| |
|
Konu Başlığı |
Yanıtlar |
Konuyu Başlatan |
Okunma |
Son Faaliyet |
| Duyurular |
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Hava Durumu |
- |
Live |
9521 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Nöbetçi Eczaneleri Adres ve Tel |
- |
Live |
9158 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Hoca ve İdari Bilimlerin Telefon Numaraları |
- |
Live |
24097 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Fakülteler İçin Haftalık Yemek Programı - Güncel |
- |
Live |
23550 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Burç Yorumları - 7/24 Sürekli Günceldir... |
- |
Live |
24552 |
--
Son İleti: Live
|
| Önemli Başlıklar |
 |
 |
|
26
|
ToPRaK |
3,015 |
24.07.2008 - 16:40:52 Son İleti: Live |
Balıkesir üniversitesi fen edebiyat fakültesi resimleri

Balıkesir üniversitesi fen edebiyat fakültesi fotoğrafları
 |
 |
|
1
|
Live |
605 |
01.09.2007 - 17:31:17 Son İleti: castavilla |
 |
 |
|
0
|
Live |
833 |
29.05.2007 - 18:19:22 Son İleti: BauLive |
Fakültemiz 2007 Yılı Mezuniyet Töreni 19 Haziran 2007 Salı günü Saat 15:00 de Kampus Kapalı Spor Salonu nda yapılacaktır. Bu amaçla 18 Haziran 2007 günü saat 13:00 de öğrencilerimizin katılımıyla tören provası yapılacaktır. Tüm mezun öğrencilerimiz ve aileleri davetlidir.
 |
 |
|
0
|
Live |
638 |
14.02.2007 - 20:46:53 Son İleti: BauLive |
 |
 |
|
0
|
ToPRaK |
609 |
06.02.2007 - 16:34:52 Son İleti: ToPRaK |
3837 sayılı Kanunla kurulan Fen-Edebiyat Fakültesi' nde eğitim-öğretime 1993 yılında; Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik ve Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri ile başlanmıştır. 2000 yılında da Tarih ve Coğrafya bölümleri eğitim-öğretime açılmıştır.
2000-2001 Eğitim-Öğretim yılında Türk Dili ve Edebiyatı, Biyoloji, Matematik, Fizik, Kimya, Coğrafya ve Tarih Bölümlerinde Birinci Öğretimin yanında İkinci Öğretim programları da açılmıştır.
Fakültemiz bölümlerine 2006-2007 Eğitim Öğretim yılında Sosyoloji programı da eklenmiştir.
Fakültede dört yıllık lisans öğretimi yapılmaktadır. Lisans öğrenimini tamamlayan öğrenciler üç yarıyıllık tezsiz yüksek lisans eğitimini tamamlayarak “Alan Öğretmeni” olabilme imkanına da sahiptirler.
Fakülte Programları Ülkenin temel bilim adamı ihtiyacını karşılamak ve uygulamalı temel bilim elemanları yetiştirmek üzere hazırlanmıştır. Fakültenin Fen bölümlerinde öğrenimin gerektirdiği laboratuarların hepsi kurulmuştur. Ayrıca öğrencilerin bilgisayarlı eğitim alanında yetişmeleri için bilgisayar laboratuarları da hizmete açılmış ve internet bağlantısı kurularak öğrencilerin hizmetine sunulmuştur. Bilgisayar laboratuvarları, derslerin dışında da öğrencilerin kullanımlarına açıktır.
| Forum Başlıkları |
 |
 |
|
54
|
Live |
2,072 |
28.02.2010 - 14:57:42 Son İleti: selim akar |
langırt masası gelmıs bulunmakta fakultemıze duyrulur

olmayanlar catlasın

ehuehehe

masa bızzat ve sahsen denenmıs olup tarafımdan ; onay verılmıstır

ancak

cok yenı oldugu ıcın fırfır yapılamamakla bırlıkte ıyı bılen bırılerı olmazsa zevk vermemektedır

saygılarımla

 |
|
|
0
|
yunuseltk |
1,487 |
12.09.2008 - 00:41:00 Son İleti: yunuseltk |
Hücre zarı, oldukça karmaşık ve devingen yapısıyla, hücre canlılığının çok önemli bir bileşenidir. Hücre canlılığının ve özgün hücre işlevlerinin sürekliliğini mümkün kılan çok önemli bazı fonksiyonları yerine getirir ki, bunları şöyle sıralamak mümkündür:

- Hücre içi ortamın özgün bileşimini hücre dışı ortamdan ayırmak,
- Hücre içi ile hücre dışı ortamlar arasında seçici bir şekilde madde alışverişini sağlayarak hücrenin atıklarını hücre dışı ortama vermek, hücre dışından hücreye gerekli maddeleri almak ve hücre içi ortamın özgün yapısını korumaya yardımcı olmak,
- Komşu hücrelerle iletişimi ve madde alışverişini sağlamak,
- Hücreyi dış ortamdan ayırır.Hücreye şekil verir.
- Madde giriş-çıkşını düzenler.
- Canlı yapıdadır.
- Kalınlığı 12 mm'dir.
- Protein, yağ ve karbonhidratlardan oluşur.
- Aktif taşıma olayını düzenler.
- Hücrenin beslenmesine yardımcı olur.
- Komşu ve yabancı hücreyi bulur.
- Hücreyi alınacak hormonları tanır.
- Hücrenin yıpranan kısmını onarır.
- Metabolizma atıklarının dışarı atılmasını sağlayarak iç ortamı düzenler.
- Prokaryot hücreye sahip canlılarda zardaki solunum enzimleri sayesinde enerji üretimi sağlanır.
Türkçe Blogger Temaları
http://teknomobi.blogspot.com/
 |
|
|
0
|
yunuseltk |
445 |
12.09.2008 - 00:10:00 Son İleti: yunuseltk |
Johann Gregor Mendel Kimdir? Hayatı, Eserleri ve BuluşlarıJohann Gregor Mendel 22 Temmuz 1822 Heinzendorf'ta doğdu (bugünkü Çek Cumhuriyeti), 6 Ocak 1884Brünn'de öldü (bugünkü ÇekCumhuriyeti); genetik biliminin kurucusu, Avusturyalı botanik bilgini ve rahiptir.
Kalıtım biliminin öncüsü botanikçi, bitkiler üzerine yaptığı çalışmalarda, bir türün özelliklerinin kalıtım yoluyla sonraki kuşaklara aktarıldığını bulmuştur. Mendel'in öne sürdüğü ilkeler, 20. yüzyılın başlarında yapılan deneylerle doğrulandıktan sonra, kalıtım kuramının bütün canlılar için geçerliliği saptanarak, biyolojinin temel ilkelerinden biri haline gelmiştir.
12x== Yaşamı ==
Küçük yaşlarda bahçe işleriyle uğraşmaya başlayan Mendel, üniversite öğreniminden sonra bir din adamı olarakMoravya'da yaşamını sürdürdü. Bu arada bitkiler üzerinde pek başarıya ulaşamayan bazı incelemelerde bulundu.
1854'te Brünn'e dönerek bir teknik lisede öğretmenlik yapmaya başladı. Daha öncede öğretmenlik sınavlarına girmiş ancak başarılı olamamıştı. 19. yy. ortalarında Darwin'in doğal ayıklanma kuramının yayıldığı sıralarda canlı bir türün özelliklerinin kendisini izleyen döllere nasıl aktarabildiği sorunu yeni bir yoğunlukla ortaya çıkmıştı.
Biyoloji bilginleri özellikle bitkibilimciler harcadıkları çabalara karşın bu sorunu aydınlatamıyorlardı. Daha sonraları genetiğin babası olarak kabul edilecek Mendel, aynı sorunla ilgili deneylere 1858’de başladı ve araştırmalarının ancak 8 yıl sonra sonuca ulaştırabildi. Başarısı, incelediği konuya elverişli olan yönteminden kaynaklandı. Mendel bir yandan farkların az ve son derece belirgin olduğu bitki çeşitlerini (dev ya da cüce, düz ya da kırışık bezelyeler) ayırmayı öte yandan aktarılan özelliklere göre sayısal ilişkileri araştırmada istatistiğin henüz yerleşmiş bir bilim dalı olmadığı bir dönemde istatistik yöntemini benimsemeyi bildi.
Bezelyelerle yaptığı deneylerde bitkinin uzun boylu ya da cüce, çiçeklerin ve yaprak koltuklarının renkli ya da renksiz, tohumlarının sarı ya da yeşil, düzgün ya da buruşuk olması gibi karşıt özelliklerden birini kuşaklar boyu taşıyan saf soylar elde etmeyi başardı. Ardından bunları kendi aralarında çaprazladı. Sonuçta gözle görülür ölçüde belirgin olan bu iki seçenekli özelliklerin saf soylar ile melez döllerde temel kalıtım birimleri aracılığıyla ortaya çıktığını ve her özellik için bir çift genin bulunduğunu öne sürdü.
Mendel tüm bunları basit istatistiklerle değerlendirdi. Bu Mendel yasaların temel ilkesi melez döllerin üreme hücrelerinde yarısı anadan yarısı babadan alınmış kalıtım birimlerinin bulunmasıdır.
Kaynak :WikipediaTRTürkçe Blogger Temaları
http://teknomobi.blogspot.com/
 |
|
|
0
|
yunuseltk |
1,777 |
11.09.2008 - 23:39:00 Son İleti: yunuseltk |
İnsanların elektriğe çarpılmaları onun bir iletkeni haline gelmelerinden oluyor. Sıvılar iyi iletkendirler, yani elektriği iyi iletirler. Vücudumuzu içi sıvı dolu bir kap olarak düşünürsek, bütün koruma görevi derimize kalıyor. O da vücudumuzun her tarafında aynı kalınlıkta değil. Islanınca o da iletkenleşiyor, hele üzerinde bir yara varsa direnci tamamen yok oluyor.Evlerimizde 220 volt ve 50 Herz akım daima vardır. Ne kadar ilginçtir ki, bir elektrik akımının insana en tehlikeli frekans aralığı 50 - 60 Hz.dir. Elektrik akımını evimizdeki su tesisatına benzetebiliriz. Suyun basıncı neyse ‘Volt’ta odur. ‘Amper’ de suyun miktarının karşılığıdır.Elektriğe çarpılmada süre de önemlidir. Süre uzarsa deride yaralar oluşur ve elektrik bu yaralardan daha çabuk geçer. Derimizden geçen elektrik akımı derhal sinir sistemimizi etkiler. Beyindeki nefes alma merkezini felç eder, kalbin ritmini bozar hatta durmasına neden olur.Elektrik çarpmasının sonucu genellikle kalp durması olduğu için ilk yardım da ona göre yapılmalıdır. Elektriğe nereden çarpıldığımız da önemlidir. Elektriğin elden ele veya elden ayağa geçmesi aradaki hayati organlarımıza zarar verebilir.Elektriğe çarpılınca şoka girmemizin nedeni kendi elektriğimizdir. Sinir sistemimizin ürettiği elektrik ile dışardan çarpıldığımız elektrik karşılaşıp iç içe girince vücudumuzda kasılmalar ve titremeler yaratıyor.Elektrik çarpmasında voltajın değil de akımın şiddetinin yani amperin önemli olduğu ileri sürülüyor. Bu konuda elektrik mühendisleri ile fizikçiler arasında görüş ayrılığı var. Zaten elektriğin kendisinin de tam bir tanımı yapılmış veya tek bir tanım üzerinde uzlaşma sağlanmış değil.Elektriğin öldürücü gücünün voltaj değil de akım miktarı olduğunu öne sürenlere göre akım doğrudan kalbi etkiliyor. Bu düşünüşe göre l ila 5 miliamper akımın vücutta hissedilme seviyesi; 10 miliamperde acı başlıyor; 100 miliampere gelince sinirler reaksiyon gösteriyor ve 100-300 miliamperde şok oluşuyor. Tabii bütün bu değerlendirmeler tam bir bilimsel sınıflandırma değil. Yani tuzlu bir suyun içinde iseniz, cereyan tüm vücudunuza birden değeceğinden mili değil mikroamper seviyesinde bile bir akımdan zarar görebilirsiniz.Elektriğe çarpılanlar eğer ölmezlerse, genellikle hayatlarının geri kalan kısmını bu olayın izi kalmadan, problemsiz olarak yaşayabiliyorlar. Ama az miktarda da olsa sinir sistemi üzerinde hasar bırakabiliyor. Elektrikten çarpılıp şoka girenlere de, kalp ritmini düzenlemek için yine elektro şok uygulanıyor. Kaynak :
BuzluTürkçe Blogger Temaları
http://teknomobi.blogspot.com/
 |
 |
|
2
|
Live |
420 |
24.08.2008 - 08:36:04 Son İleti: Live |
Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesine Yeni Kayıt Yaptıracaklara Duyuru
Yeni Kayıtlar
2008-2009 ÖSYS Yerleştirme sonuçlarına göre 2008-2009 öğretim yılında Fakültemize girmeye hak kazanan öğrencilerin kesin kayıt işlemleri
01 Eylül - 08 Eylül 2008
tarihleri arasında yapılacaktır.
 |
|
|
0
|
yunuseltk |
785 |
18.06.2008 - 23:21:00 Son İleti: yunuseltk |
Albert Eisntein Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Buluşları!..
Albert Einstein (14 Mart 1879 - 18 Nisan 1955), Yahudi asıllı Almanyalı ünlü bir fizikçidir. 20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenen Albert Einstein, Görecelik kuramını geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü'ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü'nün ve Nobel Komitesi'nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen Görecelik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)
Albert Einstein,14 Mart 1879 yılında Almanya'da Württemberg'de doğdu. 1880 yılının Haziran ayında ailesi Munich'e taşındı. Babası Hermann ve abisi Yakob burada Einstein&Cie adında bir elektrik mühendisliği ile ilgili bir şirket kurdular. Einstein, konuşmaya geç başlaması dışında normal bir çocukluk geçirdi. 1884 yılında eğitimi için özel dersler ve 1885 yılında da keman dersleri aldı. Aynı yıl Yahudi olduğu halde Munich'deki Katolik Okulu'nda eğitimine başladı. 1888'de yine bu şehirdeki Luitpold Gymnasium'a geçerek eğitimine devam etti. Eğitim hayatından hoşlanmıyordu. 1894 yılında ailesinin iflası sonucu İtalya'ya yerleştiler.
Bugünkü adı "ETH Zürich" olan "Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü"ne gitmek için başvurdu ancak giriş sınavında başarısız olduğu için, İsviçre'de Aarau'da eğitimine devam etti. Babasının istediği gibi elektrik mühendisi olamayacağını anladı. İki yıl sonra 1896'da "Swiss Federal Polytechnic Enstitüsü"ne matematik ve fizik öğretmeni olmak için gitti. Maxwell'in "Elektromanyetik Teorisi" üzerinde çalıştı. Bu okulda tek kadın öğrenci olan Mileva Maric ile tanıştı. Evlenmek için ailesiyle tanıştırdı ancak Mileva'nın yaşının büyük olması ve Yahudi olmamasından dolayı annesi evliliğe karşı geldi. Mileva'nın evlilik dışı hamile kalmasıyla doğan kızlarını evlatlık olarak vermek zorunda kaldılar.
1900 yılının Haziran ayında mezun oldu. Ardından 21 Şubat 1901'de İsviçre vatandaşlığına başvurdu ve kabul edildi. Mayıs 1901'den, Temmuz 1902'ye kadar Winterthur ve Achaffhausen'de özel ders verdi. Öğretmenlik için başvurduğu yerlerden çok genç olması nedeniyle olumlu cevap alamıyordu. Sonra İsviçre'nin başkenti Bern'e gitti. Geçimini sağlamak için matematik ve fizik dersleri vermeye devam ediyordu. Bernese'deki "Akademie Olypia"ya katıldı. Bu sırada birçok bilim adamıyla tanışma fırsatı buldu. Kariyeri için önemli bir adımdı. Ardından teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisi'nde işe başladı. Einstein, mucitlerin patent alabilmesi için yaptıkları aletleri inceliyor ve elektromanyetik cihazların denetimini yapıyordu. Cihazların farklılıklarını ve zayıf yönlerini görerek, nasıl düzeltebileceği üstünde çalışıyordu. Bazen o kadar çok değişiklik yapması gerekiyordu ki alet artık onun tasarımı haline bile gelebiliyordu.
6 Ocak 1903 tarihinde ailesinin tüm karşı gelmelerine rağmen okul yıllarında tanıştığı Mileva Maric ile evlendi. Kendisi de bir matematikçi olan Milena Maric ile birçok ortak noktaya sahipti. 1904 yılında ilk oğlu Hans Albert, 1910 yılında da ikinci oğlu Eduard doğdu. İleriki yıllarda Eduard şizofreni teşhisiyle Zürich'deki bir akıl hastanesine yatıldı ve hayatını da burada kaybetti. Albert ise ileriki hayatında California Üniversitesi'nde profesörlük yaptı.
1903 yılında artık İsviçre Patent Ofisi'deki işinde ilerlemeye başlamıştı. Makina Teknolojisine hakim bir duruma gelmişti. Bir yandan Max Planck'ın kuantum teorisi üzerinde çalışıyordu.1905 yılında Zürich Üniversitesi'de "A New Determination of Molecular Dimensions" adlı doktora tezini verdi ve doktor ünvanını aldı. Aynı yıl modern fiziğin temellerini oluşturan makalelerini yazmaya başladı. "Annus Mirabilis Papers" adlı bu çalışması ile birçok bilim okulunda teorileri tartışılmaya başladı. Bu makalelerden üçü (Brownian Motion, The Photoelectric Effect ve Special Relativity) Nobel Ödülü'ne aday gösterildi. Nobel Ödülü'nün komitesindeki birçok tartışmadan sonra "The Photoelectric Effect" adlı çalışması ile 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü aldı. "The Photoelectric Effect" adlı çalışmasında Quantum Fiziği üzerinde çalışmıştı. Işık tanecikleri veya fotonlar ile ilgili hipotezini hazırladı.Yüzeyden elektron koparmak için son elektron seviyesinde az elektron bulunan alkali metalleri kullanmıştır. "hv=k+w" formülüyle fotonun olay sonundaki enerjisini hesaplamıştır. Bu makalelerin içinde yer alan "On The Electrodynamics of Moving Bodies" adlı çalışmasıyla farklı koordinat sistemlerinde bulunan sabit hızdaki farklı nesnelerin birbirlerine göre hareket prensiplerini açıklıyordu. Ardından yayımlanan "Does the Inertia of a Body Depend upon its Energy Content?" adlı makalede "E = m.c ²" formülünü ortaya atmıştır. 1906 yılında son olarak "Planck's Theory of Radiation and the Theory of Specific Heat"i yayımladı. 1908 yılında Bern'de okutman olarak göreve geldi. 1909 yılına gelindiğinde Zürich Üniversitesi'de profesör olarak çalışmaya başladı. Bir süre Prague Charles Üniversitesi'nde çalıştıktan sonra 1912'de Zürich'deki görevine geri döndü. 1914 yılında 1. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra Berlin'de profesör olarak yerel bir üniversitede çalışmaya devam etti. Prusya'da Academy of Science'a üye oldu. Prusya vatandaşlığına başvurdu. 1914'den 1933 yılına kadar Kaiser Wilhelm Fizik Entitüsü'nde müdürlük yaptı. Yine 1920'den 1946 yılına kadar Leiden Üniversitesi'nde üstün profesörlük ünvanıyla çalışmalarını sürdürdü.
1917 yılında "On the Quantum Mechanics of Radiation" (Radyasyonun Quantum Mekaniği Üzerine) adlı makalesini yayımladı. 1919 yılında Mileva'dan boşandı, ardından kuzeni Elsa Löwenthal ile evlendi. Elsa, Einstein'nın yaşlılık yıllarında yanında oldu ancak hiç çocuk yapmadılar. 1915 yılında Prusya'da Academy of Science'da bulunduğu sırada genel izafiyet kuramını oluşturdu. Newton'nun çekim yasalarından yararlanarak kendi teorisini oluşturdu. 2. Dünya Savaşı'ndan dolayı yayımları Almanya'dan dışarıya ulaşamadı. Einstein'nın bu yeni teorisi Hendrik Antoon Lorentz ve Paul Ehrenfest tarafından keşfedildi. İngiltere'deki birçok astronom bu teoriyi inandırıcı bulmadı. 1917 yılındaki güneş tutulmasındaki gözlemler ile teorinin gerçekliği ortaya çıkacaktı. Ertesi yıl güneş tutulmasına ait fotoğraflar incelendi. Einstein, kütlenin uzay- zamanı geometrik olarak eğmesi, uzak yıldızlardan gelen ışıkların eğrilmesine neden olduğu savunuyordu. Bu eğrilik iç bükey olmalıydı. Bu teori bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı.
1921 yılında Einstein teorisi üzerinde çalışmak için New York'a gitti. 1933 yılında Hitler'in ırkçı politikasından dolayı Alman vatandaşlığından çıkarak Amerika'ya geçti ve buranın vatandaşlığına geçti. Amerika Birleşik Devletleri'nde Princeton Üniversitesi'nde Institute of Advanced Study'de profesörlük hayatına ve çalışmalarına devam etti. 1945 yılında Princeton Üniversitesi'nden emekli oldu. 1926 yılında ise Leo Szilard ile zehirli gaz çıkarmayan buzdolabı projesi üzerinde çalıştı.
1933 yılında Almanya'da Nasyonal Sosyalist Partisi'nin iktidara gelmesiyle yasalar yüzünden çalışmalarına izin verilmeyen 40 bilim adamı adına
Mustafa Kemal ATATÜRK'e bir mektup yazarak onların Türkiye'de çalışmalarına devam etmelerini istemişti. Atatürk bu isteği kabul ederek
İstanbul Üniversitesi'nde çalışma imkanı tanımıştı.
Bu dönem Einstein'a İsrail Başbakanlığı teklif edildi ancak Einstein teklifi kabul etmedi. Dr. Chaim Weizmann ile Jerusalem Musevi Üniversitesi'ni kurdu.
1945 yılında Roosvelt'e yazdığı mektupta nükleer silahların yapılabileceğinden bahsetti. Daha sonra nükleer silahların oluşumuna ve kullanılmasına neden olduğu için büyük pişmanlık duyduğunu hep dile getirdi. Hayatının geri kalanında da
Atom Bombası'nın kullanım şeklinden rahatsızlığını dile getirerek, buna karşı bir tutum izledi.
1948 yılında Brendeis Üniversitesi'nin komitesinde görev aldı. 18 Nisan 1955 yılında 76 yaşında iç kanama sonucu hayatını kaybetti. "Generalized Theory of Gravitation" adlı çalışması yarım kaldı.
Ölümünden sonra otopsisini yapan Dr. Thomas Stoltz Harvey beynindeki anormaliyi fark etti. Paryetal lobunun normal insanlarınkinden %15 daha büyük olduğunu keşfetti. Beynin bu bölgesi matematik ve görsel yetenekle ilgili becerilerinin geliştiği bölge idi. Ayrıca Einstein'nın beyninin normal insanlardan %73 daha kıvrımlı olduğu gözlemlendi.
Albert Einstein'ın Buluşları :Einstein'ın
fizik alanındaki çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık
İzafiyet Teorisi ile tanındı.
Bu teori üç bölüme ayrılır;- Newton mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren Özel Görelilik (1905);
- Eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren Genel Görelilik (1916);
- Elektro-manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren daha geniş kapsamlı teori denemeleri.
İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı bir biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein atom ile ilgili olarak: "Ben atomu iyi bir şey için keşfettim,ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar." demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken "Neden Sosyalizm?" adlı yazısı Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.
Yararlanılan Kaynaklar :
 |
|
|
0
|
yunuseltk |
365 |
05.06.2008 - 09:00:00 Son İleti: yunuseltk |

Isaac Newton, (d. 25 Aralık 1642 – ö. 31 Mart 1727). İngiliz fizikçi, matematikçi, astronom, mucit, filozof ve simyacıdır. En büyük matematikçi ve bilim adamlarından biri olduğu düşünülür. Bilim devrimine ve heliyosentirizm'in gelişmesinde büyük katkıları olmuştur.
Isaac Newton 25 Aralık 1642 'de İngiltere'nin Lincolnshire kentinde doğdu. Çiftçi olan babasını doğumundan üç ay önce kaybetmişti. Annesi ikinci kez evlendi. İkinci evlilikten üç üvey kardeşi olan Isaac anneannesinde kalıyordu. On iki yaşında Grantham'da King's School'a yazılan Newton, bu okulu 1661'de bitirdi. Aynı yıl Cambridge Üniversitesi'ndeki Trinity Kolej'ine girdi. Nisan 1665'te bu okuldan lisans derecesini aldı. Lisansüstü çalışmalarına başlayacağı sırada ortalığı saran veba salgını yüzünden üniversite kapatıldı.
Salgından korunma amacıyla annesinin çiftliğine sığınan Newton, burada geçirdiği iki yıl boyunca en önemli buluşlarını gerçekleştirdi. 1667'de Trinity Kolej'ine öğretim üyesi olarak döndüğünde diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmış, beyaz ışığın renkli bileşenlerine ayrıştırılabileceğini saptamış ve cisimlerin birbirlerini, uzaklıklarının karesi ile ters orantılı olarak çektikleri sonucuna ulaşmıştı. Çekingenliği yüzünden Newton her biri bilimde devrim yaratacak nitelikteki bu buluşların çoğunu uzun yıllar sonra (örneğin diferansiyel ve integral hesabı 38 yıl sonra) yayınlamıştır. Lisansüstü çalışmasını ertesi yıl tamamlayan Newton 1669'da henüz 27 yaşındayken Cambridge Üniversitesi'nde matematik profesörlüğüne getirildi. 1671'de ilk aynalı teleskopu gerçekleştirdi, ve ertesi yıl Royal Society üyeliğine seçildi. Royal Society'e sunduğu renk olgusuna ilişkin bildirisinin eleştirilere hedef olması, özellikle Robert Hooke tarafından şiddetle eleştirilmesi üzerine Newton tümüyle içine kapanarak, bilim dünyasıyla ilişkisini kesti.
1675'de optik konusundaki iki bildirisi yeni tartışmalara yol açtı. Hooke makalelerdeki bazı sonuçların kendi buluşu olduğunu, Newton'un bunlara sahip çıktığını öne sürdü. Bütün bu tartışma ve eleştiriler sonucunda 1678'de ruhsal bunalıma giren Newton ancak yakın dostu ünlü astronom ve matematikçi Edmond Halley'in çabalarıyla altı yıl sonra bilimsel çalışmalarına geri döndü.
Cambridge Üniversitesi'nde Katolikliği yaygınlaştırma ve egemen kılma çabalarına karşı başlatılan direniş hareketine öncülük eden Newton, kral düşürüldükten sonra 1689'da üniversitenin parlamentodaki temsilciliğine seçildi. 1693'de yeniden bir ruhsal bunalıma girdi ve yakın dostlarıyla, bu arada Samuel Pepys ve John Locke ile arası bozuldu. İki yıl süren bir dinlenme döneminden sonra sağlığına yeniden kavuştuysa da bundan sonraki yaşamında bilimsel çalışmaya eskisi gibi ilgi duymadı. Daha sonra 1699'da Fransız Bilimler Akademisi'nin yabancı üyeliğine 1703'de Royal Society'nin başkanlığına seçildi. Newton 'Eğer diğer insanlardan ileriyi görebiliyorsam,bu devlerin omuzlarında olduğum içindir.' diyerek kendine yardım edenleri unutmadığını göstermiştir.
Newton yaptığı araştırma ve deneyler sonucu kendi adıyla anılan "
Hareket Kanunları"nı bulmasına karşın, yayınlamak için uzun yıllar beklemişti. Aynı şekilde "
Yerçekimi Genel Kanunu"nu da yayınlamak için yirmi yıl kadar bekledi. Bu kanunların yayınlanmasının bu denli uzun zaman almasının tek bir sebebi vardı. Bu da Newton'un tenkit edilmeye tahammülü olmayan bir karaktere sahip olmasından başka birşey değildi. Çalışmalarına bir itiraz gelecek diye hep huzursuzluk duyardı.
Başlıca Eserleri :
* Method
* De Motu Corporum in Gyrum (1684)
* Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (1687)
* Opticks (1704)
* Arithmetica Universalis (1707)
* An Historical Account of Two Notable Corruptions of Scripture(1754)
Yararlanılan Kaynaklar
 |
|
|
0
|
eяy |
541 |
04.03.2008 - 21:18:53 Son İleti: eray |
Bir toplumun devlet haline gelebilmesi, onun varlığına vücut veren halk ve idarecilerin bağımsızlık (istiklâl) kavramını tanımaları ile mümkündür. Bu tanıma, sadece fikir ve düşüncede kalmayıp fiilen tatbik edilmelidir. Bu da belli sınırları koruyacak olan askerî güç denilen bir sınıfın mevcudiyeti ile gerçekleşir. Disiplinli ve sistemli hareket eden bir askerî gücün ifade ettiği mâna çok iyi bilindiğinden, tarihte üne kavuşmuş bütün büyük devletler, bu konu ve teşkilât üzerinde hassasiyetle durarak onu muhafazaya çalışmışlardır... Devamı dosyada
 |
 |
|
0
|
Live |
1,052 |
24.02.2008 - 09:22:56 Son İleti: Live |
1 ton petrol: 1 ton petrol
1 varil petrol: 159 litre petrol
aa: Katılaştığı zaman pürüzlü ve çatlaklı bir yüzeye sahip olan lav türü.
Abdomen: Karın, böceklerde vücudun son bölümü.
abiyogenez: Canlıların cansız maddelerden meydana geldiğini savunan görüş.
abiyotik faktör: Bir organizmanın üzerinde, kendi çevresinin cansız bir özelliği tarafından olunan etki.
Absorbsiyon: Enerji ya da diğer bir maddeyi emebilme, soğurma.
absorpsiyon: Emilim. Bir organizmanın vücudundaki hücrelerin içine bir maddenin alınması.
Acoelomata: Sölom boşluğuna sahip olmayan canlılar. Endoderm ve ektoderm arası tamamen mezoderm ile doludur.
adaptasyon: Bir organizmanın çevresinde başarılı bir şekilde yaşamasını güçlendiren bir özelliği.
Adenovirüsler: Çift zincirli DNA molekülüne sahip virüslere denir.Boyutları 70 - 80 nm olup hayvanlarda bazı tümörlere neden olur.
ADH (antidiüretik hormon): Kandaki su miktarı azaldığı zaman hipofiz bezinden salgılanan ve böbrekler tarafından suyun geri emilmesini artıran hormon.
adolesan: Çocukluk ve yetişkinlik arasındaki zaman.
ADP (adenozin di fosfat): Solununm sırasında ATP'ye (adenozin tri fosfat) dönüştürülen, bütün canlı hücrelerde bulunan bulunan organik bir madde.
Aerob: Yalnızca oksijen varlığında yaşayabilen.
aerobik respirasyon (oksijenli solunum): Glikozun oksijenle birleşmesi ile enerji açığa çıkarılması.
aglutinasyon (kümeleşme): Antikorların etkisi nedeni ile hücrelerin bir arada gruplşması.
akomodasyon: Merceklerin ve göz yuvarlağının şeklinin ayarlanması, bu nedenle ışık retina üzerine doğru şekilde odaklanır.
akson: İmpulsları (uyarıları) hücre gövdesinden uzağa taşıyan, bir nöronun gövdesinden çıkan uzun bir çıkıntı.
aktif merkez: Substratın enzim molekülüne bağlandığı kısım.
aktif taşıma: Maddelerin hücre zarları içinden enerji harcanarak hareket ettirilmesi. Enerji ilk olarak solunumda yapılan ATP şeklindedir. Maddeler genellikle düşük yoğunlukta oldukları taraftan yüksek yoğunlukta oldukları tarafa hareket eder.
aktin: Kas iplikçiklerinin ince filamentlerini meydana getiren protein.
Aktivasyon enerjisi: Kimyasal bir reaksiyonu başlatmak için gerekli olan minimum enerji. (Ea)
akuatik: Suda yaşamak.
albumin: Yumurta beyazında bulunan ve suda çözündüğü zaman jele benzeyen bir madde oluşturan bir protein.
alel: Aynı özelliğin farklı versiyonlarını kodlayan, bir genin farklı çeşitleri.
Alev: Alev,yanan bir madde ve onu oksitleyen bir maddenin yüksek derecede ekzotermik reaksiyona girmesi sonucu oluşan diğer bir tanımla yanan maddelerin ışıklı uzantısı,ateş parçası. Alevin,rengi ve sıcaklık derecesi yakan ve yanan maddelerin türüne bağlıdır.
alg: Gövdesi ya da kökleri olmayan basit bir bitki.
Alveol: Akciğerlerde genişlemiş küçük kesecik.
Amebosit (Ameboid): Amip benzeri hücreler.
amilaz: Nişastayı maltoza parçalayan bir enzim.
Amilaz: Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim. Tükürükte bulunan haline “Pityalin" adı da verilmektedir.
amino asitler: Karbon, hidrojen, oksijen, nitrojen (azot) ve bazen kükürt içeren moleküller. Amino asitlerin uzun zinciri bir protein molekülünü oluşturur.
Aminoasit: Aminoasitler proteinleri oluşturan temel yapı taşlarıdır. Bir amino asit, amino grubu (NH2) ile bir karboksil grubu (COOH) taşır. Aminoasitlerin kovalent bağlarla uç uca eklenmesiyle oluşturdukları kısa polimer zincirler "peptid", uzun polimer zincirler ise "polipeptid" veya "protein" olarak adlandırılırlar.
Amitotik bölünme: Hücrenin boğumlanarak ikiye bölünmesi, amitoz bölünme.
amnion: Gelişmekte olan fetüsü (anne karnındaki bebeği) çevreleyen bir zar.
amniyotik sıvı: Fetüsü destekleyen ve onu koruyan, amniyonun içinde bulunan sıvı.
Amoeboid hücreler: Belirgin bir şekilde olmayan ve başka hücrelere farklılaşma potansiyeline sahip olan hücreler.
Amonyak: Azot ve hidrojenden oluşan renksiz ve kötü kokulu bir gazdır. Kimyasal formülü NH3'tür. OH- iyonu içermediği halde zayıf baz özelliği gösterir. Molekül ağırlığı 17,0304 g/mol, 1 Atmosfer basıncında kaynama noktası -33.34 °C (239.81 K) dir. Molekül şekli üçgen piramittir. Molekülleri polar olduğundan su içinde yüksek oranda çözünür.
ampulla: Başın hareketlerini tesbit eden hücreleri içeren, kulaktaki yarım daire kanallarının her birinin bir ucundaki şişlik.
Anaerob: Yaşamı için oksijen varlığına gereksinim duymayan.
anaerobik respirasyon (oksijensiz solunum): oksijen il birleşmeksizin, glikozdan enerji açığa çıkarma işlemidir.
Analog: Kökenlerinin benzer olmasına gerek olmaksızın, aynı görevi gören organlar. ör. Midyedeki ve balıklardaki solungaçlar.
Anatomi: Biyoloji biliminin, canlıların yapısı ve düzeni ile ilgilenen dalıdır. Hayvanlarla ilgilenen hayvan anatomisi (zootomy) ve bitkilerle ilgilenen bitki anatomisi (phytonomy) olarak iki alt daldan oluşur. Temel tıp bilimlerinden biri olan insan anatomisi ise insan vücudundaki organların tanımlanması, büyüklük, biçim gibi özelliklerinin ortaya konması, birbirleriyle olan ilişkilerinin belirlenmesi ve bunların hekimliğe uygulanmasıyla ilgili bilimsel uğraş alanıdır.
Anatrop: Tohum taslağını plesentaya bağlayan sap olan funikulusa göre 180 derece dönmüş, ters tohum taslağı.
androjen: bireylere erkek özelliklerini veren bir hormon.
anemi (kansızlık): Genellikle demir eksikliği nedeniyle hemoglobin eksikliğinin neden olduğu bir hastalık.
antagonistik kaslar: Antagonistik kaslar çiftler hakinde çalışır, birisi eklemin bükülmesini ve diğeri de gerilmesini sağlar.
anter (başçık): Erkek gametlerin üretildiği çiçek kısmı.
Anteridyum: Çiçeksiz bitkilerde ve mantarlarda erkek gametleri oluşturan kısa, silindirik yapıdaki kese.
Antibiyotik: Herhangi bir mikroorganizma tarafından, başka bir mikroorganizmayı öldürmek veya çoğalmasını durdurmak için üretilen her türlü madde. Antibiyotik üretimi, onu üreten mikroorganizma için selektif bir avantaj sağlar. Örnek olarak, Penicillium tarafından üretilen antibiyotikler, doğada rekabet halinde olduğu diğer mikroorganizmaların büyümesini önleyerek Penicillium'a doğal ayıklanma sürecinde bir avantaj sağlar.
antibiyotik: Diğer hücrelere zarar vermeksizin bakterileri öldüren bir ilaç.
antijen: vücudun beyaz hücreleri tarafından yabancı olarak tanınan bir hücre yada başka madde.
Antikoagülan: Kanın pıhtılaşmasını önleyen madde.
antikorlar: Yabancı hücrelere ya da diğer maddelere spesifik olarak (antijenlere) bağlanan ve onları yok etmeye yardım eden, beyaz hücreler tarafaından yapılan proteinler.
Antropojen: Doğal bitki örtüsünün insanların çeşitli etkinlikleri sonunda özelliklerini yitirmesiyle ortaya çıkan yeni bitki örtüsü.
arachnid: Bir örümcek ya da akrep; kitap akciğerleri ile nefes alıp veren, sekiz ya da daha çok bacağı bulunan bir eklem bacaklı.
Araucarioxylon: Erken Triyasa ait bir kozalaklı bitki.
Arboretum: Doğru biçimde etiketlenmiş odunsu ve otsu bitkilerin teşhisi ve bilimsel araştırmalar amacıyla bir araya getirilip yetiştirildiği ortamlar.
arı döl: Kendisi gibi oğul nesiller üreten homozigot.
Arillus: Döllenme sonrasında, bazı tohumların üzerinde oluşan ek örtü.
arkadaş hücresi: floem dokudaki bir kalburlu boru elemanının yanında bulunan hücre.
Arkegonyum: Genellikle şişe biçiminde, bir sıra verimsiz hücre tabakasıyla çevrilmiş boyun,karın kanal hücreleriyle yumurta hücresinden meydana gelmiş üreme organı.
Arkenteron: Embriyodaki ilkin bağırsak tüpü.
Arkeosit: Süngerlerde, besin depolayan amoeboid hücrelere verilen ad.
artikulasyon: Bir eklemde iki kemiğin hareketi.
aşılama (bitkiler için): Onun parçası olacak şekilde, diğerine bağlı bulunan bir organizmanın parçası.
Asimetri: Herhangi bir simetri tipine sahip olmama durumu.
asimilasyon: Emilen besinin, vücudun çeşitli kısımlarına katılması.
asit yağmuru: normal miktardan daha fazla çözünmüş kükürtoksitler ve nitrojenoksitler içeren yağmur.
astenosfer: Mantoda bulunan katmanlardan biri. Mezosferin hemen üstünde bulunur. Burada kayalar kısmen ergimiş haldedir ve kolayca eğilip bükülebilir (plastik) bir yapıdadır.
asteroit: Küçük Gezegen. Güneş’in çevresinde dolanan küçük, kayalık gökcisimleri.
asteroit: Küçük gezegen. Güneş’in çevresinde dolanan küçük, kayalık gökcisimleri.
astronomi birimi: Güneş ile Dünya arasındaki uzaklık (Yaklaşık 150 milyon km).
atheroskleroz: Arterlerin sertleşmesi; arter duvarlarında kolestrol birikmesi sonucu oluşan bir hastalık.
atmosfer: Bir gökcismini saran gaz katmanı.
ATP (adenozintrifosfat): Bütün canlı hücrelerde bulunan yüksek enerjili bir molekül.
atrio-ventriküler: Kalbin atriyumları ve ventrikülleri arası.
atriyum: Venlerden kanı alan ve ventriküllere geçiren, kalbin üst odacıklarından biri.
avcı: Besin için diğer hayvanları avlayan ve öldüren canlı.
azı diş: Çiğneme, öğütme ve kesme için kullanılan, memelinin ağzının arkasına yakın olan büyük bir diş.
bağ doku: Boşlukları dolduran ya da vücudun çeşitli kısımlarını bağlayan doku.
Bağışıklık sistemi: Bağışıklık sistemi, vücudu dışarıdan gelen biyolojik etkilere karşı koruyan, özelleşmiş hücreler ve organlardan oluşmuş bir sistemdir. Normal şartlar altında, bağışıklık sistemi vücudu bakterilere ve viral enfeksiyonlara karşı korur, kanser hücreleri ve yabancı maddeleri yok eder.
Bakteri: Monera aleminde yer alan zarla çevrili gerçek ve belirgin çekirdeği ve organelleri bulunmayan prokaryotik yapıdaki en ilkel tek hücreli canlı.
Bakteri: Prokaryot hücre yapısındaki mikroorganizma.
Bakterisid: Canlıda ya da laboratuvar ortamında, ortamdaki tüm bakterileri öldüren her tür fiziksel ya da kimyasal etken. Uygun ortamda, belli sürede, varolan mikroorganizma sayısında azalmaya yol açan antibiyotik, bakterisid antibiyotik adını alır. Sultamisilin ve streptomisin buna örnek gösterilebilir.
Bakteriyofaj: Bakterileri enfekte ederek ölümlerine neden olabilen virüslere verilen genel ad.
Balsam: Sıklıkla odunsu bitkilerden elde edilen reçine ve bu reçinelerden yapılan ilaç.
Basit yaprak: Yaprak ayası parçalara bölünmemiş, sap üzerinde bir parçadan oluşan yaprak.
Bazal metabolizma: Hayatın devamı için şart olan asgari metabolizma faaliyeti.
Bentik: Deniz ve tatlı sularda dip ya da taban bölgesine ilişkin.
beri-beri: B1 vitamininin eksikliğinden kaynaklanan bir hastalık. Semptomları zayıf kaslar ve yorgunluktur.
beyaz cüce: Küçük kütleli bir yıldızın ölümünden artakalan, yaklaşık Dünya büyüklüğünde, sıcak ve parlak demir yıldız çekirdeği.
beyin (serebrum): Bilinçli düşünme, dil ve kişilikten sorumlu olan beyin bölgesi. Memelilerde çok geniş ve katmanlıdır ve iki serebral hemisferden (beyin yarıküresi) oluşur.
beyincik (serebellum): Kas koordinasyonunu kontrol eden bir beyin bölgesi.
Bilateral simetri: Vücudun tam ortasından geçen bir düzlemin, vücudu iki eş yarıya (sağ ve sol) ayırdığı simetri tipi.
Bileşik yaprak: Yaprak ayası parçalara bölünmüş, yaprak çok sayıda yaprakçıklardan meydana gelir.
birincil tüketici: Bir besin zincirindeki ilk tüketici; bir otobur.
bitki: Fotosentez yapan, ökaryotik, ağaçlar, çiçekler, otlar, eğreltiotları, yosunlar ve benzeri organizmaları içinde bulunduran çok büyük bir canlılar alemidir.
Biyocoğrafya: Bitki ve hayvan türlerinin dağılımını ve bu dağılımın nedenlerini inceleyen bilim dalıdır.
biyogenez: Canlıların kendilerine benzeyen canlılardan oluştuğunu açıklayan görüş.
Biyokütle: Organizma tarafından üretilen veya organizma öldükten sonra kalan madde (bakteri, bitkiler ve hayvanlar)
Biyoloji: Canlıları inceleyen bir bilim dalıdır.
biyolojik kontrol: Bir zararlı populasyonunu kontrol etmek için, parazitler ya da avcılar gibi doğal metotların kullanılması.
Biyolüminesans: Bazı canlılar tarafından, belirli bir metabolik yol izlenerek ışık meydana getirilmesi.
Biyom: Yaşam kuşakları. Yeryüzünün geniş alanlarına yayılmış bitki ve hayvanların doğal olarak kümelendirilebilicek özellikte olanlarının bulunduğu yaşama alanları.
Biyoremediasyon: Toprak, su ve havada bulunan kirliliğin temizlenmesi için organizmaların genellikle mikroorganizmaların kullanılması.
biyosensör: sıvıların içinde bulunan belirli bir maddenin miktarını belirlemek ya da ölçmek için enzimleri kullanan bir cihaz. Enzim tarafından katalizlenen reaksiyon cihazdaki elektrik akımında bir değişiklik yaratır.
Biyosfer: Dünyadaki bütün canlıların yaşadığı 16-20 km kalınlığında tabaka. Biyosferin deniz seviyesinden 8-10 km'si atmofere, 8-10 km'si okyanusların dibine doğru uzanır.
Biyosfer: Canlıların birbirleriyle ilişkilerinin sürdüğü kayaç, su ve hava katmanlarından oluşan yeryüzü örtüsü.
Biyoteknoloji: Canlı hücreleri ve/veya biyolojik molekülleri, sorunları gidermek ve yararlı ürünler üretmek amacıyla kullanan teknolojilerin tümü.
biyotik faktör: Bir organizma üzerinde, diğer organizmalar tarafından sebep olunan etki.
Blastomer: Embriyoda bulunan genç hücreler.
Blastopor: Embriyoda, dış hücrelerin içeri çökmesiyle oluşan ilkin girintinin açıklık kısmı, ilkin ağız açıklığı.
Blastosöl: Embriyonun erken safhasında, dış tabakadaki hücrelerin içeriye doğru bir girinti yapması sonucu oluşan, ilkin vücut boşluğu.
bolus (lokma): Çiğneme işleminden sonraki yutulacak olan besin topu.
Botanik: Bitkileri inceleyen bilim dalı.Bitki bilimi.
Bowman kapsülü: Nefronun ucunda, glomerulusu saran yarım küre şeklindeki bölüm.
Brakte: Çiçek sapı yaprakçığı. Çiçek sapının kaidesinde, sapın gövdeye bağlandığı yerde bulunan yaprakçık.
Brakteol: İkinci derecedeki brakte. Çiçek sapının üzerinde bulunan küçük yaprakçık.
bronkus: Nefes borusunu bronşiollere bağlayan geniş bir boru.
bronşiol: Akciğerlerdeki alveollere hava getiren ve götüren küçük bir boru.
bronşit: Bronşlardaki öksürüğe sebep olan, bir enfeksiyon.
büken kas: Kasıldığı zaman bir uzvu kıvıran bir kas.
bulutsu: Nebula. Gaz ve tozdan oluşan, gökadaların içinde bulunan, silik bir ışık kümesi olarak gözlenen gökcisimleri.
Bütan: (ya da n-bütan) dört karbon atomu içeren dalsız bir bileşiktir. Formülü CH3CH2CH2CH3
Calyx: Mercanlarda, kalsiyum karbonat yapıda olan, kase şeklindeki dış iskelet.
Cam: Aşırı soğutulmuş alkali ve toprak alkali metal oksitleriyle, diğer bazı metal oksitlerin çözülmesinden oluşan bir sıvı olup ana maddesi (SiO2) silisyumdur. Cam, akışkan bir maddedir. Amorf yapısını koruyarak katılaşan inorganik cisimler olarak tanımlanabilir. Üretim sırasında hızlı soğuma nedeniyle kristal yapı yerine amorf yapı oluşur. Bu yapı cama sağlamlık ve saydamlık özelliğini kazandırır.
Çenek: Çim yaprakları, kotiledon: Tohumlu bitkilerin tohumlarının çimlenmesiyle embriyolarından oluşan ilk yaprak ya da yaprakları.
Cephalothorax: Baş ve gövdenin kaynaşmış hali.
Cercus (Serkus): Bazı canlı gruplarında, vücudun sonunda görülen ve çeşitli şekillerde olabilen, kuyruk benzeri uzantı.
çimlenme: Tohumda bulunan embriyonun uygun şartlar bulunca gelişerek ana bitkiye benzer bitkiyi vermek üzere tohumdan çikarak serbest hale geçmesine denir.
cins: Birbirine benzeyen ve ortak birçok karakterleri olan türler topluluğu.
Çok yıllık bitki: Yaşamlarını iki yıldan fazla sürdüren bitkiler.
Çomak hücreleri: Retinada bulunan ve beyaz ışığa karşı duyarlı olan, çubuk şeklindeki hücreler.
cüce gezegen: Bir yıldızın çevresinde dolanan, kütlesi küresel bir yapı oluşturacak kadar büyük, ama komşuluğunu temizleyememiş gökcismi.
dalma-batma noktası: Bir levhanın diğerinin altına daldığı levha sınırı. Yakınlaşan levhalar arasında görülür.
Dekumbent: Kalkık uçlu. Yalnız dalların uç kısmı yukarı doğru yükselmişyerde yatık olarak gelişen bitki.
Dekurrent: Aşağı doğru sarkarak uzayan. Yaprak ayasının gövde üzerine yapışık olarak aşağı doğru uzaması.
Deltat: Eşkenar üçgen biçiminde. Yaprak sapı üçgeninin tabanının ortasında bulunur.
Demir: Atom numarası 26 olan bir elementtir. Simgesi Fe dir (Lat. Ferrum dan). Demir, yerkabuğunda en çok bulunan metaldir.
Dendroid: Ağaç dalı biçiminde dallanmış tüy.
Dendroloji: Botaniğin ağaç özelliğindeki bitkilerini inceleyen ve araştıran bilim dalı.
Deniz: Bir okyanus ile bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan ve genellikle tuzlu olan su birikintisidir.
Dentat: Dişli. İri ve keskin olan dişlerin eksenleri yaprağa dikey durumdadır.
Dentikulat: Küçük dişli. Dentat ile aynı biçimde olup daha küçük olan diş.
Dentin: Kollajen ve kalsiyum tuzlarından oluşan, diş ya da pul yapısında bulunabilen sert madde.
Dentisid kapsula: Dişli kapsül. Açılma kapsülün uç kısmındaki dişlerin birleştikleri yerde olur.
deprem: Yerkabuğunda (ya da kayalık bölge de diyebiliriz) oluşan gerilmenin zamanla birikerek, sonunda kaya bloğunun zayıf bir noktasından kırılmasıyla yeni bir fay oluşumuna ya da var olan fayın kaymasına bağlı olarak meydana gelen yer sarsıntısı.
deprem merkez üssü: Deprem odak noktasının tam üstüne denk gelen yeryüzündeki nokta.
eprem odağı: Kırılmanın ya da kaymanın başladığı nokta. Kırılma ya da kayma odaktan başlayarak fay düzlemi boyunca ilerler.
Dermis: Hayvanlarda derinin alt tabakasına verilen ad.
Deuterostomia: Blastopor, ağız yerine anüsü oluşturur. Ağız daha sonra şekillenir. Genellikle, enterosöl sölom ve radial segmentasyon ile birlikte anılır.
Diandrus: İki stamenli.
Diatom: Bir fitoplankton grubu.
Diatrymid: Dev boyutlu, uçamayan bir kuş türü.
Difüzyon: Molekül ya da iyonların, çok yoğun oldukları bir ortamdan, daha az yoğunlukta bulundukları bir ortama doğru yaptıkları geçiş hareketi.
Diklin: Bir eşeyli çiçek. Erkek üreme organlarının (andrekeum) ve dişi üreme organlarının (ginekeum) ayrı çiçekler üzerinde bulunması.
Dikotiledon: Embriyosunda iki çenek yaprağı bulunan bitki.
Dimorfizm: Bir tür içinde, iki farklı formun görülmesi durumu.
Dinoflagellat: Bitkisel plankton ya da tek hücreli alg. Koloni halinde yaşarlar. Genellikle denizlerde yaşarlar.
Dioik: Vücudunda dişi veya erkek üreme organlarından sadece birini bulunduran canlı, ayrı eşeyli.
Diploblasti: Embriyonik gelişim sürecinde sadece endoderm ve ektodermin oluşması, iki tabakalılık.
Diploid: Birbirinin aynısı halindeki çift kromozom setine sahip olan.
Dış döllenme: Erkek ve dişi eşey hücrelerinin vücut dışında birleşmesi ile meydana gelen döllenme tipi. Dış döllenme görülen canlılarda genellikle üreme su varlığına bağımlıdır (suda gerçekleşir).
Diskoid: Disk biçiminde.
Distikus: İki sıralı. Yaprak ve çiçeklerin aynı düzlem üzerinde birbirlerinin ters yönünde sıralanması.
Divergent: Birbirlerinden ayrılmış ve uzaklaşmış şekilde.
DNA: Deoksiribonükleik asit. Bütün hücrelerde bulunan, temel genetik malzemeyi içeren kimyasal molekül. Her bir DNA; adenin (A), guanin (G), timin (T), ve sitozin © bazlarından, şeker ve fosfat gruplarından oluşmuştur. DNA uzun bir moleküldür ve kromozom denilen birimler içerisinde bulunmaktadır.
Doğal seleksiyon: Doğal seçme, (doğal seçilim veya Doğal Ayıklama ya da Doğal Seleksiyon) dış çevreye uyum konusunda daha elverişli özelliklere sahip birey organizmaların, bu elverişli özelliklere sahip olmayan diğer bireylere göre yaşama ve üreme şanslarının daha yüksek olması ve bunun sonucu olarak genlerini yeni kuşaklara aktarma yönünden daha avantajlı olmalarıyla işleyen mekanizmadır.
Doku: Bitki, hayvan ve insan organlarını meydana getiren, şekil ve yapı bakımından benzer olup, aynı vazifeyi gören, birbirleriyle sıkı alâkaları olan aynı kökten gelen hücrelerin topluluğudur.
Döl değişimi: Eşeyli ve eşeysiz üremenin birbirini takip ettiği üreme sistemi, döl almaşı, metagenez.
Dorsal: Sırtsal yüzey. Sırt kısmı.
Dorsifiks: Sırttan bağlı. Flamentin antere sırt kısmından bağlı olması.
Effektör: Sinir hücrelerinin bağlı olduğu ve sinirsel uyarılara karşı verilen cevabın yerine getirildiği bez, kas, hücre veya organlar, sonuçlandırıcı organlar.
Egzotik: Yerli olmayan canlılar.
ekoloji: Canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.
Ekoloji: Organizmalarla çevrelerini ve bu iki varlık arasındaki karşılıklı ilişkileri araştıran bilim dalı. Doğanın yapısını ve işlevini araştıran bilim dalı.
Ekosistem: Doğadaki canlı ve cansız varlıkların karşılıklı etkileşim bağlarıyla oluşturdukları sistem.
Ektoderm: Embriyo gelişimi sırasında oluşan 3 tabakadan en dışta olanı, dış deri.
Ektoparazit: Başka bir canlının vücudu üzerinde parazit olarak yaşayan canlı, dış parazit.
Ektoplazma: Hücre içerisindeki sitoplazmanın çevresel veya dış bölgesi, dış plazma.
Ekzoenzim: Dış ortama salgılanan enzim.
elektron mikroskobu: 1930'da icat edilmiştir. Yine de 1952'ye kadar, canlı dokuları ile kolayca kullanılamamıştır. Çünkü uygun şekilde ince kesitler almak çok zordu. Elektron mikroskobu, ışık mikroskobu ile görünenden 500 kat daha küçük şeyleri görmemizi sağlamıştır.Ayrıca sanayi, metalurji, genetik, jeoloji, arkeoloji ve adli bilimler (kriminoloji) alanında da büyük hizmetler görmektedir.
Elektron mikroskobu, bir hücrenin farklı kısımlarının, muhtemelen nasıl göründüğünü anlamamızı da sağlamıştır. Fakat bir elektron mikroskobu ile börülebilenleri ve diğer yollar ile bulunabilenleri karşılaştırarak hücrelerin içinde neler olduğunu bulmakta daha iyi sonuç çıkarılır.
elektron mikroskoplarında, ışık yerine elektron kullanılır. Elektronun dalga boyu, ışığa göre birkaç bin defa daha küçük olduğu için, bu mikroskopla daha ayrıntılı görüntüler elde etmek mümkündür. Bazı elektron mikroskoplar, 0,2 nanometre (nm)lik cismi net gösterebilmekteyken, en iyi optik mikroskoplar 250 nm’lik bir güce sahiptir. Bir nanometre, 10 Angstrom olup, 10-10 metreye karşı gelir.
Elytra: Kın kanat, kitinleşmişi kanat yapısı.
Embriyo: Zigotun gelişmesiyle oluşan genç organizma.
embriyo: Çok hücreli diploid ökaryotlarda gelişimin ilk basamaklarından biri. Yumurta ve sperm hücrelerinin birleşmesiyle oluşan zigot, çift sarmallı DNA moleküllerini içerir. Bitkiler, hayvanlar, ve bazı protistlerde zigot mitozla bölünerek çok hücreli canlıyı oluşturur. Embriyo terimi, bu gelişimin zigotun bölündüğü zamanla, gelişim basamağının başka basamağa geçmesine kadar olan ilk zamanlarını anlatmak için kullanılır.
embriyoloji: Zigot oluşumunu, büyümesini ve gelişimini inceleyen bilim dalı. Gelişim biyolojisinin bir alt dalıdır.
Endemik: Alanları belirli bir ülke veya bölgeye ait, yerel, ender ve çok ender bulunan türlerdir.
Endemik: Belirli bölgeye ait canlı türleri.
Endoderm: Embriyo gelişimi sırasında oluşan 3 tabakadan, en içte olanı, iç deri.
Endoparazit: Bir canlının vücudunun içinde parazit olarak yaşayan organizma.
Endopeptidaz: Protein molekülünün iç bağlarını hidrolize uğratan bir proteinaz türü.
Endoplazma: Hücre içerisindeki sitoplazmanın orta veya iç bölgesi, iç plazma.
Enfeksiyon: Bakteri, virüs, mantar yada protozoonların organizmaya girmesi durumu.
Enfeksiyon: Organizmada hastalığa yol açan bir mikrobun genel veya yerel gelişmesi, yayılması.
Enfektif: Enfeksiyona neden olabilme yeteneğine sahip.
Enterosöl sölom: Embriyonik gelişim sırasında arkenteron tavanında her iki yanda cepler oluşur. Daha sonra arkenteron ile bağlantılarını yitiren bu cepler, endoderm ve ektoderm arasında ara bir doku halinde gelişir. Bu ceplerin içindeki boşluklar bağırsaktan türediği için “enterosöl" adını alır. Sindirim sisteminden meydana gelen, cep şeklindeki vücut boşluklarıdır.
Entogami: Böcekler yoluyla tozlaşma.
enzim: Doğal durumda suda çözünen, canlı organizmada gerçekleşen tüm reaksiyonların ılımlı koşullarda gerçekleşmesini sağlayan ve bu reaksiyonları koordine eden protein anayapıdaki spesifik biyokatalizatörlerdir.
Epidermal: Epidermisten köken alan, epidermis yapısından olan.
Epidermis: Epitel dokunun, en üst tabakası (genellikle vücudun en dış yüzeyini örten doku tabakası), üst deri.
Epifiz: Beynin tabanında bulunan bir iç salgı bezi.
Epigeik: Toprak üzerinde gelişen.
Epitel: Hayvanlarda organizmanın vücut dışını ve iç organlarını astarlayan doku.
Erdişi: Çift cinsiyetli, hermafrodit.
Erozyon: Yer kabuğunu oluşturan kayaçların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmesi veya bir yerden başka bir yere taşınması olayıdır.
Eşey Hücresi: üremeden sorumlu hücre, gamet.
Eşeyli üreme: Erkek ve dişi bireylerin üreme hücrelerinin birleşmesiyle meydana gelen üreme.
Eşeyli üreme: Farklı cins iki gametin birleşmesiyle yeni canlının meydana getirilmesine eşeyli çoğalma denir. Gamet, eşey hücresi olarak tanımlanır. Bir gamet ya dişi eşey hücresidir (yumurta) veya erkek eşey hücresidir. (polen veya sperm). Eşeyli üreyen canlılarda bir çift kromozom takımı bulunur. Bu takımın yarısı anneden yarısı babadan gelir. Bu takım kromozoma haploid veya monoploid (n) denir. (n) haploid kromozom takımı gamette bulunur. Eşeyli üreme sonucunda birbirinden farklı bireyler oluşur. Bu da populasyonlarda varyasyonu (çeşitliliği) arttırır.
Eşeysel dimorfizm: Erkek ve dişi eşeyler arasında vücut boyutu ve şekli, renk veya desen bakımından farklılıklar görülmesi durumu.
Eşeysiz üreme: Erkek ve dişi bireylerin ayrı üreme hücrelerinin söz konusu olmadığı, tamamen benzer genetik yapıda bireylerin oluşumunu sağlayan üreme tipi.
Etanol: Etanol, Etil alkol ya da Bitkisel alkol olarak da bilinir, renksiz ve yanıcı bir kimyasal bileşik. Alkollü içkilerin büyük bir kısmında bulunur. Kimyasal formülü C2H6O olup EtOH ya da C2H5OH olarak da ifade edilmektedir.
Eucoelomata: Gerçek sölom boşluğuna sahip canlılar. Endoderm ve ektoderm arasındaki boşluk, tamamen mezoderm ile astarlanmıştır.
Eutely: Canlının hayatı boyunca vücudunda bulunacak hücre sayısının sabit olması.
Evcik: Bazı çiçeklerde tohumların saklı bulundukları oyuklar.
Evrim: Evrim, zaman içinde birdenbire olmayan kesintisiz, niteliksel ve niceliksel gelişme sürecidir. Halk arasında daha çok Charles Darwin'in evrim kuramını belirtmek için kullanılır.
Fagositoz: Hayvansal hücrelerin, katı besin maddelerini, vezikül oluşturacak biçimde, sitoplazmalarına almaları. Fagositoz hayvansal hücrelerin kendilerine gerekli maddeleri almalarında en önemli yollardan birisidir.
familya: Ortak özellikleri aynı olan yakın cinslerin topluluğuna aile (familya) denir.
familya (aile): Benzer özellikleri bulunan cinsler grubu.
Fauna: Belli bir bölgede yetişen hayvanların tümüne verilen addır. Yeryüzünde ekolojik olarak sınırlanabilir bir yaşam alanında bulunan hayvan türlerinin tamamıdır.
fay: Levha tektoniği nedeniyle yerkabuğunun kimi bölgelerinde büyük gerilme, sıkışma ya da bükülmeler görülür; bu basınç, kabukta fay adı verilen kırılmalara yol açar. Faylar, depremlerin oluş nedeni sayılır.
Fermantasyon: Fermantasyon, anaerobik şartlarda, yani oksidatif fosforilasyon olamadığı durumlarda, glikoliz yoluyla ATP üretimini sağlayan önemli bir biyokimyasal süreçtir. Biyokimyanın fermantasyonla ilgilenen dalı zimolojidir. Fermantasyonda glikoz (veya başka bir bileşik) hidrojenlerini teker teker kaybederek enerji üretimini sağlar. Oksijen olmadığı için bu parçalanma sonucunda ortaya çıkan basit organik bileşikler hücrenin kullanabileceği nihai elektron alıcısı ve hidrojen alıcıları olurlar.
Flora: Belli bir bölgede yetişen bitkilerin tümüne verilen addır. Yeryüzünde ekolojik olarak sınırlanabilir bir yaşam alanında bulunan bitki türlerinin tamamıdır.
fotosentez: Klorofil taşıyan canlıların ışık enerjisi kullanılarak organik bileşikleri üretmesidir.
gaz devi: Katı bir çekirdeğin etrafını saran çok miktarda gazdan oluşmuş dev gezegenler. Ör: Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün.
gen: Katılım bilgisi birimi. Gen, DNA`nın belirli bir proteinin üretimini belirleyen bölümüdür.
genetik: Canlının bütün özelliklerinin eski kuşaktan yenisine nasıl geçtiğini inceleyen bilim dalıdır.
genetik mühendisliği: Genetik mühendisliği, hücre dışında üretilen nükleik asit moleküllerinin, bir virüs, bakteriyel plazmid veya diğer vektör sistemleri ile konak organizmada yeni genetik kombinasyonların oluşmasını sağlamak için aktarılması sağlayan teknoloji.
genom: Bir organizmanın kromozomlarında bulunan genetik şifrelerin tamamını simgeleyen terimdir. Canlıların en temel birimi olan hücrede fizikokimyasal özelliklerin ortaya çıkarılmasında kullanılan genetik talimatların hepsine de genom denilebilir. İnsanda, bu 23 çift kromozoma karşılık gelmektedir.
gezegen: Bir yıldızın çevresinde dolanan, kütlesi küresel bir yapı oluşturacak kadar büyük ve komşuluğunu temizlemiş gökcismi.
gezegencik: Bir yıldız sisteminin oluşumu sırasında, birleşerek gezegenlere dönüşen küresel yapılı gökcisimleri.
gökada: On milyon ila bir milyar arasında yıldız ve bu yıldızların hammaddeleriyle artakalanlarını barındıran dev yıldız topulukları.
gökada kümesi: Onlarca ya da yüzlerde gökadanın oluşturdukları topluluklar.
gökada süperkümesi: Gökada kümelerinin oluşturdukları topluluklar.
güneş rüzgârı: Güneş’ten dışarı salınan genelde elektrik yüklü parçacıklardan oluşan rüzgâr.
habitat: Bir organizmanın yaşadığı ve geliştiği yer. Bu yer, fiziksel bir bölge, yeryüzünün özel bir parçası, hava, toprak ya da su olabilir. Habitat, bir okyanus ya da bir çayırlık kadar büyük olabileceği gibi, çürümüş bir ağaç kütüğünün altı ya da bir böceğin bağırsağı kadar küçük de olabilir.
haloenzim: Tüm kofaktörleri içeren katalitik aktif enzim.
herbaryum: Kurutulmuş bitki örneklerinin belli bir sistemle düzenlenerek saklandığı yerdir. Doğadan toplanan bitki örnekleri preslenerek kurutulur. Özel kartonlar üzerine yapıştırılır. Karton üzerinde bitki örneğinin familya ve tür ismi ile örneğin toplandığı yer, toplandığı yükseklik ve tarih, örneği toplayanın adı, örneği adlandıran kişinin adı ve diğer bilgiler (habitat, habitus özellikleri) yer alır. Örnekler tür, cins, familya olarak gruplandırılır. Özel dolaplar içinde yatay olarak muhafaza edilir.
Herbisit: Bitki öldürücü anlamında kullanılmaktadır. Herbisit bitkilerde toksik etki oluşturur. Herbisit, ağaçların kökleri veya yaprakları tarafından alınırsa ağaçlar bu durumdan olumsuz etkilenir.
Hidrojen: Sembolü H olan 1 atom küle sayılı elementtir. Standart sıcaklık ve basınç altında renksiz, kokusuz, metalik olmayan, tatsız, oldukça yanıcı bir biatomik gazdır (H2). Atomik kütlesi 1.00794 g/mol ile hidrojen en hafif elementtir.
Hipotez: Bilimsel yöntemde olaylar arasında ilişkiler kurmak ve olayları bir nedene bağlamak üzere tasarlanan ve geçerli sayılan bir önermedir.
Histamin: Histidinden karboksil giderilerek üretilir. Tüm memelilerin dokularında ve çavdar mahmuzunda değişik oranlarda bulunur.
Histoloji: Doku bilimi (İngilizce Histology, histoloji), bitki ve hayvan dokularının bileşimini ve yapısını özelleşmiş işlevleriyle bağlantılı olarak inceleyen bilim dalı.Doku biliminin temel amacı dokuların hücre ve hücreler arası maddelerden organlara dek tüm yapı aşamalardaki düzenini saptamaktır.
hormon: Metabolizmaların, bünyedeki bazı aktiviteleri kontrolde tutmak için çeşitli amaçlarla ürettikleri salgılar. 'İçsalgı' olarak da adlandırılırlar. Bir hücre veya hücre grubu ile diğer hücreler arasındaki kimyasal mesajcı moleküllerdir. İçsalgı bezlerinde (endokrin bezler) üretilirler ve kana salınırlar.
hücre: Canlının canlılık özelliklerini taşıyan, yapı ve görev bakımından en küçük parçasıdır.
iklim: Bir yerdeki hava koşullarının geniş bir zaman ve bölge üzerinde ortalaması. İklim'i inceleyen bilim dalına Klimatoloji denir. Bir bölgedeki iklimi belirleyen unsurlar, sıcaklık, rüzgar, havadaki nem , basınç,ve bunların gün ve yıl içinde nasıl değiştiğidir.
immün sistem: Bağışıklık sistemi, vücudu dışarıdan gelen biyolojik etkilere karşı koruyan, özelleşmiş hücreler ve organlardan oluşmuş bir sistemdir. Normal şartlar altında, bağışıklık sistemi vücudu bakterilere ve viral enfeksiyonlara karşı korur, kanser hücreleri ve yabancı maddeleri yok eder.
interferon: Vücut hücrelerinin çoğunluğunca sentezlenen ve bakterilere,parazitlere,virüslere ve urlara karşı etki gösteren bir proteindir.Cytokinler olarak bilinen,Glikoproteinlerin en büyük sınıfı altında incelenirler. Üç çeşit interferon vardır;
1. İFN alfa - akyuvarların ürettiği,
2. İFN beta - vücudun diğer hücrelerince üretilen,
3. İFN gama - t lenfositlerince üretilen.
iris: Ön ve arka göz kamaralarını birbirinden ayıran, ışığın geçişinde diyafram görevini yapan, epitel altındaki bağ dokuda pigment hücrelerini içeren tunika vazkuloza bulbi katmanındaki üç oluşumdan biri.
Joule: Bir Newton'luk bir kuvvetin bir cismi kuvvet doğrultusunda bir metre hareket ettirmesiyle yapılan işe eşittir.
Joule = 1 Newton × 1 Metre = 1 N × 1 m
1 Joule = 1 Watt × 1 Saniye = 1 W ×1 s
kan: Atardamar, toplardamar ve kılcal damarlardan oluşan damar ağının içinde dolaşan; akıcı plazma ve hücrelerden (alyuvar, akyuvar ve kan pulcukları) meydana gelmiş kırmızı renkli hayati bir sıvıdır. Kanın ana işlevi besin maddelerinin (oksijen, glikoz) ve yapısal elemanların sağlanması ve atık maddelerin (karbondioksit, laktik asit vs.) atılmasının sağlanmasıdır.
kanser: Kötücül urların anormal bir şekilde çoğalmasına verilen addır. Klinik özellikleri ve tedaviye gösterdikleri tepki açısından birbirinden son derece farklı çeşitli durumlara verilen genel ad. Bütün kanserlerde ortak olan özellik, bir hücre tipinin denetimsiz biçimde çoğalması ve normal dokuları kaplamasıdır. Bunun nedeni, hücre DNA'sının değişmesidir.
kara cüce: Bir beyaz cücenin milyonlarca yıl içinde soğumasıyla oluşan gökcismi.
Karbondioksit: Kovalent bağlı bir karbon ve iki oksijen atomundan oluşan moleküle sahip, normal koşullarda gaz halinde bulunan bileşiğin adı. Renk ve kokusu yoktur. Formülü CO2 şeklinde olup molekül ağırlığı 44.009 g/mol dür. Karbon içeren besin maddelerin metabolize edilmesi sonucu meydana gelen bir son üründür.
Karbonhidrat: Hem canlının yapısına katılan hem de enerji sağlayan karbon, hidrojen ve oksijen elementlerinden oluşan organik bileşikler.
kayasal gezegen: Kayasal ve katı bir yüzeye sahip gezegenler.
kırmızı dev: Evriminin son aşamalarına doğru, aşırı genişlemiş ve yüzeyi biraz soğumuş dev yıldız.
klorofil: Çeşitli dalga boylarındaki ışıkları emerek bitkide fotosentez (özümleme) olayının meydana gelmesine sebep olan, yeşil renkli bir pigmenttir.
koenzim: Enzimlerin aktivite gösterebilmeleri için gereksinim duydukları kompleks organik moleküllere koenzim denir.
Kofaktör: Enzimlerin aktivite gösterebilmeleri için gerekli olan, protein yapıda olmayan, genellikle metal iyonlarından(Fe+2, Mn+2, Zn+2gibi) meydana gelen yan gruplarına kofaktör denir.
kök: Kara hayatına uymuş olan gelişmiş bitkilerde, genel olarak toprak içerisine doğru büyüyen ama nadiren toprak üstünde de bulunan bir organdır. Görevi, bitkiyi toprağa bağlamak, topraktan su ve su içerisinde erimiş halde bulunan tuzları (inorganik maddeleri) emerek gövdeye iletmektir. Kökler, besin maddeleri biriktirmek suretiyle depo organı vazifesini de görürler.
kök hücre: Vücudumuzda bütün dokuları ve organları oluşturan ana hücrelerdir. Henüz farklılaşmamış olan bu hücreler sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme, organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahiptir.
Kromozom: DNA'nın "histon" proteinleri etrafına sarılmasıyla, yoğunlaşarak oluşturduğu, canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimlerdir.
kuiper kuşağı: Güneş sistemini oluşturan maddeden artakalan parçalar.
kütle: Bir nesnenin içerdiği madde miktarı.
kütleçekimi: Kütlesi olan maddeler arasındaki çekim kuvveti.
kuyrukluyıldız: Kaya, toz ve katılaşmış gazdan oluşan ve Güneş’e yakınlaştığında ısınarak gaz ve tozdan kuyruğu oluşan gökcismi.
lahar: Yanardağ püskürmesi sonucunda dağın yamaçlarından aşağı inen, erimiş buz, kül, çamur ve kayalardan oluşan volkanik çamur.
Laktik Asit: 1780 yılında Carl Wilhelm Scheele tarafından keşfedilen, formülü CH3CHOH-COOH ve kimyaca adı alfa hidroksipropanoyik asit olan, bir organik hidroksi asittir. 1881'de ticari olarak büyük ölçüde ekşimiş sütten elde edildi; bu yüzden süt asidi de denir. Sütte bulunan laktoz, laktik maya denilen bakteriler tarafından laktik aside dönüştürülür.
Laktoz: Yalnız sütte bulunan süt şekeri de denilen bir disakkarit. Sütün en önemli karbonhidratıdır. Sütün aromasında önemli bir payı bulunmaktadır. Glikoz ve galaktozdan meydana gelmiş bir disakkarittir.
lav: Volkanik bacadan geçerek yeryüzüne ulaşan magma.
Lenfosit: Lenfosit bir lökosit (akyuvar) tipidir. Kanda dolaşan lökositlerin yaklaşık olarak yarısını oluştururlar. Pluripotansiyel kök hücrelerden ürerler. Kanda dolaşan lenfositler, alyuvarlardan biraz büyükçe oldukları hale yine de küçük hücre grubuna girerler. İki ana çeşidi vardır;
* T-Lenfositleri (Thymus Dependent), kanda dolaşan bütün lenfositlerin % 80'ini oluştururlar. Hücresel bağışıklıktan sorumludurlar.Ayrıca B lenfositlerin aktivasyonunda görevi vardır.T lenfosit effektör hücre haline geldiği zaman farklılaşarak Helper ve Sitotoksik T lenfosit olarak görev yapar.
* B-Lenfositleri (Bursa Dependent) ise suyuk (humoral) bağışıklığından sorumludurlar.Antikor üretirler.
levha: Dünya yüzeyini oluşturan, irili ufaklı litosfer parçalarından her biri.
levha tektoniği: Kıtaların ve okyanusların yerlerini ve biçimlerini değiştiren, milyonlarca yıldır süren levha hareketlerinin tümü.
litosfer: Yerkabuğuyla mantonun en üst kısmının birlikte oluşturdukları katı durumdaki katman.
magma: Yerkürenin içinde ergimiş durumda bulunan kayalar. Dış çekirdek ve mantonun bir kısmı magma içerir.
manto: Çekirdeğin üstünde yer alan ve büyük oranda demir, magnezyum ve kalsiyum içeren katman. Sıcaklık ve basınç değişikliklerine göre farklı bölümlere ayrılır.
mayoz: Eşey organlarında eşey hücrelerinin oluşması sırasında diploit veya somatik kromozom sayısının yarıya indiği ve dört haploit hücrenin oluştuğu hücre bölünmesi tipi. Redüksiyon bölünmesi, indirgeme bölünmesi.
Menenjit: Beyin zarlarının iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Kafatası zedelenmeleri veya orta kulak hastalığı sonucu beyin zarları iltihaplanabilir.
Menenjite mikroorganizmalar yol açmaktadır. En sık rastlanan mikrop meningokok ismi verilen mikroskoptaki görüntüsü kahve tanesini andıran bir çift mikroptur.
Menenjitin bakteriyel ve viral olmak üzere iki tipi vardır. Viral menenjit genellikle daha sık görülür ve daha kolay atlatılır. Viral menenjitte antibiyotik kullanımının yararı yoktur.
Metan: Kimyasal formülü CH4 olan bileşiktir. Normal sıcaklık ve basınçlarda gaz halinde bulunan metan, kokusuzdur.
meteor: Bir meteoroid atmosfere girdiğinde gözlenen parlak ışıma.
Meteor: Göktaşı (veya Meteor), uzaydan dünya yüzeyine düşen maddelerin genel adı.
meteorit: Yeryüzüne düşen meteoroid.
meteoroid: Uzaydaki küçük göktaşları.
meyve: Çiçeğin dişi organının, döllenme sonucunda farklılaşıp, yumurtalığın gelişmesiyle meydana gelen ve tohumları taşıyan organa denir.
mezosfer: Mantonun yüksek sıcaklıktaki ve aynı zamanda göreli olarak daha dirençli olan kısımı.
Mikrobiyoloji: Mikrobiyoloji, mikroorganizma adı verilen birçoğu ancak mikroskopta görülebilen küçük canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Mikrobiyoloji, mikroorganizmaların özelliklerini, yüksek canlılarla ve birbirleriyle ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır.
mitoz: Ökaryot hücrelerin tipik çekirdek bölünmesi. Kopyalanarak sayısı iki katına çıkmış olan kromozomların profaz, metafaz, anafaz ve telofaz safhalarını geçirdikten sonra bölünerek diploit sayıda kromozom kapsayan iki oğul çekirdeğe ayrılmaları. Sentriyol bulunan hücrelerde mitoza astral mitoz, sentriyol bulunmayan hücrelerde ise anastral mitoz denir. Mitozu takiben sitoplâzma bölünmesi (sitokinez) ile hücre iki oğul hücreye ayrılır.
Moleküler Biyoloji: Biyolojik çevrede gerçekleşen süreçleri ve kimyasal yapıları moleküler seviyede inceleyen biyoloji dalı.
Moresnetia: Bilinen ilk tohumlu bitki.
multienzim kompleksi: Çok sayıda reaksiyon adımı üzerinden yürüyen bir reaksiyon serisini katalizleyen ve çok sayıda enzimden oluşan agregatlara enzim sistemi veya multienzim kompleksi denir.
Mutasyon: Canlının genetik bilgisinde meydana gelen ve nesilden nesile aktarılan kalıtsal değişmelerdir.
Nafta: Petrol veya kömürün rafine edilmesi sırasında elde edilen kaynama noktaları 20ºC ila 75ºC arasındaki sıvı hidrokarbonlardır.
Neptün ötesi cisimler: Çoğunlukla kuyrukluyıldızlardan oluşan, aralarında Plüton ve Eris’in de bulunduğu gökcisimleri.
Nöron: Sinir hücresi. Sinir sisteminin temel fonksiyonel birimidir. Çeşitli biçim ve büyüklüklerde olabilir. Sinirsel uyarıları elektriksel ve kimyasal yolla iletir. Hücre gövdesi büyüktür ve çekirdek burada yer alır. Kısa uzantıları dendrit, uzun uzantıları akson olarak adlandırılan sinir sistemini oluşturan hücrelerdir. Başka hücrelerden gelen uyarılar dendiritlerin uçlarından alınır ve aksonların uçlarından diğer hücrelere iletilir.
OECD: Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (Organisation for Economic Co-operation and Development)
Okyanus: Kıtaları birbirinden ayıran engin, açık denizlerdir1. Yeryüzünün yaklaşık üçte ikisini (%70) kaplarlar, ve bu alanın yaklaşık yarısında su seviyesi 3000 metrenin üzerindedir.
Oort Bulutu: Güneş Sistemi’nin küresel olarak saran, kuyrukluyıldızların zamanlarının büyük bölümümü geçirdikleri bölge.
Ornithischia: Kuş tipi kalça kemerli olan dinozorlara denir.
Ostracoderm: İlk omurgalı balık.
pahoehoe: Pürüzsüz ya da hafif kıvrımlı yüzeye sahip akıntı oluşturan lav türü.
Palaeniscoid: İlk kemikli balık türü.
Parafin: CnH2n+2 genel formülüyle verilen alkan hidrokarbonların ortak adıdır.
Patojen: Hastalığa neden olan her türlü organizma ve madde. Bu terim çoğunlukla çok hücreli organizmaların işleyişini ve hücre bütünlüğünü bozan yapılar için kullanılır; ancak bunun yaninda, tek hücrelileri etkileyen patojenler de vardır.
pH: Bir çözeltinin asitlik veya bazlık derecesini tarif eden ölçü birimidir. 0'dan 14'e kadar olan bir skalada ölçülür. pH teriminde p; eksi logaritmanın matematiksel sembolünden, ve H ise hidrojenin kimyasal formülünden türetilmişlerdir. pH tanımı, hidrojen konsantrasyonunun eksi logaritması olarak verilebilir: pH = -log[H+]
Pinositoz: Hayvansal hücrelerin sıvı haldeki maddeleri, vezikül oluşturarak, sitoplazmalarına almalarına verilen isim. Hücre zarının içeri doğru çökmesi ile oluşan küçük cepler, daha sonra zarın kapanması ile içi sıvı dolu pinositotik vakuollere dönüşür. Bu yolla hücre iyonları ve küçük molekülleri sıvı ile birlikte bünyesine alır.
piroklast: Sıkışmış gazların yanardağ püskürmesi sırasında kurtularak patlaması sonucunda havaya fırlayan kütleler.
Plankton: Hareketleri su akıntılarına bağlı olan ve genelde mikroskopik olarak bulunan ve ekolojik zincirin ilk halkasını oluşturan canlılardır.
Plazmid: Kendi kendini eşleyebilen, kromozomdan ayrı bir DNA parçasıdır. Tipik olarak dairesel ve çift sarmallıdır. Genelde bakterilerde, bazen ökaryotlarda da (örneğin Saccharomyces cerevisiae deki 2 mikrometre plazmidi ) bulunur. Plazmidlerin boyu 1 ila 400 kilobaz çifti arasında değişir.
Pnömoni: Zatüre. Bir veya birkaç akciğer lobunun iltihaplanması şeklinde ortaya çıkan, daha çok küçük çocuklarda, ileri yaştakilerde ve kronik bir hastalığı bulunan kişilerde daha ağır seyreden ve bazen ölümle sonuçlanabilen ateşli bir hastalıktır. Bu hastalıkta akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihabi bir sıvıyla dolar. Akciğerlerin görevi olan oksijen alış veriş fonksiyonu bozulur ve bu nedenle kanda oksijen düzeyi azalır.
polen: Bitkinin erkek gametini dişi gamete taşıyan bir yapıdır.
poliploidi: Bir hücrenin ya da organizmanın, her bir kromozomununun ikiden fazla kopyasına sahip olması durumudur.
Prebiyotik: Kolondaki bir veya sınırlı sayıdaki bakterilerin gelişmesini ve/veya aktivitesini seçici olarak arttıran, insan vücudunu faydalı bir şekilde etkileyen sindirilemeyen gıda bileşenidir vede insan sağlığını düzeltmektedir.
Propan: Propan, Parafinlerin (alkanların) metan ve etandan sonra gelen üçüncü üyesi olup, karbon ve hidrojenden meydana gelmiş renksiz bir gaz. Propanın formülü C3H8 dir.
Prostetik Grup: Enzime kovalent olarak bağlanan bir metal (kofaktör)veya diğer koenzimlere denir.
Protein: Amino asitlerin zincir halinde birbirlerine bağlanmasından oluşan büyük organik bileşiklerdir. Bu zincirde bir amino asitin karboksil grubunun bir diğerinin amino grubuna bağlanmasıyla oluşan bağ peptit bağı olarak adlandırılır.
Rekombinant DNA: İki farlık kaynaktan alınan DNA`nın birleştirilerek yeni bir DNA`nın oluşturulması
retina: Ağ tabaka. Göz yuvarının en içte bulunan ışığa duyarlı tabakası. Biri göz yuvarının gerisini çevreleyen, ışık alıcı hücreler (koni ve çomak hücreleri) ve nöronları kapsayan, daha içte olan diğeri melanin taneciklerini kapsayan pigmentli çift kat epitel astardan oluşan tabaka. Retina.
Ribozom: Ribozomal RNA (rRNA) ve proteinlerden oluşmuştur. Hücrenin protein sentez yerlerine verilen addır. Virüsler hariç tüm hücrelerde bulunur. Sitoplazmada serbest veya endoplazmik retikulum' a bağlı olarak bulunan 120 - 200 Å (angstrom) çapında yapılardır. Ribozomun yaklaşık %60 kadarı rRNA, geri kalan 40'lık bir kısmı ise proteinden oluşur. Ribozom iki alt birimden oluşur. Ökaryotlarda büyük alt birim 60S (S = Svedberg birimi = Sedimantasyon katsayısı), küçük alt birim ise 40S'tir.
Samanyolu: İçinde bulunduğumuz, en azından 100 milyar yıldız içeren gökada.
Saurischia: Sürüngen tipi kalça kemerli ve genelde etçil olan dinozorlara denir.
Seymouria: İki yaşamlılarla sürüngenler arasında bulunan bir geçiş formu. Kertenkeleye benzer, kısa ve küt ayakları vardı.
sıcak nokta: Mantonun derinliklerinde bulunan çok yüksek sıcaklıktaki magma kaynaklarının, üst katmanların basıncını yenmesi sonucu yüzeye doğru çıktığı nokta. Bu noktalarda yanardağlar oluşur.
sismograf: Deprem sırasında oluşan dalgaların yarattığı titreşimi kaydeden aygıt. Bir ağırlığın ucuna bağlı olan kalem yardımıyla, ağırlığın oturtulduğu platformda meydana gelen titreşimler, bir motor aracılığıyla dönmekte olan rulo şeklindeki kâğıtlara kaydedilir.
sismogram: Sismograf yardımıyla kâğıtlara kaydedilen bilgi.
sıvılaşma(yer trm): Depremin yarattığı şok dalgalarının etkisiyle ıslak ve kum-kil karışımı gözenekli zeminlerdeki suyun, bu gözeniklerin arasından geçerek yüzeye çıkması. Bu olayla, zemin akışkan ve kararsız hale gelir.
Sondaj: Yer yüzeyinde delik açmaya yarayan yöntemlere verilen addır.
Stromatoporoid: Büyük resifleri oluşturan organizmalar.
süpernova: Büyük kütleli yıldızların yakıtlarını tükettikten sonra aniden çökmesiyle oluşan çok güçlü patlama.
taksonomi: Canlıların sınıflandırılması ve bu sınıflandırmada kullanılan kural ve prensiplerdir.
Telomer: Ökaryotik doğrusal kromozomların uçlarında bulunan, herhangi bir gen kodlamayan, özelleşmiş heterokromatin yapılarıdır. Telomerlerin varlığı, kromozomların uçlarının rastgele çift zincir DNA kırılmalarından koruyarak istenmeyen kromozom uçlarının birleşmesinden ya da kromozomu nükleolitik parçalanmadan korur. Kromozomların bu fiziksel korunmasının dışında, ökaryotik telomerleri, kromatin organizasyonu, kromozomların replikasyonu ve hücre çoğalmasını gibi önemli hücresel görevleri vardır.
Teori: Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünüdür.
tepkime: Reaksiyon. Bir ya da daha çok yükün, atom ya da molekülün başka yükün atom ve moleküllere dönüşmesi olayı.
Terawatt: 1 tirilyon watt.
Termal: Isıl. Isıyla ilgili.
termonükleer füzyon: Yüksek sıcaklık ve basınç altında, atom çekirdeklerinin birleşmesi. Yıldızlara enerji veren çekirdek tepkimesi.
Tetis Denizi: Mesozoyik zamanda, Hint Okyanusu oluşmadan önce Godvana ile Lavrasya arasında kalan denize verilen ad.
Tetrapodomorf: Balık benzeri sürüngenler.
Therapsid: Memelilerin atası olarak kabul edilen ve sürüngenlerle memeliler arası bir form.
Tıp: İnsan sağlığının sürdürülmesi ya da bozulan sağlığın yeniden düzeltilmesi için uğraşan, hastalıklara tanı koyma, hastalıkları sağaltma (tedavi etme), ve hastalık ve yaralanmalardan korumaya yönelik çalışmalarda bulunan birçok alt bilim dalından oluşan bilimsel disiplinlerin şemsiye adıdır. Hem bir bilgi alanı – vücut sistemlerinin ve bunların hastalıklarının ve tedavilerinin bilimi – hem de bu bilginin uygulandığı meslektir.
Toksin: Mikroorganizmaların salgıladıkları bir takım zehirli maddeler. Toksinler iki grupta toplanırlar:
* Ekzotoksinler
* Endotoksinler
Ekzotoksinler mikroorganizma tarafından dışarı salınırlar. Daha çok gram (+) mikroorganizmalar tarafından meydana getirilirler. Endotoksinler bakterilerin hücre çeperlerinde bulunan dışarıya salgılanmayan, ancak hücrenin parçalanması sonucu meydana çıkan lipopolisakkarit yapısında (yani bakterinin yapı maddelerinden olan) bir takım toksik maddelerdir. Daha çok gram (-) bakteriler tarafından meydana getirilirler.
TPAO: Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı
transgenik bitki: Genetik modifiye bitki veya bitki tohumu. Transgenik bitkiler, istenilen özelliklerin bitkide oluşturulması için gerekli genetik malzemenin diğer bir canlıdan bitkiye aktarımı sonucu elde edilir. Rekombinant DNA teknoloji kullanılır.
transgenik hayvan: Genetik modifiye hayvan. Transgenik hayvanlar, istenilen özelliklerin (tedavide kullanılan bir proteinin sentezini gerçekleştiren) hayvanların oluşturulması için gerekli genetik malzemenin diğer bir canlıdan hayvana aktarımı sonucu elde edilir. Rekombinant DNA teknoloji kullanılır
Travma: Canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan yaşantı olarak tanımlanmaktadır.
Trilobit: Paleozoyikte zamanda yaşayan ve soyu tükenen bir eklembacaklı türü.
tür: Species. Ortak özellikler taşıyan ve kendi aralarında döllenerek üreyebilen akraba canlıları içeren biyolojik grup.
uydu: Bir gökcisminin çevresinde dolanan bir başka gökcismi ya da yapay cisim.
Vankomisin: Amycolatopsis orientalis isimli bakteri türünün fermantasyonu sonucu oluşan bir antibiyotiktir. Gram-pozitif bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılmaktadır.
yaşanabilir bölge: Bir gezegen sisteminde yaşamın oluşabileceği koşulların ortaya çıkabileceği koşullara sahip olan bölge.
yerkabuğu: Dünya’nın katı haldeki en dış katmanı.
yıldız: Çekirdeklerinde meydana gelen termonükleer tepkimeler sayesinde enerji yayan, büyük oranda gazdan oluşan gökcisimleri.
yörünge: Gökcisimlerinin bir başka gökcismi etrafında dolanırken izledikleri yol.
Zooloji: Hayvanları inceleyen bilim dalı.
 |
 |
|
16
|
siyah |
1,504 |
20.02.2008 - 13:42:24 Son İleti: Live |
şu fef'in kantininden çektiğimiz nedir geçen seneden beri ya,en azından sabahları sıcak sıcak açma,simit yiyoduk bu sene o da yok

neden getirmiyolar fikri olan varmı

 |
 |
|
0
|
Live |
1,149 |
30.01.2008 - 16:35:54 Son İleti: Live |
19 - 20 - 21 / Şubat / 2008 Tarihleri Arasında Yapılacaktır (3 Gün)
 |
 |
|
99
|
tarantula855 |
2,461 |
08.11.2007 - 13:22:23 Son İleti: tarantula855 |
slm arkadaşlar içinizde bu sene kayıt yaptırmı olanlarınız varmı

 |
|
Tarih
Fen - Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
|
9
|
taner |
718 |
28.10.2007 - 15:43:09 Son İleti: biroloji |
Tarihçiler buraya...
 |
 |
|
0
|
Live |
504 |
20.10.2007 - 16:57:43 Son İleti: BauLive |
Fen - Edebiyat Fakültesi Konferans Duyurusu İlan Tarihi :19.10.2007
 |
|
|
26
|
neseacun |
1,236 |
27.09.2007 - 00:00:08 Son İleti: BauLive |
hey mezunlarımız nerde yahu hiç sesleri solukları çıkmıoorr ben mezun olamadım ama az kaldı çift dikiş gidiorum okulu heheheheh
 |
|
|
30
|
neseacun |
1,795 |
16.09.2007 - 18:51:05 Son İleti: castavilla |
hey millet herkes kaçında geliyo balıkesire hade yazalım ben 18de damlıyorum oraya hehehe
 |
|
|
2
|
neseacun |
569 |
15.09.2007 - 23:26:50 Son İleti: neseacun |
edebiyatçıların dikkatine edebiyat bölümü hocalarından hüseyin durgut bir seneliğine okulumuzdan ayrılmıştır derslere başka ünvden gelen hocalar girecektir
 |
|
|
10
|
DiaBLo |
952 |
30.08.2007 - 13:32:30 Son İleti: BauLive |
Nef binasının dışında tadilat yapılıyo .Nasıl sevindim bilemezsiniz (!). Okulun içi felaket bunlar tutmuş dışını yeniliyorlar. Okulun web sayfası için adamakıllı bir ödenek bile yok ama rektörlüğe bakarsan Nasadasın sanarsın...

 |
 |
|
14
|
Live |
1,276 |
21.06.2007 - 12:13:09 Son İleti: uLaS |
bugun mezunıyet torenı yapılcak ve bız orda olucaz gelmek ısteyen gelsın bence

foto fln cekersek koyarım foruma bakalım bu sene bu forumdan ılk kımlerı mezun gorucez

 |
|
|
2
|
Melankolia |
2,869 |
12.06.2007 - 12:25:08 Son İleti: BauLive |
Arkadaşlar yaz okulu kahhında bilgisi olan warmı bizm üni. de acılmayacakmış diye duydum ma başka yerlerden alabiliyormuyuz bilgisi olanlar paylaşırlarsa sevinirm
|
|
|