraraya geldiğinde sertleşerek katmerli kayalara, basınç yüksek olduğunda da arduvazla (siyah mermer) şistlere dönüşürler.
KİMYASAL ÇÖKELME
Bazı yörelerde, yer altı sularına karışmış olan maddelerin yoğunluğu artıp, suyun doyma noktası aşıldığında, birtakım mineraller çökelir. Örneğin, kireçtaşı tabakalarının arasından sızan suların yeryüzüne ulaşıp buharlaşmasıyla oluşan çökelme sonucu, mağaralarda sarkıt ve dikitler açık havada traverten katmanları ortaya çıkar. Deniz suyunun buharlaşması sonucunda, tuz oranı gittikçe artan mineral çökeltilerinin önemi daha büyüktür. Bu tür bir buharlaşma sonucunda mineraller belli bir sırayla çökelerek ‘evaporit’ adı verilen tortuları oluştururlar. İlk önce kalsiyum ve magnezyum karbonatları olan kalsit, aragonit ve dolomit çökelir. Bunları suyun üçte biri buharlaştığında sülfatlar (alçıtaşı ve anhidrit) izler. Su buharlaşmayı sürdürerek ilk hacminin 1/10’una düştüğünde, kayatuzu (halit) çökelir. Hacim 1/16’ya düşünce de silvit, kainit ve karnalit gibi önemli potasyum tuzları yoğunlaşır. Son olarak da magnezyumklorid (bisçofit) çökelir.
Altın, gümüş ve bakır gibi metaller doğada hemen hemen arı halde bulunurlar. Bu kural, metaller dışında, bazı başka elementler için de geçerlidir. Örneğin karbona, elmas ve grafit biçiminde rastlanır; özellikle volkanik bölgelerde sarı kükürt yatakları görülür. Ancak, iki ya da daha çok elementten oluştuklarından minerallerin yapısı çoğu zaman daha karmaşıktır. Mineraller genellikle basit bir oranda element içerirler. Örneğin SiO2 (bir silikon, iki oksijen atomu), Al2O3 (iki alüminyum, üç oksijen atomu), FeO,CaAl2Si2O8 vb... Başka kimyasal bileşiklerde görülen bileşim oranları, minerallerde de her zaman kusursuz olmaz. Örneğin, kuramsal formülü TiO2 olan ve bir titanyum, iki oksijen atomundan oluşması beklenen rutil mineralinin duyarlı bir kimyasal analizi yapıldığında, gerçek formülün TiO1.99 olduğu ortaya çıkar. Yani, ortalama 0,01 oranında oksijen atomu eksiktir. Bu olgu mineralin iç yapısı (kristal kafesi) kusursuz olmadığından karşımıza çıkmaktadır. Kristalin gelişmesi sırasında ya da daha sonra etkili olan bazı süreçler ve düzensizlikler bu tür sapmaların başlıca nedenleridir. Kristal kafesinde atom bulunması gereken yerler boş kalabildiği gibi (TiO1,99), iri iyonlu kristal kafeslerindeki atomların arasındaki boşluğa da, mineralin kimyasal formülüne göre orada bulunması gereken küçük iyonlar girebilir. Örneğin, kuramsal formülü Be3Al2Si6O18 olan beril kristal kafesinde sodyum (Na) atomları görülür. Bu nedenle, söz konusu mineralin gerçek formülü Be3Al2Si6O18Na0,01 biçimindedir. Kuramsal formülden sapmalar, izomorf dizilerde daha da önem kazanır. Örneğin, (MgFe) 2SiO4 formülüyle ifade edilen olivinlerde, forsterit (Mg2SiO4) ve fayalit (Fe2SİO4) uç birimlerinin arasında tam bir dizi vardır. İkiden fazla uç birimi olan izomorf dizilerede rastlanır. Plagioclase adını alan albit (NaAlSi3O8) ve anortit (CaAl2Si2O8) minerallerini arasında oluşan izomorf dizileri içeren feldspatlar, bu olgunun en iyi örnekleridir. Albit, üçüncü bir uç birim olan sanidin (Ka1Si3O8) ile birleşerek, karışık kristaller (Alkali feldspatlar) oluşturabilir. Alkali feldspatlarla plagioclase mineraller süreksiz izomorf diziler oluşturabildikleri gibi, selsian (BaAl2Si2O8) ile birleşerek yine bir izomorf dizi oluşturabilirler.
KİMYASAL FORMÜLLER
Bir mineralin kimyasal formülünden hem bileşimi, hem de yapısı anlaşılabilir.
Örneğin saf kükürt , basit kükürt kristalinde 8 atomun birbirine bağlı olduğunu anlatmak amacıyla S8 formülüyle gösterilir. Özellikle silikatlarda, SİO4 ve Si2O7 gibi bazı yapılar çok sık görülür. Örneğin, epidot minerallerinin basit kimyasal formüllünde
(Ca2(A1,Fe)3 Si3 O12) bu yapıları görmek imkansızdır. Ca2 (A1, Fe) A12(SiO4/O/OH)
biçimindeki yapısal formüle bakıldığındaysa Ca2+ ve A13+ iyonlarının en önemli katyonlar oldukları açıkça görülür ( 2+ ve 3+ ,kalsiyum ve alüminyum iyonlarının, sırasıyla 2 ve 3 değerlerinde pozitif yük taşıdıklarını vurgulamaktadır). Formülden ayrıca Al(+3) iyonlarının en fazla üçte birinin yerine Fe(+3) gelebileceği, silikonun (Si) hem Si2O7(-6), hem de SiO4(-4) gruplarında bağ oluşturduğu, oksijen atomlarının tümünün silikonla birleşmediği ve bir de hidroksil grubunun (OH) var olduğu anlaşılabilir. Mineraller, yapısal formüllerine göre sistemli bir biçimde sınıflandırılabilirler. Günümüzde, James Dwight Dana’nın (1813-95) 19. yy’de geliştirdiği sisteme dayanan bir sınıflandırma uygulanmaktadır. Bu sisteme göre temel ayrım silikat olmayan minerallerle silikatlar arasındadır. İlk grup kendi içinde elementlere, sülfitlere, halitlere, oksitlere, karbonatlara, sülfatlara ve fosfatlara ayrılır. İkinci grup da siklo-, ıno-, fillo- ve tektosilikatlar vardır.
SİLİKAT OLMAYAN MİNERALLER
Elementlerden bakır (Cu), gümüş (Ag), altın (Au) ve platin (Pt) metalleri, arsenik (As), antimon (Sb) ve bizmut (Bi) metaloidleri, metal olmayan elementlerden de kükürt (S) ve karbon ©, doğada çoğu zaman arı halde bulunur. Oldukça geniş bir grup olan sülfitler genellikle galenler, pritler, blentler ve fahlorlar alt gruplarına ayrılır. Metal parlaklığı ve kurşuni rengi olan, genellikle kusursuz dilinim özelliği taşıyan galen grubuna örnek olarak, bakır galeni (kalkosit, Cu2S) ve kurşun galeni (PbS) gösterilebilir.Metal görünümü ve yansıtma özelliği olan sert piritlerin dilinimi yoktur.Pirit(FeS2) ve arsenopirit(FeAsS) bu grubun başlıca örnekleridir.Çinko blendi(ZnS) ve sürür(HgS) gibi örnekleri olan blenler grubunun özellikleriyle dilinim, ışık geçirebilme ve yumuşaklıktır. Tetrahetrit(Cu3SbS3-4) mineralinin temsil edebileceği fahlorlar metal parlaklığına ve konkoid(SEDEF eğrisi)parçalanma özelliğine sahiptir.Suda çok kolay eriyebilen halitlerin katı halde mineral oluşturdukları pek az görülür. Yine de, kayatuzu (halit,NaCl), silvit (KCl) ve florspar (florit, CaF2) bu türün yaygın örnekleridir. Oksit grubuna gerçek oksitler (örneğin kuvars SiO2, ve kırmızı demir filizi hematit Fe2O3), çift oksitler (örneğin magnetit, FeO-Fe2O3) ve hidroksitler (hidrargilit, Al (OH)3) girer. Karbonatlar (örneğin kalsit CaCO3; magnesit, MgCO3), nitratlar (örneğin Şili güherçilesi, NaNO3) ve boratlar (örneğin boraks, Na2B4O7. IOH2O) karbonat grubuna girer. Sülfat grubunda da sülfatlar (örneğin, alçıtaşı, CaSO4. 2H2O), kromatlar (örneğin, crocoite, PbCrO4) tungstatlar (örneğin,volframit (Fe, Mn)WO4) ve molibdatlar (örneğin, vulfenit, PbMoO4) vardır. Fosfat grubunda ksenotim (YPO4) örneğinde olduğu gibi, zaman zaman ender elementleri de içeren fosfatların yanı sıra arsenatlar (örneğin mimetit, Pb5Cl(AsO4)3) ve vanadatlar (örneğin vanadinit, Pb5Cl(VO4)3)’da bulunur.
SİLİKATLAR
Yerkabuğunun büyük bölümünü oluşturan silikatlar (hacim bakımından %86), Sio4(+4) tetrahedronunun (tedrahedron eş kenarlı, eş açılı ve dört üçgen yüzlü bir piramittir) polimerleşme (zincir oluşturma) eğilimi sonucunda ortaya çıkmıştır. SiO4(+4) grubundaki 4 oksijen atomu, silikon atomunun çevresinde, bir tetrahedron oluşturacak biçimde dizilmiştir. Orto ve nezosilikatların yapısındaki basit SiO4 tetrahedronlarında, oksijen atomlarının tümü her zaman silikon atomuna bağlı değildir. (Mg, Fe)2SiO4 formülüyle gösterilen olivinlerin izomorf dizileri, ilk gruba girer. Değerli bir taş olan topaz (AlSiO4(F,OH)2 ise, ikinci gruptandır. Sorosilikatların karakteristik özelliği, iki SiO4 tetrahedronunun birleşerek Si2O7- grupları oluşturmasıdır. Bu durumda, oksijen atomlarının tümü silikon atomlarına bağlanabilirler (örneğin gehlenit, CaAl(Si, Al)2O7.Ca(Al, Fe)Al2(Si2O7/SiO4/O/OH) genel formülüyle ifade edilen epidot grubunun çeşitli üyeleri de, nezosilikatlara geçişi sağlar. Siklosilikatlar, üç, dört, ya da altı SiO4-tetrahedronundan oluşmuş halkalar içerir. Örneğin beril, Na(Mg, Fe, Mn, Li, Al)3.Al6(Si6O18/(BO3)/OH, F)4, bu gruptandır. Lifli ve dilinimli prizmalar oluşturan inosilikatların yapısında, SiO4-tetrahedronun zincirleri vardır. İki tetrahedronluk birimlerden oluşan proksen zincirleri, üç, beş, ya da yedi tetrahedronluk birimlerden oluşan proksenoid zincirleri ve Si4O11-gruplarından oluşan çift zincirli amfiboller, ayrı kategorilerdedir. Sırasıyla hypersthene, MgFe(Si2O6), wollastonite, CaSiO3 ve gılokofan, Na2(Mg, Fe)3.Al2(Si8O22/(OH)2), yukarıdaki grupların örnekleridir.
KRİSTALLER
Ortaya çıkabilecek mineral kristallerin türleri, ortamda bulunan kimyasal bileşenlere ve bunların kristal kafesindeki düzenlerine bağlıdır. Kristalin alacağı biçimi düzenleyen en önemli etmen, kafesin biçimidir, çünkü kristalin yüzleri, birim kafese göre yön kazanır. Kristal kafesi üç boyutlu bir yapıdır. Kuramsal olarak, sonsuz sayıda eş biçimli göze birbirine eklenebilir. Kristallerin eksenleri birbirine eğik ya da dik açılı, kısmen eğik, kısmen dik açı olabilir. Eksenlerin boyları da kimi zaman eşit, kimi zaman farklıdır. Bu olasılıklara göre, herbirinin kendine özgü simetrik yapıları olan yedi ayrı kristal sistemi vardır.
KRİSTAL SİSTEMLER
Kübik sistemde, birim gözenin birbiriyle açı oluşturan kenarlarının tümü aynı uzunluktadır. Küp, bu koşulları sağlayan biçimlerden biridir. Kübik kristal sistemi olan minerallerin arasında kaya tuzu (halit, NaCl), doğal altın (Au) ve pirit (FeS2) vardır. Tetragonal sistemde, birbirine dik olan üç eksenden biri diğerlerinden ya daha kısa, ya da daha uzundur. Basit bir dikdörtgen prizma, bu tür yapının örneğidir. Kasiterit (SnO2) ve zirkon (ZrSiO4) mineralleri tetragonal kristallerden oluşmuştur. Ortorombik sistemde, eksenler yine birbirine diktir, ancak her birinin uzunluğu farklıdır. Bu nedenle, dik açılı koşutyüz benzeri biçimler ortaya çıkar. Örneğin kükürt (S8) ve antimonit (Sb2S3) bu sisteme giren minerallerdir. Heksagonal sistemde, birim gözenin tabanı altıgen biçimdedir. Bu tabana dik olan eksen çeşitli boylarda olabilir. Yani, temel biçim altıgen prizmadır. Örneğin, apatit (Ca5(F, Cl,OH)3 ve nefelin, NaAlSiO4 minerallerinin kristalleri bu biçimdedir. Trigonal sistemin eksen yapısı, heksagonal sisteminkine benzer. Temel biçim rombohedron, yani köşegenlerinin birinin doğrultusunda bükülmüş bir küptür. Dolomit, (Ca.Mg)CO3 ve kuvars, SiO2, bu sisteme girer. Tüm eksenlerin farklı uzunluklarda olduğu kristaller, monoklinik sistemi oluştururlar. Birim gözenin iki dik, bir de eğik açısı vardır. Temel biçim de, birim prizmanın aynısıdır. Alçı taşı, CaSO4 ve ortoklaz (formülü KalSi3O8 olan bir feldspat), bu sistemdeki minerallerdendir. Eksenlerin tümünün farklı uzunlukta olduğu ve birbirleriyle geniş açı yaptığı triklinik sistemde, birim gözelerin
 |
 |
|
1
|
Live |
275 |
20.01.2010 - 02:40:59 Son İleti: Hestia |
 |
 |
|
7
|
Live |
318 |
20.01.2010 - 02:35:32 Son İleti: Hestia |
Jeolojik Devirler
KAMBRİYEN ÖNCESİ: Hadeyan, Arkeyan, Proterozoik
"Kambriyen öncesi" yeryüzünün oluşumundan Kambriyene kadar geçen dört milyar yıllık zaman dilimidir. Yeryüzü tarihinin 7/8'lik bölümü, Kambriyen öncesinde geçer. Dünyanın yüzeyinin soğuyup, katılaşması, kıtasal levhaların, atmosferin ve okyanusların oluşması. Yaşamın jeobiyokimyasal süreçler sonucu ortaya çıkması, bakterilerin evrimi, atmosferin oksijence zenginleşmesi, ökaryotların evrimi ve ilk hayvanların ortaya çıkması hep Kambriyen öncesinde gerçekleşir. Ne var ki Kambriyen öncesine ait bilgileriniz son derece sınırlı ve tartışmalı. Son zamanlarda kabul gören sistemde, Kambriyen öncesi, Fanerozoik devirle denk iki devre ayrılır: Proterozoik ve Arkeyan. Ancak, dünyanın en eski kayaçlarının bulunduğu Arkeyanın başlangıç zamanı belirtilmez. Bunun nedeni, yeryüzünde Arkeyan öncesine ait hiçbir kayaç olmamasıdır. Yeryüzünde bilinen en eski kayaçlar 3.8 milyar yıl öncesine ait. Bu zamandan önceki kayaçlar jeolojik olaylar sırasında aşınarak ya da yeniden magmaya karışarak yok olmuş. Dünyanın 4,5 milyar yıl olarak biçilen yaşı, jeolojik etkinliğin olmadığı Ay'dan getirilen taşların ve yeryüzüne düşen meteorlar üzerinde yapılan çalışmalarla bulunmuştur. Bazı bilim adamları Dünyanın, Güneş sisteminin oluşumu sırasında, bir göksel cisim olarak belirmesinden Arkeyana kadar geçen zaman dilimi için Hadeyan ismini kullanır. Bu da, tıpkı yaşadığımız çağ olan Holosen gibi gerçek bir jeolojik devir olmasa da, dünya tarihinin bütünlüğünün sağlanması amacıyla kullanılır. Hadeyan
4500 myö - 3600 myö arası
Dünyanın göksel cisim olarak belirdiği zamandan, Arkeyana kadar geçen süre arasında kesin bir sınır yoktur. Hadeyanda ilkin atmosfer, ve okyanuslar oluştu. Bu zamanda oldukça bol olan meteorlar, yeryüzünü sürekli bombardıman ediyordu. Hadeyanın ilk dönemlerinde Mars boyutlarındaki bir gök cisminin Dünya ile çarpışmasıyla, Dünyadan kopan parçalar Ay'ı oluşturdu. Volkanik etkinlik oldukça yüksekti, ilkin kıtalar da bu zamanda oluştu. 
Hadeyan devrinde dünya
Arkeyan
3600 myö-2500 myö arası
Fanerozoiğin iki katı uzunluğunda bir devirdir. Yeryüzünde, bilinen en eski kayaçlar bu devre aittir. ılkin okyanuslarda mikrobiyal yaşam jeobiyokimyasal süreçler sonunda bu dönemde ortaya çıkıp, evrildi. Canlıların bugün kullandığı biyokimyasal süreçlerin temeli atıldı ve bu süreçlerin büyük çoğunluğu bu dönemde kuruldu. Arkeaların baskın olduğu prokaryotik yaşam okyanuslarda yaygındı. Fotosentetik bakteriler olan Siyanobakteriler ortaya çıkıp, o zamana kadar oksijensiz olan okyanuslara oksijen salmaya başladı. Bu yeryüzünde ilk kez bol miktarda bulunan serbest oksijenin okyanuslarda çözünmüş halde bulunan demirle tepkimeye girerek birlikte çökmelerine neden oldu. 
Arkeyan devrinde dünya
Proterozoik
2500 myö-545 myö arası
Kıta hareketleri normal seyrine girerken, dev kıta Rodinia oluştu. Arkeyan dönemde ortaya çıkan stromatolitler yaygınlaştı. Arkeyandan beri okyanuslara salınan oksijen, artık serbest halde okyanuslarda ve atmosferde bol miktarda bulunmaya başladı. Bu Proterozoik okyanuslarının çekirdeksiz -prokaryotik- canlıları için bir felaket oldu. Bildiğimiz bu ilk, belki de tüm zamanların en büyük çevresel felaketi Arkeyan canlılarının büyük bir kısmını yok etti. Arkealar azalıp, oksijensiz ortamlara çekilmek zorunda kalırken; bakteriler üstünlüğü ele geçirdi. Oksijenin artması ve canlılarca kullanılmaya başlamasıyla, ilk çekirdekli -ökaryotik- canlılar ortaya çıktı. Proterozoiğin sonlarına doğru ilk çok hücreli -algler ve ilkin hayvanlar-canlılar ortaya çıktı. Proterozoik boyunca birkaç kez yeryüzünün gördüğü en büyük buzul çağları yaşandı. "Kartopu dünya" olarak adlandırılan bu buzul çağlarında yeryüzünün tamamı birkaç kilometre kalınlığında bir buz tabakasıyla kaplandı. Bu buzul çağlarının sonuncusundan hemen sonra ilkin hayvanlar ortaya çıktı. 
Stromatolit Fosilleri
Edikara faunası olarak bilinen fauna, bu ilkin hayvanlara ait fosil yataklarının en iyi bilinenidir. Burada, ilk yumuşak dokulu çok hücreli hayvanlara ait fosiller bulunur. Edikara faunasının hayvanları oldukça ilkel ve garipti. Süngerler ve deniz anaları gibi bazı tanıdık şubelerin üyelerinin yanı sıra, bilinen hiçbir şubeyle ilgisi olmayan hayvanlar da vardı. Arkarua adami, Dickinsonia, Tribrachidium, Cyclomedusa, Kimberella Edikara faunasının hayvanlarından bazılarıdır. 
Edikara faunası
Kambriyen öncesi dünya
Jeolojik Devirler-KAMBRİYEN ÖNCESİ FANEROZOİK- PALEOZOİK
Paleozoik Zaman
(545 myö-251.4 myö)
294milyon yıl sürdü
Antik Yaşam
Yaklaşık üç yüz milyon yıl süren Paleozoik, Fanerozoiğin ilk ve en uzun zamanıdır. Bu zaman çok hücreli canlıların ortaya çıktığı, gelişip yaygınlaştığı ve ekosistemin baskın yaşam biçimi haline geldiği zaman dilimidir. Paleozoik boyunca iklim genel olarak nemli ve ılımandı. Zaman zaman güney kıtası Gondvana'nın kutup bölgesinden geçmesiyle ya da başka biçimlerde buzul çağları yaşanmıştır. Kambriyenden hemen önce süper kıta Rodinia'nın parçalanmasıyla daha küçük kıtalar doğar. Bu kıtalardan en büyüğü olan Gondvana, Paleozoik kıtalarının ana kitlesini oluşturur. Paleozoiğin sonuna doğru kıtalar yeniden bir araya gelerek yeni bir süper kıta olan Pangea'yı oluşturur. 
Erken Paleozoik yaşamı
Paleozoiğin hemen başında "Kambriyen Patlaması" olarak bilinen olayla birlikte hayvanlar fosil kayıtlarına girer. Nerdeyse bilinen tüm hayvan şubeleri Paleozoiğin başında çeşitli türlerce temsil ediliyor, çok çeşitli omurgasız grupları denizleri dolduruyordu. Bunların arasında bazı bilim adamlarınca "deneysel" olarak kabul edilen ve kısa sürede ortadan kalkan yaşam biçimleri de vardı. Erken Paleozoikte henüz çok kırılgan olan ekosistemde yaşanan yok oluşlarla dönemin geri kalanına damgasını vuracak canlılar belirlenir. Paleozoik denizlerinin en tipik canlılarından biri eklembacaklılar grubundan olan üç loblulardı. Erken Paleozoikte çok yaygınlık ve çeşitlilik kazanan üç loblular, zamanın sonuna doğru azalarak ortadan kalktı. Paleozoiğin bir diğer baskın grubu da dallı bacaklılardı. Zaman zaman tüm türlerin %50'sinden fazlası dallı bacaklılar arasından çıktı. Tabulat ve rügoz mercanlar, yosun hayvancıkları, derisi dikenlilerden deniz laleleri ve blastoidler, yumuşakçalardan nautiloidler Paleozoiğin önemli omurgasız gruplarıydı. 
Üç loblu fosili (Trilobit)

Paleozoiğin ortalarına doğru omurgalılar denizlerin en önemli gruplarından biri olur. Balık Çağı olarak adlandırılan bu dönemde, ilkel çenesiz balıkların ardından ilk çeneli balıklar, ilk kemikli balıklar ve köpek balıkları ortaya çıkıp yaygınlaşır. Denizlerde balıkların üstünlüğü ele geçirdiği sıralarda ilk bitkiler ve hayvanlar karaya adımlarını çoktan atmıştı. Damarsız kara yosunu benzeri bitkilerin ve kırkayak benzeri eklembacaklıların öncülük ettiği karaların çok hücreli canlılarca işgaline, Orta Paleozoiğin sonlarına doğru omurgalılardan da destek geldi. Geç Paleozoiğe gelindiğinde yeryüzü karaları uçsuz bucaksız ormanlarla kaplandı, pek çok hayvan grubunun temsilcilerinin de katılımıyla karmaşık bir karasal ekosistem kuruldu. Karasal faunanın en göze çarpan üyeleri, artık uçma yeteneğini geliştirmiş olan böcekler, iki yaşamlılar ve sürüngenlerdi. Paleozoiğin sonlarına doğru Pangea'nın oluşmasıyla iklim kuraklaşıp, karasallaşır. Sucul ortamların azalmasıyla geniş alanlara yayılmış sporlu bitkilerin oluşturduğu bataklık ormanları, yerini açık tohumlu bitkilerin oluşturduğu ormanlara bıraktı. İki yaşamlılardan da sürüngenlere doğru bir kayış oldu. Zamanın sonlarında sürüngenler oldukça çeşitlendi ve memelilerin ve dinozorların ataları olan gruplar ortaya çıktı. Bu canlılardan bazılarının kürklü ve sıcak kanlı oldukları düşünülüyor. 
Çeneli balık (Coelacant)

İki yaşamlı (Greererpeton)
Permiyen sonunda, bir gök cisminin yeryüzüne çarpmasıyla, Paleozoik canlılarının büyük çoğunluğu ortadan kalkar. Yok oluşun ardından sahneye yeni canlılar çıkar Eskisinden oldukça farklı olan bu yeni yaşamla, "Dinozorlar çağı" olarak da anılan Mezozoik Zaman başlar. 
Paleozoik zamandan görüntü
PALEOZOİK Kambriyen Dönem
Kambriyen Dönem
545-495 myö arası
Kambriyen Patlaması:
Hayvanların hızlı evrimi ve çeşitlenmesi
Kabuklu canlılara ait ilk fosiller

Kambriyen döneminden bir manzara
Kambriyen, yeryüzü yaşamı için bir dönüm noktasıydı. Yaşamın ortaya çıkışından Kambriyene kadar geçen yaklaşık üç milyar yıllık süreç içinde yaşam hücresel düzeyde pek çok gelişme kaydetti; fakat, bu gelişim bakterilerden, bir ve çok hücreli alglerden öteye geçemedi. Geç Proterozoikte başlayan hayvanların gelişimi ve çeşitlenmesi, Kambriyene damgasını vuran en önemli olaydı. Kambriyenden hemen önce Neoproterozoiğin sonunda en ilkel biçimleriyle ortaya çıkan hayvanlar, Erken Kambriyenin sonuna kadar geçen kısa zaman dilimi içinde, yaşamın tarihi boyunca bir daha asla tekrarlanmayacak bir hızla evrimleşip, çeşitlendi. Tartışmalara karşın "Kambriyen Patlaması" olarak adlandırılan bu olayın sonunda, sadece 25 milyon yıl içerisinde, bilinen hayvan şubelerinin neredeyse hemen hepsi ortaya çıktı.

Kambriyen döneminde hayat çeşitlilik açısından "patladı"
Kambriyen Dünyası
Kambriyen kıtaları dev kıta Kambriyen öncesi kıtası Rodinia'nın parçalanmasıyla oluştu. Kambriyen kıtalarının en büyüğü olan Gondvana günümüz güney kıtalarından oluşuyordu. İkinci büyük kıta olan Laurentiya'nın büyük bir bölümü günümüz Kuzey Amerika'sından oluşuyordu. Baltıka ve Sibirya kıtaları ise güney yarıkürede Laurentia ile Gondvana arasında yer alıyordu. Bugünkü Avrupa ve Asya'nın diğer bölümleriyse küçük parçalar halinde Gondvana 'nın kuzey kıyılarına dağılmıştı.
Kambriyen dünyası
Kambriyen İklimi
Kambriyen dünyasının, genel olarak günümüzden daha sıcak ve nemli olduğu düşünülüyor. Kambriyen iklimi Geç Neoproterezoik buzul çağı ile Ordovisyen buzul çağları arasında geçen ılıman bir dönemdi. Neoproterezoiğin sonunda buzulların erimesiyle yükselen denizler Gondvana dışındaki kıtaların büyük bir bölümünü kaplar. Kutuplarda kara parçası bulunmadığından, kutup buzulları oluşmuyor ve yeryüzünde serbestçe dolaşan okyanus suları güneşten gelen ısıyı tüm dünyaya dağıtıyordu. Böylece deniz omurgasızlarının gelişmesi için mükemmel habitatlar olan sıcak sığ denizler oluştu. Orta ve Geç Kambriyen boyunca kıtalar pek çok kere bu sıcak sığ denizlerin altında kaldı.
[b]Kambriyen Yaşamı[/b]
Günümüz hayvan şubelerinin hemen hepsi Kambriyende çeşitlenip, fosil kayıtlarına girmiş olsa da Kambriyen dünyası bize oldukça yabancı bir yerdi. Çünkü günümüz şubelerinin Kambriyen temsilcileri bugün artık nesli tükenmiş ya da oldukça az sayıda üye ile temsil edilen sınıflara dahildi. Ayrıca Kambriyenin en önemli sakinleri günümüz şubelerinin üyeleri değil; bu dönemde ortaya çıkıp yine bu dönemin sonunda nesli tükenmiş hayvanlardı. Bu canlılar bugün ancak bilim-kurgu filmlerinde görmeye alışık olduğumuz biçimlere, bize oldukça garip gelebilecek vücut yapılarına sahipti. Kambriyen, hayvanlar için bir deney süreciydi: Kambriyen Patlaması olarak adlandırılan bu süreç içinde pek çok farklı vücut planı ve yapı hayvanlarca denendi, günümüz hayvanlarının kullandıkları da dahil tüm vücut planları bu dönemde ortaya çıktı.
Kambriyen Faunaları
İlkin hayvanlardan günümüz şubelerine kadar ulaşan gelişim süreci, Vendiyan ile Erken Kambriyen arasındaki dört farklı faunal topluluğa ait fosillerden izlenebilir.
Edikara Faunası: İlkin hayvanlar
İlkin hayvanlara ait fosillerden oluşur. Dünyanın farklı bölgelerindeki pek çok alanda 610-510 milyon yıl öncesine ait kayaçlarda bulunan fosiller arasında tüysü eğreltiotu yaprağına, torbaya veya diske benzeyen organizma kalıntıları bulunur. Edikara faunası hayvanlarının hangi gruba ait oldukları tartışmalı olsa da bilinen ilk "metazoa benzeri" fosilleridir

Edikara faunası

Edikara faunasından bir fosil
İz fosiller
Çok hücreli hayvanlara ait ilk kesin kanıtlar Neoproterozoiğin son zamanlarında Edikara faunasıyla birlikte görülmeye başlanan iz fosilleridir. Bunlar, solucan benzeri canlıların deniz tabanında dolaşırken bıraktıkları izler ve açtıkları yuva delikleriydi. Bıraktığı izlerin karmaşıklığından bu canlıların davranışlarındaki ve vücut yapılarındaki gelişmeler rahatlıkla izlenebilir. İlk karmaşık biçimli denebilecek izleri bırakan ve dünya çapında yaygın fosilleri bulunan canlı Trichophycus pedum'dur. Bu canlı ilk karmaşık yapılı ve gelişmiş hayvan olarak kabul edilir. Trichophycus pedum'un bulunduğu en yaşlı katman Kambriyenin başlangıcı sayılır.

Bir Trichopychus iz fosili
İlk Kabuklu Fosiller
Erken Kambriyenin başlangıcında kabuk fosillerine rastlanmaz. İlk karmaşık iz fosillerinden oldukça sonra kabuklu canlılara ait fosiller kayıtlara girer. İlk kabuklu fosiller oldukça küçük tüpler, dikenler, koni ve plakalardan oluşuyordu. Bu kabukları taşıyan canlıların günümüz gruplarıyla ilişkileri kesinlik kazanmadı. İlk kabuklu fosillerin en ilkel biçimleri Tommotian faunası olarak adlandırılır.

Tommotian Faunasından örnekler
İlk Makrofaualar
Erken Kambriyenin sonlarına yaklaşırken karmaşık yapılı hayvanlar ortaya çıkar. Kambriyen'e özgü kalkerli süngerler olan Archaeocyathaların ortaya çıkması ve resifler oluşturmasıyla ilk Kambriyen makrofaunaları kurulur. Yosun hayvancıkları dışında, fosil kayıtları yeterli olan tüm şubeler Kambriyen'de temsil edilir.
Eklembacaklılar Kambriyenin en çeşitli şubesiydi. Erken Kambriyenin ortalarında ortaya çıkan ilkel eklembacaklılardan olan üç loblular pek çok nişe uyum sağlayıp, dünya çapında yaygınlaşaıp, Kambriyenin ve Paleozoiğin en önemli gruplarından oldu. Orta Kambriyen ve Ordovisyende evrimsel gelişimlerini tamamlayan üç lobluların önemi Ordovisyenden sonra azalmaya başlar, Paleozoiğin sona ermesiyle soyları tükenir. Dallı bacaklılar, derisidikenliler, yumuşakçalar, halkalı solucanlar ve ilkel graptolitler Kambriyenin bazı omurgasız gruplarıydı.

Üç loblu
İlk Omurgalılar
Omurgalıların dahil olduğu şube olan Sırtipliler pek çok omurgasız subesi gibi Kambriyende ortaya çıktı. Omurgalıların ortaya çıkışı da Kambriyende gerçekleşti. Yunnanozoon ve Pikaia bilinen ilk sırtiplilerken, Haikouichthys ercaicunensis ve Myllokunmingia fengjiaoa da Erken Kambriyene ait bilinen ilk çenesiz balık fosilleridir

İlk omurgalılardan Myllokunmingia
Olağandışı Canlılar
Günümüzde varolan şubeler bir yana, Kambriyen denizleri olağandışı canlılarla dolup taşıyordu. Anomalocaris, Wiwaxia, Halkeria, Opabinia bu canlılardan sadece bir kaçı. Anomalocaris Kambriyen'nin en büyük yırtıcısıydı. Beş gözü, itfaiye hortumunu andıran burnu ve loblu vücuduyla Opabinia bildiğimiz hiçbir canlıya benzemez.

Olagandışı canlılar
Kambriyende deniz yaşamı bir kostümlü baloyu andırırken -mikroorganizmaları saymazsak- karalar tamamen boştu. Mineralleşebilen formlarının ortaya çıkması ya da çeşitlenmesiyle fosil kayıtlarına giren kırmızı algler ve yeşil algler, Kambriyen kendibeslek canlılarının en ileri biçimiydi. Ancak bitkiler henüz ortaya çıkmamıştı.
Kambriyen Kitlesel Yokoluşlar
Kambriyen boyunca en az dört kitlesel yok oluş yaşandı. Bunlardan ilki Erken Kambriyende gerçekleşti. Bu olayın sonucunda üç lobluların en eski grupları ve birincil resif yapıcı organizmalar olan archaeocyathidler yok oldu. Diğer üç yok oluş Geç Kambriyenin sonuna düzensiz olarak dağılır. Bu yok oluşlardan üç loblular, dallı bacaklılar ve konodontlar ciddi biçimde etkilendi.
Ordovisyen Dönemi
495-440 myö arası
Deniz omurgasızlarının çeşitlenmesi
Paleozoik faunasının kurulması
Bitkilerin ve Eklembacaklıların karaya çıkışı

Ordovisyen döneminden bir manzara
Ordovisyen, Paleozoik dönemin geri kalanında okyanusları dolduracak olan faunanın kurulduğu dönemdir. Kambriyen döneminde ortaya çıkan hayvanların pek çoğu aynı dönem içinde gerçekleşen yok oluşlar sonucunda tamamen ortadan kalktı. Bu yok oluşlardan yara almadan ya da hafif bir zararla kurtulabilenler ise gidenlerden kalan yerleri işgal ederek oldukça çeşitlendi. Deniz omurgasızlarında görülen bu büyük çeşitlenme "Ordovisyen uyumsal açılımı" olarak bilinir. Kabuklu deniz canlılarına ait fosillerden takip edebildiğimiz kadarıyla, Kambriyen sonunda bu canlılara ait aile sayısı 150 iken uyumsal açılımın ardından Erken Ordovisyende bu sayı 400'e çıktı. Ordovisyen uyumsal açılımı Paleozoiğin geri kalanına da damgasını vuran, bildiğimiz en büyük uyumsal açılım olayıdır. Bu olay sonucu kurulan fauna Paleozoiğin sonuna kadar varlığını sürdürecek oldukça karmaşık bir ekosistem oluşturdu.
Ordovisyenin en önemli olayı, çok hücreli yaşamın karaya ayak basmasıydı.Bu olay bizim açımızdan oldukça önemli olsa da dönemin yaşamı üzerinde büyük izler bırakmadı.
Ordovisyenin ilgi çekici olaylarından biri de süzerek beslenen canlılarda görülen dikkat çekici artıştı.
Ordovisyen uyumsal açılımıyla, Kambriyende önemsiz olan bazı grupların önemli hale geldikleri ve daha önce görülmeyen yeni grupların birden bire ortaya çıktıkları görülür. Bu dönemde ortaya çıkan yeni grupların başlıcaları: Midyeler, yosun hayvancıkları, Stromatoporoidler, mercanlarla derisi dikenlilerden denizlaleleri, deniz kestaneleri, ve denizyıldızlarıdır. Bu dönemde önemi artan grupların başında artikulat dallıbacaklılar gelir. Kambriyende gösterişsiz bir başlangıç yapan artikulat dallıbacaklılar bu dönemde sayıca ve çeşitlilikçe bir patlama yaşadılar. Kambriyende ortaya çıkan nautiloid kafadanbacaklılar, ostrakodlar, salyangozlar, graptolitler Ordovisyende önem kazanan gruplardandır.
Ordovisyen Dünyası:
Kuzeydeki Engin Deniz, Güneydeki Büyük Kıta
Kambriyende büyük çoğunluğu güney yarıkürede toplanmış olan kıtalar Ordovisyen boyunca daha da güneye kayar. Kuzey yarıkürenin tamamına yakın bölümü uçsuz bucaksız bir okyanusla kaplıyken, Gondvana ve ona oldukça yakın konumda olan diğer kıtaların oluşturduğu karalar topluluğu güney yarıkürede bulunuyordu. Ordovisyen boyunca Gondvana bir bütün halinde Güney kutbuna doğru kayarken, ekvatoral konumda ki Laurentiya ve Baltıka birbirine yaklaşmaya başlar. Bu iki kıta arasında bulunan Iapetus okyanusu, bu olay sonucu gittikçe küçülür. Orta ve Batı Avrupa ise Avrasya'nın geri kalanından ayrı olarak güney tropiklerinde bulunuyordu.
Ordovisyen başında dünya
Ordovisyen sonunda dünya
Ordovisyen İklimi
Erken ve Orta Ordovisyen boyunca yeryüzü yumuşak ve ılıman bir iklimin etkisindeydi. Hava sıcak ve oldukça nemliydi. Deniz seviyesi yüksek ve kıtaların büyük bölümü sığ denizlerle kaplıydı. Birbirinden farklı konumlardaki kıtaların kenarlarındaki sığ denizlerde deniz organizmaları farklı evrimsel patikalar izliyordu. Kuzeyde ekvatoral konumda bulunan Laurentiya, Baltıka ve bunlara yakın küçük kara parçalarındaki tropik sularla güneyde merkezinde Gondvana'nın bulunduğu serin sularda iki ana biyocoğrafik bölge vardı. Dönemin sonlarına doğru kıtaların yakınlaşması ve iklimsel değişimler değişen okyanus akıntıları bu iki biyocoğrafyayı kaynaştırdı.

Sığ denizler
Denizler Ordovisyen boyunca pek çok kere yükselip alçaldı. Gondvana'nın ve Laurentiya'nın neredeyse tamamının okyanuslar altında kaldığı dönemler oldu.
Gondvana 'nın güney kutbuna doğru sürekli hareketi sonucu dönemin sonuna doğru kıta üzerinde oluşan büyük buzullar iklimin dünya çapında değişmesine, ortalama sıcaklıkların ve deniz seviyesinin düşmesine neden oldu. Denizlerin çekilmesiyle birlikte deniz yaşamının büyük bölümünü barındıran sığ denizler kurudu.
Ordovisyen Yaşamı
Ordovisyen Deniz Yaşamı
Kambriyen deniz tabanının görece ilkel hayvanları Ordovisyenle birlikte deniz omurgasızlarının baskın olduğu çok çeşitli bir faunayla yer değiştirdi. Deniz omurgasızlarının artan çeşitliliği ile birlikte Ordovisyende karmaşık deniz ekosistemleri ve besin zincirleri kuruldu. Denizin tabanından yüzeyine kadar uzanan pek çok beslenme seviyesi oluştu. Kambriyen hayvanları, ya üç loblular gibi deniz tabanından ya da süngerler gibi deniz tabanının biraz üzerinden beslenirdi. Ordovisyende deniz tabanına tutunmuş, dipten birkaç santimetre yukarıda beslenen dallı bacaklılardan, 3 metreyi bulan tentakülleriyle suda asılı parçaçıkları yakalayan denizlalelerine pek çok beslenme seviyesi oluştu. Süzerek beslenen canlılarda görülen ani artış dönemin belirleyici özelliklerinden biridir. Kambriyen faunasına ait canlılar arasında dip çamurundan ya da canlı artıklarından beslenenler çoğunluktaydı. Süzerek beslenenler, Kambriyen denizlerinin önemli üyelerinden olsa da çok yaygın değildi. Plankton miktarındaki bolluk Ordovisyende süzerek beslenenlerin sayı ve çeşitliliğindeki dikkat çekici artışın nedeni olabilir.

Ordovisyende deniz yaşamı
Sığ denizler ve Resifler
Kambriyen yaşamının ortaya çıkıp geliştiği sığ denizler, Ordovisyen canlılarına da aynı konuk severliği gösterdi. Kıtaların büyük bölümünün üzerini örten ılıman sığ denizler bu dönem canlılarının da büyük çoğunluğuna ev sahipliği yapıyordu. Sığ deniz yaşamının en renkli ve çeşitli olduğu yerlerden biri olan resifler, Ordovisyen sığ denizlerinde oldukça yaygındı. Bu dönemde ortaya çıkan tabülat mercanlar ve yosun hayvancıklarıyla bugün soyu tükenmiş bir sünger grubu olan stromatoporoidler ve ayçiçeğini andırdıkları için ayçiçeği mercanları olarak bilinen, ancak muhtemelen bir çeşit alg olan Reseptakulitler Ordovisyen resiflerinin iskeletini oluşturan ana unsurlardı.

Yosun Hayvancıkları

Ayçiçeği Mercanları
Baskın gruplar
Dönem bazen "Graptolitlerin Çağı" olarak anılsa da üç loblular ve dallıbacaklılar da en az graptolitler kadar bol ve yaygındı. Bu üç hayvan grubunun fosilleri döneme ait fosillerin büyük bir kısmını oluşturur. Nautiloid kafadanbacaklılar ve mercanlar da Ordovisyenin oldukça yaygın gruplarıydı.
Kambriyende yaygın olmayan dallı bacaklılar, uyumsal açılım sırasında yaygınlaşarak, bilateral simetrili kabuklarıyla Paleozoiğin geri kalanı boyunca en yaygın gruplardan biri oldu.

Dallı bacaklılar
Ordovisyen, graptolitlerin zirveye ulaştıkları dönemdi. Omurgalıların kuzeni olan, bu koloni oluşturan yarısırtipliler, Geç Kambriyende ortaya çıkıp, sesil bentik formdan çeşitli planktonik tiplere evrimleşti. Graptolitler Ordovisyen ve Silüryen boyunca yaygın olarak bulundu.

Grapolit
En iyi dönemlerini Geç Kambriyende yaşamış olan üç loblular, Kambriyen yok oluşlarından fazlasıyla etkilendi. Ancak Ordovisyen uyumsal açılımından da başarıyla çıkmayı bilen üç loblular, Kambriyende yok olan canlılardan boşalan yaşama ortamlarına da yerleşerek çeşitlendi. Ordovisyende de oldukça yaygın olan üç loblular Kambriyendeki atalarından oldukça farklı biçimler kazandı. Pek çoğu diken ve boğum gibi yapılar geliştirirken, bazıları vücut segmentlerini birleştirdi. Farklı ortamlara uyumun sonucu olarak kimisi devasa gözlere sahip olurken, bazıları gözlerini tamamen kaybetti, kimisi çamur eşeleyici yaşam tarzına uygun olarak küreği andıran burunlar geliştirdi

Bir üç loblu fosili
Bir çok erken derisi dikenli deneyi yok olurken diğerleri mücadeleye devam etti, bazıları ise çeşitliliklerini artırdı. Derisi dikenlilerin içinde çok miktarda süzerek beslenen ve birkaç tane yırtıcı biçim vardı. Kambriyende ender olan denizlaleleri, Ordovisyende birden bire çeşitlendi ve büyük miktarlarda bulunmaya başladı. Bu dipte zemine tutunarak yaşayan omurgasızlar da dallı bacaklılar gibi Paleozoiğin geri kalanında önemli süzerek beslenen gruplarından biri oldu.

Deniz lalesi
Ordovisyen resiflerinin önemli elemanlarından olan yosun hayvancıkları Erken Ordovisyende ortaya çıkarak, ortaya çıkan son şube ünvanını kazandı. Orta Ordovisyen ve Silüryende yaygınlaşıp, bu dönem faunalarının önemli gruplarından oldu.
Nautiloidler ve denizyıldızları Ordovisyen yırtıcılarının başında gelir. Devasa başları uzun yakalayıcı tentaküller taşıyan Nautiloidler, yakaladıkları hayvanların kabuğunu kırmak için güçlü, papağan gagası benzeri gagalarını kullanırdı. Bu zeki etçil yumuşakçalar, Kambriyen Anomolocadris'inin yerini alarak besin zincirini en üstüne oturdu. En büyükleri 3-5 metreyi bulan Nautiloidler o zamana kadar ortaya çıkmış canlıların en büyükleriydi. Dallı bacaklılar ve midyeler üzerinden geçinen denizyıldızları da Ordovisyen denizlerinin önemli yırtıcılarındandı. Bir kısmı yırtıcı olan Ordovisyen salyangozları, dallı bacaklıların kabuklarını delerek içini yiyordu. Salyangozların çoğuysa otçuldu; bunların ortaya çıkmasıyla birlikte Stromatolitler ikinci ve son düşüşlerini yaşadı; sayıca ve çeşitlilikçe hızla azalıp, Ordovisyenin sonunda neredeyse yok oldular. Bugün sadece çok sınırlı ve otçul salyangozların yaşayamayacağı bölgelerde bulunuyorlar

Bir Nautiloid fosili
Erken Paleozoiğin çenesiz balıkları toptan Ostrakodermler olarak tanımlanır. Bunlar pek çoğunun üzerinde bulunan kemikli zırha atıfta bulunularak "zırhlı balıklar" olarak anılan, çenesiz, vücutlarının ön bölümü kemikten zırhlarla kaplı olan balıklardı. Bu zırh Ostrakodermlerin ayırıcı özelliği olsa da bazıları zırhsızdı. Çenesiz balıklar kıkırdaktan yapılmış bir iç iskelet taşır ve basit yüzük benzeri bir ağız açıklıkları vardır. Isırmaya elverişsiz olan bu ağız büyük bir olasılıkla deniz tabanındaki çamurdan ya da doğrudan doğruya deniz suyundan süzüntüyle beslenmeyi sağlıyordu. Ostrakodermler Ordovisyende çok yaygın olmasa da ait çeşitli grupları ortaya çıktı. Ordovisyen balıklarına ait fosil kalıntılarının çoğu plakalar ve pullardan oluşur.

Zırhlı Balık
Ne işe yaradıkları hala tartışmalı olan mikroskobik diş benzeri fosiller olan konodontlar Ordovisyende oldukça yaygındı. Konodontların yılankavi vücutlarıyla başı kordalılardan Branchiostoma'yı andıran omurgalı hayvanlara ait olduğu çok yakın zamanda anlaşıldı. Erken Ordovisyenin sonlarında Gondvana'nın neredeyse tamamının sular altında kalmasıyla konodontlar gelişimlerinin zirvesine ulaştı. Ordovisyende gerçekleşen çeşitlenmeyle Paleozoik boyunca dünya çapında yaygın olan konodontlar Triosta yok oldu.

Konodontlar
Ökaryotların Karaya Çıkması
Ökaryotik yaşamın hem heterotrof hem de ototrof üyeleri karaya ilk kez Ordovisyende çıktı. Hayvanların karaya çıktıklarına dair ilk kanıtlar onların bir zamanlar kumsal olan bir bölgede dolaşırken bıraktıkları ayak izlerinin fosilidir. Erken Ordovisyene ait bu izler çok az anlaşılmış bir eklembacaklı grubu olan euthycarcinoidlere ait. Karada yürürken ayaklarını yüzerken kullandıkları gibi kürek çekermişcesine kullanan, karaların bu ilk kaşifi büyük olasılıkla iki yaşayışlı bir canlıydı. Karaya yırtıcılardan kaçmak ya da yiyecek aramak için çıkıyordu.

Euthycarcinoid

Erken Ordovisyene ait ayak izleri
Fotosentetik ökaryotlardan olan yeşil alglerin bir kolu, suların fotosenteze olanak sağlayan aydınlık bölgesinin hem prokaryot hem de ökaryot fotosentetikler tarafından aşırı doldurulmuş olmasına bir cevap olarak uyumsal gelişimle karaya uyum sağladı. Karasal yaşama uyum sağlayarak kendisine neredeyse sınırsız boyutlarda yayılabilecek boş alan sağlayan bitkilerin bu ilk temsilcileri, günümüz kara yosunu ya da ciğer otlarına benzeyen ya da yakından akraba bir gruba üyeydi. Bitkiler bir sonraki dönem olan Silüryende oldukça iyi bir yerleşimi başardı. Alçak, yerde yatan damarsız kara yosunlarından çiçekli bitkilere hızla evrimleşip, atmosferin ve toprağın kimyasını değiştirerek yeryüzünü yeniden biçimlendirdiler. Bitkilerin ortaya çıkışıyla, yaşam karaya çıkmak için gerekli en sağlam adımı atmış oldu.

İlkin bitki sporu
Ordovisyen Yok Oluşunun nedenleri üzerine tahminler;
Buzullaşma ve deniz seviyesinin düşmesi hipotezi
Ordovisyenin sonu bir kitlesel yok oluşla işaretlidir. Yok oluş ilk olarak, planktonlar, derisi dikenliler, üç loblular ve zırhlıbalıklar gibi tropikal türleri etkiledi. Ardından mercan ve dallı bacaklılar etkisi altına aldı. Ilıman denizlere uyum sağlamış olan yeşil algler de yok oluştan etkilendi. Bu yok oluşun sonunda dallı bacaklılara ve yosun hayvancıklarına ait türlerin neredeyse yarısı yok oldu; nautiloidlerin büyük bir kısmı yok olurken, üç loblular de ciddi biçimde azaldı. Konodontların ve graptolitlerin bazı grupları da yok oldu. 100'den fazla deniz hayvanı ailesinin ortadan kalktığı bu yok oluşta, toplam kayıp deniz omurgasız cinslerinin %60'ı, tüm ailelerin %25'i kadardı.
Ordovisyen yok oluşunun nedenleri oldukça iyi biliniyor. Büyük oranda tropik hayvanları etkilemesi, yok oluştan kurtulmayı başaranların ve yok olanların yerini alanların da ya derin sulara ya da yüksek enlemlerdeki soğuk sulara uyum sağlamış olanlar arasından çıkması, yok oluşun temel nedeninin; Gondvana'nın Ordovisyenin sonunda güney kutbunun üzerinden geçmesi olduğuna işaret ediyor. Kıtanın kutup bölgesi üzerinde konumlanmasıyla küresel boyutlarda bir soğuma ve yaygın bir buzullaşma meydana geldi. Bu buzullaşma çok büyük miktarda suyu karalara bağlayıp, deniz seviyesinin dünya çapında düşmesine ve kıtaların üzerini örten sığ denizler kurumasına neden oldu. Resif oluşturan pek çok fauna üyesi yerel veya küresel olarak yok oldu. Ordovisyen denizlerindeki yaşamın büyük bölümünü barındıran resiflerin yok olması ve soğuma ile birlikte yok oluş meydana geldi. Yok oluşta, Laurentiya ve Baltica'nın çarpışmasıyla Iapetus (proto-atlantik) okyanusunun kapanması da etkili oldu.
Paleozoiği kapatan yok oluştan sonra deniz yaşamını etkileyen en büyük ikinci yok oluş olan Ordovisyen kitlesel yok oluşu aynı zamanda bir sonraki dönem olan Silüryende görülecek olan uyumsal açılımın da yolunu açtı.
 |
 |
|
6
|
darkness88 |
393 |
19.01.2010 - 20:06:37 Son İleti: darkness88 |
İçindekiler
Mineroloji
Jeofizik
Kristal Kimyası
Kristallerde bağ güçleri
Minerallerin Sınıflandırılması
Nezosiklatlar
Fillosilikatlar
İnnosilikatlar
Siklosilikatlar
Sülfür Oksit Karbonat
Tektosilikatlar
AftDen2004-179tsumebdioptase kalsit
AftDen2004-650sphenecal
Biotite
Biotite1
Diyopsit
Ejirin
Enstatite
Gabb içinde pyroxene
Hastingsite
Hedenber
Hedenbergite
Hipersten
Jade
Jadeit
Jadeite
Magnesiohornblende
Ojit
Sum2005-38amethyst
TUC2004-996prehnite
Tuc2005-6naicaorangeqtzhttp://rapidshare.com/files/296874600/mineroloji.rar.html
 |
|
|
0
|
Hestia |
357 |
16.01.2010 - 04:03:40 Son İleti: Hestia |
Kristal Yapılar
Kristal yapılı malzemelerde atomlar üç boyutta, belirli bir düzene göre dizilerek bir hacim kafesi oluştururlar.
Kristal yapılı malzemelerde hacim kafesini oluşturan, basit geometrik şekillere birim hücre veya birim kafes, atom veya atom gruplarının bulunduğu yerlere de kafes noktası denilir.
Atomların üç boyutlu uzayda düzenli (kendini tekrar eden) bir şekilde dizilmesiyle oluşan yapıya kristal yapı denir.
Bir kristal yapı birim hücresiyle tanımlanır. Birim hücre kristal yapının tüm geometrik özeliklerine sahiptir.
Tüm metaller, bir çok seramikler ve bazı polimerler kristal yapıdadır
Uzayda en genel bir eksen takımının eksenleri arasındaki açılar , ve ; eşit hacimlere ayrılmış yapının birim hücresinin boyutları da a, b ve c.
Bu açılara ve boyutlara farklı değerler vererek 7 kristal türü elde edilir.
Kübik: a=b=c; ===90
Tetragonal: a=b≠c; ===90
Ortorombik: a≠b≠c; ===90
Monoklinik: a≠b≠c; ==90, ≠ 90
Triklinik: a≠b≠c; ≠ ≠ ≠ 90
Rombohedral: a=b=c; ==≠90
Hegzagonal: a1=a2=a3≠c;
açılar=90 ve 120
Metal malzemeler, çok özel durumlar dışında, daima kristal yapıya sahiptirler.
Metallerde en çok;
Yüzey Merkezli Kübik (YMK),
Hacim Merkezli Kübik (HMK) ve
Sıkı Düzenli Hegzagonal (SDH) yapılara rastlanılır
Atomsal dolgu faktörü (ADF), kristal kafes yapısındaki doluluk oranını göstermektedir ve birim hücredeki atomların toplam hacminin, birim hücrenin hacmine bölünmesiyle bulunur.
Yüzey merkezli kübik kristal kafes yapılarında ADF en fazla 0.74 olabilir.
Bu tip yapıların koordinasyon sayısı 8’dir. Her birim hücredeki atom sayısı n=2’dir.
Çünkü köşelerdeki 8 atom, 8 hücre tarafından paylaşılmaktadır (8*1/8=1).
Merkezdeki atom ise hiçbir hücreyle paylaşılmaktadır.
Dolayısıyla 1+1= 2 atom vardır.
Atomsal dolgu faktörü 0,68’dir.
Anizotropi
Bir kristalde düzlem ve doğrultulardaki atomik dizilmenin farklı olmasından dolayı, özellikler de doğrultu ile değişir.
Bir malzemenin özellikleri ölçüldüğü kristalografik doğrultuya bağımlı ise, bu malzeme anizotropiktir.
Eğer özellikler kristalin bütün doğrultularında benzer ise malzeme izotropiktir.
Kristalin Olmayan (Amorf) Katılar
Amorf katılarda uzun mesafeli bir düzen yoktur. Kısa mesafeli düzen olabilir.
Bazı seramikler, örneğin camlar ile plastik malzemeler amorf yapılıdırlar.
Aşırı hızla soğutulmuş metaller de amorf yapılı olabilirler
 |
|
|
0
|
Hestia |
770 |
16.01.2010 - 03:57:05 Son İleti: Hestia |
Prof. Dr. Mefail YENİYOL
Kitap taleplerinizi yeniyolm@istanbul.edu.tr adresinden gerçekleştirebilirsiniz.
İÇİNDEKİLER
Genel Mineraloji sayfa
1. Giriş 1
Mineralin tanımı 1
Mineralojinin Tarihi 2
2. Kristalografi: Dış Form 4
Kristalleşme 4
Kristal Büyümesi 5
Simetri Elemanları (Translasyonsuz) 6
Simetri İşlemleri 6
Simetri İşlemlerinin Kombinasyonu 8
Dönme Eksenlerinin Kombinasyonu 8
Dönme Ekseni ve Simetri Düzlemi
Kombinasyonları 11
Simetri Düzlemlerinin Kombinasyonu 13
Kristal Simetrisi 15
Kristal Morfolojisi 16
Kristal Biçimi (Habitus) 17
Kristal Eksenleri 18
Eksenler Oranı 19
Parametre 19
Form 21
Zonlar ve Zon Yasası 26
Kristallerde Açı Sabitliği ve Açıların
Ölçülmesi 27
Kristal Projeksiyonu 27
Küresel Projeksiyon 27
Stereografik Projeksiyon 28
Otuziki Kristal Sınıfı 30
Küb Sistemi (İzometrik Sistem) 31
Heksagonal Sistem 36
Trigonal Sistem 40
Tetragonal Sistem 43
Rombusal Sistem (Ortorombik Sistem) 47
Monoklinal Sistem 49
Triklinal Sistem 51
İkizler 53
1. Kristalografi: İç Düzen 57
Translasyon Yönleri ve Mesafeleri 58
Bir Boyutlu Düzen (Sıralar) 58
İki Boyutlu Düzen (Düzlem Kafesleri) 59
Üç Boyutlu Düzen 61
Uzay Grupları 65
Eş Yapılılık 65
Polimorfi 65
Politip 68
Metamikt Mineraller 68
Mineraloidler (Amorf Mineraller) 69
Psödomorfi 69
Kristal Karmaşıklıkları ve Kristal
Kusurları 69
2. Kristal Kimyası 72
Atom 72
Kimyasal Elementler ve
Periyodik Tablo 74
Elektron Konfigürasyonu ve
Periyodik Tablo 74
İyon 77
Atom ve İyon Yarıçapları 79
İyonların Koordinasyonu 80
Yarıçap Oranı 81
Kristallerde Bağ Güçleri 88
İyonik Bağ 88
Kovalent Bağ 89
Metalik Bağ 90
Van der Waals Bağı 90
Hidrojen Bağı 91
Birden Çok Bağ Tipli Kristaller 91
3. Mineral Kimyası 92
Yerkabuğunun Kimyasal Bileşimi 92
Minerallerde Bileşim Değişimleri 95
Yer Alma Katı Eriyiği 96
Boşluk Katı Eriyiği 96
İhmalli Katı Eriyik 97
Eksolüsyon 97
Kimyasal Analiz Teknikleri 98
Kimyasal Analizlerden Mineral
Formülünün Hesaplanması 99
4. Fiziksel Özellikler 105
Kristal Habitus ve Agregatları 105
Dilinim, Yarılma ve Kırılma 108
Dilinim 108
Yarılma 108
Kırılma 108
Sertik 109
Esneklik 110
Özgül Ağırlık 110
Özgül Ağırlığın Tayin Edilmesi 110
Yoğunluğun Hesaplanması 112
Renk 112
Çizgi Rengi 115
Cila 115
Renk Oyunu 115
Saydamlık 116
Pleokroizma 116
Katoyans ve Asterizm 116
Lüminesans 117
Floresans ve Fosforesans 117
Termolüminesans 117
Tribolüminesans 118
Elektriksel Özellikler 118
Piezoelektriklik 118
Piroelektriklik 118
Magnetik Özellikler 118
Minerallerin Isı Özellikleri 119
5. Minerallerin
Optik Özellikleri 120
Işık 120
Yansıma ve Kırılma 120
Kırılma İndisi 120
Tam Yansıma ve Kritik Açı 121
İzotrop ve Anizotrop Kristaller 121
Polarize Işık 122
Polarizan Mikroskop 123
Mineral ve Kayaçların
Mikroskopta İncelenmesi 124
Optik Tek Eksenli Kristaller 124
Çapraz Nikoller arasında Tek
Eksenli Kristaller 126
Yardımcı Levhalar 129
Kesişen Polarize Işıkta Tek
Eksenli Kristaller 129
Optik İşaretin Tayini 130
Uzanım İşareti 131
Absorbsiyon ve Dikroizm 132
Optik İki Eksenli Kristaller 132
İki Eksenli İndikatriks 132
Kesişen Polarize Işıkta İki
Eksenli Kristaller 133
İki Eksenli Kristallerde Optik
İşaretin Tayini 135
İki Eksenli Kristallerde Optik
Yönlenme 135
Absorbsiyon ve Pleokroizm 136
Opak Minerallerin Optik Özellikleri 136
6. X-Işını Kristalografisi 138
X-Işını Spektrumu 138
Difraksiyon ve Bragg Eşitliği 140
X-Işını Analiz Metotları 142
Laue Metodu 142
Diğer Tek Kristal Metodları 143
Toz Metodu 144
X-Işını Toz Difraktometresi 146
Özel Mineraloji
7. Mineral Toplulukları 148
Magmatik Kayaçlar 148
Magmatik Kayaçların Bulunması
ve Dokuları 150
Mineral Bileşimi 150
Kimyasal Bileşim 150
Sınıflama 151
Pegmatitler 152
Damarlar ve Damar Mineralleri 153
Sedimenter Kayaçlar 153
Kimyasal Bileşim 155
Mineral Bileşimi 155
Sınıflama 156
Metamorfik Kayaçlar 156
Kimyasal Bileşim 157
Mineral Bileşimi 157
Kayaç Tipleri 158
8. Doğal Elementler 160
Mineral Sınıflaması 160
Doğal Elementler 161
Metaller 161
Yarımetaller 165
Metal Olmayanlar 165
9. Sülfürler ve
Sülfotuzları 172
Sülfürler 172
Sülfotuzları 187
10. Oksitler, Hidroksitler
ve Halitler 189
Oksitler 189
Hematit Grubu 193
Rutil Grubu 196
Spinel Grubu 199
Hidroksitler 204
Halitler 209
11. Karbonatlar, Nitratlar
ve Boratlar 213
Karbonatlar 213
Kalsit Grubu 213
Aragonit Grubu 219
Dolomit Grubu 222
Nitratlar 225
Boratlar 226
12. Sülfatlar ve
Kromatlar 230
Barit Grubu 231
13. Volframatlar
ve Molibdatlar 238
14. Fosfatlar, Arsenatlar
ve Vanadatlar 241
15. Silikatlar 249
Nezosilikatlar 253
Fenakit Grubu 253
Olivin Grubu 254
Granat Grubu 255
Al2SiO5 Grubu 258
Humit Grubu 261
Sorosilikatlar 263
Epidot Grubu 264
Siklosilikatlar 266
İnosilikatlar 270
Piroksen Grubu 270
Piroksenoid Grubu 276
Amfibol Grubu 276
Fillosilikatlar 282
Serpentin Grubu 286
Kil Mineralleri Grubu 287
Mika Grubu 293
Klorit Grubu 296
Tektosilikatlar 298
SiO2 Grubu 298
Feldspat Grubu 305
K-Feldspatlar 308
Plajioklaslar 310
Feldspatoid Grubu 312
Skapolit Serisi 315
Zeolit Grubu 316
Mineral ve Terimler
İndeksi 321
Kaynaklar 329
 |
 |
|
4
|
Live |
454 |
04.12.2009 - 10:47:31 Son İleti: Hestia |
 |
|
|
0
|
Hestia |
270 |
03.12.2009 - 18:35:16 Son İleti: Hestia |
Harita Bilgisi 3 (Jeomorfoloji,Kıvrımlanma ve Faylanma, Yatay Katlanma, Drenaj Ağları, Delta, Aluvyon Yelpaze,Kıyı ve Resif,Buzul ve Çöl Ort.) Jeoloji'de çökelme ortamlarıyla çok yakından ilişkisi vardır.
Jeomorfolojiyi şekillendiren başlıca nedenler;
olarak sayılabilir.
KIVRIMLANMA VE FAYLANMA

KIVRIMLANMA


SENKLİNAL

FAYLANMA


YATAY KATLANMA


DRENAJ
Bir bölgeye düşen yağışın o bölgeden uzaklaştırılması için gerekli olan yer altı ve yerüstü sistemleridir.Küçük çaylar,dereler,akarsular ve nehirler drenaj sistemlerini oluştururlar.Drenaj ağları kayaç litolojisi ve aşınmaya bağlı olarak değişik şekillerde oluşabilir.
DRENAJ AĞ ÇEŞİTLERİ



DELTA

ALÜVYON YELPAZESİ VE PEDİMET, PLAYA

KIYI VE RESİF

BUZUL VE ÇÖL ORTAMLARI

SAYISAL YÜKSEKLİK MODELLEME(DİGİTAL ELEVATİON MODELLİNG)
DEM
Topoğrafyanın sayısal raster model ve gösterimi olarak tanımlanabilir.
- Kullanımı kolay
- Çevresel modelleme ve hidroloji de yaygın kullanım
DEM üretimi
- Analog(kağıt) haritalardan tarama ve eşyükselti eğrilerinin vektörleştirilmesi
- Fotogrametrik yöntemlerle
- SRTM verileri

VERİ TEMEL DAĞILIMI

SAYISALLAŞTIRMA (DİGİTİZATİON)

DEM YARARLARI
- Drenaj havzalarının topoğrafik olarak modellenmesi
- Su akış yönünün saptanması
- Su toplama havzalarını tayini
KAYNAKLAR
- John R. Jensen. Course notes of Remote sensing of environment
Harita Bilgisi 2 (Jeodezi Nedir? Görevleri Nelerdir?,Koordinat Sistemleri,UTM Projeksiyonu,Koordinat Dönüştürme,Kartezyen Koordinat) JEODEZİ;
Yeryuvarının şekil,boyut ve gravite alanı ile zamana bağlı değişimlerinin 3 boyutlu bir koordinat sisteminde tanımlanmasını amaçlayan bir bilim dalıdır.
JEODEZİ'NİN BİLİMSEL AĞIRLIKLI FAALİYETLERİ: JEODEZİ'NİN UYGULAMAY YÖNELİK GÖREVLERİ: JEODEZİ'NİN KONULARI: Dünyayı oluşturan denizler,karalar,litosferin(taşküre) altında yer alan diğer katmanlar homojen bir dağılım gösteremediklerinden dünyanın biçimini düzgün bir geometrik yüzey olarak belirlemek imkansızdır.
Yer'in gerçek şekli jeoid'dir
JEOİD;Karaların altında da devam ettiği varsayılan durgun deniz yüzeyleridir.Bu yüzeylerin deniz altındada devam ettiği kabul edilir
Harita üretimi için,büyük yeryüzü parçalarının ölçülmesinde Yer'in geometrik olarak tanımlanamayan jeoid biçiminde olması sorun yaratmaktadır.Bu nedenle referans yüzeyi olarak dönel elipsoid referans olarak alınır.Harita projeksiyon hesap işlemlerinde yerküre dönel elipsoid kabul edilirken matemetiksel tanımlarda daha basit ve anlaşılır olması bakımından yeryüzü KÜRE olarak kabul edilir.
Yeryüzünü temsil eden kürenin düzgün bir yüzeye aktarılması olanaksızdır.Bunu bir lastik topun kesilmiş yarı parçasını düzleştirmeye benzer ki böyle bir durumda cismin ortası düzlemden kenar kısımlarının yırtıldığı görülür.
İZDÜŞÜM (PROJEKSİYON)
Yeryüzü özelliklerinin belli bir düzlem üzerine aktarılması olarak bilirnir. Küre,ancak 3 temel yüzeyden birisi üzerine izdüşürülebilir,ve daha sonra harita üretmek üzere bu yüzey açılır.Bunlar;düzlem,konik ve silindir yüzeyler olabilirler ve kendi izdüşümlerini yaratırlar.
Düzlemde yer yüzünün sadece belli bir kısmı görülebilir.
Silindirde yeryüzünün kesintisiz bir şekli sağlanır ancak kutuplara doğru bozulur.
Konide ise alan bozukluğu olur.



















Coğrafik olarak bir noktanın derece,dakika,saniye cinsinden ifade edilmesi
Karlıtaş tepe (1082m)
57mm 60 saniye
38mm x
x=38*60/57= 40 saniye
38 45' 00'' - 40''= 38 44' 20'' Doğu Boylamı
74mm 60 saniye
36mm x
x=36*60/74= 29 saniye
38 45' 00'' + 29'' = 38 45' 29 '' Kuzey Enlemi
Nokta tarif sistemleri / UTM Grid sistemine göre yer tarifi
Arazide herhangi bir lokasyonun haritaya işaretlenmesi ve bu noktanın yazıyla ifade edilmesi gerekmektedir.Arazide genellikle UTM Grid sistemiyle yer tarifi yaparız.
UTM GRİD SİSTEMİYLE BİR NOKTANIN TARİFİ
1:1/25.000'lik bir topoğrafik haritada bulunan A noktasının tarifi :15400 K / 44675 D 
KAYNAKLAR
- BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,KANDİLLİ RASATHANESİ VE DEPREM ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ JEODEZİ BÖLÜMÜ DERS NOTLARI
- YOMRALIOĞLU,T.2002 , COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ
- ANA BRİTANNİCA ANSİKLOPEDİSİ
JEOLOJİK HARİTA BİLGİSİ (1)
JEOLOJİ
Jeoloji; geniş anlamda, yerküresinin güneş sistemi içerisindeki durumundan, onunfiziksel özelliği ve kimyasal bileşiminden,iç ve dış kuvvetler etkisi ile uğradığı değişikliklerden, beş milyar senelik süre içindeki oluşumu ve gelişiminden, canlıların ilk yaradılışlarından günümüze
kadar geçirmiş oldukları evrimlerinden söz eden tarihsel bir doğa bilimidir. Diğer doğa bilimleri olan, fizik, kimya ve biyoloji ile sıkı bir bağlantısı vardır (Ketin, 1977).
• Jeoloji dar anlamda, bütün yeryuvarının değil, özellikle ortalama kalınlığı 35 km olan katı
yerkabuğunun bilimidir. Bu kabuğun bileşimi, yapısı,organik ve anorganik gelişimi,iç ve dış etkilerle uğradığı değişiklikler ve kapsadığı her çeşit yer altı servetleri onun başlıca konularıdır. Bu şekli ile jeoloji, yeryüzünü ve yeryüzü ile insan toplulukları ilişkisini inceleyen Coğrafya'dan ve yerküresini tüm olarak fiziksel yöntemlerle araştıran Jeofizik'ten ayrılır ise de, bugün bu üç bilim dalı ve bunlara katılan jeokimya, oşinografi ve meteoroloji YERBİLİMLERİ adı altında
toplanmaktadır (Ketin, 1977).
Harita nedir?
Yeryüzünün tamamının veya bir parçasının, birtakım işaret, renk, simgeler kullanılarak ve belli bir ölçeğe göre küçültülerek yatay düzlem üzerinde gösterilmesine harita adı verilir. Haritalar amaçlarına göre genel ve özel haritalar olmak üzere ikiye ayrılırlar:
Özel haritalar
•Jeoloji
•Kadastro
•Kent
•Ulaşım
•Yol
•Bilim
•Turistik
•Tematik
Genel haritalar
•Topoğrafik
•Geniş bölge
•Dünya
(Yomralıoğlu, 2000)
DÜNYA HARİTASI

Topoğrafik haritalar
Yeryüzünün veya bir parçasının morfolojik (şekilsel) yapısının belli bir ölçek içinde eş yükseklik eğrileri yardımıyla yatay düzlem üzerinde gösterilmesiyle elde edilen haritalara topoğrafik haritalar denir.
Topoğrafik haritalar üzerinde, yeryüzünde bulunan tüm unsurlar kendilerine özgü simgelerle işaretlenmişlerdir. Örneğin: yollar, yerleşim yerleri, çeşmeler, enerji nakil hatları, ... v.s.
Topoğrafik haritalar ölçeklerine göre;
- Küçük ölçekli topoğrafik haritalar - 1/600.000 ve
daha küçük ölçekliler
- Orta ölçekli topoğrafik haritalar - 1/600.000 ile
1/75.000 arası
- Büyük ölçekli topoğrafik haritalar - 1/75.000 ve
daha büyük ölçekliler
Topoğrafik harita üzerindeki
veriler
• Engebeler (tepe, vadi, sırt, dere)
KAHVERENGİ
• Drenaj ağı
MAVİ
• Durgun sular
MAVİ
• Buzullar ve sürekli karlar
BEYAZ
• Bitki örtüsü
YEŞİL
• Kültürel yapılar
KIRMIZI, SİYAH
TOPOĞRAFİK HARİTALARIN OKUNMASI
• Harita üzerinde herhangi iki nokta arasındaki yatay ve düşey uzaklıkların bulunması
• Yamaç eğiminin belirlenmesi
• Herhangi bir noktanın koordinatların bulunması
• Arazide topoğrafik arazide yer belirlenmesi
• Topoğrafik haritalardan kesit çıkarılması
KURALLAR

Topoğrafik haritalarda farklı eğimdeki yükseltiler

Topoğrafya ile jeolojik birimlerin ilişkileri

TOPOĞRAFİK HARİTALAR AYNI ZAMANDA YERYÜZÜNÜ OLUŞTURAN FARKLI
ŞEKİLLERİN TANINMASINA DA YARDIMCI OLUR¼.
DRENAJ AĞLARI

KIVRIMLI ARAZİLER

KARSTİK ARAZİLER
TOPOĞRAFİK KESİT ÇIKARILMASI

TÜRKİYE JEOLOJİ HARİTASI

JEOLOJİK ZAMAN CETVELİ

A.B.D'nin Jeolojik Haritası

LİTOLOJİ HARİTALARI
• Sadece kaya türü özelliklerini gösteren haritalardır. İçerisinde kaya birimlerini simgeleyen
doku ve renkler gözlenir.
ÖLÜ DENİZ BÖLGESİNİN LİTOLOJİ HARİTASI

TEKTONİK HARİTALAR• Sadece tektonik özelliklerin yeraldığı haritalardır. İçerisinde faylar, kıvrımlar, tabaka veya
eklem durumları bulunabilir.
Tektonik Haritaları
TÜRKİYE'NİN TEKTONİK HARİTASI

SAYISAL JEOLOJİ HARİTALARI

ÜÇ BOYUTLU JEOLOJİ HARİTALARI

GÖLGELENDİRİLMİŞ RÖLYEF VE JEOLOJİ HARİTASI
ORTOFOTO HARİTALAR
• Bir hava fotoğrafı veya uydu görüntüsünden hazırlanarak elde edilen haritalardır.
Üsküp şehrinin ortofoto haritası (0.5 m-hava fotoğrafı)
Üsküp şehrinin ortofoto haritası (10 m-SPOT Pan uydu görüntüsü)

Ölçe
Bir yeryüzü parçasının (veya bir cismin) plan, maket veya harita gibi yöntemlerle gösterilebilmesi için kullanılan büyütme veya küçültme oranına ölçek denir.
Örneğin: 1/5000. Ölçeği ifade etmek için kullanılan bu oranda, paydanın değeri ne kadar büyükse ölçek o kadar küçüktür.
Ölçek paydası büyüdükçe haritanın kaplayacağı alan büyür, ancak detaylardaki belirginlik azalır.
Ölçek paydası küçüldükçe hartanın kaplayacağı alan küçülür ancak detaylar belirginleşir.
Örnek: 1/500 > 1/5000 > 1/50000 Daha büyük ölçekli Daha küçük ölçekli Daha detaylı Daha kapsamlı Haritalarda üç çeşit ölçek kullanılabilir. Bunlar;
•Sayısal ölçek
•Çizgisel ölçek
Sayısal ölçek
•Örneğin 1/25.000
•Ölçeğin anlamı nedir?
Pay'daki değer, payda'daki değerin harita üzerindeki aynı birimden arşılığıdır. Yani,
Pay=harita üzerindeki uzunluk,
Payda=arazi üzerindeki uzunluk.
Örnek: 1/25.000 ölçekli bir haritada harita üzerindeki 1 birimlik (cm) uzunluk, gerçekte yani arazide 25000 birim (cm)'e karşılık gelir.
Grafik (çizgisel) ölçek

LEJAND

Yararlı linkler
http://www.nh.nrcs.usda.gov/technical/Publications/Topowatershed.pdf
http://www.tasagraphicarts.com/progtopo.html#toposcrhttp://www.terrainmap.com/downloads/arrighi-soille99.pdfhttp://iparla.labri.fr/publications/2004/SG04/K13.pdfhttp://www.mc.metu.edu.tr/~pdrm/pdfs/brochure6.pdfYararlanılan Kaynaklar
• Hacettepe Üniversitesi, Jeoloji
Mühendisliği Bölümü Ders
Notları
• Ketin, İ., 1977, Genel Jeoloji, İç
Olaylar
• Karaman, E., 2002, Jeolojik
Harita Bilgisi
• Tatar, Y., 1984, Jeolojik Harita
Bilgisi
• Yomralıoğlu, T., 2000, Coğrafi
Bilgi Sistemleri
 |
 |
|
1
|
Live |
381 |
22.11.2009 - 17:35:30 Son İleti: emin 23 |
 |
 |
|
12
|
Live |
889 |
17.09.2009 - 07:26:27 Son İleti: jeolog_af |
Sedimanter kayaçlarla çalışan kişiler ve sedimanter petrografi dersi alan öğrenciler için hazırlanmış güzel bir atlas...
>>>Pdf
>>>65 sayfa
>>>12.7 MB
 |
 |
|
3
|
castavilla |
573 |
01.07.2009 - 16:57:58 Son İleti: Jacqueline |
 |
|
|
2
|
KaraMaraT |
545 |
01.07.2009 - 16:57:11 Son İleti: Jacqueline |
elinde ders notu olan varsa acaba siteye koyabilirm? teşekkür
 |
|
|
2
|
KaraMaraT |
294 |
01.07.2009 - 16:56:28 Son İleti: Jacqueline |
fosil yataklarının ders notu kampüs fotokopideki kömür jeolojisi notlarımı eger bu notlarsa vizede nereye kadar sorumluyuz bilen biri varmı acaba?
 |
 |
|
1
|
zeytin |
293 |
01.07.2009 - 16:54:54 Son İleti: Jacqueline |
Radyokarbon Tarihleme Yöntemi
ÖzetArkeolojik kazılarda içinde karbon elementi bulunan çeşitli buluntular elde
edilir. Karbon içeren buluntularda eser olarak bulunan radyoaktif 14C
(radyokarbon) izotopunun yoğunluğu ya da radyoaktivitesi ölçülerek buluntular
tarihlenebilir. Radyokarbon tarihleme yöntemi, bulunduğu 1950 yılından
günümüze, yaklaşık son 50 bin yılda yeryüzünde meydana gelen arkeolojik,
paleobotanik ve jeolojik olayların mutlak tarihlenmesi için kullanılan ana yöntem
durumuna gelmiştir.

[attachment=1368:Radyokar..._y_ntemi.pdf]
|
|
|