| |
|
Konu Başlığı |
Yanıtlar |
Konuyu Başlatan |
Okunma |
Son Faaliyet |
| Duyurular |
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Hava Durumu |
- |
Live |
8815 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Nöbetçi Eczaneleri Adres ve Tel |
- |
Live |
8492 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Hoca ve İdari Bilimlerin Telefon Numaraları |
- |
Live |
23292 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Fakülteler İçin Haftalık Yemek Programı - Güncel |
- |
Live |
22605 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Burç Yorumları - 7/24 Sürekli Günceldir... |
- |
Live |
23764 |
--
Son İleti: Live
|
| Forum Başlıkları |
 |
|
|
82
|
Catastrophe |
2,092 |
25.07.2010 - 12:22:25 Son İleti: Catastrophe |
günlerdir bekliorum benden başka çevre mühendisliğine giren yok mu bu sitede

bi ses verin artık
 |
 |
|
3
|
Live |
805 |
17.12.2009 - 22:03:34 Son İleti: zeus* |
 |
|
|
0
|
thelara |
160 |
23.08.2009 - 17:59:22 Son İleti: thelara |
Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, karbon monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azot dioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir.
Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, uzun sürede, bu olaylarla birbirini öyle dengeler ki, su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir bileşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur.
Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklarından atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve bu kirleticilerle, atmosferik özellikler arasındaki kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar. Emisyon kirleticiler, havanın doğal yapısındaki bileşimi değiştiren ve katı,sıvı ve gaz formlarda bulunabilen kimyasal maddelerdir.Emisyon kirleticileri fiziksel ve kimyasal yapılarına bağlı olarak sınıflandırılabilirler. Genel anlamda emisyon kirleticileri;
Yanma Gazları (SO2,NOx,CO)
Toz
Tozda ağırmetaller
Uçucu Organik Buhar ve Bileşikler (VOC)
Flor
Klor
PAH
Dioksin-Furanlar
Radyoaktif Maddeler
vb. şeklinde sınıflandırmak mümkündür.
Ayrıca bazı spesifik kirleticilerin varlığınıda göz ardı etmemek gereklidir. Zira bu kirleticiler çok düşük konsantrasyon değerlerinde dahi insan sağlığını tehdit edebilmektedir. Bu kirleticiler içerisinde en önemli grup kanser yapıcı, tetrajonik ve mutajenik etkilere sahip maddelerdir. Bu kirleticilerle, atmosferik özelliklerin oluşturduğu kimyasal reaksiyonların en önemlileri ise fotokimyasal olaylardır ki, bunlardan özellikle floroklorokarbonlar, güneşten gelen zararlı UV (ultraviole) ışınlarına karşı yeryüzüne koruyan ozon tabakasında büyük tahribata yol açmaktadır.
Doğal veya insan yapısı sonucu atmosfere karışan kirleticiler, her iki halde de atmosfere yayıldıkları anda hızla kimyasal reaksiyonlar oluştururlar ve hava akımları ile karışır, dağılır, yayılır ve taşınırlar. Böylece kirleticiler, kaynaktan çıkıp, alıcılara ulaştığında karakterleri değişebilir.
 |
|
|
0
|
thelara |
155 |
23.08.2009 - 17:58:09 Son İleti: thelara |
Karbondioksit
Bu gaz, fosil yakıtların (petrol ve türevleri, kömürlerin ve doğal gazın) sanayide kullanılması sonucunda oluşarak atmosfere karışmaktadır. Atmosfere karışan karbondioksidin %80 – 85’i fosil yakıtlardan, %15-20’si de canlıların solunumundan ve mikroskobik canlıların organik maddeleri ayrıştırmasından kaynaklanmaktadır (Mitscherlich 1995). Bu nedenlesanayileşme devriminden önce atmosferdeki toplam karbondioksit miktarı 600 milyar ton tahmin edildiği halde, bugün bu miktarın yaklaşık 750 milyar tona çıktığı bildirilmektedir (Houghton et al. 1994’e göre Kadıoğlu 2001)Bir yandan fosil yakıt kullanımının hızla artışı, öte yandan fotosentez için tonlarca karbondioksit harcayan ormanların ve bitkisel planktonların tahribi, atmosferdeki karbondioksit miktarını son 160 bin yılın en yüksekdüzeyine ulaştırmıştır. Yapılan ölçmeler, bu artışın devam ettiğini göstermektedir.
Bilim insanlarının son zamanlarda geliştirdikleri matematiksel bilgisayar modellere göre, CO2 yoğunluğunun iki katına çıkması halinde küresel sıcaklığın 3°С artacağı hesaplanmıştır. Bu sonuç, karbondioksitin küresel ısınmadaki etki derecesinin ne kadar yüksek olduğu konusunda bir fikir vermektedir. Gerçekten sera gazları içinde karbondioksit, küresel ısınmada % 50 paya sahiptir. Bunun nedeni, hem miktarının çok hem de karbondioksit moleküllerinin atmosferdeki ömrünün 50 – 100 yıl gibi çok uzun olmasıdır. O nedenle küresel ısınmaya karşı alınacak önlemlerin başında karbondioksit salınımının azaltılması gelmekte ve bu hususta uluslar arası düzeyde olağanüstü çabalar harcanmaktadır.
Metan
Bu gaz organik artıkların oksijensiz ortamda ayrışması (anaerobik ayrışma) sonucunda meydana gelmektedir. Başlıca kaynakları pirinç tarlaları, çiftlik gübreleri, çöp yığınları ve bataklıklardır.
Metan moleküllerinin ömrünün ve miktarının az olması nedeniyle, küresel ısınmadaki etki payı % 13 kadardır.
Azot Oksitleri
Bu sera gazının kaynakları egzoz gazları, fosil yakıtlar ve organik maddelerdir. Küresel ısınmadaki payı % 5’dir.
Kloroflourkarbon Gazları (CFC-H)
Bu sera gazları için doğal kaynak yoktur. Spreylerdeki püskürtücü gazlar, soğutucu aletlerde kullanılan gazlar, bilgisayar temizleyiciler, bu gazların başlıca yapay kaynaklarıdır. Küresel ısınmadaki payları % 22 oranındadır.
Ozon
Yeryüzüne yakın atmosfer tabakalarındaki ozon’un başlıca kaynağı, egzoz gazlarının 2/3’ünü oluşturan azotoksitlerin ultraviyole ışınları ile fizikoşimik reaksiyona girmesidir. Bu reaksiyon sonucunda bol miktarda ozon meydana gelir ve atmosferde birikir. Yalnız, bu gazın oluşumu egzoz gazlarına ve güneşin ışınlarına bağlı olduğu için (geceleri üretilmez) miktarı çok değildir. Küresel ısınmadaki sera etkisi % 7 kadardır.
Su Buharı
Küresel ısınmada sera etkisi bakımından en başta gelir. Ancak yeryüzüne yakın atmosfer içindeki miktarı çok nadir hallerde yükselir. Bol miktarda bulunduğu atmosfer katmanı genellikle bulutların oluştuğu yükseklerdeki atmosfer tabakalarındadır. O nedenle daha çok güneşten gelen ışınları tutmada ve yükseklere yansıtmada (albedo) etkilidir. Buraya kadar yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, küresel ısınmanın temel nedeni, bol fosil yakıt kullanılmasıyla atmosfere salınan karbondioksit miktarının çok yüksek miktarlara ulaşmasıdır. Miktar ve atmosferde kalma süresinin çok yüksek olması nedeniyle küresel ısınmada, sera gazları içindeki etki payı da çok yüksek olmaktadır (%50).
Atmosferdeki karbon dioksit ve diğer sera gazlarının ulaştığı birikim düzeyi, sanayi devriminden bu yana hızla yükselmiştir. Atmosferdeki sera gazı birikimlerinin artmasına en başta fosil yakıt kullanımı, ormansızlaşma ve diğer insan etkinlikleri yol açmış; ekonomik büyümeyle nüfus artışı bu süreci daha da hızlandırmıştı.
 |
|
|
0
|
thelara |
184 |
23.08.2009 - 17:56:20 Son İleti: thelara |
Atıksu arıtma tesisleri, çeşitli faaliyetler sonucu ortaya çıkan sıvı atıkların arıtıldıkları, içerisindeki kirletici parametrelerin giderildiği tesislerdir. Arıtma tesisleri genellikle birbirini takip eden ardışık havuz veya tanklardan meydana gelirler. Arıtma tesisleri, kurulum amacına ve sağlanması istenilen deşarj standartlarına göre, fiziksel, kimyasal, fizikokimyasal veya biyolojik işlemlerin bir veya birkaçını gerçekleştirebilirler.
Atıksu arıtma tesisinin projelendirilmesi aşamasında ihtiyaç duyulan verilerden birisi olan debinin tespit edilebilmesinde en sağlıklı yöntem ölçüm yapmaktır. Ancak söz konusu debi ölçümü, gerçek debiyi temsil edebilecek nitelikte ve debideki değişimleri kapsayacak şekilde yapılmalıdır.
Atıksu arıtma tesislerinin tasarımında daha önce belirtilen giriş parametreleri kadar istenilen çıkış suyu kalitesi de önemlidir. Ülkemizde çıkış suyu kalitesi, 2872 sayılı Çevre Kanununa istinaden yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nde, işletmelerin faliyetleri sonucu oluşması muhtemel kirlilik yükleri gözönüne alınarak belirlenmiştir. Dolayısı ile tesisinize gelen atıksuyun kirlilik yükünün ne olduğu kadar, gelen kirliliğin emniyet payı ile hangi değerleri sağlayacak şekilde arıtılması gerektiği, atıksu arıtma tesisinin ünitelerinin boyutlandırılması sırasında esas alınması gereken bir konudur.
Atıksu arıtma tesisinin tasarımında önemli olan bir diğer etmende arıtma tesisinin kurulacağı alandır. Arıtma tesisine atıksuyun giriş ve arıtma tesisinden çıkış noktalarında kot durumunun bilinmesi tesisin hidrolik tasarımının belirlenmesi için gereklidir.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
516 |
13.09.2008 - 12:10:35 Son İleti: TiaMaT |
Evsel Atıksu Arıtma SistemleriEvsel atıksu arıtma sistemleri ETC tarafından paket (çelik konstrüksiyon) veya betonarme olarak dizayn edilmektedir. Genel olarak kullanulan ekipmanlar; ızgara, atıksu besleme pompası, şamandra, blower, difüzör, air-lift veya geri devir pompası, klor dozlama pompası, elektrik kumanda panosudur. Evsel nitelikli atıksuların arıtılması amacı ile genel olarak fiziksel ve biyolojik arıtma süreçleri kullanılır.
Uygulama Alanları
Evsel arıtma tesisleri aşağıda verilen yerleşim alanlarında insan ihtiyaçları sonucunda oluşan evsel nitelikli atıksuların arıtılması amacı ile dizayn edilmektedir.
· Tatil Köyleri
· Yazlıklar
· Turistik Tesisler
· Oteller
· Konaklama Tesisleri
· Restoranlar
· Kooperatifler
· Siteler
· Toplu Konutlar
· Şantiyeler
· Fabrikalar
Endüstriyel Atıksu Arıtma SistemleriAtıksu Arıtma Sistemleri
Evsel Nitelikli Atıksu Arıtma Sistemleri
Endüstriyel Atıksu Arıtma Sistemleri
Paket Arıtma
Atıksu Arıtma Süreçleri
Sanayi tesisleri, fabrikalar, organize sanayi bölgeleri gibi çeşitli üretim prosesleri sonucunda oluşan atıksuların arıtılması amacı ile kurmuş olduğumuz endüstriyel atıksu arıtma sistemlerimiz atıksu karakterizasyonuna göre farklılık göstermektedir.
Üretim ve sanayi tesislerinin, üretim aşamalarında gerçekleştirdikleri faaliyetler sonucunda oluşacak atıksuları, ilgili yönetmeliklerde belirtilen deşarj standartları içerisinde arıtması gerekmektedir. Endüstriyel nitelikli atıksuların arıtılması amacı ile dizayn edilen atıksu arıtma sistemleri, boyutları ve arıtma üniteleri; sanayi/sektör türü, üretim yöntemi, atıksu miktarı, atıksuyun kirlilik değerleri ve alıcı ortam türüne göre değişiklik göstermektedir. ETC, sanayi tesislerinden kaynaklanan atıksular ile ilgili olarak laboratuar şartlarında arıtılabilirlik testleri uygulamaktadır ve laboratuar ortamında yapılan çalışmaların sonucuna göre en uygun arıtma prosesini dizayn etmektedir. Endüstriyel nitelikli atıksuların arıtılması amacı ile dizayn edilen atıksu arıtma sistemleri betonarme, paket (ST 37 sac) veya CTP malzemeden imal edilebilmektedir
Kimyasal-Biyolojik Atıksu Arıtma Sistemi 
Anaerobik-Biyolojik Atıksu Arıtma Sistemi Akım Diyagramları
Uygulama Alanları
Endüstriyel atıksu arıtma tesisleri aşağıda verilen üretim tesislerinde gerçekleştirilen üretim faaliyetleri sonucunda oluşan atık suların arıtılması amacı ile dizayn edilmektedir.
· Et Entegre Tesisleri ve Kesimhaneler
· Deri Fabrikaları
· Un ve Makarna Üretim Tesisleri
· Süt ve Süt Ürünleri Üretim tesisleri
· Tekstil Fabrikaları
· Konserve ve Deniz Ürünleri Üretim Fabrikaları
· Karışık Endüstriyel Kökenli Atık sular (Organize Sanayi Bölgeleri)
· Bitkisel Yağ Üretim Fabrikaları
· Şarap ve Bira Fabrikaları
alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
621 |
13.09.2008 - 11:42:51 Son İleti: TiaMaT |
Biyolojik arıtma, atıksu içerisindeki çözünmüş organik maddelerin bakteriyolojik faaliyetlerle ayrıştırılarak giderilmesi işlemidir. Bakterilerin arıtma işlemini gerçekleştirebilmeleri için pH, sıcaklık, çözünmüş oksijen, toksik maddeler gibi parametrelerin kontrol altında tutulması gerekmektedir. Uygulamaları; aktif çamur sistemleri, biyofilm sistemleri, stabilizasyon havuzları, havalandırmalı lagünler ve damlatmalı filtrelerdir.
Aktif çamur: Aktif çamur sistemi dengeleme, havalandırma, çöktürme ve dezenfeksiyon ünitelerinden oluşmaktadır. Aktif çamur tekniğine göre çalışan sistemler uygulamada en çok kullanılan sistemlerdir. Aktif çamur kolloidal çözünmüş maddelerin mikroorganizmalar ile çökebilir biyolojik floklara dönüştürüldüğü prosestir ve bu proseste havalandırma havuzu içindeki mikroorganizmaların askıda tutulması esastır. Biyolojik arıtma ünitesi havalandırma sonucu, organik maddelerin askıda büyüyen mikroorganizmalar tarafından parçalanması prensibiyle çalışır. Askıda büyüyen mikroorganizmalar suyun içerisinde bulunan organik maddeleri parçalayarak H2O ve CO2’e çevirirler. Mikroorganizmaların organik maddeleri oksitlemesi sonucu organik maddeler ya okside olur, yada biyokütleye dönüşür. Havalandırma havuzunda gereken arıtma veriminin sağlanması amacıyla havuz içerisinde faaliyet gösteren mikroorganizma sayısını (MLSS) sabit bir değerde tutmak gerekmektedir. Bu nedenle biyokütlenin bir kısmı çöktürme kademesinde fazla çamur olarak sistemden atılırken diğer kısmı havalandırma bölümüne geri devrettirilir. Aktif çamur sistemlerinde bakteriler en önemli mikroorganizmalardır. Çünkü organik maddelerin parçalanmasından sorumludurlar. Aktif çamur sistemlerinin dizaynında çeşitli parametreler kullanılır. Bu parametrelerden bazıları çamur yükü, çamur yaşı ve bekletme süresidir.
Biyofilm: Damlatmalı filtre sistemlerinde üst kısımdan verilen atık sular damlatmalı filtre içine yerleştirilen dolgu malzemelerinin arasından aşağı doğru akar. Dolgu malzemeleri üzerinde mikroorganizmalar oluşur. Damlatmalı filtre tabanından verilen hava mikroorganizmaların yaşamı için gereklidir. Mikroorganizmalar da atık sudaki organik maddeleri tüketirler. Filtre malzemesi taş dolgu yada plastik dolgu malzemesidir. Biodisk sistemleri seri olarak yerleştirilmiş dairesel disklerden oluşur. Disklerin malzemesi polystrene veya polyvinyl kloriddir. Diskler atık suya batmıştır ve yavaş olarak dönerler. Mikroorganizmalar disklerin yüzeyine tutunup tabaka oluştururlar. Disklerin dönmesi biyokütleyi atık sudaki organik maddelerle temas ettirilir. Diskler sonra da atmosferdeki oksijenle temas eder. Disklerin dönmesi ile aerobik şartlar sağlanır.
Stabilizasyon Havuzları: Stabilizasyon havuzlarının işletilmesi basittir ve fazla mekanik ekipmana ihtiyaç göstermezler. Bu sistemler aerobik, anaerobik ve fakültatif stabilizasyon havuzları olarak sınıflandırılır.
Havalandırmalı Lagünler: Diğer Bu sistemler havalandırma için doğal alanları kullanır. Gerekli oksijen difüzör veya yüzeysel havalandırıcılar vasıtasıyla temin edilir.
Anaerobik Arıtma Sistemleri
Anaerobik arıtma sistemleri havasız ortamda gerçekleştirilen arıtma prosesleridir. Uygulamaları; sürekli karışımlı reaktörler, anaerobik filtreler ve akışkan yataklı sistemlerdir.
Sürekli Karışımlı Tank Reaktörü: Sürekli karıştırılan tank tipinde olan bu reaktör atık suların anaerobik arıtılmasında kullanılan ve katı resirkülasyonu olmayan ilk kuşak reaktörlerden birisidir.
Anaerobik Filtre (Yukarı akışlı dolgu sütunu): Hareketsiz hücre reaktörlerinin bir uyarlaması olarak geliştirilen anaerobik filtre tipinde kullanılan dolgu malzemesi biyofilm gelişmesi için gerekli olan temas yüzeyini sağlar.
Akışkan Yataklı Sistemler: Bu sistemde yukarı akışlı reaktör, kısmen bir taşıyıcı malzeme (genellikle kum) ile doldurulur. Söz konusu reaktörde kum tanecikleri üzerinde biyofilm oluşturularak arıtmanın gerçekleştirilmesi amaçlanır.
alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
363 |
13.09.2008 - 11:41:37 Son İleti: TiaMaT |
Atıksu içerisindeki kirletici maddelerin fiziksel işlemlerle atık sudan alınması amacı ile kullanılan proseslerdir. Uygulamaları; ızgaralar, elekler, kum tutucular, yüzdürme sistemleri, çöktürme havuzları, dengeleme havuzlarıdır.
Izgaralar: Büyük hacimli maddelerin atıksudan ayrılarak pompa ve diğer teçhizata zarar vermelerini önlemek ve diğer arıtma ünitelerine gelecek yükü hafifletmek amacı ile kullanılan arıtım üniteleridir. İnce ve kaba ızgaralar olmak üzere aralık miktarlarına bağlı çeşitleri bulunmakta ve manuel veya otomatik temizlemeli olarak dizayn edilebilmektedirler.
Elekler: Atıksu içerisindeki katı maddelerin tutulması ve arıtma sistemine giriş kirlilik yüklerinin azaltılması amacı ile kullanılırlar.
Dengeleme Havuzları: Atıksuyun debi ve kirlilik yüklerinin dengelenmesi amacı ile kullanılırlar.
Kum Tutucular: Atıksu içerisinde bulunan kum, çakıl vb. ayrışmayan maddeleri sudan ayırarak makine ve teçhizatın aşınmasını önlemek, çöktürme havuzlarında kum ve çakıl birikiminin önüne geçmek amacı ile kullanılırlar.
Yüzdürme Sistemleri: Yüzdürme işlemi, çökeltme işleminin tersidir ve sudan daha düşük özgül ağırlığa sahip taneciklerin yükselmesi esasına dayanır. Yüzdürme sistemleri, atık su içerisinde bulunan yağ, sabun, gres, ahşap parçaları gibi sudan hafif maddeleri tutmak için kullanılırlar.
Çöktürme Havuzları: Sudan daha fazla yoğunluğa sahip katı maddelerin durağan koşullarda yer çekimi etkisi ile çöktürülerek uzaklaştırılması amacı ile kullanılırlar. Çöktürme havuzları, ön çöktürme veya biyolojik ve kimyasal arıtım işlemi ardından son çöktürme amacı ile kullanılabilirler.
Alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
322 |
13.09.2008 - 11:39:51 Son İleti: TiaMaT |
HAVA KİRLİLİĞİ
Günümüzde, her geçen gün artan çevre sorunlarının başında gelen hava kirliliği, geleceğin dünyasını ciddi bir şekilde tehdit etmekte, ekolojik tehlikelerle karşı karşıya bırakmaktadır. Dünya nüfusunun hızla artmasına paralel olarak, artan enerji kullanımı, endüstrinin gelişimi ve şehirleşmeyle ortaya çıkan hava kirliliği insan sağlığı ve diğer canlılar üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.
Hava kirlenmesi, insan ve diğer canlılara zarar verecek miktar ve süredeki kirleticilerin, atmosfere karışması olarak tanımlanabilir. Kirleticiler doğal veya insan aktiviteleri sonucu atmosfere karışabilirler.
HAVA VE KİRLETİCİLER
Saf hava, başta azot ve oksijen olmak üzere argon, karbondioksit, su buharı, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, azot monoksit, karbon monoksit, ksenon, ozon, amonyak ve azot dioksit gazlarının karışımından meydana gelmiştir.
Atmosferin %78'ini oluşturan azot orman yangınları, şimşek gibi doğal atmosfer olayları ve yanma sonucunda meydana gelir. Atmosferin hacim olarak %21'ini ve ağırlık olarak %23'ünü oluşturan oksijen ise oldukça reaktif bir gazdır. Diğer gazlar ise atmosfer hacminin %1'ini oluştururlar.
Atmosferi oluşturan bu gazların, en kararsız olanları su buharı ve karbondioksittir. Atmosferdeki su buharı miktarı, denizler, göller, nehirler ve bitkilerden buharlaşma ile artar ve bulutlardan sis, çiğ, yağmur oluşumu ile de azalır. Su buharının bu değişkenliği, uzun sürede, bu olaylarla biribirini öyle dengeler ki, su buharının atmosferdeki miktarı değişmez. Karbondioksit ise normalde çok küçük yer teşkil eden bir bileşendir. İnsan ve hayvanların teneffüsü ve bitkilerin fotosentez olayı ile atmosferdeki miktarı dengede tutulur.
Doğal olarak saf atmosfer az veya çok miktarda, büyük bölümü suni olan yabancı maddelerin üretimi ile kirletilir. Bunların başında petrol ürünleri ve endüstriyel kirleticiler gelmektedir. Özellikle son yıllarda, endüstriyel aktivitenin, şehirleşmenin ve nüfusun artması ile kirletici maddelerin kullanımı ve miktarıda hızla artmaktadır.
Atmosfere dağılarak, onu kirleten kirleticiler katı, sıvı ve gaz halindedirler. Çeşitli kaynaklardan meydana gelen kirlilik maddeleri toz, is, sis, buhar, kül, duman vb. olarak havaya geçerler. Atmosferdeki bu kirleticiler, kirletici kaynaklarından atmosfere doğrudan verilen kirleticiler ve bu kirleticilerle, atmosferik özellikler arasındaki kimyasal olaylar sonucu oluşan kirleticiler olmak üzere iki şekilde bulunurlar. Atmosfere kirletici kaynaklarından yayılan kirleticiler, kükürtdioksit, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar asılı vaziyette bulunan katı partüküllerdir. Bu kirleticilerle, atmosferik özelliklerin oluşturduğu kimyasal reaksiyonların en önemlileri ise fotokimyasal olaylardır ki, bunlardan özellikle floroklorokarbonlar, güneşten gelen zararlı UV (ultraviole) ışınlarına karşı yeryüzüne koruyan ozon tabakasında büyük tahribata yol açmaktadır.
Doğal veya insan yapısı sonucu atmosfere karışan kirleticiler, her iki halde de atmosfere yayıldıkları anda hızla kimyasal reaksiyonlar oluştururlar ve hava akımları ile karışır, dağılır, yayılır ve taşınırlar. Böylece kirleticiler, kaynaktan çıkıp, alıcılara ulaştığında karakterleri degişebilir.
Genel olarak kirlilik, havadaki katı parçacıklar ve kükürtdioksit miktarına göre belirlenir. Oysa atmosferde oluşan kimyasal olaylarda, organik maddeler büyük rol oynar. Çünkü organik maddeler, atmosferde ister reaksiyona girsinler, ister girmesinler kimyasal reaksiyonların çekirdeğini oluştururlar. Hava kirliliği denildiğinde, kirleticiler ve bunların bulunduğu atmosfer ortamı aynı derecede rol oynar. Herhangi bir yerde hava kirliliği çalışması yapıldığında, ilk olarak o bölgenin meteorolojik koşulları ve havanın kimyasal yapısı incelenmelidir.
HAVA KIRLİLİĞİ KAYNAKLARI VE NEDENLERİ
Bugün çok önemli bir çevre problemi olan ve özellikle insan sağlığını etkileyen hava kirliliği ilk olarak, atmosfer bileşiklerinin değişmesiyle başlamaktadır. Atmosfer, genellikle içerisine karışan toksinli maddeleri eriterek etkisiz hale getirmesine rağmen meteorolojik ve topoğrafik şartlara bağlı olarak devamlı bir şekilde kirlenmektedir. Çesitli amaçlarla yakılan ateşler, fabrika ve ev bacalarının dumanları, araçların egzost gazları havaya zehirli gazlardan olan karbon monoksit, kükürt dioksit ve nitrik asit gibi gazların bol miktarda karışmasına neden olur.
Hava kirliligine neden olan kirleticilerin, kaynaklarına göre hava kirliliği, tabii kaynaklardan meydana gelen kirlilik ve insan faaliyetleri sonucu suni kaynaklardan meydana gelen kirlilik olmak üzere iki sınıfa ayrılır. Tabii kirliliği oluşturan, doğada bulunan kirletici kaynaklarından: tozlar, meteorlardan, yeryüzeyindeki büyük çöl alanlarından ve kumluk alanlardan rüzgarlarla atmosfere taşınırlar; orman yangınlari ile atmosfere önemli miktarlarda duman ve zehirli gazlar karışır; foto kimyasal olaylarla azot dioksit; yanardağlardaki volkanik faaliyetler sonucunda kükürt dioksit, hidrojen klorur, hidrojen flörür; deniz çalkalanmasından sodyum klorür sayılabilir.
Hava kirliliğinde, tabii kirlilik kaynaklarından çok suni kaynaklardan meydan gelen kirlilik önemlidir. Çünkü günümüzde insanları en çok ilgilendiren, özellikle büyük yerleşim merkezleri ve sanayi alanlarındaki hava kirliliğidir. Bu kirlilikte daha çok insan faaliyetleri sonucu meydana gelir.
İnsan yapımı kirlilik kaynaklarını ise kabaca :
Ulasım
Katı yakıtlar
Elektrik santralleri
Endüstri ve ısınma için kullanılan yakıtlar
Endüstriyel işlemler olarak sıralanabilir.
İnsan tarafından oluşturulan kaynaklardan oluşan bu kirlilik, bulunan bölgenin endüstriyel gelişimi, nüfusu, şehirleşme durumu gibi faktörlere bağlı olarak değişim gösterir.
HAVA KİRLİLİĞİNİN ZARARLI ETKİLERİ
Hava kirliliğinin, başta insan sağlığı olmak üzere görüş mesafesi, meteryaller, bitkiler ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri vardır.
Katı yakıtlar ve akaryakıt gibi karbonlu maddelerin tam yanmamasından meydana gelen katı ve sıvı parçacıkların bir gaz karışımı olan duman, hava kirliliğinin bir çeşitidir ve görüş uzaklığını azaltıcı bir etkiye sahiptir. Hava kirliliğinin, sanatsal ve mimari yapılar üzerinde tahrip edici ve bozucu etkisi vardır. Bitkiler üzerinde ise öldürücü ve büyümelerini engelleyici olabilmektedir. Bu nedenle hava kirliliği hem canlıların sağlığı açısından, hem de ekonomik yönden zarar vericidir.
Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri, atmosferde yüksek miktardaki zararlı maddelerin solunması sonucu ortaya çıkar. İnsanların sağlıklı ve rahat yaşayabilmesi için teneffüs edilen havanın mutlaka temiz olması gerekir. Havanın doğal yapısını bozan ve kirleten maddelerin başka bir deyişle kirli havanın solunması, özellikle akciğer dokularını tahrip edici ve öldürücü olabilmektedir. Solunum yolu ile alınan hava içerisindeki parçacıklar ve duman, teneffüs esnasında yutulur ve akciğerlere kadar ulaşır. Solunum sisteminin derinliklerinde depolanan bu parçacıklar, akciğer kanserlerine kadar varan hasarlar yapabilmektedir. Diğer taraftan kömür ve diğer yakıtların yanmasından oluşan duman ve isin astım, çesitli burun ve boğaz hastalıkları hatta mide hastalıkları gibi özellikle solunum yolları ile ilgili hastalıklara belirli ölçüde sebep olabileceği öne sürülmektedir. Şiddetli hava kirliliğine maruz kalınması durumunda, bunun insan sağlığına olan etkisi ile hava kirliliğinin düşük miktarlarına, uzun zaman maruz kalmanın etkileri farklı olmaktadır.
ÖNLEMLER
Özellikle sanayi merkezleri ve büyük yerleşim alanları üzerinde daha çok hissedilen hava kirliliğinin azaltılması amacıyla birtakım önlemlerin alanması gerekir. Bunlardan bazılarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:
- Sanayi ve iş merkezlerinin mümkün olduğu kadar yerlesim merkezleri dışına alınması
- Kişisel vasıta kullanımı yerine toplu taşımacılığın yaygınlaştırılması ve elektrikli taşıma araçlarının geliştirilmesi ve kullanımının artırılması
- Konutlarda yakıt yakma tekniklerinin geliştirilmesi ve özellikle sanayi alanlarındaki bacalara, hava filtrelerinin takılması ayrıca yakıt olarak doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması
- Şehir merkezlerindeki yoğun trafiğin çevre yollara aktarılması
- Ağaçlandırma çalışmalarının artırılması, özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu yerlerde yeşil alanların artırılması
- Şehir yerleşim planlarında meteorolojik faktörlerin özellikle rüzgar durumunun gözönünde bulundurulması
- Halkın, hava kirliliği konusunda bilinçlendirilmesi için ilkögretimden başlamak üzere tüm okullarda ve sivil toplum örgütlerince bu amaca yönelik eğitim programlarının hazırlanması.
Alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
552 |
13.09.2008 - 11:38:12 Son İleti: TiaMaT |
Gemilerden kaynaklanan deniz kirliliğinin; kazalar sonucu petrol yayılmaları, gemi boyaları ve balast suları dışında önemli bir nedeni de gemilerin katı ve sıvı atıklarını denize boşaltmalarıdır. Gemilerden kaynaklanan deniz kirliliğini önleme anlaşması (MARPOL)’e göre gemiler, denize boşaltılması yasak olan atıklarının işlem görmesi sonucu kalan kalıntılarını depolamak zorundadır. Gemiler, kirletici atıklarından kurtulmak için boşaltılma izni verilen atıkları denize boşaltmakta, izin verilmeyenleri de işleme tabi tutarak (yakma, ayırma v.s.) kalanları seyir esnasında depolayarak, limanlardaki atık kabul tesislerine boşaltmaktadırlar. Bu nedenle, limanlarda gemilerde oluşan atık ve kalıntıları, gecikmeye neden olmayacak şekilde alacak katı ve sıvı kabul tesislerinin olması gerekir. Denizlerin gemiler tarafından kirletilmesini önlemenin en etkin yolu, gemilerin seyir süresince depoladıkları katı ve sıvı atıklarını limanlardaki kabul tesislerine boşaltmalarıdır.
MARPOL 73/78 Sözleşmesi
MARPOL denizlerin gemiler tarafından işletme veya kaza nedeniyle kirletilmesinin önlenmesini amaçlayan uluslar arası temel anlaşmadır. Uluslar arası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından 1967’de Manş Denizi’nde Torrey Canyon kazasından sonra varolan OILPOL sözleşmesinin yerine hazırlanmıştı.1973’te ilk iki madde ve 1978 de diğer dört madde ile taraf devletlerce imzalandı. Bu maddeler:
ek I Ham petrolden kaynaklanan kirlenmenin önlenmesi,
ek II Dökme zehirli sıvı maddelerle kirlenmenin kontrolü,
ek III Ambalajlanmış şekilde deniz yoluyla taşınan zararlı maddelerden kaynaklanan kirlenmenin önlenmesi,
ek IV Gemilerden atık sulardan kaynaklanan kirliliğinin önlenmesi,
ek V Gemilerden katı atıklardan kaynaklanan kirliliğin önlenmesi,
ek VI Gemilerden hava kirliliğinin önlenmesine dair kurallardır.
Gemilerde katı ve sıvı atıklar (balast suları hariç):
pis su: tuvaletler, pisuarlar, gemi revirlerindeki küvetlerden, canlı hayvanların muhafaza edildiği bölmelerdeki sular ve buralardaki frengi deliklerinden gelen sıvı atıklar,
katı atık / çöp: bir teknede oluşabilecek evsel nitelikli katı atıklar,
sintine suyu: teknenin sintinesinde biriken su, yağ ve/veya yakıt sızıntılarıdır.
MARPOL ek I’e göre petrol taşınan tankların yıkanması yada makine dairelerinde biriken suyun boşaltımı hususundaki 6 Mart 1992 tarihli son düzenleme:
özel bölge dışında kalan bölgelerde,
kıyıdan 50 mil mesafede,
gemi seyri esnasında,
gemi yolunda,
her milde en fazla 30 litre,
milyonda 15 partikül (15 ppm) olacak şekildedir.
MARPOL ek – IV madde 1’e göre pis sular; arıtılmış olarak en yakın kıyıdan 4 deniz mili açıkta değilse arıtılmamış olarak en yakın kıyıdan 12 deniz mili açıkta ve her iki halde de saatte en az 4 deniz mili hızda süratle seyrederken boşaltmasına izin vermektedir. Ancak bu anlaşmanın hükümleri 200 gros tondan büyük veya 10’dan fazla kişi taşıması durumunda geçerlidir. Buna rağmen daha küçük tekneler pis su toplama yada arıtma aygıtları ile donatılmaları gerekecektir.
MARPOL anlaşması ek – V bölüm 3 ‘e göre bütün gemilerce (özel tekneler ve yatlar dahil) çöp cinsinden;
her türlü plastik maddelerin, sentetik halatların, sentetik balık ağlarının, plastik çöp torbalarının, içlerinde ağır metal ve zehirli atıklar bulunabilecek her türlü yanmış plastik maddelerin külleri
Sahile 25 milden daha yakın mesafe içinde denizde yüzebilen cinsten kumaş ve ambalaj malzemesi
Sahile 12 milden yakın mesafe içinde denize yemek artıkları ile kağıt dahil her türlü çöpün, cam ve madeni eşyanın, şişelerin ve çanak çömleğin denize atılması yasaktır.
Ancak MARPOL dünya denizlerinde kirlenmeye karşı hassas olan “ özel bölgeler” öngörmektedir. Ülkemizin de sahili olan Akdeniz ( Ege denizi dahil) ve Karadeniz bu bölgeler arasındadır.
MARPOL ek – V, bölüm 5’e göre “Özel bölge” sayılan bu denizlerde,
Her türlü plastik maddeler, sentetik halatlar, sentetik balık ağları, plastik çöp torbaları, yanmış plastik maddelerin külleri,
Kağıt dahil her türlü çöp, paçavra, cam, metal, şişe, çanak, çömlek, fincan, tabak, ambalaj malzemesi, kumaş,
Sahilden 12 mil mesafe içinde yemek atıklarının atılması kesinlikle yasaktır.
Ayrıca MARPOL ek – V bölüm 9 gereğince boyu 12 metreden büyük her teknenin yukarıda sayılan çöplerin denize atılamayacağını belirten bir tabela herkesin göreceği bir yere asılmış olacaktır.
Teknelerdeki pis su tankları için yeni düzenlemeler
Denizcilik Müsteşarlığı’nın yayımladığı; 21.03.05 tarih ve 001873 numaralı yazısı ile özel tekne ve yatlarda bulundurulacak pis su tankların kapasiteleri ile ilgili yeni düzenlemeler getirilmiştir. Ülkemiz deniz kirliliğini önlemek için Akdeniz’de İspanya’dan sonra adım atan ikinci ülkedir.
Pis su üreten yani, tuvaleti bulunan tekne ve yatlar bundan böyle bir pis su tankı ile donatılacaklardır. Pis su tankının kapasitesi, teknenizde bulunan yatak adedine göre günde 2 litre hesabıyla 2 günlük birikime yeterli olmak zorundadır. Pis su tankı kapasitesinin hesaplanmasında sadece tuvalet (WC) suları esas alınacaktır, mutfak ve duş suları MARPOL anlaşmasına göre pis su (sewage) sayılmazlar.
Tekne ve yatlarda aranacak pis su tesisatının güvertelere yerleştirilecek bir ISO 8099 normuna uygun boşaltma flanşı olması gerekmektedir.
Teknelerde pis su tankı bulundurulmasına, belgelendirme safhasında ve denetimlerde aranmasına “Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği”nin geçici 1’inci maddesinde belirtilmiş 1 yıllık sürenin sonu olan 26.12.2005 tarihinden itibaren başlanacaktır.
Atık alım tesisleri ve ülkemizdeki durum
Ülkemizde deniz taşışlarından kaynaklanan deniz kirliliğinin önlenmesi amacıyla atıkların nitelik ve nicelik bakımından alımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanlığı ile Ulaştırma bakanlığı, 26 Aralık 2004 tarih ve 25682 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Gemilerden Atık Su Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği"ni hazırlanmışlardır. Bu yönetmeliğin geçici 1'inci maddesi uyarınca da 26 Aralık 2005 tarihine kadar mevcut limanlarda atık su toplama tesisleri kurulacaktır. Bütün limanlarımız bu tesisleri kurmak ve işletme lisansı almakla yükümlüdürler. Balıkçı barınakları ve bağlama kapasitesi 50 yattan az olan marinalar ise en az 2 m3 kirli yağ, 5 m3 yağlı atık, 2 m3 pis su ve uygun miktarda katı atığı kabul edecek imkanlara sahip olacaktır. Aynı süre özel tekne ve yatlarda pis su toplama ve alımına ilişkin donanımların sağlanması için de geçerlidir. Bu yönetmeliğe aykırı hareket edildiği takdirde 2872 sayılı “Çevre Kanunun” ilgili idari ve cezai hükümleri uygulanır.
Özel tekne, yat veya 150 gros tonun altındaki ticari tekneler ile bunların bağlandığı marina liman ve iskelelerde henüz uygulama tam olarak hayata geçirilememiştir. Marinaların kapasitelerini ve servis hizmetlerini geliştirememiş, yada gerekli alt yapı değişlikleri için çok az marina işletmesi ilerleme kaydetmiştir. Diğer taraftan tekne sahiplerinin büyük bir çoğunluğu yeni yönetmelikten ve düzenlemeden bi haberdir. Yeni yönetmelikten haberdar olan kısmında yine büyük bir çoğunlu teknelerinde tadilat yapmaktan kaçınmakta, düzenlemeyi işlevsel görmemekte ve bir kısmı da öncelikli olarak tüm kıyı şeridinde uygun nitelikte alım tesislerinin yapımını beklemeyi tercih etmektedir. Diğer taraftan liman başkanlıklarınca yeni inşa edilen teknelerde bu düzenek istenmekte ve öngörüldüğü şekli ile tekne planlarında değişikliği istemektedir.
MARPOL 73/78 sözleşmesinin I.,II. ve V. Eklerine Türkiye ancak 10 Ocak 1991 tarihinde taraf olmuş ve yürürlüğe almıştır. MARPOL’un muhtelif maddeleri gereği, ülke limanlarında gemilerin atıklarını kabul etmeye yeterli alım tesislerini kurdurmak ve çalıştırmak zorunluluğu anlaşmaya taraf devletlere düşmektedir. Bu maddeler devlete liman atık alım tesislerini kurma ve çalıştırma zorunluluğu değil, ülkedeki liman ve terminallerin atık alım tesislerini çalıştırmasını sağlama yükümlülüğü yüklemektedir. MARPOL’un bu konuda kastettiği ve muhatap aldığı ülke makamı, ülkenin denizcilik idaresi yani ülkemiz için “Denizcilik Müsteşarlığıdır”.
Birleşmiş Milletler Denizcilik Örgütü’nün tüm mevzuatının muhatabı ülkenin denizcilik idareleridir. Çevre bakanlığı’nın Birleşmiş Milletlerdeki muhatabı Çevre Programı (UNEP) dır. Çevre Bakanlığı, çevre politikalarının tespit ve koordinasyonuyla yükümlü iken Denizcilik Müsteşarlığı, denizlerde, deniz araçlarından kaynaklanan kirlenmeyi önleyecek her türlü tedbirleri almakla yükümlü bir kuruluştur. Bu bağlamda liman atık alım tesislerinin oluşturulması ve çalıştırılması konusunda ülkemizde sorumlu makam Denizcilik Müsteşarlığıdır.
alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
781 |
13.09.2008 - 11:36:49 Son İleti: TiaMaT |
Türkiye'de Çevre Sorunlarına Yaklaşım
Batı ülkelerinin hızlı bir gelişme ve yeni tekniklerin kullanılması gibi ancak yüklü bir fatura ile çözebilecekleri çevre sorunları açısında Türkiye’nin içinde bulunduğu, sanayileşmekte olan ülkelerin avantajlı bir konumda olduğu söylenebilir. Bu gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş olan ülkelerin karşılaştığı sorunlardan ders alarak, doğayı bu denli tahrip etmemek için önlemler alarak sanayileşme yolunda ilerleyebilirler.
Türkiye’ de çevre kirlenmesi olgusu 1970’ lerin başında gündeme girmiştir. Bu yıllarda su, hava ve kara kirliliği başlamış, sanayinin hızla geliştiği bölgelerde denetimsiz, plansız ve hızlı yerleşme, yanlış parselasyon ve aşırı nüfus artışıyla son yıllarda bu kirlilik giderek yoğunlaşmıştır. Su kirliliği sorunları ilk kez Haliç ile ilgili ortaya çıkmış, 1940’lı yıllarda bu konuda ilk bilimsel ölçümler yapılmıştır. Haliç’ten sonra 1960’ların ortalarından başlayarak İzmir ve İzmit Körfezleri, 1970’li yıllarda da Mersin, İskenderun ve Edremit Körfezleri artan bir biçimde kirlenmeye başlamıştır. Gene 1970’li yıllarda Porsuk, Simav, Ankara ve Sakarya Nehirleri ile Sapanca ve Tuz Göllerinde kirlenme saptanmıştır. Sularımızın kirlenmesine paralel olarak su ürünleride pestisit (tarım ilacı) ve civa gibi ağır metallerin birikimi sorunu ortaya çıkmıştır.
Türkiye’deki bugünkü hatalı gelişmenin nedeni şu şekilde özetlenebilir.
a- Sanayinin yanlış yer seçimini takip eden hızlı ve sağlıksız şehirleşme;
b- Alt yapısı ve arındırma tesisleri olmayan sanayilerin atık gazlarını kontrolsüz şekilde atmosfere, atık sularını arındırmaksızın deniz ve nehirlere bırakması.
Sanayileşme sürecinde, turizm ve tarım sektöründe de çevre sorunlarına olan kapalı gözlülük, geniş potansiyele sahip tarım alanlarının ve doğa güzelliklerinin geleceğini önemli ölçüde etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir.
- Türkiye’deki Deniz Kirliliğinin Boyutları
Çeşitli yollardan meydana gelin deniz kirliliği toplumların korunması ve insanlığın gelişimi açısından önemli gelişmeleri bünyesinde bulundurmaktadır. Belirli
bir eko-sistem içinde yer alan toplumlar, kullandıklan üretim teknolojisi sonucu ekodengeyi tahrip etmekte, kısa dönemde geçimlerini sağlama endişesi içinde, uzun vadede geleceğin birçok imkanlarını yok etmektedirler.
Kirlenmenin en uygun olduğu deniz ortamı, insanlığın gelecekteki besin deposu olma özelliğini hızla kaybetmektedirler. Denizlerin biyolojik olarak gelecek için olduğu kadar bugün içinde tehlikelidir. Kirlilik besin zinciri boyunca yürümekte ve insan dahil bütün canlılara zarar vermektedir.
Demzdeki biyolojik hayatın verimliliği ve sürekliliği sudaki oksijen ve ısı miktarı ile su ısısına bağlıdır. Bu uç fiziki şartı belirleyen en kritik bölge ise yüzeyin ilk milimetreleridir. Bu bölgenin önemini şu şekilde açıklayabiliriz:
a- Suda oksijenin büyük çoğunluğu direkt olarak atmosferden gelir. Atmosferdeki oksijen miktarının sudan daha fazla olması nedeni ile yavaş yavaş atmosferdeki oksijen deniz suyu içinde çözülür ve akıntılar sayesinde denizin farklı derinliklerine dağılır. Bu atmosfer ile deniz arasındaki oksijen değişimi ise deniz yüzeyinde gerçekleşir.
b- Sudaki besin zincirinin en alt tabakası olan zooplanktonlar ve phitoplanktonlar fotosentez ile beslenir. Fotosentez için en gerekli öğelerden birisi ise güneş ışığıdır. Denize giren güneş ışığımn önüne ne kadar az bariyer çıkarsa, güneş ışığıo kadar daha derine inebilir. Yani deniz yüzeyi ne kadar berrak ve temiz ise güneş ışığıda o kadar derin bölgeye ulaşabilir.
c- Deniz suyu sıcaklığı da eko-denge açısından çok önemli bir unsurdur. Deniz suyu ısısım hem güneş ışığından hem de atmosferden alır. Atmosferle temas eden deniz yüzeyi atmosferin ısısım emer. Bu ısı alışverişinin miktarı ise deniz yüzeyinin ilk milimetrelerindeki temizliğe bağlıdır. Denizlerdeki kirlenme en yoğun deniz yüzeyinde görülür. Yukarda açıkladığım nedenlerle bu bölgede görülen aşırı kirlenme denizlerin soğuma kapasitesini zayıflatmakta, hava ve güneş ile temas etmeyen denizde eko-denge bozulmaktadır. Böylece denizlerin gelecekteki potansiyeli yitirilmektedir.
Deniz Kirliliğine Neden Olan Unsurların Sınıflandırılması
A- Denizin havadan kirlenmesi
Hava taşıtlarının yağlı atıkları genelde açık denize dökülmektedir. Ancak bu atıkların neden olduğu zararlar henüz çok önemli boyutlara ulaşmamıştır. Bu soruna en kısa zamanda çözüm bulanacağı umulmaktadır.
Denizin havadan kirlenmesinin en önemli nedeni ise sanayiler veya konutlar tarafindan oluşturulan hava kirliliğidir. Atmosfere bırakılan zehirli gazlar ve moleküller (kükürt gibi) asit yağmuru şeklinde deniz ve tatlı sularımıza karışmaktadır. Asit yağmuru, yağmurun atmosferden geçerken karşılaştığı gazlarla tepkimeye girerek bu doğa açısından zararlı olan molekülleri yeryüzüne geri indirmesidir.
B- Denizlerin denizden kirlenmesi
Deniz kirliliğine neden olan en önemli maddelerden biri akaryakıttır. Denizlere akaryakıt sürekli olarak gemilerdeki kaçaklardan girmektedir. Bu kaçaktar az miktarda oldukları için genelde ekosistemde çok ciddi bir soruna yol açmazlar. Henüz daha çok iyi bilinmeyen bir bekteri tarafindan bu az miktardaki petrol zararsız hale getirilir. Asıl sorun deniz kazalan sonucu büyük miktarlarda denize dökülen akaryakıttan kaynaklanır. Bu tarz kazaların en bilineni 24 Mart 1989’da Alaska’da Prince William Sound’da meydana gelen Exxon Valdez kazasıdır. Bu kazada 10 milyon galonluk ham petrol okyanusa dokunulmuştur. Bu kazada da gözlendiği gibi büyük miktarlardaki akaıyakıtın denizlere dökülmesinde ki en büyük sorun kıyılarda görülmektedir. Sahil yüzeyini kaplayan petrol kum ve taşlarda yaşayan midye gibi deniz canlılarının oksijene ulaşmasını imkansızlaştırdığı için toplu ölümlere neden olur. Deniz yüzeyini kalın bir tabaka halinde kaplayan petrol denizle atmosfer arasındaki oksijen alışverişini engellediği için de deniz eko-sisteminde sorunlara yol açar. Ayrıca toksik özelliği olan petrol toplu balık ölümlerine neden olur. Yüksek miktarda petrol sindiren balıklar, kendileri ölmese bile besin zincirindeki bir üst canlı (deniz memelileri, deniz kuşları ve insanlar gibi) tarafindan yenildiğinde bu canlıda da zehirlenmeye hatta ölüme neden olurlar. Exxon Valdez olayının Türkiye’deki bir benzeri de 1979 yılında İstanbul limanının da patlayan Independenta tankeridir. Bu tankın taşıdığı petrol İstanbul Boğazından başlayarak Marmara Denizi’nin büyük bir kısmına yayılmıştır. Bu kazayı takiben de Marmara Denizi’nde büyük miktarlar da balık olumu gözlenmiştir.
C- Denizlerin karadan kirlenmesi
Karadan denize dökülen atıklar iki başlıkta toplamak mümkündür: domestik atıklar ve sanayi atıklar.
Domestik atıklar daha çok arıtılmaksızın denizlere dökülen kanalizasyon sulandır. Bu kanalizasyon suları organik madde içerirler. Bu organik maddeler suda bakteriler tarafindan kuşatılır, kararlı ve zararsız inorganik bileşik haline dönüştürürler. Bu işlemi yapan bakteriler çoğunlukla aerob bakterilerdir ve sudaki oksijeni kullanırlar. Ancak suda ne kadar çok organik madde varsa bu bakterilerin sayılarıda o kadar artar ve dolayısıyla sudaki oksijen miktarıda o kadar azalır. Bu tarz kirliliğin çok uç olduğu bölgelerde sudaki bütün oksijenin tükendiği, dolayısıyla toplu balık ölümleri gözlenmiştir. Oksijenin olmadığı sularda tek yaşayabilen canlı anaerob bakterilerdir. Anaerob bakteriler artık olarak sülfi~r ürettikleri için suda çok kötü bir kokuya neden olurlar. Bu tarz bir kirlenmenin sonuçlarının Türkiye’deki en iyi örneği Haliç’tir. Sudaki bütün oksijenin bitmesiyle çoğalan anaerob baktenler Haliç’in o bildiğimiz kokusuna neden olmuştur.
Su kirliliğine neden olan en önemli sanayi dalları, kağıt, kimya, petrol ve demirçeliktir. Bu sanayilerin deniz sularına attığı çözülebilen tuzlar, gazlar ve kimyasal maddeler organik moleküllerin arıtıldığı gibi doğal yollarla arıtılamazlar. Bu sanayi atıklar ayrıca kadmiyum, civa ve kurşun gibi zehirli metallerde içerirler.
Sanayi tesislerinden denize verilen atıklar da, yarattıkları kirlilik nedeniyle tüm dünyada önemle tartışılmaktadır. Üretim teknolojisinin bir sonucu olarak, kullanılan kimyevi maddeler deniz ortamını hızla bozmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerde daha yoğun yaşanan bu sorun, bütün ülkeleri etkileyerek zarara sebep olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, temiz sanayiler kurarken, diğer yandan kirli sanayilerini gelişmekte olan ülkelere aktarmaya çalışmaktadırlar. Teknoloji ve yer seçimi son yıllarda her zamankinden büyük önem kazanmıştır. Sınai atıkların çevreye verdiği zarar, sanayilerin ekonomiye yaptıkları katkıların bir kısmını getirmektedir. Karlılık hesaplarına bu zararlar dahil edilmelidir. Tesisin kuruluş aşamasında, venmiilik hesaplarına, çevrenin nitelikleri de dahil edilip, yer ve teknoloji seçimi konusunda yeterli dikkat ve özen gösterildiği taktirde, ekonomik ve toplumsal maliyeti asgariye indirmek ve karlılığı azamiye çıkarmak konusundaki çalışmalar başarıya ulaşacaktır.
Deniz kıyılannda kurulu termik ve nükleer enerji santrallerimn, deniz ekosisteminde dengesizliklere yol açtığı kanıtlanmış bir olgudur. Enerji santralleri çevresinde, kondenserlerin soğutma suyunun devamlı olarak boşaltılması yüzünden denizsuyu ısısı yükselmekte ve ortamın doğal karakteriin bozulmasına neden olmaktadır. Böylece, bölgede eko-denge yok olmakta ve bu da pek çok canlının kaybolmasına yol açmaktadır. Isının yüksek Olduğu bu ortamda, yoksun türü bazı bitkiler hızla çoğalmaktadır. Deniz akarsu ve göllerdeki en belirgin kirlenme çeşitlerinden biri de işte bu aşırı üretim yani öttofikasyondur. Suyun, yeşil ve bulanık bir renge dönüşmesine, kıyılarda yosun birikmesine yol açar. Aşırı ötrofikasyon durumunda, çok büyük miktarlarda yosun üremesi ve bu yosunlann dibe çöküp ayrışması sonucu, dip sularında oksijen tükenir ve hidrojen sülfit gazı ortaya çıkar.
Akarsularda ve Çoğu denizlerde sular sürekli karıştığı için, ötrofikasyon olayı genellikle hidrojen sülfit gazının çıkmasıyla sonuçlanmaz. Ancak Baltık Denizi gibi yarı kapalı ve özel yapısı nedeniyle suların fazla karışmadığı denizlerde ve önemli kanalizasyon girdisi olan çoğu körfez (İzmit Körfezi) ve göllerde ötrofikasyon; su ürünleri, turizm ve rekreasyon değerlerinin yitirilmesiyle sonuçlanan önemli bir ekonomik sorun şeklinde ortaya çıkar.
Türkiye’de ötrofikasyonun en iyi örneklerinden biri Köyceğiz Dalyan Gölü’nde görülür. Uzunca bir kanalla Ege’ye bağlanan Köyceğiz Gölü’nün 30 metreye kadar varan dip suları tuzlu; yüzey suları ise tatlıdır. Tanm alanlarından, yörenin kasaba ve köylerinin evsel atıklarından göle eklenen organik atıklar besleyici tuzlar nedeniyle, ciddi bir ötrofikasyon problemi ortaya çıkmıştır. Ege ile su alışvenşiin hemen hemen hiç olmayışı ve ölün yıllık tatlı su girdisinin azlığı nedeniyle gölün sularının kendi kendini yenileme kapasitesi azdır.
Besleyici tuzlann gölü zenginleştirmesiyle artan alg (yosun) üretimi ve bu alglerinde dibe çöküp ayrışmasıyla dipteki oksijen tüketilmektedir. Dolayısıyla dipte hidrojen sülfit gazı birikmektedir. Bu zehirli gaz da suyun kanşmasıyla zaman zaman yüzeye çıkarak hem kötü kokulann yayılmasına, hemde Köyceğiz Gölü’nde balık ölümüne neden olmaktadır. Köyceğiz Gölü’ndeki ötrofikasyon sorunun çözümü için ya giren sudaki fosfat konsantrasyonu azaltılmalı ya da suyun gölde kalış süresi kısaltılmalıdır. Köyceğiz Gölü’nün su girdi ve akıntısını değiştirmek çok zor ve masraflı olacağı için, yapılması gereken göle giren fosfat konsantrasyonunu azaltmak olacaktır. Uzun vadede, Köyceğiz Gölün’Deki akıntının değiştirilmeside Ege denizinde artan bir kirliliğe sebebiyet verir.
Tarımda kullanılan zehirli ilaçların, topraktan sulara karışarak denizlere akması, bu tür maddelerin çok kullanıldığı günümüzde, denizlerde tarımsal kökenli bir kirliliğin gündeme gelmesine neden olmaktadır. Örnek olarak Doğu Akdeniz’in tarım ilaçlarıyla kirlenmekte olan bir deniz olarak nitelendirilmesi verilebilir. Bu zehirli maddeler, balıkların vücudunda depolanarak, insanların besin zincirine gitmektedirler. Bunu iki başlık altında incelemek mümkündür.
1. BİYOLOJİK BİRİKİMİ OLMAYAN MADDELER
Bazı kirletici maddeler besin zincirlerinde birikirler, bazıları ise birikmezler. Bu iki grup madde arasında genel bir ayırım yapmak gerekir. Cansız çevreye çeşitli yollarla eklenen sentetik (insan yapısı) maddeler ve diğer kirleticiler, çoğu kez havada ve suda iyice seyrehilerek organizmalara zarar vermeyecek düzeylere erişirler. Pek çok kirletici madde, ya ortamdaki urkroskobik aynştırıcı organizmaların etkisiyle ya da ortamda doğal olarak yer alan fiziksel ve kimyasal işlemler sonucu zararsız veya daha az zararlı bir şekle çevrilir. Örneğin azotlu gübre fabrikalarından yan ürün olarak çıkan ve zehirli bir madde olan amonyak, suda okside olur; nitrit ve nitratlara dönüşerek kısa zamanda zehirli olmayan bir şekle gelir.
Bazı kirleticiler ise, ne ortamda seyreltilerek düşük yoğunluklara, ulaşabilir, ne de doğal yahut biyolojik yollarla zararsız maddelere aynştırılabilir. Bu tür maddelerin besin zincirlerinin değişik halkalarında bulunan tüketicilerin dokularında biriktiği görülür. Bazı kirleticilerin hava, su ve toprakta düşük miktarlarda bulunsalar bile, tüketicilerde giderek artan yoğunluklarda bulunması olayına biyolojik birikim denir.
Biyolojik olarak biriktirilen maddelerin başlıcaları DDT, PBC gibi sentetik organik kimyasallar, bazı radyoaktif maddeler ve bazı ağır metallerdir.
DDT ve türevi olan klorürlü hidrokarbonlar cinsinden tarım ilaçlarının önemi, ekosistemlerde çok uzun süre kalma ve yayılabilme özelliklerinden gelir. Ortamda çok uzun süre ayrışmadan kalan bu dayanıklı tarım ilaçları, sonunda çeşitli yollardan sulara karışır; nehirlerle ve deniz akıntılarıyla çok geniş alanlara yayılırlar.
Türkiye denizlerinde yapılan çalışmalarda DDT ve benzeri tarım ilaçlarının deniz balıklarında biriktiği gözlenmiştir. Analizler sonucu elde edilen veriler ışığında, Karadeniz’in konu hidrokarbon insektisidleriyle kirlenmekte olduğu görülmüştür. Yapılan araştırma sonucunda en yüksek konu hidrokarbon değerleri balık yağında saptanmıştır. Bunun da nedeni, DDT ve benzeri zehirlerin yağdan çözünme özelliği taşımasıdır.
Genel bir ekolojik kural olarak, çeşitli zehirli maddeler; batık, Karadeniz, Akdeniz gibi içdenizlerde, okyanuslardan daha yüksek konsantrasyonlana ulaşmaktadır.
D- KİRLENME SORUNU İÇİNDE GEMİLERİN PAYI
Deniz kirlenmesinde gemilerin payının önemi, büyük tankerlerin, kazalar ve karaya oturmaları nedeniyle denize dökülen ham petrol ve türlerinin deniz yüzeyine yayılarak sebep oldukları kirlenmenin boyutları sayesinde anlaşılmıştır. Dünya deniz taşımacılığının %60’ı petrol nakliyatından oluşmaktadır. Bu tür nakliyatın özelliği gereği, taşınan yükün tamamı boşaltılamamakta, bir miktar artık, tanklann dibinde kalmaktadır. Tankerler, balastlann %20’sini yarış limanı açıklarında denize basmakta ve kirlenmeye neden olmaktadınlar.
2.Biolojik Birikimi Görülen Maddeler
Deniz kirlenmesinde gemilerin payının önemi, büyük tankerlerin, kazalar ve karaya oturmaları nedeniyle denize dökülen ham petrol ve türlerinin deniz yüzeyine yayılarak sebep oldukları kirlenmenin boyutları sayesinde anlaşılmıştır. Dünya deniz taşımacılığının %60’ı petrol nakliyatından oluşmaktadır. Bu tür nakliyatın özelliği gereği, taşınan yükün tamamı boşaltılamamakta, bir miktar artık, tanklann dibinde kalmaktadır. Tankerler, balastlann %20’sini yarış limanı açıklarında denize basmakta ve kirlenmeye neden olmaktadınlar.
3- DENİZ KİRLİLİĞİ KONUSUNDA TÜRKİYE’DEKİ UYGULAMAYA BAKIŞ
Deniz kirliliği konusunda, üzerinde önemle dunulması gereken dört genel husus vardır. Bunlar.
- Deniz konusunda çeşitli mevzuat olmasına rağmen, bunlar bir bütün halinde değildir. Çevre sorunları ile karşılaştırıldığında mevzuat yetersiz ve uygulayıcılar belirsizdir. Bunların görev tanımları ve ayrımı açık bir şekilde yapılmıştır.
Deniz kirliliğinin önlenmesi ve faaliyetlerin yönlendirilmesi bakımından uygulanan başlıca kanunlar; Hıfzısıhha Kanunu, 1380 sayılı su ürünleri ve limanlar kanunlarıdır. Hıfzısıhha Kanunu çok geniş ilkelerden hareketle denetim yaptığı için, uygulamada güçlükler doğmaktadır. Sağlığa uygun olmayan her müessesenin kapatılması, sorunlara etkin çözüm getirmemektedir. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu, bazı standartlar getirmiş olmakla günümüzün yaklaşımına daha yakın bir yöntem benimsenmiştin. Ancak, konu çok yönlü olduğu için sade su ürünlerini korumak açısından sorunun çözümü mümkün gönülmemektedir. Sanayinin; limanları ve denizi kirletmesinin ölçümleri yapılmaktadır ve çevre kinliliğini önleyecek zonlayıcı hükümler uygulamaya konmuştur.
- Teknoloji seçimi ve ithali..
Ulaştırma, sanayi ve tarımda kullanılan teknolojinin seçiminde maruz kalan çevrenin nitelikleri de dikkate alınmalıdır. Uygulamaların, maruz kalan çevrenin doğal, kimyasal ve fiziksel özellikleri, varolan kirlilik durumu ve yeni kirliliğin soğrulma durumu, değişik kullanım olasılıkları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Aynca nisbeten temiz yönelen için kademeli teknoloji politikası uygulanmalıdır.
Yen seçimi ve alan kullanımı:
Ülkemizde sanayi alanları genellikle deniz kıyılarında yoğunlaşmıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kısa vadede karlılığa öncelik verilmesidir.
Çevre Kanunu’nun deniz kirliliği karşı getirmiş olduğu bazı yaptırımlar vardır. Çevre Kanunu, deniz kirliliğinin önlenmesinde büyük önem taşımakta olup, iyi uygulanmasının sonuçları, denizlerimizin geleceğine yansıyacaktır. Bu kanunun bazı maddeleri şöyledir:
Madde 2, bütün sahillenimizde, kanasulanımız ve iç sularımız olan Marmara Denizi, İstanbul ve Çanakkale Boğazİarı’nda, liman ve körfezlerimiz, doğal ve suni göllenimiz ve akarsularımızda Madde 8’in getirdiği kirletme yasağına uymayan gemilenle deniz vasıtalarına uygulanacak para cezalan ve faaliyetten men edilme durumlarını açıklar.
Madde 26, belgeleme yükümlülüğünü yerine getirirken gerçeğe aykırı belge düzenleyenlene, fiili daha ağır bir cezayı gerektirmediği taktirde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hüküm olunacağım belirtir.
Madde 8, Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve düzenlemelere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştınmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmayı yasaklar.
Günümüzde hiç bitmeyeceğini sandığımız canlı kaynakları yavaş yavaş tükenmekte, kendilerini doğal yoldan yenileyebilme kapasiteleni gittikçe azalmaktadır.
1950 yıllarından itibaren başlayan sanayileşme çabalarında çevre kirliliğinin gündeme getinilmediği açıktır (son birkaç yıldır gösterilen çabalar hariç).
Çevre sorunları, daha çok bölgesel çevre örgütlerinin sorumluluğuna bırakılmıştır. Ancak, bu kuruluşlar, ülke çapında dağlık bir görünüm arzetmektedirler.
Halen sanayileşme sürecini yaşamakta olan Türkiye, artık çevre kirliliği sorununa duyarsızlık göstenmemelidir. Çünkü kaynakları savunganca kullanılan doğal çevremizin, bundan sonra dışa açık sanayileşme çabaları ile çok daha fazla kirletileceği dikkate alınırsa, önlem alınmadığı taktirde yakın gelecekte, batılı ülkelerin yaşadığı ciddi sorunlardan uzaklaşmak mümkün olmayacaktın. Bugün için Türkiye’de yapılması gereken; sonradan düzeltmek zorunda kalınacak bir sanayileşme ve çevre politikası izlemek değil, bu alanlarda önceden tedbir almaya dayalı stnatejilen takip etmektir.
Yeni teknolojilen, hızlanan sanayileşme çevre sorunlarının katlanarak büyümesine yol açmaktadır. Bu sorunlar karşısında özel uzmanlık kapsamında hareket eden etkili bir örgüt oluşturarak, çözümler oluşturulmalıdır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile ilgili araştırmalar, ön plana alınarak bu çalışmaların yerel yönetimler, sanayi kesimi ve kamuoyuyla birlikte ve dayanışma içinde uygulamaya konması gerekmektedir.
KAYNAKLAR
• Kışlalıoğlu Mine V Berkes, Fikret, 1994 Ekoloji ve Çevre Bilimleri, Remzi Kitapevi, İstanbul.
• Kışlalıoğlu, Mine V Berkes, Fikret, 1993 Ek~l~jj ve Çevre Bilimleri, Remzi Kitapevi, İstanbul
• Gross, Grant M.; 1992. Oceanography. Aview og Earth: Simon V Schuster Company, New Jersey.
• Nur, Saygı
--------------------------------------------------------------------------------
KARADENİZ VE ÇEVRE
Günümüzde Karadeniz, denizi, karası ve havasıyla bir bütün olarak çevre kirlenmesi felaketiyle karşı karşıyadır. Öyle ki, bilim adamları durumu "kriz" olarak nitelemektedir. Bu "krizin" nasıl atlatılabileceğine ilişkin bilimsel ve eylemsel çalışmalar yapılmaktadır. Bu bağlamda, Karadeniz'in çevresel sorunlarının ana nedenlerini araştırmak ve çözümler üretmek amacıyla biraraya gelen bölge ülkeleri, 21 Nisan 1992'de Bükreş'te toplanarak "Karadeniz'in Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi"ni imzaladılar ve böylece olumlu bir adım attılar. "Özellikle sšzleşmenin 4. maddesinde bu sözleşmeyi imzalayan 6 Ülkenin (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya Federasyonu, Gürcistan) Karadeniz deniz çevresinin kara kökenli kaynaklar tarafından çeşitli maddelerle kirletilmesini önlemeyi ve ortadan kaldırmayı taahhüt etmesi Ümit vericidir."
Bu gelişmenin ardından Karadeniz'in kirliliğe karşı korunması konusu, Rio '92 Dünya Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin Devlet, Hükümet Başkanları ve Çevre Bakanları tarafından dile getirildi. Rio'dan sonra Karadeniz Ekonomik İşbirliği çerçevesinde pek çok ulusal ve uluslararası projeler başlatıldı. "Nisan 1993'te Odessa'da 6 Ülkenin çevre bakanlarınca ortak bir politika bildirgesi (Odessa Bildirgesi) imzalandı. Bildirgede tüm sektörler, Karadeniz çevresini kurtarmaya ve korumaya yönelik ortak çalışmalara katılmaya çağrıldı. Haziran 1993'te 6 Karadeniz Ülkesi hükümetleri, "Karadeniz Çevre Koruma Programı'na destek olunmasını istediler. Program, Karadeniz ülkelerinin doğal kaynaklarının daha fazla yok olmasını önlemeye yönelik ortak girişimlerini kolaylaştıracak uluslararası desteği sağlamaya dönük çalışmalar yapmaktadır. Bu doğrultuda bir Karadeniz Eylem Planı hazırlanarak (30 Haziran 1996) imzaya açıldı. 6 Karadeniz Ülkesinin çevre bakanı tarafından 31 Ekim 1996'da İstanbul'da imzalanan "Karadeniz'in İyileştirilmesi ve Korunması İçin Stratejik Eylem Planı'yla (KSEP) bu denizin çevresinde yaşayan milyonlarca kişinin karşı karşıya bulunduğu yakın tehlikenin giderilmesine çalışılıyor/çalışılacak. Plana göre, Karadeniz'de kıyısı olan 6 Ülke, kendi ulusal eylem planlarını hazırlayacak ve yürürlüğe koyarak bu ortak yaşam alanının sorunlarının giderilmesine katkıda bulunacak. Türkiye'nin eylem planını hazırlayıp yürürlüğe koyması, tüm çabalara karşın, 2000'e sarkmış durumdadır.
1-Su kirliliği bakımından Karadeniz
Yaklaşık 460 bin km2 (Azak Denizi çıkarılırsa 422 bin km2) alanı kaplayan yarı kapalı, bir iç denizdir Karadeniz. En derin yeri 2212 metre, ortalama derinliği 1300 metredir. Toplam hacmi 537 bin km3'dÜr, bunun % 87-90'ı derin oksijensiz sularla kaplanmıştır. Acı su karakterindedir. Bu denize dökülen Avrupa ve Asya akarsularıyla birlikte Karadeniz havzasının alanı denizin kendisinden 5 kat daha geniştir ve yaklaşık 2.2 milyon km2'dir.
Karadeniz, bol yağış alan bir bölgede bulunduğundan, az buharlaştığından ve karasal tatlı su girdileri fazla olduğundan, yüzey sularındaki fazlalığı İstanbul Boğazı aracılığıyla Marmara Denizi'ne akıtmaktadır. Akdeniz'in tuzlu sularından bir miktarını da, ters ve alt akıntı olarak Boğaz aracılığıyla almaktadır.
Karadeniz'e boşalan en büyük akarsular, Kırım ve Romanya arasındaki kuzeybatı sahanlığına açılırlar: Bunlardan Tuna Nehri'nin yıllık ortalama debisi 4000-9000 m3/s arasındadır. Dinyester ve Dinyeper Nehirleri'nin debileri Tuna'nın Üçte biri kadardır. Türkiye'den akan nehirlerin debileri ortalama 100-600 m3/s arasındadır.
"Karadeniz'in 2.2 milyon km2 büyüklüğündeki toplama alanının önemli bir kesimini oluşturan ve en yüksek kirlilik yükü payına sahip olan Tuna Nehri'nin getirdiği organik madde yükü 1950'lerden beri 10 kat mertebesinde artmıştır. Zaitsev'in yaptığı hesaplara göre elde edilen Tuna Nehri'ne ait yük tahminleri Tabloda verilmiştir. (1992)
Araştırmalara göre, bugün Karadeniz, kıyılarındaki 6 Ülke dışında buraya akan nehirlerin geçtiği 11 ülkenin olumsuzluklarının da etkisi altındadır. Kıta Avrupası'nın neden olduğu kirliliğin üçte biri Karadeniz'e ulaşmaktadır: Burada baş suçlu Tuna Nehri. Doğduğu Almanya'dan dökülmek için Karadeniz'e doğru -120'den fazla koldan gelen suyu da alarak yola çıkan Tuna Nehri, sanayileşmiş ülkelerden, tarımsal alanlardan ve yoğun yerleşim yerlerinden geçmektedir. Yaklaşık 81 milyon nüfus barındıran bu yerlerden, her yıl, 60 ton civa, 900 ton bakır, 1000 ton krom, 4 bin 500 ton kurşun, 6 bin ton çinko, 60 bin ton fosfor, 340 bin ton azot ve 50 bin ton petrol kirliliği alarak Karadeniz'e getirmektedir. Gelen bu atıklar aşırı miktarda azot ve fosfor içermektedir. Bu maddeler Karadeniz'in besin zincirini olumsuz yönde etkilemekte ve balık üretiminde azalmaya yol açmaktadır.Kaldı ki, Baltık ve Kuzey Denizi'ni Karadeniz ve Akdeniz'le birleştirmeyi hedefleyen Ren-Main kanalının açılmasıyla günde her iki yönde çoğu petrol taşıyan 4700 gemi seferine sahne olan Tuna Nehri, kıyılarında yoğun sanayi tesisleri bulunan Baltık Denizi'nin ve Ren'in kirliliğini de "ulaşım ağının getireceği ulaşım kaynaklı ve taşınan malzemelerden kaynaklanan kasıtlı veya kasıtsız kirletici materyal" olarak Karadeniz'e taşımaktadır.
Son 25 yılda Tuna'daki nitrat birikimi 6 kat ve fosfat birikimi 4 kat artmıştır. Benzer artışlar Dinyeper ve Dinyester Nehirleri'nde de görülüyor. Üstelik, Dinyeper hâlâ 1986 Çernobil Nükleer Santrali kazasından kaynaklanan radyoaktif kirliliği de taşıyor.
Polikarpov ve arkadaşları (1992), Dinyeper Nehri ile Karadeniz'e boşalan radyonüklidlerden sadece Sr-90 (Stronsiyum-90) aktivitesini 1987, 1988 ve 1989 yıllarında (Çernobil kazasından sonraki yıllar) sırasıyla 14.7, 14.0 ve 9.9 TBg (398, 380 ve 268 Curie) olarak ölçmüşler ve 1988 yılında Tuna Nehri Üzerinden Karadeniz'e ulaşan Sr-90 aktivitesinin Dinyeper Nehri ile ulaşan aktivitenin yarısına eşit olduğunu hesaplamışlardır.
Sr-90 Karadeniz'de yaşayan fiziksel, kimyasal, biyolojik ve radyoaktif kirlenmenin küçük bir bileşenidir ve Karadeniz yukarıdaki çalışmada görüldüğü gibi çevresindeki ülkeler ile Karadeniz'e açılan nehirlerin geçtiği ülkelerde üretilen kirlenmenin etkisi altında bulunmaktadır.
Ayrıca, Tuna Nehri'ndeki kirliliğin, Yugoslavya'daki savaş (Kosova Savaşı-1999) sırasında "çok büyük ölçüde" arttığını saptamış bilimadamları.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve İnsan Yerleşimleri Merkezi'nin (HABITAT) oluşturdukları Balkan Geçici İşbirliği Gücü (BTF)'nin, bölgede yaptırdığı çalışma sonuçlarına göre, Sırbistan'ın Pançevo, Kraguyevaç, Novi Sad ve Bor bölgelerinde dioxin, civa, PCB ve diklorid kirlenmesi "acil mÜdahaleyi gerektirecek boyutlara" ulaşmış. BM'e 30 Eylül'de verilen bu raporun bulgularına 22 Eylül 1999'da İstanbul'da, TAEK ‚ekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde yaptığı toplantıda değinen Macaristan Su Kirliliği Enstitisü Müdürü Dr. Peter Literathy, Tuna Nehri'ne kurdukları 12 istasyondan aldıkları verilerin, savaş sonrasında kimyasal kirliliğin "çok büyük ölçüde" arttığını gösterdiğini, bu kirliliğin Karadeniz'i de kısmen etkileyeceğini vurguladı. Dr. Literathy, Yugoslavlaya'daki savaş sırasında pek çok sanayi kuruluşunun bombalandığını, buralardan sızan kirleticilerin Tuna'yı ve Karadeniz'i kirletmeyi sürdürdüğünü ortaya koydu.
BM'nin açıkladığı raporda Sırbistan'ın 4 bölgesinde saptanan hem Tuna'yı hem de havayı etkileyen aşırı kimyasal kirlenmenin hemen durdurulması için insani yardımın çevreyi de içine alacak şekilde genişletilmesi de istendi. Ayrıca savaş sırasında kullanılan uranyumlu silahların insan sağlığı ve çevre için oluşturduğu tehlikenin boyutlarının saptanması için NATO'nun açıklama yapmasının gerektiği de vurgulandı.
Savaşın kirlilik etkilerinin ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin tartışıldığı sıralarda, Tuna Karadeniz'i bir başka felaketle karşı karşıya getirdi: Romanya'nın Baia Mare bölgesindeki altın madeninde atık havuzunda bekletilen siyah nürün, toprak kayması sonucunda (30 Ocak 2000) suya karışmasıyla neden olduğu çevre felaketi, Tisa Nehri aracılığıyla, Tuna'daki doğal yaşamın %80'ini ortadan kaldırdı. "Çernobil faciasından sonra Avrupa'da yaşanan en büyük çevre felaketi" olarak nitelenen olayda Tuna'ya karışan siya-nürlü sular Karadeniz'e aktı. Nehirdeki siyanür oranının, normalden 20 kat fazla olduğu ve kirliliğin etkisinin en az 10 yıl süreceği ileri sürüldü. Sorun hakkında Prof. Dr. Ahmet Samsunlu (İTÜ Çevre MÜh. Böl.) şu değerlendirmeyi yaptı:
"...bu olay, Tuna Nehri'nin taşıdığı kirlilik ve potansiyel tehlikenin Karadeniz, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Tuna Nehri tüm Orta ve Doğu Avrupa ile Balkanlar'ın endüstri ve evsel atık sularının boşaltıldığı bir yüzeysel su olup son derece kirlidir. Bu kirlilik Karadeniz ve Boğazlar yoluyla Marmara Denizi'ne taşınmaktadır. Ülke olarak Tuna'daki kirliliğin uluslararası boyutunu ön plana çıkararak önlenmesi yolundaki gayretlerin artırılması gerekir. Afyon'da gümüş elde edilmesinde siyanür kullanılmaktadır. Bergama'da ise altın elde edilmesinde kullanılması planlanmıştır. Bu olaydan ders çıkarılmalı, alındığı iddia edilen önlemlerin Romanya'da olduğu gibi yetersiz kalabileceği dikkate alınmalı ve mevcut yapılar gözden geçirilmelidir."
Öte yandan, Karadeniz'e açılan nehirlerden en büyük kirlilik kaynağİ olan Tuna, Karadeniz'i kirletmekle kalmamakta, İstanbul Boğazı kanalıyla Marmara'yı da kirletmektedir:
"...Tuna çıkış ağzında denizdeki AKM ve CHL-A miktarları Türkiye kıyılarına ulaşıncaya kadar önemli oranlarda azalma gösteriyor ise de, bu azalmış miktarların bile, 20.000 m3/sn'ye ulaşan Boğaz üst suyu kanalı debisi ile birlikte Marmara Denizi'ne büyük kütlesel girdileri olduğu söylenebilir. Ayrıca, su içinde çözünmüş ve suyun yansıtmasına etki eden kirlilik parametreleri için de düşünüldüğünde, Karadeniz'in İstanbul Boğaz'ı üstsuyu kanalıyla Marmara Denizi'ne boşalttığı yükler, günde: 20 ton inorganik azot, 20 ton fosfor, 300 ton silika olarak tahmin edilmiş ve bu yüklerin Tuna nehrinden Karadeniz'e boşaltılan, radtoaktif metallerin su ortamındaki besin zincirinde birikerek ornanizmadan organizmaya artan konsantrasyonlar halinde taşınması sonucu toksik etkilerden ötürü çeşitli hastalıklar ortaya çıkmaktadır.."
Ayrıca havza ülkelerinden 150 milyon ton katı malzeme erozyon yoluyla Karadeniz'e taşınıyor; bunun sadece 17 milyon tonu Türkiye'den. Karasal kaynaklı kirleticilerin % 75'i Tuna Nehri'nden, % 20'si Bağımsız Devletler Topluluğu'ndaki nehirlerden, geri kalan % 5'i de TÜrkiye ve Bulgaristan nehirlerinden geliyor Karadeniz'e.
Prof. Dr. Barış Mater, bu konudaki geniş incelemesinde ayrıntılı bulguları sıraladıktan sonra sorunun boyutlarını şöyle vurguluyor: "Karadeniz, çevresindeki ülkelerde yoğun tarımsal faaliyet ve yüksek miktarlarda kullanılan tarım ilaçları tarafından da kirlenmektedir. Bazı tarım ilaçlarının, ağır metallerin ve radyoaktif metallerin su ortamındaki besin zincirinde birikerek organizmadan organizmaya artan konsantrasyonlar halinde taşınması sonucu toksik etkilerden ötürü çeşitli hastalıklar ortaya çıkmaktadır.
Karadeniz kıyı bölgesi her geçen gün artan bir oranda gelişmekte, yeni yerleşim ve sanayi tesisleri yapılmaktadır. Buradan çıkan ve çıkacak olan evsel ve endüstriyel atıklar giderek Karadeniz'e daha fazla baskı yapacaktır. Ukrayna ve Rusya Federasyonu'ndan Karadeniz'e dökülen kuzeydeki akarsular Üzerinde yapılan barajlar büyük ölçüde suyun tutulmasına neden olmaktadırlar. Kullanılan suyun % 50'si yeterli bir arıtmadan geçirilmeden bu akarsulara deşarj edilmektedir. Aşırı oranda kirlenen akarsular Karadeniz'deki biyolojik hayatın olumsuz etkilenmesine neden olmaktadırlar. Kirlilik, ekonomik değeri olan pek çok balık türlerinin yavaş yavaş yok olmasına neden olmaktadır. Bir taraftan atıklar yolu ile yüksek oranda besin maddelerinin deşarj yoluyla doğrudan Karadeniz'e boşalması, diğer yandan yüksek organik madde yüklü çeşitli şekillerde kirletilmiş akarsular Karadeniz'deki ötrofikasyon olayının hızla geniş alanlara yayılmasına neden olmaktadır. Nitekim, Karadeniz'deki hızlı ekolojik değişim, birçok yerde, su ürünlerinde kitlesel ölümlere yol açarak tehlike sinyallerini vermeye başlamaktadır.
Bugün özellikle kuzey akarsularının kesilen sularının tekrar Karadeniz'e aktarılması projesinin gündeme gelmesi ile hey yıl 70 - 95 km3 suyun Karadeniz'e eklenmesi sağlanacak.
alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
362 |
13.09.2008 - 11:34:03 Son İleti: TiaMaT |
Havanın,doğal yollarla ya da insanlann çeşitli etkinlikleri sonucuatmosfere karışan katı, sıvı ve gaz hâlindeki kirleticilerinetkisiyle fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerinindeğişerek, insan ve diğer canlılar ile cansız varlıkları olumsuz yöndeetkileyebilecek duruma gelmesi, hava kirliliği olarak tanımlanmaktadır. Bu olay,önemli miktarda can ve mal kaybına neden olması halinde bir afet olarakdeğerlendirilmektedir.
Volkanizma, orman yangınları, toz ve kum fırtınaları ve bitki örtüsü,doğal kirleticikaynaklardır. Kentsel ve endüstriyel faaliyetlerise, beşerî kirleticilere kaynak oluşturmaktadır.
Atmosfere karışan kirleticilerin yoğunluğu, dolayısıyla yoğun hava kirliliğinin yaşanması, havaya verilen kirleticilerin miktarları yanında, oranın kli-matolojik-meteorolojik ve jeomorfolojik özellikleriyle de doğrudan ilişkilidir.
Çukur alanlar, etrafı dağlarla çevrili düzlükler ve dolayısıyla platolar ile rüzgârsız alanlar, özellikle kışın oluşan yer inversiyonunun hava kirliliğinin çok yoğun olarak yaşandığı yerlerdir
Hava kirliliğinin verdiği zararlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
Özellikle fosil yakacakların yanması sonucu atmosfere verilen maddeler ile atmosferde çeşitli nedenlerle oluşan bazı kanserojen maddeler insan yaşamını olumsuz yönde etkiler.
Atmosferin en alt bölümündeki ve buradan yeryüzüne inen çeşitli kirleticiler bitki ve hayvanların yaşamı üzerinde olumsuz etkiler yaratır.
Bazı kirleticilerin uzun dalgalı yer radyasyonunu tutma özelliğine sahip olması, bazılarının ise ozon tabakasının incelmesine katkıda bulunması nedeniyle atmosferin sera etkisi artar ve küresel ısınmaya doğru bir gidiş olur.
Hava kirliliğiyle ilişkili olarak oluşan asit yağmurları, canlı ve cansız çevreye büyük zararlar verir.
Su ve toprak kirliliğine neden olduğundan ekolojik dengenin bozulmasıyla çevre sorunlarının yaşanmasına büyük can ve mal kayıplarına neden olur.
Tarihî, sanatsal ve kültürel varlıklar üzerindeki olumsuz etkileri sonucu büyük ekonomik ve kültürel olumsuzluklar ortaya çıkar
Genel olarak yoğun hava kirleticileri ile sili oluşturan suyun birleşmesi sonucu, sülfürik asit (II^SO,) oluştuğundan sisli havalarda hava kirliliği, afet halım almakta, büyük can ve mal kayıptan görülmektedir. Nitekim bugüne kadar hava ikililiğinin birçok ülkede. örneğin, Belçika, ABD, Meksika VC İngiltere'de ölümlere neden olduğu görülmüştür. 1952 yılında Londra'da 5 gün içindi 1000 kişinin hayatını kaybettiği, hayvan ve bitki varlığının büyük zarar gördüğü hava kirliliği, sis olayı bugün hile önemini korumaktadır.
Yine Londra'da duman ve sisin yoğun olduğu bir dönemde 1873 yılında 700 kişi 1911 yılında ise 1150 kişi, Belçika’da 1990 yılında 63 kişi. ABD’de Pensivanya'da 20 kişi yaşamını yitirmiştir.
Hava kirliliği, meteorolojik klimantolojik ve jeomorfolojik özellikleri ile sosyo-ekonomik yapısı nedeniyle ülkemizde özellikle de büyük kentlerimiz için önemli bir sorun olmaktadır. Ancak ülkemizde görülen hava kirliliği Türkiye içinde ki kirleticilerden değil, diğer ülkelerden gelen kirleticilerin birikmesiyle de oluşmakladır.Bunun sonucunda özellikle kirliliğin yoğun olduğu kış mevsiminde ve büyük kentlerimizde, sağlıklı bir veri olmasa da, solunum yolu hastalıklarında ve ölümlerde artış olduğu, doğal ve beşerî çevrenin çok büyük zarar gördüğü bilinmekledir
Asit yağmurlarının verdiği zararlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
İnsan sağlığı olumsuz yönde etkilenmekte, hastalık ve ölüm oranlarında artış olmaktadır.
Toprak ve su ortamlarının asit dengesi bozulmakta canlı yaşamı tehlikeye girmektedir.
Doğal ve kültür bitkileri ve özellikle de ormanlar ile hayvan varlığı büyük zarar görmektedir.
Tarihî, sanatsal ve kültürel varlıklar üzerindeki olumsuz etkileri sonucu büyük ekonomik ve kültürel olumsuzluklar ortaya çıkar
Genel olarak yoğun hava kirleticileri ile sili oluşturan suyun birleşmesi sonucu, sülfürik asit (II^SO,) oluştuğundan sisli havalarda hava kirliliği, afet halım almakta, büyük can ve mal kayıptan görülmektedir. Nitekim bugüne kadar hava ikililiğinin birçok ülkede. örneğin, Belçika, ABD, Meksika VC İngiltere'de ölümlere neden olduğu görülmüştür. 1952 yılında Londra'da 5 gün içindi 1000 kişinin hayatını kaybettiği, hayvan ve bitki varlığının büyük zarar gördüğü hava kirliliği, sis olayı bugün hile önemini korumaktadır.
Yine Londra'da duman ve sisin yoğun olduğu bir dönemde 1873 yılında 700 kişi 1911 yılında ise 1150 kişi, Belçika’da 1990 yılında 63 kişi. ABD’de Pensivanya'da 20 kişi yaşamını yitirmiştir.
Hava kirliliği, meteorolojik klimantolojik ve jeomorfolojik özellikleri ile sosyo-ekonomik yapısı nedeniyle ülkemizde özellikle de büyük kentlerimiz için önemli bir sorun olmaktadır. Ancak ülkemizde görülen hava kirliliği Türkiye içinde ki kirleticilerden değil, diğer ülkelerden gelen kirleticilerin birikmesiyle de oluşmakladır.Bunun sonucunda özellikle kirliliğin yoğun olduğu kış mevsiminde ve büyük kentlerimizde, sağlıklı bir veri olmasa da, solunum yolu hastalıklarında ve ölümlerde artış olduğu, doğal ve beşerî çevrenin çok büyük zarar gördüğü bilinmekledir.
Kaynak : www.genbilim.com
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
235 |
13.09.2008 - 11:03:55 Son İleti: TiaMaT |
En geniş anlamıyla çevre "ekosistemler" ya da "biyosfer" şeklinde açıklanabilir. Daha açık olarak çevre, insanı ve diğer canlı varlıkları doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin tümüdür. İnsanları çevre kirliliği konusunda duyarlı hale getirebilmek için 1997 yılı çevre yılı olarak kutlandı. Çevrenin doğal yapısını ve bileşiminin bozulmasını, değişmesini ve böylece insanların olumsuz yönde etkilenmesini çevre kirlenmesi olarak tanımlayabiliriz. Artık hepimizin bildiği gibi çevreden, içindeki varlıklara göre en çok yararlanan bizleriz. Çevreyi en çok kirleten yine bizleriz. Bu nedenle "Çevreyi kirletmek kendi varlığımızı yok etmeye çalışmaktır" denilebilir.
Bilinçsiz kullanılan her şey gibi temiz ve sağlıklı tutulmayan çevre de bizlere zarar verir. Bu nedenle çevre denince aklımıza önce yaşama hakkı gelmelidir. İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkı, canlı ya da cansız tüm varlıkları sağlıklı, temiz ve güzel tutarak dünyanın ömrünü uzatmak, gelecek kuşaklara bırakılacak en değerli mirastır.
1970'li yıllardan sonra bilincine vardığımız çevre kirliliği dayanılmaz boyutlara ulaştı. Çünkü artık temiz hava soluyamaz olduk. Ruhsal rahatlamamızı sağlayacak yeşil alanlara hasret kalmaya başladık. Yüzmek için deniz kıyısında bile yüzme havuzlarına girmek zorunda kaldık.gürültüsüz ve sakin bir uyku uyuyamaz, midemiz bulanmadan bir akarsuya bakamaz olduk. Kısaca artık kirleteceğimiz çevre tükenmek üzeredir. 2000-3000 yıl önce bir doğa cenneti ve büyük bir kısmı otlaklarla kaplı olan Anadolu'yu günümüzde bu durumlara düşürdük.
Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.
Doğal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doğadan kaynaklanan etmenlerdir.
İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir.
Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi.
Sanayi atıkları ve evsel atıkların çevreye gelişigüzel bırakılması.
Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayılması.
Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması.
Bilinçsiz ve gereksiz tarım ilaçları, böcek öldürücüler, soğutucu ve spreylerde zararlı gazlar üretilip kullanılması.
Orman yangınları, ağaçların kesilmesi, bilinçsiz ve zamansız avlanmalardır.
Yukarıda sayılan olumsuzlukların önlenmesiyle çevre kirliliği büyük ölçüde önlenebilir.
Çevre bilimcilere göre genelde, aşağıda verilen iki çeşit kirlenme vardır.
Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsız hale dönüşebilen maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Hayvanların besin artıkları, dışkıları, ölüleri, bitki kalıntıları gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kısa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdiği kirliliğe geçici kirlilik de denir.
İkinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yıllarda yok olan maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarım ilaçları, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur.
Kalıcı kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanların vücutlarına katılır. Sonra besin zincirinin son halkasını oluşturan insana geçerek insanın yaşamını tehlikeye sokar. Örneğin; Marmara denizine sanayi atıkları ile cıva ve kadminyum iyonları bırakılmaktadır. Zararlı atıklar besin zincirinde alglere, balıklara ve sonunda insana geçerek önemli hastalıklara ve ani ölümlere neden olmaktadır.
Köy gibi kırsal yaşama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yaşayan insanlardan daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kırsal ekosistemler, çevre kirliliği yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadır. Bunu bilen kent insanı fırsat buldukça, çevre kirliliği en az olan kırlara, köylere koşmaktadır.
Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğidir.
SU KİRLİLİĞİ
Yeryüzündeki içme ve kullanma suyunun miktarı sınırlıdır. Zamanla su kaynaklarının azalması, insan nüfusunun artması ve daha önemlisi, suların kirlenmesi yaşamı giderek zorlaştırmaktadır.
Su kirliliğini oluşturan etmenlerin başında lağım sularıyla sanayi atık suları gelmektedir. Bunun yanında petrol atıkları, nükleer atıklar, katı sanayi ve ev atıkları da önemli kirleticilerdir. Bunlar deniz kenarındaki bitki ve alg gibi kaynakları yok etmektedir. Kirlenme sonucu denizlerde hayvan soyu tükenmeye başlamıştır. Örneğin; Marmara denizi, kirlilik nedeniyle balıkların yaşamasına uygun ortam olmaktan çıkmıştır. Karadeniz'deki kirlenme nedeniyle hamsi ve diğer balık türleri giderek azalmaktadır. İstakozların larva halindeyken temiz su bulamamaları nedeniyle nesilleri tükenmektedir. Nehir ve göllerimizde kirlilik nedeniyle canlılar tükenmek üzeredir.
Yeni yeni kurulmaya başlanan arıtma tesisleri, lağım ve sanayi atık sularını hem kimyasal hem de biyolojik olarak temizlemektedir. Böylece hem sulama suyu gibi yeniden kullanılabilir su kazanılmakta hem de denizlerin kirlenmesi önlenmektedir. Bu nedenle sanayileşme mutlaka iş yerleri planlanırken arıtma tesisleri ile birlikte düşünülmelidir.
HAVA KİRLİLİĞİ
Hava, içinde yaşadığımız gaz ortamı oluşturmanın yanında yaşam için temel bir gaz olan oksijeni tutar. Oksijen yanma olaylarını da sağlayan temel bir maddedir.
Temiz hava olarak nitelendirilen atmosferin alt katmanı; azot, oksijen, karbondioksit ve çok az miktarda diğer gazlardan oluşur. Ayrıca atmosferin üst katmanında bir de ozon gazının (O3) oluşturduğu tabaka vardır. Ozon, güneşten gelen zararlı ışınların çoğunu yansıtıp bir kısmını tutarak yeryüzüne ulaşmasını engeller.
Evler, iş yerleri, sanayi kuruluşları ve otomobillerin çevreye verdikleri gaz atıklar havanın bileşimini değiştirir. Havaya karışan zararlı maddelerin başlıcaları kükürt dioksit (SO3), karbon monoksit (CO), karbon dioksit (CO2), kurşun bileşikleri, karbon partikülleri (duman), toz vb. kirleticilerdir. Ayrıca deodorant, saç spreyleri ve böcel öldürücülerde kullanılan azot oksitleri, freon gazları ile süpersonik uçaklardan çıkan atıklar da havayı kirletir.
Zararlı gazların (özellikle kükürt bileşikleri); yağmur, bulut, kar gibi ıslak ya da yarı ıslak maddelerle karışmaları sonucunda asit yağmurları oluşur. Asit yağmurları da bir yandan orman alanları vb. yeşil alanları yok etmekte bir yandan da suları kirletmektedir.
Aşırı artan CO2, atmosferin üst katmanlarında birikerek ısının, atmosfer dışına çıkmasını engeller. Böylece yeryüzü giderek daha fazla ısınır. Bu da buzulların eriyerek denizlerin yükselmesine kıyıların sularla kaplanmasına neden olabilecektir. "Sera etkisi" denilen bu olay sonucu denizlerin 16 metre kadar yükselebileceği tahmin edilmektedir.
Freon, kloroflorokarbon (CFC) gibi gazların etkisiyle ozon tabakası incelmektedir. Bunun sonunda güneşin zararlı ışınlarıyeryüzüne ulaşarak cilt kanseri gibi hastalıklara ve ölümlere neden olmaktadır. Sonuçta, biyosferin canlı kitlesini yok etme tehlikesi vardır.
Büyük yangınlar da önemli ölçüde hava kirliliği yaratır. Örneğin; orman yangınları, körfez savaşında olduğu gibi petrol yangınları vb.
Hava kirliliği aşağıda verilen uygulamalarla önlenebilir:
Hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden olan fosil yakıtlar olabildiğince az kullanılmalı. Bunun yerine doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. enerjilerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
Karayolu taşımacılığı yerine demiryolu ve deniz taşımacılığına ağırlık verilmelidir. Büyük kentlerde toplu taşıma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Böylece, otomobil egzozlarının neden olduğu kirlilik azaltılabilir.
Sanayi kuruluşlarının atıklarını havaya vermeleri önlenmelidir.
Yeşil alanlar artırılmalı, orman yangınları önlenmelidir.
Ozon tabakasına zarar veren maddeler kullanılmamalıdır.
TOPRAK KİRLİLİĞİ
Canlılığın kaynağı sayılabilecek toprağın yapısına katılan ve doğal olmayan maddeler toprak kirliliğine neden olur. Böyle topraklarda bitkiler yetişmez ve toprağı havalandırarak yarar sağlayan solucan vb. hayvanlar yaşayamaz duruma gelir. Topraktan bitkilere geçen kirletici maddeler, besin zinciri yoluyla insana kadar ulaşır. Hastahane atıkları gibi mikroplu atıklar, hastalıkların yayılmasına neden olur.
Toprak kirliliğine neden olan başlıca etmenler:
Ev, iş yeri, hastahane ve sanayi atıkları.
Radyoaktif atıklar.
Hava kirliliği sonucu oluşan asit yağmurları.
Gereksiz yere ve aşırı miktarda yapay gübre, tarım ilacı vb. kullanılması.
Tarımda gereksiz ya da aşırı hormon kullanımı.
Suların kirlenmesi. Su kirliliği toprak kirliliğine neden olurken, toprak kirliliği de özellikle yer altı sularının kirlenmesine neden olur.
Toprak kirliliğinin önlenmesi için aşağıdaki uygulamalar yapılmalıdır.
Verimli tarım topraklarında yerleşim ve sanayi alanları kurulmamalı, yeşil alanlar artırılmalıdır.
Ev ve sanayi atıkları, toprağa zarar vermeyecek şekilde toplanıp depolanmalı ve toplanmalıdır.
Yapay gübre ve tarım ilaçlarının kulanılmasında yanlış uygulamalar önlenmelidir.
Nükleer enerji kullanımı bilinçli şekilde yapılamlıdır.
SES KİRLİLİĞİ
Sanayileşme ve modern teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan çevre sorunlarından biri de ses kirliliğidir. Gürültü de denilen ses kirliliği, istenmeyen ve dinleyene bir anlam ifade etmeyen sesler ya da insanı rahatsız eden düzensiz ve yüksek seslerdir. Ses kirliliğini yaratan önemli etmenler;
Sanayileşme
Plansız kentleşme
Hızlı nüfus artışı
Ekonomik yetersizlikler
İnsanlara, gürültü ve gürültünün yaratacağı sonuçları konusunda yeterli ve etkili eğitimin verilmemiş olmasıdır.
Ses kirliliği, insan üzerinde çok önemli olumsuz etkiler yaratır. Bu etkileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
İşitme sistemine etkileri: Ses kirliliği işitme sistemi üzerinde, geçici ve kalıcı etkiler olmak üzere iki çeşit etki yapar. Ses kirliliğinin geçici etkisi, duyma yorulması olarak da bilinen işitme duyarlılığındaki geçici kayıplar şeklinde olur. Duyma yorulması düzelmeden tekrar gürültüden etkilenilmesi ve etkileşmenin çok fazla olması durumunda işitme kaybı kalıcı olur.
Fizyolojik etkileri: İnsanlarda görülen stresin önemli bir kaynağı ses kirliliğidir. Ani olarak oluşan gürültü insanın kalp atışlarında (nabzında), kan basıncında (tansiyonunda), solunum hızında, metabolizmasında, görme olayında bozulmalar yaratır. Bunların sonucunda uykusuzluk, migren, ülser, kalp krizi gibi olumsuz durumlar ortaya çıkar. Ancak en önemli olumsuzluk kulakta yaptığı tahribattır.
Psikolojik etkileri: Belirli bir sınırı aşan gürültünün etkisinde kalan kişiler, sinirli, rahatsız ve tedirgin olmaktadır. Bu olumsuzluklar, gürültünün etkisi ortadan kalktıktan sonra da sürebilmektedir.
İş yapabilme yeteneğine etkileri: Özellikle beklenmeyen zamanlarda ortaya çıkan ses kirliliği, iş veriminin düşmesi, kendini işine verememe ve hareketlerin engellenmesi şeklinde performansı düşürücü etkiler yapar. Gürültünün öğrenmeyi ve sağlıklı düşünmeyi de engellediği deneylerle saptanmıştır.
Ülkemizde, insanları gürültünün zararlı etkilerinden korumak için gerekli önlemleri içeren ve çevre yasasına göre hazırlanmış olan "Gürültü kontrol yönetmeliği" uygulanmaktadır. Ancak yönetmeleğin hedeflerine ulaşabilmesi için insanların bu konuda eğitilmeleri ve bilinçlendirilmeleri gerekir.
Ses kirliliğinin saptanmasında ses şiddetini ölçmek için birim olarak desibel (dB) kullanılır. İnsan için 35-65 dB sesler normaldir. 65-90 dB sesler, sürekli işitildiğinde zarar verebilecek kadar risklidir. 90 dB'in üzerindeki sesler tehlikelidir.
Ses kirliliği aşağıdaki uygulamalarla önlenebilir:
Otomobil kullanımını azaltacak önlemler alınmalıdır.
Ev ve iş yerlerinde ses geçirmeyen camlar (ısıcam gibi) kullanılmalıdır.
Eğlence yerleri vb. ortamlarda yüksek sesle müzik çalınması engellenmelidir.
Gürültü yapan kuruluşlar, şehirlerin dışında kurulmalıdır.
RADYASYON
Radyoaktif element denilen bazı elementlerin atom çekirdeğinin kendiliğinden parçalanarak etrafa yaydığı alfa, beta ve gama gibi ışınlara radyasyon denir. Çevreye yayılan bu ışınlar, canlı hücreleri doğrudan etkileyerek mutasyon denilen genlerdeki bozulmaya neden olur. Çok yoğun olmayan radyasyon, canlının bazı özelliklerinin değişmesne neden olurken yoğun radyasyon, canlının ölümüne neden olabilir. Örneğin; 1945'te Japonya'ya atılan atom bombası, atıldıktan sonraki 7 gün içinde, vucutlarının tamamı 10 saniye radyasyon almış insanların % 90'ı hiç bir yara ve yanık izi olmadan öldü. 26 Nisan 1986'da Çernobil'deki nükleer kazanın; ani ölümler, gebe kadınlarda düşük olayları, kan kanseri, sakat doğumlar gibi olumsuz etkileri oldu.
Bir çevredeki belli bir dozun üzerinde olan radyasyon, canlının vücut hücrelerini etkileyerek doku ve organlarda bozulmalara, anormalliklere, üreme hücrelerini etkileyerek doğacak yavrularda sakatlıklara neden olur. Uzun süre radyasyon etkisinde kalmanın yaratacağı sonuçlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Kanser oluşması,
Ömrün kısalması (erken ölümler),
Katarakt oluşması,
Sakat ve ölü doğumlar şeklinde sıralanabilir
Radyasyonun zararlı etkilerinden korunmak için, alınabilecek başlıca önlemler şunlardır:
Özel giysiler (kurşun önlük, özel maske) kullanılmalıdır.
Radyasyon kaynağından uzak durulmalı, en kısa sürede radyasyonlu ortam terk edilmelidir.
Radyasyonlu cihazlarla yapılan teşhis ve tedaviye sık sık başvurulmamalıdır.
Radyasyon, doğadaki radyoaktif maddelerden çok, bunların kullanıldığı ortam ve olaylardan çıkar. Bunlar; nükleer santraller, nükleer enerjiyle çalışan gemiler ve nükleer denemelerdir. Ayrıca teşhis ve tedavide kullanılan bazı cihazlar, tıbbi malzemelerin ve suların dezenfekte edilmesi için kullanılan araçlardan da radyasyon yayılmaktadır.
kaynak : www.genbilim.com
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
270 |
13.09.2008 - 11:02:35 Son İleti: TiaMaT |
Tabii kaynakların sınırsız olmadığı, dikkatlice kullanılmadığı takdirde bir gün bu kaynakların tükeneceği şüphesizdir. Kaynak israfını önlemenin yanında, hayat standartlarını yükseltme çabaları ve ortaya çıkan enerji krizi ile bu gerçeği gören gelişmiş ülkeler atıkların geri kazınılması ve tekrar kullanılması için yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir. Aynı gerçeğin ışığı altında Avrupa Ekonomik Topluluğu üye ülkelerde atıkların geri kazanılması şartını getirmiştir. (Curi, Kocasoy, l982)
Kalkınma çabasında olan ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya bulunan gelişmekte olan ülkelerin de tabii kaynaklarından uzun vadede ve maksimum bir şekilde faydalanabilmeleri için atık israfına son vermeleri, ekonomik değeri olan maddeleri geri kazanma ve tekrar kullanma yöntemlerini araştırmaları gerekmektedir.
Demir, çelik, bakır, kurşun, kağıt, plastik, kauçuk, cam gibi maddelerin geri kazanılması ve tekrar kullanılması, tabii kaynaklarımızın tükenmesini önleyeceği gibi ülke ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ithal edilen hurda malzemeye ödenen döviz miktarını da azaltacak, kullanılan enerjiden büyük ölçüde tasarruf edilecektir. En az yukarıda sayılanlar kadar önemli olan diğer bir husus da uzaklaştırılacak katı atık miktarlarındaki büyük azalma ve dolayısıyla çevre kirliliğinin önemli ölçüde önlenmesidir. Özellikle katı atıkları düzenli bir şekilde bertaraf edebilmek için yeterli alan bulunmayan ülkeler için katı atık miktarının ve hacminin azalması büyük bir avantajdır.
Araştırmalara göre metallerin geri kazanılması için harcanan enerji metallerinin madenlerden çıkartılması için gereken enerjiden çok daha azdır. Şöyle ki; geri kazanılmış metalden 1 ton alüminyum yapmak için gereken enerji cevherden yapılacak alüminyum için harcanan enerjinin %4’üdür. Aynı şekilde bakır bileşimlerin, geri kazanılması için gereken enerji bu metalin madenlerden çıkartılması için gereken enerjinin sadece % 13, ve demir/çelik için % 19’u kadardır. (Lyons ve Tonkin, 1975).Aynı şekilde l ton kullanılmış kağıdın geri kazanılması ile 17 ağaç kurtarılmakta, 4100 kilovat saatlik enerji tasarruf edilmektedir ki bu miktar bir ailenin ortalama olarak l yılda kullandıkları elektrik enerjisidir.
Atıkların önemli bir miktarını geri dönüştürülerek ve yeniden kullanılabilir malzemeler yapılmaktadır. Örneğin; atıklar içindeki cam, metal, plastik ve kağıt/karton gibi atıklar çeşitli işlemlerden geçirilerek yeni bir hammadde olarak değerlendirilebilmektedir. Bu atıkların hammadde gibi kullanılarak şişe, kutu, plastik, kağıt, gübre gibi yeni bir maddeye dönüştürülmelerine geri dönüşüm denir. Sağlıklı bir geri dönüşüm sisteminin ilk basamağı ise bu malzemelerin kaynağında ayırmak sureti ile toplanılmasıdır. Geri dönüştürülebilir nitelikteki bu atıklar normal çöple karıştığında bu malzemelerden üretilen ikincil malzemeler çok daha düşük nitelikte olmakta ve temizlik işlemlerinde sorunlar olabilmektedir. Bu yüzden geri dönüşüm işleminin en önemli basamağını kaynakta ayırma ve ayrı toplama oluşturur.
Hangi Maddeler Geri Dönüştürülebilir:
Çöpün içindeki geri dönüştürülebilir malzemelerin önemli bir miktarını yiyecek ve içecek ambalajlarında kullanılan metal plastik ve cam atıklar ile kağıt ve karton oluşturmaktadır. Bunun yanında kemik, tekstil parçalarıda özel ayırma tesislerinde geri dönüştürülebilmektedir.
Geri Dönüşüm Sisteminin 5 Temel Basamağı:
1.Kaynakta Ayırma; Değerlendirilebilir nitelikli atıkları çöple karışmadan oluştukları kaynakta ayırarak biriktirme.
2.Değerlendirilebilir Atıkları Ayrı Toplama; Bu işlem değerlendirilebilir atıkların çöple karışmadan temiz bir şekilde ayrı toplanmasını sağlar.
3.Sınıflama; Bu işlem kaynağında ayrı toplanan malzemelerin cam, metal plastik ve kağıt bazında sınıflara ayrılmasını sağlar.
4.Değerlendirme; Temiz ayrılmış kullanılmış malzemelerin ekonomiğe geri dönüşüm işlemidir. Bu işlemde malzeme kimyasal ve fiziksel olarak değişime uğrayarak yeni bir malzeme olarak ekonomiye geri döner.
5.Yeni Ürünü Ekonomiye Kazandırma; Geri dönüştürülen ürünün yeniden kullanıma sunulmasıdır.
Geri Dönüşüm Niçin Önemlidir?
1.Doğal Kaynaklarımız Korunur;
Doğal kaynaklarımız dünya nüfusunun artması ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi nedeni ile her geçen gün azalmaktadır. Bu nedenle malzeme tüketimini azaltmak, değerlendirilebilir nitelikli atıkları geri dönüştürmek sureti ile doğal kaynaklarımızı verimli kullanmak zorundayız. Bu nedenle geri dönüşüm doğal kaynaklarımızın korunması ve verimli kullanılması için son derece önemli bir işlemdir. Örneğin; kağıdın geri dönüşümü ile ormanlarda ağaçların daha az kesilmesini sağlamış oluruz. Benzer şekilde plastik atıklarının geri dönüşümü ile petrolden tasarruf sağlanabilir.
2.Enerji Tasarrufu Sağlanır;
Geri dönüşüm malzeme üretiminde endüstriyel işlem sayısını azaltmak suretiyle enerji tasarrufu sağlar. Örneğin; metal içecek kutularının geri dönüşümü işleminde bu metaller direkt olarak eritilerek yeni ürün haline dönüştürüldüğünde bu metallerin üretimi için kullanılan maden cevheri ve bu cevherin saflaştırılma işlemlerine gerek olmadan üretim gerçekleştirilebilmektedir. Bu şekilde bir alüminyum kutunun geri dönüşümünden % 96 oranında enerji tasarrufu sağlanabilir. Benzer şekilde katı atıklarda ayrılan kağıdın yeniden işleme sokulması için gerekli olan enerji normal işlemler için gerekli olanın % 50’si kadardır. Aynı şekilde cam ve plastik atıkların da geri dönüşümünden önemli oranda enerji tasarrufu sağlanabilir.
3.Atık Miktarı Azalır;
Geri dönüşümün uygulanması ile çöplere giden atık miktarında azalma sağlanarak bu atıkların taşınması ve depolanması işlemleri için daha az miktarda alan ve daha az enerji kullanılmış olur. Evsel atıklar için bu azalma ağırlık olarak fazla olmamakla birlikte hacimsel olarak bakıldığında oldukça önemli bir oran teşkil etmektedir.
4.Geri Dönüşüm Geleceğe ve Ekonomiye Yatırım Demektir;
Geri dönüşüm uzun vadede verimli bir ekonomik yatırımdır. Hammaddenin azalması ve doğal kaynakların hızla tükenmesi sonucunda ekonomik problemler ortaya çıkabilecek ve işte bu noktada geri dönüşüm ekonomi üzerinde olumlu yapacaktır. Yeni iş imkanları sağlayacak ve gelecek kuşaklara doğal kaynaklardan yararlanma olanağı sağlayacaktır.
Tüm bunların ötesinde geri dönüşüm DOĞAL KAYNAKLARIN EN VERİMLİ ŞEKİLDE KULLANILMASINI SAĞLAYACAK, GELECEK KUŞAKLARA POTANSİYEL KAYNAKLARIN MÜMKÜN OLABİLEN EN FAZLA MİKTARINI BIRAKABİLECEK EN ÖNEMLİ KATI ATIK YÖNETİM BİÇİMİDİR.
alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
449 |
13.09.2008 - 11:01:58 Son İleti: TiaMaT |
Doğal Kaynaklarımız Korunur; Doğal kaynaklarımız dünya nüfusunun artması ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi nedeni ile her geçen gün azalmaktadır. Bu nedenle malzeme tüketimini azaltmak, değerlendirilebilir nitelikli atıkları geri dönüştürmek sureti ile doğal kaynaklarımızı verimli kullanmak zorundayız. Bu nedenle geri dönüşüm doğal kaynaklarımızın korunması ve verimli kullanılması için son derece önemli bir işlemdir. Örneğin; kâğıdın geri dönüşümü ile ormanlarda ağaçların daha az kesilmesini sağlamış oluruz. Benzer şekilde plastik atıklarının geri dönüşümü ile petrolden tasarruf sağlanabilir.
Enerji Tasarrufu Sağlanır; Geri dönüşüm malzeme üretiminde endüstriyel işlem sayısını azaltmak suretiyle enerji tasarrufu sağlar. Örneğin; metal içecek kutularının geri dönüşümü işleminde bu metaller direkt olarak eritilerek yeni ürün haline dönüştürüldüğünde bu metallerin üretimi için kullanılan maden cevheri ve bu cevherin saflaştırılma işlemlerine gerek olmadan üretim gerçekleştirilebilmektedir. Bu şekilde bir alüminyum kutunun geri dönüşümünden % 96 oranında enerji tasarrufu sağlanabilir. Benzer şekilde katı atıklarda ayrılan kağıdın yeniden işleme sokulması için gerekli olan enerji normal işlemler için gerekli olanın % 50’si kadardır. Aynı şekilde cam ve plastik atıkların da geri dönüşümünden önemli oranda enerji tasarrufu sağlanabilir.
Atık Miktarı Azalır; Geri dönüşümün uygulanması ile çöplere giden atık miktarında azalma sağlanarak bu atıkların taşınması ve depolanması işlemleri için daha az miktarda alan ve daha az enerji kullanılmış olur. Evsel atıklar için bu azalma ağırlık olarak fazla olmamakla birlikte hacimsel olarak bakıldığında oldukça önemli bir oran teşkil etmektedir.
Geri Dönüşüm Geleceğe ve Ekonomiye Yatırım Demektir; Geri dönüşüm uzun vadede verimli bir ekonomik yatırımdır. Hammaddenin azalması ve doğal kaynakların hızla tükenmesi sonucunda ekonomik problemler ortaya çıkabilecek ve işte bu noktada geri dönüşüm ekonomi üzerinde olumlu yapacaktır. Yeni iş imkanları sağlayacak ve gelecek kuşaklara doğal kaynaklardan yararlanma olanağı sağlayacaktır.
Tüm bunların ötesinde geri dönüşüm DOĞAL KAYNAKLARIN EN VERİMLİ ŞEKİLDE KULLANILMASINI SAĞLAYACAK, GELECEK KUŞAKLARA POTANSİYEL KAYNAKLARIN MÜMKÜN OLABİLEN EN FAZLA MİKTARINI BIRAKABİLECEK EN ÖNEMLİ KATI ATIK YÖNETİM BİÇİMİDİR
Geri Dönüşüm Sisteminin 5 Temel Basamağı
Kaynakta Ayırma; Değerlendirilebilir nitelikli atıkları çöple karışmadan oluştukları kaynakta ayırarak biriktirme.
Değerlendirilebilir Atıkları Ayrı Toplama; Bu işlem değerlendirilebilir atıkların çöple karışmadan temiz bir şekilde ayrı toplanmasını sağlar.
Sınıflama; Bu işlem kaynağında ayrı toplanan malzemelerin cam, metal plastik ve kâğıt bazında sınıflara ayrılmasını sağlar.
Değerlendirme; Temiz ayrılmış kullanılmış malzemelerin ekonomiğe geri dönüşüm işlemidir. Bu işlemde malzeme kimyasal ve fiziksel olarak değişime uğrayarak yeni bir malzeme olarak ekonomiye geri döner.
Yeni Ürünü Ekonomiye Kazandırma; Geri dönüştürülen ürünün yeniden kullanıma sunulmasıdır
alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
333 |
13.09.2008 - 10:59:05 Son İleti: TiaMaT |
Geri dönüşüm ve tekrar kullanımın ötesinde, atıkların özelliklerinden yararlanılarak içindeki bileşenlerin fiziksel, kimyasal veya biyokimyasal yöntemlerle başka ürünlere veya enerjiye çevrilmesine geri kazanım denilmektedir.
Geri kazanımla, doğal kaynaklarımız korunur, enerji tasarrufu sağlanır, ekonomiye katkı sağlanır, çöplüğe giden atık miktarı azalır ve geleceğe yatırım yapılır.
Türkiye'de atıkların geri kazanımı konusunda uzun yıllardır süregelen çalışmalar vardır. Cam, kağıt, karton, plastik ve metol gibi atıklar özellikle çöp dökme sahalarından ve sokak toplayıcıları kanalı ile sokaklardan toplanmakta ve hammadde kaynağı olarak çeşitli sektörlerde kullanılmaktadır.
Kullanılmış ambalajların ve diğer değerlendirilebilir atıkların genel çöpten ayrı ve temiz olarak toplanması yöntemi geri kazanım sürecinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Ayrı toplanan geri kazanılabilir atıkların geri dönüşüm işlemine tabi tutulabilmesi için cinslerine göre de ayrılmaları gerekmektedir.
Türkiye'de çöp miktarının yaklaşık % 15-20 sini geri kazanılabilir nitelikli atıklar oluşturmaktadır.
Ambalaj çöp değil, aynı zamanda bir hammaddedir. Yeniden kazanımı mümkün olan ambalajları evlerimizde ayrı toplayalım.
Herhangi bir ürünü alırken geri dönüşümlü olmasına dikkat edelim. Kağıtlarımızı, defterlerimizi tutumlu kullanıp, kullanılmış kağıtları geri kazanalım.
Tükettiğimiz kağıtları çöpe atmak yerine toplayıp ekonomiye kazandırabilir ve çevre kirliliğini önleyebiliriz.
Bir ton kullanılmış beyaz kağıt, geri kazanıldığında 16 adet çam ağacının, bir ton kullanılmış gazete kağıdı geri kazanıldığında ise 8 adet çam ağacının kesilmesi önlenmiş olacaktır.
İnsanların birbirlerine gönderdiği mektupların %44'ü okunmamaktadır.
Yalnızca 100.000 aile gereksiz yazışmayı durdurursa, her yıl 150000 ağaç kesilmekten kurtulacaktır.
Bir insan, ömrünün 8 ayını, gereksiz yazışma zarflarını açarak geçirmektedir. Bir büro elemanı yılda, 81 kilo yüksek vasıflı kağıdı çöpe atmaktadır.
Bir kere kullanıp atacağımız poşetler yerine, sürekli kullanabileceğimiz bez torba sepet ve fileleri tercih edelim.
Plastikler doğada parçalanma süresi en uzun olan maddeler olduğu için yok edilmesi güçtür. Bu nedenle bu maddeler mümkün olduğunca ayrı biriktirilip geri kazanılmaları sağlanmalıdır.
Plastik ambalaj atıldan yıkanıp granül haline dönüştürülerek ikincil ürün üretiminde hammadde olarak kullanılmaktadır. Sera örtüsü, otomotiv sektöründe plastik torba, marley, pis su borusu elyaf ve dolgu malzemesi, araba yedek parçası yapımında kullanılmaktadır.
Yeni üretime kıyasla, metal ve plastikte %95 enerji tasarrufu sağlarız.
Geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edilmiş olacaktır.
Evsel atıklar arasındaki cam şişe ve kavanozların geri dönüşümü ülkemizde oldukça eski yıllara uzanmaktadır fakat yaygın olmadığından pek az kişi tarafından bilinir. Renklerine göre ayrılan cam şişe ve kavanozlar ve diğer cam atıklar kırılarak cam tozu haline getirilir. Cam tozu, kum, kireçtaşı ve soda külü ile karıştırılır ve yüksek sıcaklıkta şekillendirilerek yeni ürünlere dönüştürülür.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
283 |
13.09.2008 - 10:55:18 Son İleti: TiaMaT |
KATI ATIK YÖNETİMİ
I. KATI ATIKLAR
1. TANIM
Sahibinin istemediği veya toplumun menfaati gereği toplanıp uzaklaştırılması ve bertaraf edilmesi gereken katı maddelere "katı atık" denir.
2. KATI ATIKLARIN SINIFLAMASI
Katı atıklar basitçe aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir.
Katı Atıklar genelde özelliklerine göre de şu şekilde sınıflandırılabilir;
Organik Atıklar : Bozulabilen bu atıklar, hoş olmayan kokular meydana getirir. Evsel atıklar bu tür katı atıkların önemli bir kısmını oluşturur.
Organiklerin Haricindeki Atıklar : Kül dışında, bozuşamayan tüm atıklardır. Bu tür atıklar;
a.Yanabilen; kağıt, plastik, tekstil v.b.
b.Yanamayan; cam, teneke vb. atıklar olmak üzere 2’ye ayrılırlar.
Küller : Yanma sonucunda kalan malzemedir. Bu tür atıklar tehlikesiz atık yanmasından kaynaklandığı takdirde çevresel açıdan hiçbir sorun teşkil etmez ve örneğin yol dolgu malzemesi olarak kullanılabilir. Tehlikeli atıkların yanmasından kaynaklanıyor. İse özel tedbirler alınarak uzaklaştırılması gerekmektedir.
Atıksu Arıtma Tesisi Atıkları : Atıksu arıtma tesislerindeki ızgaralardan, kum tutucular ve çökertme tanklarında biriken ve arıtma çamuru diye nitelendirdiğimiz atıklardır. Arıtılan su özelliklerine ve arıtma projesine bağlı olarak tehlikeli atık olabilir.
Tehlikeli Atıklar: Bulaşıcı hastalıklara neden olabilen, patlayıcı, parlayıcı, korozif, toksik vb. özelliklere sahip olan atıklardır.
* toksik (zehirli) atıklar
* kimyasal atıklar
* petrol atıkları
* metal sanayi atıkları vb.
Özel atıklar :Uzaklaştırılması özel önem arz eden ve bundan dolayı "özel atık" olarak adlandırılan atıklar şunlardır;
* hastane atıkları
* radyoaktif atıklar
* piller vb.
3. KATI ATIKLARIN ZARARLARI
Katı atıkların çevreye olan zararları genel olarak aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
1. Sızıntı sularının yeraltı sularına geçmesi
2. Sızıntı sularının yüzey sularına geçmesi
3. Depo gazlarının atmosfere geçmesi
4. Depo gazlarının yandan yeraltına geçmesi
5. Tozun rüzgarla atmosfere karışması
6. Zararlı maddelerin bitki ve gıda maddelerine geçmesi
7. Direkt temasta bulunma
8.Epidemik (bulaşıcı) hastalıkların yayılması,
9.Hoş olmayan kokuların yayılması,
10.Sinek, fare vb. haşerenin çoğalması,
II. KATI ATIK YÖNETİMİ
1.TANIM
Evsel, endüstriyel ve diğer katı atıkların ayrı ayrı toplanmasını ve uzaklaştırılmasını, ayrıca ekonomik değeri olan atıkların üretildiği yerlerde geri kazanımını içeren planlama ve idare metodudur.
2. Çöplerin Depolanması veya İmhası :
Katı atıkların çevreyi mümkün olduğu kadar kirletmeden imha edilmesi için değişik teknolojiler geliştirilmiştir. Bu yöntemler içinde en yaygın olarak kullanılanlar yakma kompostlaştırma ve düzenli depolama olarak sayılabilir. Bunlardan da sadece düzenli depolama nihai bir çöp uzaklaştırma yöntemidir. Zira yakma ve kompostlaştırma gibi teknikler geriye nihai olarak bertaraf edilmesi gereken kalıntılar bırakır.
Birçok büyük şehirlerimiz de dahil olmak üzere, pek çok yerleşim merkezimizde katı atıklar, “çöplük” denilen alanlara gelişigüzel bir şekilde dökülüp kendi hallerine bırakılmaktadır. Bazı kentlerimizde ise denize atılmaktadır. Bu tür ilkel uygulamalar estetik kirlenmenin daha ötesinde sakıncalar taşır. Rastgele dökülen çöpler hastalık yapıcı ve taşıyıcı canlılar için çok müsait bir üreme ortamıdır. Ayrıca uygun kriterler göz önünde bulundurularak seçilmemiş sahalara yığılan çöplerden kontrolsüz bir şekilde yayılan tozlar, sızıntı suları ve gazları çevreyi tehlikeli kirletir.
Çöplerin uzaklaştırılması için yöntem seçerken aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekir.
Seçilen yöntem :
Halkın bedeni ve ruhi sağlığını olumsuz etkilememeli,
Yerüstü ve yeraltı suları ile toprak kirlenmemeli,
Bitki örtüsü ve canlılar olumsuz etkilenmemeli,
Hava kirlenmemeli
Çevreye estetik açıdan zarar vermemelidir.
Bu hususlar gözönünde bulundurularak çöp uzaklaştırma yöntemlerini değerlendirmek doğru olur.
2.1. Düzensiz (vahşi) depolama
Atıkların açık araziye rasgele boşaltılmasıdır. Bu usul çevreye vereceği zararlardan dolayı son derece tehlikeli ve sakıncalıdır.
Türkiye’de yaygın şekilde kullanılan bu yöntemde, çöpler hiç bir önlem alınmadan bir alana atılıp bırakılmaktadır. Çağdaşlıktan uzak olan düzensiz depolamada yeraltı suları kirlenmekte, rahatsız edici kokulara, yangınlara neden olmakta, sinek vs. gibi problemler doğurmakta, burada beslenen kuş ve diğer hayvanlar bulaşıcı hastalıkların yayılmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle bu yaklaşımdan en kısa zamanda vazgeçilmelidir.
2.2. Düzenli depolama
Bu yöntemde, toplanan çöpleri uzaklaştırmak için seçilen saha dikkatli bir şekilde bu amaç için hazırlanmakta ve işletilmektedir. Düzenli depolama için seçilen alanın önce geçirimsizliği sağlanmaktadır. Bu amaç için kil ve gerekirse özel şekilde hazırlanmış membranlar kullanılabilir. Depolama sahasının geçirimsizliği sağlanırken çöplerden kaynaklanacak süzüntü sularını toplayacak drenaj sistemi de yapılmaktadır. Bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra çöplerin bu sahaya dökülmesine başlanmaktadır. Dökülen çöpler her gün iyice sıkıştırıldıktan sonra her taraftan en az 20 cm kalınlığında toprakla örtülmektedir. Arazi doldukça, çürüme neticesinde oluşacak gazları uzaklaştırmak için gerekli boru tertibatı da yerleştirilmektedir. Arazi tamamen dolduktan sonra 1.0 m toprakla örtülmektedir.
Bu yöntemde, depolama sahasına dökülen çöplerin içinde bulunan organik maddeler anaerobik bozuşma neticesinde CO2, CH4, NH3 ve H2Sgazları ile suya dönüşmektedir. Bunlardan metan (CH4) kalorifik değeri yüksek yanıcı bir gazdır. Bu nedenle söz konusu gazın toplanıp enerji üretimi için kullanılması önerilmektedir. Organik maddelerin haricindeki maddelerden de bir kısmı değişik yöntemlerle imha olmakta veya parçalanmakta ve yalnız naylon torbalar gibi inert bazı maddeler bozuşmadan veya parçalanmadan kalmaktadır. Bozuşma neticesinde bu sahalarda zamanla çökmeler oturmalar görülmektedir. Bu nedenle terkedilmiş, dolmuş düzenli depolama sahalarının üstünde bina yapmaktan kaçınılmalıdır. Bunun yerine sözkonusu sahalar çimlendirilip golf, futbol sahalarına dönüştürülebileceği gibi rekreasyon alanına da dönüştürülebilir. Bu uygulamanın en iyi örneği Amerika Birleşik Devletlerinde San Francisco yakınlarındaki Montain View deki Shoreline Düzenli Depolama Sahası teşkil eder. Burası, takriben l0 Milyon ton çöp atıldıktan sonra golf sahasına, yelkencilik için kullanılan suni bir göle, kontrollü bir vahşi hayvan parkına ve otlak sahasına dönüştürülmüştür.
Genel olarak, düzenli depolama, katı atıkların, titizlikle seçilmiş ve hazırlanmış bir alana, sistemli olarak yayılıp üzerlerinin toprakla örtülmesinden ibarettir. Ayrıca, uygun arazilerin bulunması şartıyla bu yöntem en ekonomik ve en kolay imha seçeneğidir.
Avantajlar;
* Uygun arazi bulunduğu takdirde ekonomik yöntemdir.
* Ön yatırımı nispeten en az olan yöntemdir.
* Nihai imha metodudur. Her türlü çöp için uygulanabilir.
* Esnek bir metottur. Katı atık miktarına göre kapasite kolaylıkla arttırılabilir.
* Kullanılıp kapatılan araziden rekreasyon amacıyla istifade edilebilir.
Dezavantajlar;
* Kalabalık yörelerde, ekonomik taşıma mesafesi içinde uygun yer bulmak güçtür.
* Yerleşim yerlerine yakın deponi alanları için, halkın muhalefeti ile karşılaşılabilir.
* Tamamlanmış deponi alanlarında göçük ve yerel çökmeler olabileceğinden devamlı bakımı gereklidir.
* Sıvı ve gaz sızıntıları kontrol edilmezse, sakıncalı durumlar ortaya çıkabilir.
2.3 Kompostlama :
Kompostlama işlemi; genel olarak katı atığın (Çöpün) içindeki organik atıkların bozunması işlemidir. Kompostlaştırma işlemi daha bilimsel bir şekilde aerobik biokimyasal bir reaksiyon olarak tariflenebilir. Katı ve sıvı atıklar içindeki organik maddeler çeşitli mikroorganizmalar ile, daha basit bileşiklere, özellikle CO2 ve H2O ya dönüştürülürler.
Organik maddeleri ayıklama,
Ebat küçültme,
Homojenize etme ve gerekirse su ekleme,
Aerobik şartlarda stabilize etme,
Kullanıma hazırlama işlemlerinden oluşur.
Stabilizasyon suni havalandırma ile yapılabileceği gibi, tabii bir şekilde de gerçekleşebilir. Bu ikinci durumda homojenize edilmiş çöpler takriben 2 m. yüksekliğinde 3 m. genişliğinde üçgen şekilde uzun kümeler halinde yerleştirilir ve arada bir bu kümeler yer değiştirilerek, havalanmaları sağlanır.
Aerobik stabilizasyon sırasında tabii reaksiyon neticesinde sıcaklık 60oC ye yükselmektedir. Bu çöplerin içinde bulunan patojenik mikroorganizmaları öldürür.
Stabilizasyon prosesi, iklim şartlarını ve havalandırma yöntemine bağlı olarak 30-45 gün arasında bir süre devam eder. Bu sürenin sonunda kümenin sıcaklığı düşmektedir.
Kompostlama prosesi sonucunda elde edilen kitleye kompost denilmektedir. Kompost birçok kişinin ileri sürdüğünün aksine “Gübre” değildir. Kompost organik madde muhtevası yüksek bir “Toprak düzenleyici”dir.
Kompostlama işleminde, ele geçen kompostun miktarı, işleme tabi tutulan katı atıkların yaklaşık %30’udur. Geri kalan kısmı % l5’i buharlaşma ve meydana gelen gazlar ile atmosfere verilmektedir. Diğer kısımların ise geri kazanılabilecek maddeler alındıktan sonra, başka bir bertaraf yöntemiyle uzaklaştırılması gerekmektedir.
2.4 Yakma :
Yakma çöpleri stabil bir hale getiren ve hacimlerini %70-80 azaltan bir yöntemdir. Bu yöntem neticesinde çevreye zarar vermemek için hava kirlenmesine karşı özel tedbirler almaktan başka, meydana gelen küller uzaklaştırılırken içlerinde bulunması, muhtemel olan toksik maddelerin olumsuz etkileri için de önlem alınmalıdır.
Yanma prosesi, genelde çöplerin kalorifik değeri kendi kendilerini yakmaya müsait olduğu takdirde kullanılması önerilmektedir. Aksi takdirde ek yakıt gerekeceğinden bu yöntemle çöpleri bertaraf etmek çok pahalıya mal olur. Yakma genellikle aşağıda sayılan durumlar için uygulama alanı bulmaktadır;
-Hacim ve ağırlık küçültme oranının yüksek olması nedeniyle depolama yeri sıkıntısının çekildiği metropollerde,
-Hastane çöplerinde olduğu gibi nihai ürünün stabilize edilmesinin gerekli olduğu durumda,
-Isıl değeri yüksek katı atıklarda enerji üretiminin sözkonusu olması halinde.
3.Çöplerin İmha Sahasına Taşınması:
Toplanan çöpler doğrudan doğruya imha sahasına taşınabileceği gibi, bir transfer istasyonunda gerekirse sıkıştırılıp daha büyük bir vasıtaya veya konteynere alınıp daha az sefer yaparak imha sahasına taşınması sağlanabilir. Bu iki sistem karşılaştırıldığında transfer istasyonlu sistemin şu avantajları vardır:
Taşıma masraflarını azaltır.
Çöp toplama işleminde görevli temizlik işçilerinin verimsiz çalışma saatlerini asgariye indirir, işçilerden daha fazla randıman alınabilir.
Trafiğin azalmasını sağlar; şehir trafiğini en az etkileyecek ve küçük araçlar kullanılabilecektir.
Çöp toplama vasıtalarının şehir içinde daha uzun bir süre görev yapmalarına imkan verir.
Çöp toplama aralıkları sıkıştırılabileceği için evlerde ve ticari bölgelerde depolanan çöp miktarı azalacağından bunlardan doğacak olan çevre sorunları (koku, sinek, vs.) önlenir.
Transfer istasyonlarında geri kazanılabilecek maddelerin ayıklanması ve sınıflandırılması mümkün olduğu için bu maddeler doğrudan kullanıcılarına gönderilebilir. Böylece çöp imha veya uzaklaştırma sahalarına nakledilen madde miktarı azaltılabilir.
4. DEPOLAMA ALANLARININ DİZAYN METODLARI
Sızıntı sularının doğal ortamda seyrelmesine ve kalıcı kirliliğe sahip olmasına göre iki farklı dizayn metodu kullanılır.
4.1. Doğal seyrelme tipi çöp depolama alanlarının dizaynı
Sızıntı suyunun çöp depolama alanının altına sızmasına, yeraltı suyu ile çöp depolama alanı arasındaki doymamış bölgede seyreleceği beklentisi ile bu metot kullanılır.
Bu tip depolama yerleri yalnızca tehlikesiz (zararsız) atıkların uzaklaştırılmasında kullanılır.
Bu tip çöp depolama alanlarının az da olsa yeraltı suyunu kirlettiği gözlenmiştir.
1. Hendek metodu
Bu metodda arazide bir hendek kazılır ve atıklar içine yerleştirilir. Örtü malzemesi kazılan hendekten sağlanır.
Yeraltı suyunun derinde olduğu arazinin düz, kazılabilirliğin kolay olduğu yerlerde bu metot tercih edilir.
Bu yöntemde; 30-150 m uzunluk, 2 m derinlik, 5-7.5 m genişlikte hendek kazılır.
2. Alan metodu
Atıklar oluşturulan alanın yüzeyine yayılır ve sıkıştırılır. Daha sonra üzeri örtü malzemesi ile örtülerek sıkıştırılır.
Bu metodda kazı ihtiyacı çok azdır. Çünkü atıklar düz bir yüzeye yerleştirilir. Genelde bu metot yeraltı suyunun yüzeye yakın olduğu yerlerde tercih edilir.
Örtü malzemesi kazı olmadığından, sahaya dışarıdan getirilir.
3. Rampa metodu
Bu metot hendek ve alan metotlarının oldukça standart bir modifikasyonudur.
Atıklar bir eğim üzerine yayılır ve sıkıştırılır daha sonra üzeri toprakla örtülür. Örtü malzemesi atık dökülen yerin hemen önünden sağlanır. Örtü malzemesi için kazılan çukur bir sonraki atıkları dökmek için kullanılır.
Bu metot yeraltı suyunun yüzeye yakın olduğu yerlerde ve yeterli örtü malzemesi olduğu zaman tercih edilir. Uygun eğimli araziler ve örtü malzemesi bulunduğu zaman oldukça ekonomik bir metottur.
4.2. Kalıcı kirliliğe sahip çöp depolama alanlarının dizaynı
Bu metodun dizaynında en önemli faktör sızıntı suyunun yeraltısuyuna karışmasını önlemektir.
Bu nedenle bu tip depolama alanlarının tabanı, kil veya geomembran yada her ikisinde birden kullanılarak geçirimsiz hale getirilir ve sızıntı suyu toplama sistemi yerleştirilir.
KATI ATIK DEPOLAMA TEKNİĞİ PROJE AŞAMALARI
I. ATIK ENVANTERİ
* Depolanacak çöplerin özellikleri
* Evsel
* Endüstriyel
* Nüfus
* Atık miktarının belirlenmesi
* İstatistik yöntemler
* Bertaraf yöntemleri
* Yakma
* Kompostlaştırma
* Depolama
II. alterNATİF DEPOLAMA YERLERİNİN SEÇİMİ
Depolama yeri ilk araştırmaları
Kriterler :
* Meteorolojik
* Topoğrafik
* Jeolojik
* Hidrojeolojik
* Milli parklar, su havzaları vb. koruma alanları
* Yerleşim alanlarına olan mesafe
* Turistik
* Taşkın, heyelan ve çığ alanları
* Taşıma güzergahları
* Estetik-psikolojik
III. YER SEÇİMİ
Kriterler-Araştırmalar
METEOROLOJİ
* Yağış-sellenme
* Rüzgar hızı ve hakim rüzgar yönü
* Sıcaklık ve kuraklık
* Nispi nem
* Don
* Güneşlenme
TOPOĞRAFYA
* Yükseltiler-düzlükler
* Jeomorfoloji
* Drenaj ağları
* Eş eğim haritası
JEOLOJİ
* Litoloji
* Tektonik durum
* Kitle hareketleri
* Depremsellik
* Ayrışma
* Erozyon
* Volkanik aktiviteler
HİDROJEOLOJİ
* Akarsular
* Havza özellikleri
* Yeraltısuyu bütçesi
* Beslenme ve boşalma alanı
* Su tablası haritası
* Kayaçların hidrojeolojik katsayıları
IV. DEPOLAMA YERİ AYRINTILI MÜHENDİSLİK JEOLOJİSİ ÇALIŞMALARI
1. ARAZİ ÇALIŞMALARI
* Litoloji
* Kayaçların mühendislik sınıflaması
* Jeolojik yapı ( Fissür, çatlak, fay ve kıvrımlar )
* Olası kitle hareketleri ( Düşme, akma, heyelan vb. )
* Malzeme araştırması ( Geçirimsiz, yarı geçirimli, örtü )
* Sondaj ( RQD, litolojik ve jeofizik log )
* Karstik yapı ( Dolin, mağara, uvala vb. )
* Ayrışma durumu
* Erozyon riski
* Yeraltı su seviyesi ölçümleri
* In-situ deneyler ( SPT, vane )
* Numune alınması
2. LABORATUAR ÇALIŞMALARI
* Zemin endex özellikleri
- Birim hacim ağırlık
- Porozite, boşluk oranı
- Doygunluk derecesi
- Atterberg limitleri ( PL, LL, RL )
- Su içeriği
* Zemin sınıflandırması
- Birleştirilmiş zemin sınıflandırması
- Zeminlerin kullanılabilme özellikleri
* Kesme deneyleri
- Üç eksenli, tek eksenli basınç deneyi ( c, * )
- Basınç direnci
- Elastisite modülü
* Ödometre deneyi ( mv )
* Permeabilite deneyi
* Malzeme deneyleri
- Los Angeles deneyi
- Deval deneyi
- Don deneyi
- Proctor deneyi
- Kaliforniya taşıma indisi ( CBR )
- Kum eşdeğeri deneyi ( PI )
- Kimyasal analizler ( Sülfat, karbonat,mikroorganizma )
* Sökülebilirlik - kazılabilirlik
- Sismik hız
- Klas verme
3. BÜRO ÇALIŞMALARI
* Nüfus projeksiyonu
* Katı atık miktarı tahmini
* Meteorolojik verilerin derlenip değerlendirilmesi
* Topoğrafik verilerin değerlendirilmesi
* Malzeme durumu değerlendirilmesi
* Stabilite durumu değerlendirilmesi
* Zemin-Kaya durumu değerlendirilmesi
* Hidrolojik-Hidrojeolojik değerlendirme
* Mühendislik jeolojisi değerlendirmesi
* Sonuçların ayrı ayrı haritalanıp uygun yerlerin seçilmesi
V. SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Her kriter ( jeoloji, hidrojeoloji vb. ) bilimsel ve teknik yöntemlere göre irdelenip değerlendirildikten sonra haritalanıp şekilde görüldüğü gibi " nihai yer seçimi haritası " yapılarak seçilen yerler uygunluk derecesine göre sınıflandırılmasını içermektedir.
Yer seçimi haritası ( nihai harita )
Malzeme haritası
Hidroloji ve hidrojeoloji haritası
Mühendislik jeolojisi haritası
Meteoroloji haritası
Topoğrafik harita
Demoğrafik harita
alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
348 |
13.09.2008 - 10:52:23 Son İleti: TiaMaT |
Şehir suyu içilebilir olmalı, yani bileşiminde zehirleyici ya da hastalık yapıcı hiçbir madde bulunmaması gerektiğini öngören normlara uygun olmalı, aynı zamanda hoş bir içimi olmalıdır. Uygulamada içme suyunda en çok şu üç özellik üzerinde durulmaktadır: 1. hastalık yapıcı mikrop ve parazit organizmaların bulunmaması; 2. bulanıklık ve tat; 3. zehirleyici ya da istenmeyen maddelerin olmaması.
Birinci koşulun yerine getirilmesi için, suyun işlenmesi sırasında olabilecek herhangi bir dış kirlenmeyi önlemek yeterlidir; çünkü işleme sırasında tüm mikroplar pratik olarak ya etkisizleştirilir ya da yok edilir. Dolayısıyla kendileri zararlı olmamasına karşın her zaman hastalık yapıcı etkenlerle bir arada bulunan kimi mikroorganizmaların bulunmadığını saptamak yeterlidir. Bu amaçla genellikle dışkı koliformlarının olup olmadığına bakılır.
Öteki iki koşulla ilgili zorunluluklar, günümüzde metreküp başına miligram düzeyindeki miktarları bile saptayabilen ölçme aygıtlarındaki ilerlemelere bağlı olarak her gün daha da artmaktadır. 1978’de Avrupa Konseyi’ne önerilen normlar en az 65 parametreden oluşan 5 tablo halinde düzenlenmiştir: organoleptik etkenler, fizikokimyasal etkenler, biyolojik etkenler, mikrobiyolojik etkenler, zehirleyici ya da istenmeyen maddeler.
Su kaynaklardan, kuyulardan (yeraltı suyu) ya da kanal sistemleriyle nehirlerden (yerüstü suları) sağlanabilir. Doğal suyun bileşiminde atmosferden ya da içinden geçtiği kayaçların çözünmesinden kaynaklanan çözünmüş gazlar, arazinin durumuna bağlı olarak her litrede birkaç miligram ile birkaç yüz miligram arasında çözünmüş maddeler (karbonatlar, klorürler, nitratlar, sülfatlar), bitkilerin ayrışmasından ileri gelen organik maddeler, koloidal asıltı durumunda kil tanecikleri, dağılımları suların kaynağına göre değişen bakteriler ile mikroorganizmalar bulunur. Belki de içilebilirlik normlarının giderek ağırlaştırılması yüzünden gerek yeraltı, gerek yerüstü suları, bileşimleri bakımından artık güvenilir olmaktan çıkmıştır.Bu nedenle su, dağıtım şebekesine verilmeden önce bakteri çoğalmasını önleyici ürünlerle, yani suda daha önceden bulunan ya da sonradan kazara karışmış olan her çeşit mikrobun çoğalmasını önlemek üzere kimi maddelerle işlenir. Bu amaçla en çok kullanılan maddeler klor gazı, sodyum hipoklorit (javel suyu), klor dioksit ve ozondur. Özellikle klor dioksit ile ozon, suya hiçbir kötü tat vermez.
Bir suyun gerçek anlamda temizlenmesi, koloidal olsun ya da olmasın asıltı durumunda bulunan maddelerin uzaklaştırılmasını, kimi zaman çok küçük oranlarda bulunsa bile tehlikeli ya da rahatsız edici olarak kabul edilen ağır metaller, organoklorlu bileşikler, pestisitler, hidrokarbonlar gibi “kirleticilerin” giderilmesini amaçlar. Bu kirleticiler, yüzey sularının yanı sıra kimi zaman sel sularıyla sürüklenerek karıştıkları yer altı sularında da bulunur. Suların temizlenmesi işleminde en iri cisimleri uzaklaştırmak üzere ızgaralardan geçirilen su, çöktürme havuzlarına alınır.Önce asıltı durumundaki maddelerin koloidal özelliğini gidermek için suya tepkin bir madde hızla karıştırılarak katılır. Daha sonra bu su ağır ağır karıştırılır; bu sırada oluşan yumakçıklar, asıltı durumundaki parçacıkları birlikte sürükleyerek dibe çöker. Tepkin maddenin türü ve miktarı, laboratuarlarda yapılan deneylerle belirlenir. Böylece yumuşaklaştırılan su, durultuculara gönderilerek tam bir çökme sağlanır. Çok çeşitli durultucu tipleri vardır; bunların en yalını, genellikle uygun uzunlukta dikdörtgen biçiminde havuzlardan oluşur. Çamur yataklı durultucularda, yumaklaştırılmış su, işleme sırasında yükselen su akımıyla asıltı halinde tutulan bir çamur katmanı içinden geçirilir; asıltı durumundaki parçacıklar, çamur katmanından geçerken tutulur. Son yıllarda geliştirilen durultucularda çamur yerine birkaç mikrometre çapında kum taneleri (mikroskobik kum) kullanılmaktadır; yumakları tutan bu kum katmanı, durulmayı kolaylaştırır. Daha sonra su, genellikle kum katmanlı (yatak) filtrelerden geçirilir. Filtrenin çalışmasında tane boyutunun büyük bir önemi vardır. Tane boyutu, işlenecek suya göre seçilir. Tutulan maddeler, filtreyi tıkar; bu bakımdan periyodik olarak karşı akımla su ve basınçlı hava karışımı gönderilerek çamur birikintisi parçalanır; daha sonra yalnız su gönderilerek parçacıklar çamur halinde uzaklaştırılır. Durultucu depolarına gönderilen bu çamurlar yer darlığı söz konusuysa gerektiğinde presli filtrelerden geçirildikten sonra boşaltılır. Kimi filtrelerde arıtma işlemine baplı olarak etkin kömür, manganez kumu gibi özel maddeler kullanılır. İçme suyuna rengini, istenmeyen tadını ya da diğer kirleticileri gidermek için kimi zaman tamamlayıcı bir işlem uygulanır. Bu özel işlemler sırasında etkin kömür (filtrelerden geçirme ya da yumaklaşma sırasında toz kömür püskürtme) ya da ozon kullanılır. En son olarak sudaki kalsiyum karbonat-karbondioksit dengesine dikkat etmek gerekir. Kalsiyum karbonat oranı çok yüksek olduğunda (çok sert su) kireç bağlama ve tıkanma tehlikesi söz konusudur; yeterli düzeyde değilse (çok yumuşak su) su, aşındırıcı bir özellik kazanır ve dolayısıyla korozyon tehlikesi artar. Kimi durumlarda, örneğin nitratların giderilmesi için biyolojik arıtma işlemlerine başvurulur.
Kimi sanayilerde kullanılan sular son derece arı olmalıdır.Nitekim buhar kazanlarında kullanılan besleme sularının özgül direnci birkaç bin ohm-metre düzeyindedir; oysa şehir içme sularının özgül direnci 10-20 ohm-metre’dir. Bunu sağlamak için sular, seri halinde yerleştirilmiş bir ya da daha çok iyon değiştirici aygıtlarda “tam bir mineral giderme” işleminden geçirilir. Buna karşılık yıkama ve durulama sularının kabaca işlenmesi yeterlidir.
alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
282 |
13.09.2008 - 10:51:32 Son İleti: TiaMaT |
Mikro dalgalar, buhar, sıcak hava ve gaz yıkayıcılar biyomedikal artıkları temizlemektedir. Çevre Koruma Kurumu'na göre Amerika Birleşik Devletleri'ndeki hastane ve klinikler her yıl 600.000 ila bir milyon ton atık üretmektedir ve bunun yüzde 15 kadarı potansiyel bir enfeksiyon tehlikesi içermektedir. Uzun yıllar boyunca, hastaneler tüm patojenlerin yok edilmesini sağlamak üzere kontamine şırıngalar, iğneler, kağıt, plastik, cam, bez ve insan dokularını ya sahada yakmış, ya da yakılmak üzere kendi alanlarının dışına göndermiştir.
1990 Tarihli Temiz Hava kanunu tarafından öngörülen - ancak üç sene önce yürürlüğe giren - tıbbi atık yakma emisyonlarına ilişkin yönetmelikler bu uygulamanın ekonomisini değiştirmiştir. ABD hastaneleri, anılan yönetmeliklerin şartlarını karşılamak üzere çöp fırınlarını, hidrojen klorit, sülfür dioksit, nitrojen oksit ve ağır metallerden kurşun, kadmiyum ve civanın arındırılmasını veya nötrleştirilmesini sağlayan pahalı gaz yıkayıcıları ile donatmak zorunda kalmıştır.
Hastane ve tıp merkezlerinin büyük çoğunluğu, sahadaki çöp fırınlarının, başta mikro dalga sistemleri veya buhar otoklavları olmak üzere, alternatif atık arıtma teknolojileri ile değiştirilmesinin veya atıkların dezenfeksiyon teknolojileri ile donatılmış olan arıtma şirketlerine gönderilmesinin daha ekonomik olduğunu tespit etmişlerdir.
West Caldwell, N.J.'deki Sanitec International Holding, alternatiflerin tıbbi atık çöp fırınlarında sebebiyet verdiği engellemeyi göstermektedir. Ticareti geliştirme müdürü Mark Taitz "Mikro dalga dezenfeksiyon sistemlerimizin yarısını hastanelere ve yarısını da atık arıtma firmalarına satmaktayız" demektedir.
Sanitec dezenfeksiyon sistemi tüm hava şartlarına karşı dayanıklı bir çelik muhafaza içinde bulunmaktadır ve hastanenin elektrik ve su sistemlerine bağlıdır. Hastane çalışanları, toplanan atığı el arabaları ile otomasyonlu kaldırma ve yükleme sistemine getirmekte ve bu sistem el arabasını kaldırarak iç besleme hunisine boşaltmaktadır. Daha sonra huni kapatılarak parçalayıcı çalıştırılmaktadır. Parçalama işlemi atık hacmini yüzde 80 indirgemekte ve aynı oranda önemli olarak daha düşük sıcaklıklarda etkin şekilde arındırılabilecek daha düzenli bir atık akışı sağlayarak, sistemin topyekün güç tüketimi ile birlikte zararlı hava emisyonlarının serbest bırakılma potansiyelini asgari düzeye getirmektedir.
PARÇALAMA İLE İLGİLİ ZORLUKLAR
Tıbbi atıkların tanımı itibariyle heterojen bir karışım olması nedeniyle, tıbbi atık için parçalayıcı mekanizmasının tasarlanması lastik veya ağaç kütüklerini parçalayan bir mekanizmaya kıyasla daha zordur. Taintz "Sanitec sisteminin yumuşak bez örtüleri, önlük ve bandajları, kırılgan cam, plastik şırıngalar ve sert çelik iğne, bisturi ve kenetleri parçalamak zorundadır" açıklamasını yapmaktadır. "Önceleri başka imalatçılar tarafından imal edilen parçalayıcılara güvenmekteydik, ancak geçen sene tescilli bir parçalayıcıyı piyasaya sürdük. Bu, düzenlenmiş her tip hastane atığını, sıkı toleranslı bir elek içinden bir sonraki aşamaya geçmesini sağlamak üzere öğüten dişlilere sahip iki döner şafttan oluşmaktadır."
Bir fan ile hava bir dizi filtre içinden, iç besleme hunisi üzerinden çekilmektedir. Yüksek yeterlilikte bir partiküllü hava veya HEPA ile filtrelenmekte ve bir karbon filtresi ile işlem sırasında koku kontrolü sağlanmakta ve zararlı emisyonların kaçması engellenmektedir.
Paslanmaz çelik helezon konveyör ile parçalanmış atık, atığın nemlendirilmesi amacıyla saatte yaklaşık 8 galon suyu kullanan bir elektrikli buhar üretecinin içinden geçirilmektedir. Nemlendirilen atık daha sonra, Reggio Emilia, İtalya'da bulunan Alter tarafından imal edilen yarım düzine 1.400 watt mikro dalga birimi dizisinden geçmektedir. Mikro dalgalar, atık partikülleri içindeki su moleküllerini harekete geçirerek bir sürtünme yaratmakta ve atığın sıcaklığının 25 dakika süresince 205 ila 212 ¡F'ye yükseltilmesini sağlamaktadır.
Yüksek sıcaklık ve rezidans süresi kombinasyonu patojenlerin imha edilmesi için yeterli olup bu işlem, hastane dezenfeksiyon sistemlerinin kontrolünde kanıtlanmış tekniklerin kullanıldığı düzenli nokta kontrolleri ile doğrulanmıştır. Taitz "3 m dahil olmak üzere şirketler tarafından yapılan, Bacillus subtilis bakteriyel sporları bulunan tüpler içeren küçük zarfları, zarfların buhar ve mikro dalga aşamalarından geçmesini sağlamak üzere, parçalayıcının mansabında olan bir besleme portundan sisteme besliyoruz." ifadesinde bulunmuştur. "Zarfları çıkarıp, tüpleri bakteryal büyüme açısından kontrol ediyoruz. Bakteryal sporların öldürülmesi hepatit veya tüberküloz gibi patojenlere göre daha zor olduğundan, herhangi bir bakteryal büyüme tespit edilmediğinde, bu komple bir patojen imhası anlamına gelmektedir."
Belediye katı atık programındaki nihai konumuna bırakılmadan önce, ikinci bir helezoni konveyör ile arıtılan atık Sanitec biriminden alınarak standart bir atık kompaktörü veya bir atık kabına yerleştirilmektedir. İsteğe bağlı bir granülatör ile hastaneye atık hacmini daha da indirgeme imkanı sağlanmaktadır.
Sanitec işleminin tamamı, atığın boşatılmadan önce dezenfeksiyonun tamamlanmasını sağlamak üzere rezidans süresi ve sıcaklık parametrelerini denetleyen bir bilgisayar programı ile donatılmış bir Bradley mikro işlemcisi tarafından denetlenmektedir.
MERI’NİN KURULMASI
Madison Wis'de bulunan Wisconsin Üniversitesi Hastane ve Klinikleri, Meteriter Hastanesi, Methodist Hastanesi ve St. Mary Hastanesi Tıp Merkezi' olmak üzere dört hastaneden oluşan bir grup, maliyetleri indirgemek amacıyla ortak bir tıbbi atık işlem tesisi oluşturmak üzere 1986 yılında güç birliği yapmışlardır. Son teknoloji çöp fırını ile donatılmış olan tesisin işletilmesi için hastaneler Madison Energy Recovery Inc. Şirketini (MERI) kurmuşlardır.
1994 yaşına geldiğinde, daha sıkı çevre yönetmelikleri çöp fırınının, maliyeti 500,000 Doları aşması muhtemel olan yeni kirlilik kontrol ekipmanı ile donatılması anlamına gelmiştir. Seçenekleri inceledikten sonra, MERI kurulu Sanitec dezenfeksiyon sistemini seçmiştir.
MERI genel müdürü John Crha şu ifadede bulunmuştur "Sanitec sisteminin oldukça sessiz, temiz ve atık dezenfeksiyonu açısından oldukça yeterli olduğunu gördük." Sağlık bakım tesislerinin büyük çoğunluğu buna katılmaktadır ve günümüzde MERİ Sanitec sistemi, Janesville'deki Mercy Sağlık Sistemleri ve Fond du Lac'daki St. Agnes Hastanesi dahil olmak üzere eyalet çapında 12 ek hastane ve klinik tarafından üretilen, düzenlenmiş tıbbi atığın yılda 1,5 milyon libreden daha fazlasını arındırmaktadır.
Her gün, özel olarak tahsis edilmiş olan MERI kamyonları 250 konumdan kırmızı torbalar veya plastik kaplar içinde paketlenmiş atıklar ile dolu plastik el arabalarını toplamaktadır. El arabalarının Sanitec sistemine boşaltılmasından sonra, hastanelere geri gönderilmeden önce bu el arabaları yıkanıp, temizlenerek dezenfekte edilmektedir Her el arabası, ilgili hastanenin faturalandırılmasında da kullanılan, işaretler ile işaretlenmiştir. İşlenmiş atıklar belediye katı atık depolama tesislerine gönderilmektedir.
GEZİCİ TESİSLER
Atığın bir dezenfeksiyon sahasına taşınması yerine, Charlotter, N C'de bulunan N.C SafeWest Inc. Şirketi, dört adet kamyon montajlı mobil birim ile Sanitec İşlemini kendi eyaleti ve Virginia'da hastanelere getirmektedir. Safe Waste'in Sanitec kamyonları Charlotte'daki Carolina Tıp Merkezi ve Fairfax, Va'daki Fairfax hastanesi dahil olmak üzere yaklaşık olarak 40 hastanenin atıklarını toplamakta ve her bir hastanenin kendi su ve güç bağlantılarını kullanarak bunları sahada işleme tabi tutmaktadır. Şirket doktor muayenehaneleri, taşra klinikleri, laboratuvarlar ve veteriner dahil olmak üzere 400'ü aşkın daha küçük tıbbi tesisin atığının arındırılmasında daha küçük kamyonetleri kullanmaktadır. Toplam olarak SafeWaste yılda 10 milyon libre potansiyel tehlikeli atığı arındırmaktadır.
Sanitec hedefini, mikro dalga dezenfeksiyon sistemlerinin hastanelere ve atık arıtma şirketlerine satılmasına ilişkin olan geleneksel uygulamasının ötesinde belirlemiştir. Taitz, "Şimdi bizler Florence, Ky'deki Kentucky Sanitec ve Honolulu'daki Hawaii Sanitec gibi ortak girişimlerin kurulması ile kendi servis şirketlerimizi kurma konusunda odaklanmaktayız." diyerek söyle devam etmektedir: "Biz ortak girişime ekipmanlar temin ediyoruz ve gelirlere iştirak ediyoruz böylece, son kullanıcının sterilizasyon ekipmanına erişimini daha da genişletiyoruz. Tüm tıbbi atık üreticileri için gelecekte ulusal çapta bir arıtma yaratmayı ümit ediyoruz."
Taitz ayrıca, Amerika Birleşik Devleti dışında da Sanitec sistemi için parlak bir gelecek görmektedir. "En büyük satış artışımız Brezilya, Japonya, Kore, Suudi Arabistan, Birleşik Kraliyet, Filipinler ve Kuveyt dahil olmak üzere uluslararası pazardadır."
Hastane atığını arındırma sorunu sınır tanımamaktadır. Merkezi Valbonne'de bulunan Fransız Çevre ve Enerji Kontrol Kurumunun tıbbi atık departmanın sorumlu mühendisi olan Didier Gabarda Oliva'ya göre, 3,400 Fransız hastanesi ve kliniği yılda 700,000 metrik ton tıbbi atık üretmektedir.
Fransa'da yaklaşık olarak 140,000 metrik ton kontamine hastane atığı yakılmaktadır ve ABD'de olduğu gibi burada da ağır metal partiküller ve bunların türevlerinin bir sağlık tehlikesi oluşturduğu yönünde haklı bir çevre endişesi mevcuttur. Yakma tesislerinin genellikle uzakta olması nedeniyle, biyomedikal atıkların yakılması Fransız hastaneleri açısından daha karmaşık bir işlemdir. Ülkenin tümünde sadece yaklaşık 50 hastanede yakma tesisleri işletilmekte ve buna ilaveten potansiyel olarak enfeksiyon riskli tıbbi atıkları yakma konusunda yetkili 24 adet saha dışı tesis bulunmaktadır. Burgundy, Franche-Comte, Picardy ve Poitou-Charentes gibi komple bölgelerin atıklarının yakılmak üzere önemli bir mesafeye sevk edilmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle, Fransız şirketleri biyomedikal atıkların arındırılması için yakma içermeyen, özel teknikler geliştirmektedir. Oliva, "Söz konusu olan atığın mikrobiyal kontaminasyonun indirgenmesi ve fizyolojik nedenler ve emniyet unsurları için görünümünün değiştirilmesi ile ilgilidir." şeklinde açıklama yapmaktadır. Arıtılan atıklar mevcut atık depolama tesislerine ve ev atıklarını arıtan yakma tesislerine gönderilmektedir.
PATOJENLERİN BUHARLA ARINDIRILMASI
Fransız Sağlık ve Çevre Bakanlıkları potansiyel enfeksiyon riskli atıkların arındırılması konusunda, merkezi Roubaix'de bulunan Ecodas tarafından geliştirilen bir buhar sistemi de dahil olmak üzere çeşitli yakma içermeyen işlemi onaylamıştır. Oliva'ya göre, bu şirket alternatif biyomedikal atık arındırma işlemler konusunda lider sağlayıcıdır.
Ecodas, tekstil endüstrisi için buharlı otoklavlar imalatına ilişkin 20 yıllık deneyimini, bir tıbbi atık arıtma sisteminin tasarımında kullanmıştır. Ecodas'ın idari müdürü Jaafar Squali, "Yenilik, bir yüksek kuvvetli öğütücünün güçlü bir sterilizör ile birleştirilmesinde yatmaktadır." ifadesini kullanmıştır.
Ecodas arıtmanın birinci aşaması, kontamine atığın 20 döner bıçağa sahip bir öğütücüyü besleyen, hava geçirmez şekilde yalıtımlı bir bölmeye yüklenmesi ile başlatılmaktadır. Bu bıçaklar, bazen yanlışlıkla diğer klinik atıkları ile birlikte atılan paslanmaz çelik cerrahi cihazlarının parçalanmasını sağlayabilecek mukavemette bir alaşımdan imal edilmektedir. Öğütücü, sıkışmanın engellenmesi için belli aralıklarla rotasyonunu ters yöne çevirmektedir.
Atık yükleri, otoklavı besleyen bir yükleme bölmesine boşaltılmaktadır. Otoklav içinde atık, atığın sterilizasyonu için 10 dakika süresince 280¡F sıcaklık ve beher inç için 55 libre basınçta buhara tabi tutulmaktadır. Sıcaklığın ayarlanması için atık içinde bulunan, otoklav merkezindeki bir sıcaklık mili tarafından bilgisayar kontrol sistemine sinyaller gönderilmektedir. Dezenfeksiyon tamamlandığında operatörler, işlenmiş atığın bir konteynıra boşaltılması için otoklavın alt kapağını açmaktadırlar. Tek bir yükün işlenmesi için gerekli olan işlem süresi yaklaşık bir saattir.
Çeşitli atık hacimleri ve tesisat kurulumu için gerekli alana uyum sağlamak üzere Ecodas atık arıtma makinelerinin üç farklı sürümünü tasarlamıştır. TDS 300, 10 feet uzunluğunda olup saatte 35 ila 55 libre, TDS 1000 saatte 110 libre ve TDS 2000 ise saatte 132 libre işlem kapasitesine sahip bulunmaktadır.
Fransa'da Ajaccio, Aurillac, Nevers ve Roubaix kamu hastaneleri atıklarını Ecodas otoklavları ile dezenfekte etmektedir. Danimarka Odense, İspanya Mayorka ve Macaristan Budapeşte'de bulunan hastanelerde aynı yöntemi kullanmaktadır. Ecodas sistemini kullanan arıtma şirketleri arasında Fransa'da Cosmolys ve Tecmed, Arjantin'de Tecsan, Brezilya'da Matmed ve Meksika'da Tremesa bulunmaktadır.
SICAK HAVA SEÇENEĞİ
En yeni klinik atık arıtma teknolojilerinden biri, parçalanmış hastane atıklarının dezenfekte edilmesinde sıcak havayı kullanmaktadır. Bu teknoloji, Dallas'tan KC MediWaste tarafından geliştirilerek pazarlanmaktadır. İlk MediWaste sistemi, geçen yaz, Teksas Laredo'da Sisters of Mercy Sağlık Sisteminde kurulmuştur. KC MediWaste şirket başkanı Keith Cox tarafından icat edilmiş olan kuru bir sterilizasyon sistemi ile Birleşik Kraliyet Reading'de bulunan Torftech Ltd.'nin ruhsatlı akışkan yataklı teknolojisini birleştirmektedir.
Mercy Sağlık Sistemi yerel şebeke Merkezi ve Güney Batı Hizmetleri, yan kuruluşu Central Power & Light ve Palo Alto, Calif'de bulunan Elektrik Enerjisi Araştırma Kurumunun Sağlık Bakım Birimi tarafından sponsorluğu üstlenilen ortak bir projenin bölümü olarak Laredo hastanesinde kurulan ileri düzey, elektrik tabanlı teknolojilerden birini teşkil etmektedir. Bu teknolojiler, hastanelerin maliyetleri indirgemesine, işletme yeterliliklerini iyileştirmesine ve hasta hizmetlerini geliştirmesine yardımcı olacak şekilde tasarlanmıştır.
Laredo tesisatının makina mühendisi ve proje mühendisi olan Sue Herbert, "İlk MediWaste sisteminin tasarlanmasında en zor olan husus, plastik atıklardan serbest bırakılabilecek olan uçucu organik bileşenleri engelleyecek kadar soğuk ancak atığın sterilizasyonu için yeterli sıcaklığa ulaştırılmasının sağlanması konusunda ortaya çıkmıştır." demiştir. "Hastane atık akışında bulunabilecek her şeyin numunelerini topladık ve en iyi ısı sıcaklığının tespit edilmesi için farklı plastik bileşenlerin flaş noktaları üzerinde çalışmalar yaptık."
Mercy Sağlık Sistemi çalışanları MediWaste ünitesine atık malzemelerinin taşınmasında kapalı el arabaları kullanmaktadır. Her el arabası bir hidrolik kaldırma sistemi ile sistemin besleme hunisine boşaltılmaktadır. Dahili egzoz fanları, kokunun kontrol altında tutulması için MediWaste sistemi içinde ters basınç oluşturmaktadır.
Birimin içinde ısıl işlemli paslanmaz çelikten mamul, yakın ara kilitlemeli dört şafttan oluşan bir parçalayıcı birimi bulunmaktadır. Parçalayıcı, atıkların işlemciye gitmeden önce öğütülmesini sağlamaktadır. Elektrikli rezistans ısıtıcıları ile 302¡F'ye ısıtılan hava sabit bıçaklı bir halka üzerinden yüksek hızla işlemci içine enjekte edilmektedir. Yer atığının işlemciye girmesi ile birlikte türbülanslı hava, siklonik bir karıştırma işlevi ve yüksek oranlarda ısı ve kütle transferi sağlayan bir akışkan yatak yaratmaktadır.
Boşaltıma kapısının açılmasından önce, atık beş dakika kadar akışkanlı yatak içinde tutulmakta ve hacmin yüzde seksen oranında indirgenmesini sağlayan bir kompaktöre itilmektedir. Laredo hastanesi arındırılmış atığını bir konvansiyonel belediye atık depolama alanına göndermektedir.
MediWaste sisteminden çıkan işlenmiş hava, atmosfere bırakılmadan önce üç aşamalı bir filtrasyondan geçmektedir. Önce iki fabrik ön filtre ile büyük partiküller ayrılmakta ve sonrasında yüksek yeterlikte partikül hava filtresi metal çerçeve içinde bulunan bir membran- ile daha küçük partiküller çıkarılmaktadır. Kömür filtreler ile hava akımındaki kokular giderilmektedir.
Laredo'daki MediWaste sistemi, saatte 200 libreye kadar işlem yapabilecek kapasitededir ki, bu da günde üretilen 700 ila 800 libre arasındaki atığın arındırılması için fazlasıyla yeterlidir. Herbert, "Halen, saatte 1,000 libre malzeme dezenfekte edilebilecek bir üniteyi geliştirmekteyiz" demiştir.
YAKMA İSTEĞİ
Yakma alternatiflerinin popülerlik kazanıyor gibi görünmesine rağmen, klinik atıklarının çoğunun dezenfekte edilmesinde ve indirgenmesinde hala yakma kullanılmaktadır. Orlanda, FLA'daki Crawford Equipment and Engineering Co., saatte 20 ila 3,000 libre biyolojik tehlikeli atık işleme kapasitesine sahip tıbbi çöp fırınını tasarlayıp, pazarlamaktadır. Bu birimler, Temiz Hava Kanununun hükümlerinin karşılanmasını sağlamak üzere gaz yıkayıcılarla bağlantılı olacak şekilde tasarlanmaktadır.
Crawford Equipment çöp fırınları tipik olarak doğal gaz ateşlidir ancak hali hazırda mevcut veya daha ekonomik olması halinde propan veya akaryakıt da kullanabilmektedir. Çöp fırınlarından her biri, yanmadan kaynaklanan yoğun sıcaklığa dayanacak şekilde refraktör kaplamalıdır. Hastane çalışanları atığı kırmızı torbalar veya plastik kaplar içinde ya el ile ya da hidrolik olarak, ana bölme kapısından yüklemektedir. Çalışanlar kapıyı kapatarak yakma işlemini başlatırlar.
Önce, ana bölmeye paralel veya ana bölmenin altında bulunan ikincil bölme içindeki brülörler ateşlenir. Isı sonra, ana bölmenin sıcaklığının artırılması için refraktör malzeme üzerinden yayılır veya böylece artan oranda enerji tasarrufu sağlanır. Ana bölmede asgari 1.800¡F sıcaklık elde edildiğinde, atığın yakılması için bir sensör ana bölmenin brülörünü yakacaktır.
Crawford Equipment Şirketi katı ve sıvı atık bertaraf sistemleri müdürü ve kimya mühendisi olan Luis Llorens "1.800¡ sıcaklık patojenlerini öldürüp, tüm organik atıkları oksidize ederek, bunları karbon dioksit ve su haline çevirmektedir" açıklamasını yapmaktadır. "Yanmadan kaynaklanan tüm duman ve kokular ikincil bölmeye aktarılmakta ve 1.800¡ ısı bunları yok edene kadar orada bir veya iki saniye tutulmaktadır."
İkinci bölmeden gelen hava asitler ve kurşun, kadmiyum ve civa gibi ağır metallerden arındırılmak üzere, özel bir hava çıkışı üzerinden standart bir kirlilik kontrol sistemine yönlendirilmektedir. Sistem, baca gazları ile etkileşime girerek asit gaz emisyonlarının engellenmesi için su ve kaustik solüsyon gibi bir ayıraç ile püskürtme yapan ıslak gaz yıkayıcılarını kullanmaktadır.
İlk hacminin yüzde doksanını aşacak şekilde tıbbi atık hacminin indirgenmesinin yanı sıra, Crawford çöp yakıcılarının ağırlığı da yüzde 95 ila yüzde 97 arasında indirgediği ve bunun da mikro dalga ve buhar otoklav sistemleri tarafında yapılamadığı Llorens tarafından bildirilmektedir.
YİNE DE EN İYİ ÇÖZÜM
Çöp fırını bölme duvarları tuğla, yalıtım, bir çelik kaplama ve ikinci bir dış çelik kaplamadan oluşmaktadır. Llorens, "Çöp fırınının dış duvarlarının soğuk tutulması için yan duvarların içinde fan ile hava dolaşımı sağlanmaktadır" ifadesinde bulunmuştur. Ek olarak Crawford, çöp fırınının refraktör kaplamalı bacasına bir hava akımının sağlanması için bir fan monte etmiştir. Bu, çöp fırınının daha temiz çalışmasına yardımcı olmakta ve gazların tam olarak yanmasının sağlanması için tutuşma sürelerini artıracak şekilde ikinci bölmede tutulmasını sağlamaktadır.
Lorrens, "mikro dalga gibi başka, iyi tıbbi atık arıtma teknolojileri mevcuttur ancak yakma, doğru koşullar altında yine de en iyi seçenektir." demiştir. "Hastanenin seçimi topluluklarına ve ihtiyaçlarına bağlıdır."
Örneğin, West Palm Beach, Fa'da bulunan Emekli İşleri Tıp Merkezi atıkları ile birlikte ve federal adli yetkililer tarafından el konan yasadışı uyuşturucu ve silahların işleme tabi tutulması için 1995'ten bu yana bir Crawford çöp fırınını kullanmaktadır.
"West Palm Beach'te bulunan V.A. Tıp Merkezinin makina mühendisi ve tesisler yönetim şefi Wally Thompson, "Tüm malzemeleri sessiz ve etkin şekilde imha etmesi ve ön işlemli atığın yüzde 5 ila 10'u arasında ağırlıkta bir kül yaratması ve bunun da katı atık depolama alanlarında kullanılabilmesi nedeniyle Crawford çöp fırınını seçtik." demiştir. Crawford ünitesinin başarısının altında yatan anahtar, gaz yıkayıcısıdır. Saatte 500 libre atık işlem kapasitesine sahip bir çöp fırınının tasarımı konusunda.
West palm Beach'deki V.A. temsilcileri Visalia, Calif'ten Emcotek ile birlikte çalışmıştır. Çöp fırınından 1.900 ila 2.100¡F sıcaklıkta çıkan sıcak gazlar Emcotek'in gaz yıkayıcısının ana söndürme tankına girmektedir. Püskürtme nozülleri, gazların yaklaşık olara 200¡F'ye soğutulması ve yakma sırasında üretilen hidroklorik asidin nötrleştirilmesi için su ve sodyum hidroksit püskürtmektedir. Gaz daha sonra püskürtme işleminin tekrarlandığı ikinci bir söndürme tankına girmekte ve böylece gazlar 120¡ ila 140¡F'ye soğutulmakta ve asitler daha fazla sodyum hidroksit ile tamponlanmaktadır.
ASİT ATIĞIN NÖTRLEŞTİRİLMESİ
Boru tesisat sistemi, bir programlanabilir lojik kontrolörüne (PLC) bağlı pH sondalarını içermektedir. PLC, asitli atıkların nötrleştirilmesi için gerekli olan sodyum hidroksit miktarını enjekte eden iki artı aktarma pompasını kontrol etmektedir.
Söndürülmüş gazlar, radyal bir su perdesinin yaratılması için dönen bir disk merkezine bir dişli kutusu tarafından suyun pompalandığı rotari bir atomizör odasına girmektedir. Bu perde, partikülleri beher kuru standart kübik foot havayı yaklaşık 0.015 gram veya daha iyi bir değere indirgeyen, yüksek enerji ıslak gaz yıkayıcı işlevini görmektedir.
Gaz akımının bacadan dışarıya bırakılmasından önce, çeşitli ağır metalleri ve partiküllü maddeleri taşıyabilecek olan fazla su damlaları bir buğu önleyici filtreler dizisi ile arındırılmaktadır. Emcotek gaz yıkayıcısı gaz akımından asitler, ağır metaller, dioksin ve çeşitli organik bileşenleri yüzde 95 ila 99 oranında arındırmaktadır. Gaz yıkayıcısının performansı tahliye bacası içinde bulunan çeşitli numunelendirme sondaları ile kontrol edilmektedir.
Palm Beach Bölgesi'ndeki emisyon standartları nedeniyle V.A., ağır metallerin arındırılmasının optimize edilmesi için rotari atomizörü besleyen suyun sıcaklığını 80 veya 85¡F'ye indirgemek üzere bir titanyum ısı eşanjörünün eklenmesini Emcotek'ten istemiştir.
Çevre şartnamelerine uygun birçok çöp fırınında olduğu üzere, West Palm Beach tesisi estetik hususlarını da dikkate almıştır. Thompson, "Ayrıca, zararsız ancak çirkin bir görünüme neden olan tüysü bulutun da ortadan kaldırılması için, soğuk gaz akımını yeniden ısıtmak üzere gaz yıkayıcı bacasına Emcotek tarafından bir titanyum buhar bobini ilave edilmesini sağladık." demiştir.
kaynak=www.genbilim.com
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
248 |
13.09.2008 - 10:50:40 Son İleti: TiaMaT |
Su Arıtma
Nehir ya da göl gibi yüzey kaynaklarından elde edilen ham suda "askıda katı madde" olarak adlandırılan çamur, kum, kil gibi tortu yapıcı maddeler vardır. Yer altı kaynaklarından sağlanan sularda ayrıca kireç ve mineraller bulunabilir. Sulara çevreseI kirlenmenin etkisiyle zararlı kimyasal, kanserojen vb. atıklar da karışabilir.
Suyun içinde doğal olarak bulunan ya da sonradan karışan maddelerin bir kısmı insan sağlığı yada su kullanılan cihaz ve makineler, su tesisatları için kabul edilemeyecek özellikte olabilir. Suyun sanayide katkı maddesi olarak kullanıldığı proseslerde istenmeyen maddeler ürünün kalitesini etkileyebilir. Evsel kullanımlarda "sert su" olarak bilinen kireçli su temizlikte sorunlar yaratabilir. İçme suyu kullanımlarında, sağlık için, suyun tortu maddelerinden, kireçten, kokudan veya kimyasal atıklardan arıtılması gerekir.
Su arıtımı, 20.yüzyılın son çeyreğinde, bütün dünyada çok hızla yaygınlaştı. Kamu kuruluşları ve kurumları, belediyeler, sağlık, sanayi ve ticaret kuruluşları ve konutlar gibi çok değişik alanlarda yüksek kaliteli su arıtma sistemlerine duyulan gereksinim önemli bir artış gösterdi. Suyun niteliğine ilişkin çok değişik isteklerin ortaya çıkması, kullanım alanlarının yaygınlaşması su arıtım sanayisini var olan teknolojiyi ilerletmeye, çeşitli yöntemleri birleştirmeye ve yeni teknikler geliştirmeye yöneltti.
Nüfus artışı, fazla su kullanımı ve kimyasal atıklar yüzünden su kaynakları giderek daha fazla kirleniyor. Kullanılan ve tüketilen suyun kalitesine ilişkin beklentiler daha hassaslaşmış, standartlarda daha yüksek nitelikler aranmaya başlanmıştır. Üretim sürecinin ya da ürünün bir malzemesi olarak ultra saf suya gereksinim duyan yüksek teknoloji ürünleri hızla gelişmektedir. Bütün bu süreçler, su arıtımı konusunun yirmi birinci yüzyılda daha önem kazanacağı, buna bağlı olarak su arıtma tekniklerinin daha hassaslaşacağı ve yaygınlaşacağı söylenebilir.
Su arıtım sorunlarının ve tekniklerinin çesitliliği ekonomik, amacı sağlayabilecek, verimli, standartlara uygun ve güvenilir bir ürün ve tekniğin seçilmesi başarılı bir uygulamanın yapılması için su özellikleri ve arıtım teknikleri üzerine bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Bu bağlamda CRS Su Arıtma Sistemi bilgi birikimi ve uzman kadrosuyla, çevre teknolojisinin uygulamasında geliştirilmesinde; kaliteli, ekonomik ve amaca uygun teknik çözümler bulmayı amaç edinmiştir.
Çoğu kişi temiz içme suyunun faydalarını bilir ancak yumuşak suyun ailelere sağlayabileceği avantajlar daha az bilinmektedir. Yumuşak suyun yaşam kalitenizi şu şekilde geliştirir.
1.Yumuşak bir suya sahip olmak tasarruf sağlar. Daha az sabun ve temizlik malzemesi kullanılır. Bütçenizdeki tasarruf otomatik olarak gerçekleşir.
2.Su tesisatınız daha uzun ömürlü olur. Sert su tesisatta mineral kalıntılarına yol açar. Yumuşak suda ise bu kalıntılar olmaz. Su basıncı ve tazziği azalmaz. Set suda kalorifer tesisatındaki kireçlenme yakıt tüketiminin artmasına sebep olur.
3.Su ısıtma araçları daha uzun ömürlü hale gelir. Sert suyun bıraktığı tortu ve kireç birikintilerini bırakmaz. Isıtıcınızda kireç kalıntıları olmadığında en az %20 enerji tasarrufu sağlar.
4.Traş yanmalarını azaltır. Yumuşak su traş bıcağının daha kolay hareket etmesini sağlar. Traş bıçağınızın da ömrünü uzatır.
5.Su kullanan tüm cihazların ömrü uzar. Kahve, çay makinesından, nemlendirici buhar makinesine, tüm araçların ömrü uzar.
6.Yumuşak suyla yapılan yemekler daha lezzetli olur. Sertlik mineralleri yemeklerde istenmeyen bir tat verir. Sert su ile yapılan buz buğulu bir görünümde olur.
Yumuşak Su Çocuklar İçin Neden Faydalıdır?
1.Ciltlerinde sabun kalıntıları kalmaz. Cildin doğal yağı minerallerle kaplanmadığı için ciltleri daha yumuşak ve sağlıklı olur. Sert sularda sabun çökeleği banyo veya duş sonrasında insan derisine yapışır. Deri gözeneklerini tıkar ve saç tellerini kaplayarak sertleştirir. Deriye yapışan bu kütle, bakteri üremesi için elverişli bir ortam yaratır.
2.Cildi temizlemek için daha az sabuna ihtiyaç olur. Bu özellikler daha küçük çocuklar için önemlidir. Küçük yaşlarda ciltleri sabun ve temizlik ürünlerine karşı daha hassastır. Yumuşak suyla az miktar sabun ve şampuan uzun süre kullanılır.
3.Saçlar sertlik veren minerallerden oluşan bir paltoyla örtülmediğinde daha yumuşak olur ve kolay şekillenir. Bu kolay taranmayı ve karışmamayı sağlar.
Yumuşak Suyun Başka Ne Faydaları Vardır?
1.Muhtemelen yumuşak su kullandığınızda fark ettiğiniz ilk şey daha az temizlik malzemesi alıyor olmanızdır. Bulaşık deterjanı, şampuan, çamasır deterjanı ve sabunu daha az kullanırsınız. Bunun sebebi yumuşak suyun çok güçlü temizleyici bir güç olmasıdır. Daha az kullanıp daha iyi sonuç alırsınız. Normal olarak ½ veya 2/3 daha az temizlik ürünüyle aynı hatta daha iyi sonuç alırsınız.
2.Elbiseleriniz uzun ömürlü ve parlak olur. Sert su mineralleri kumaşta bırakır. Bu ise onların donuk ve kirli görünmesine sebep olur. Çamaşır makinenizde daha uzun ömürlü olur.
3.Lekeler ve halkalar banyoda oluşmazlar.
4.Bardak ve tabaklarda çizgiler oluşmaz.
5.Sert suyun bıraktığı film tabakası ve sabun kalıntıları olmadığı için kirli yerler ve duvarlar daha kolay ve hızlı temizlenir.
6.Yumuşak suyla banyo yaptığınızda cildiniz daha yumuşak olur. Banyodan ve duştan cildinizde gerçek temizliği hissederek ve yenilenmiş olarak çıkarsınız. Aynı zamanda pürüzlü ve kuru cilt özelliklerini azaltır.
7.Eğer saçınızı boyuyorsanız rengi uzun süre parlaklığını korur.
Sert Su Nedir?
Sert su normal olarak konutlarda en çok rastlanan problemdir. Sert su, 1 GPG’nin üzerinde sertlik minerali bulunduran sulardır. En yaygın sertlik mineralleri kalsyum, manganez ve magnezyumdur.
Sert Su Nasıl Ölçülür?
Fransız sertliği (Fr) veya mg/lt CaCO3 ülkemizde yaygın olarak sertlik sınıflandırmasında kullanılan birimlerdir. Suyun içindeki sertlik iyonlarının konsantrasyonunu tanımlamada kullanılır. 1 Fr derecesi 10 mg/lt CaCO3 sertliğine eşittir.
Sert Su Nasıl Derecelenir?
Çok yumuşak 0-5 Fr
Yumuşak 5-10 Fr
Orta sert 10-20 Fr
Sert 20-30 Fr
Çok sert >30 Fr
Su Nasıl Yumuşatılır?
Suyunuz eğer 10 Fr üzerinde sertlikte ise mutlaka yumuşatılması gereklidir.
Suyu yumuşatmanın en pratik yolu iyon değiştirici reçine kullanmaktır. İyon değiştirici reçineli sistemler genelde sodyum iyonları ile sertlik iyonlarını yer değiştirterek çalışırlar. Proses esnasında su reçine tanecikleri arasından süzülerek geçer. Reçine tanecikleri üzerindeki elektrik yükü sodyum iyonlarını reçine taneciği üzerinde tutar. Ancak, reçine taneciklerinin aynı zamanda sertlik minerallerini tutma kabiliyeti de vardır. Reçine taneciklerinin sertlik minerallerini tutma kabiliyeti sodyum iyonlarını tutma kabiliyetine göre daha fazladır. Bu şekilde iyon değişimi gerçekleşir.
Belli miktarda sert su reçine yatağından geçtikten sonra, reçine tanecikleri tamamıyla, sertlik mineralleriyle kaplanır. Bu durumda sertlik minerallerinin tutulması son bulur. Sertlik iyonlarının tekrar sudan tutulabilmesi için reçine taneciklerinin sertlik minerallerinden kurtarılarak tekrar sodyum taneciklerinin bağlanması gereklidir. Bu işleme ‘rejenerasyon’ adı verilir. Rejenerasyon esnasında tuzlu su reçine tankına verilir ve reçine sodyuma doyurulur. Reçine tankında biriken yüksek konsantrasyondaki sodyum iyonları sertlik iyonlarını reçine taneciklerinden ayırır. Reçine daha sonra temiz su ile durulanarak, fazla tuz ve sertlik mineralleri tanktan atılır. Reçine tankı tekrar sertlik iyonlarını tutmaya hazır durumdadır.
Yumuşatma ünitelerinde rejenerasyon kontrolü nasıl yapılır?
Genelde iki tip kontrol mekanizması vardır.
Miktar (Debi) Kontrollü: Kontrol grubu bir su sayacına bağlıdır. Reçinenin yumuşatabileceği kadar su miktarı kontrol grubuna tanımlanır. Tank içinden belirlenen miktarda su geçtiğinde cihaz rejenerasyona geçmek üzere sinyal alır. Genelde iki depo arası sistemlerde kullanılır
Zaman kontrollü: Kontrol grubu üzerindeki zaman saati vasıtası ile rejenerasyon kontrolü yapılır. Tank içinde iki rejenerasyon arası zaman aralığında yumuşatılacak su miktarına yeterli olacak kadar reçine bulunmalıdır.
Yumuşak su ile yıkanırken deri üzerindeki kayganlığa ne sebep olur?
Sertlik minerallerinin sudan alınması sabunun köpürmesini ve temizlik yapmasını kolaylaştırır. Yumuşak su ile banyo yapılırken, sabun çökeleği oluşumu yoktur. Deri üzerindeki kayganlık ise, doğal ve deri için faydalı olan insan derisi yağıdır.
Kaynamış su arınmışmıdır?
Hayır, kaynamış su yalnızca bakterileri yok eder. Nitrat gibi çoğu kirletici madde kaynatılarak sudan ayrılamaz. Bazı durumlarda kaynatma işlemi suyu azalttığı için kirletici maddelerin konsantrasyonunu arttırabilir.
Suyumu nasıl test edebilirim?
Suyunuzun sertliğini ve özelliklerini test etmek özel analiz yöntemleri gereklidir. Sertlik gibi parametrelerde basit bir kit ile yapılabilirken. Detaylı analizler için laboratuar analizleri gereklidir. Suyunuzun analizi için ÇevreTeK hizmet hatlarını arayabilirsiniz.
Klor sağlığa zararlımıdır?
Klor hastalık yapıcı bakterileri yok etmek için suya konan bir dezenfektandır. 80 yıldır klorün hastalıkları azalttığı kanıtlanmıştır. Ancak bazı bilim adamları klorün sudaki diğer kirletici maddeler ve organiz maddelerle birleşerek kloroform gibi tepki verdiğini düşünmektedirler. Dezenfeksiyon yan ürünü denen bu içerik kanser gibi başka sağlık problemlerine yol açması mümkündür.
Sudaki klor rahatsız edici boyuttaysa ÇevreTeK aktif karbon filtreleri suda asılı bulunan klorü arıtmaktadır.
Suyum temiz ve tadı iyi, suyum hakkında rahat olabilirmiyim?
Suyun kokusu, görünüşü ve tadı onun kalitesini göstermez. Sudaki çok sayıda problem hissedilmez ve görülmez olabilir. Emin olmanın tek yolu onu test etmektir. Şebeke suyu kullanıyorsanız bağlı olduğunuz kaynağın değerlerini temin edebilirsiniz. Ancak suyun taşınması ve depolanmasından kaynaklanan problemler göz önüne alındığında suyun test edilmesi en emin yoldur.
Tatlı su ve acı su ne demektir?
Toplam Çözünmüş Madde (TDS) suların mineral ve iyon zenginliğini gösteren önemli parametrelerden bir tanesidir. Çünkü, tabiatta sular, kaynaklarına göre, TDS konsantrasyonları açısından farklılıklar gösterirler. 1500 mg/Lt TDS konsantrasyonu "Tatlı Su" kaynakları için üst limittir. 5000 mg/Lt TDS'ye sahip sular genel olarak "Acı Su" olarak tabir edilirken daha fazla TDS içeren sular "Tuzlu Su" olarak tanımlanır. Sularda yüksek oranda TDS bulunması (> 2000 mg/Lt) hemen her kullanım amacı için suda iyon giderme işlemini gerektiren bir durumdur. Bu tip bir su endüstriyel veya sosyal su temininde kısıtlı amaçlar haricinde kullanılamayacağı gibi, sulama suyu amaçlı olarak ta kullanılamaz.
Gölet suları ile yeraltı suları arasında ne gibi bir fark mevcuttur?
Tatlı sular, yüzeysel su kaynakları ve yeraltı akiferlerinden temin edilir. Yüzeysel su kaynakları, genel olarak, bulanık ve tortuludur, ve sulama amaçlı kullanımlar dışında mutlaka filtrasyon gereklidir. Yeraltı suları ise, çözünmüş madde konsantrasyonu açısından oldukça zengindir. Ancak, yeraltı suları, kalite olarak yüzeysel su kaynaklarına göre daha yüksek vasıftadır. Yeraltı katmanları arasındaki süzülme esnasında yüksek miktarda katı madde, çözünmüş formda yeraltı suyuna karışır. Yeraltı sularının TDS açısından zengin olma sebebi de budur. Yer altı sularında genelde rastlanan TDS değeri 600 – 900 mg/lt TDS’dir.
Suyu ne derece arıtmak doğrudur?
Kullanım amacının gerektirdiğinden daha kaliteli bir su temin etmek, yatırımın maliyetini gereksiz artırmakla eşanlamlıdır. Aynı zamanda en ucuz sistemin seçilmesi de boşa yatırım yapılması anlamına da gelebilmektedir. Bundan dolayı, su arıtma sistemlerine ilişkin yatırıma girmeden önce biraz zaman ayırıp detaylı inceleme ve tetkiklerde bulunmak ve amaca uygun sistemin seçimini sağlamak çok önemlidir. Bu yapılmadığı takdirde, standartlara göre teklif veren firmaların tekliflerinin ilk aşamada elenmesi kaçınılmaz olacaktır. Bununla birlikte, tüketici de işe yaramayan bir sistem satın almış olacaktır. Şu iyi bilinmelidir ki, su arıtma sistemlerinin % 100 verimli çalıştığının veya hiç çalışmadığının alıcı tarafından tespit edilmesi belli sistemler dışında oldukça zahmetli ve zordur. Bu sebeple sistemlerin temel seçim esaslarının hem alıcı hem de dizayn mühendisi tarafından iyi bilinmesi gereklidir.
Suyu içme suyu olarak kullanmayacağız, buna rağmen suyun arıtılması gerekli midir?
Musluklardan akan su, belki doğrudan içilmeyebilir, ancak dolaylı yollardan insan vücuduna girebilmektedir. Sebze, meyve yıkama, diş fırçalama ve vücut temizliğinde kullanılan suyun hijyenik olması oldukça önemlidir. Bunun dışında bina tesisatının ve evlerdeki cihazların korunması için suyun arıtılması gereklidir.
Her tür su arıtılarak içilir hale gelebilir mi?
Evet, ancak farklı tipte sulara farklı arıtma üniteleri gerekecektir. Sadece musluk suyu, şebeke suyu değil eğer istenirse, deniz suyu ve atıksular bile içme suyu haline getirilebilir. Ancak, yatırım maliyetleri ve kullanılacak cihaz tipleri değişecektir.
Arıtılmış su sağlıklı mıdır?
Doğru tasarlanmış arıtma sistemlerinden geçirilmiş olan sular elbette sağlıklıdır. Ancak, dikkat edilmeden hatalı seçilmiş olan arıtma cihazlarından temin edilen sular zararlı olabilir ve hatta hastalık yapabilir. Burada sorumluluk tamamıyla tasarım mühendisine aittir. Genelde cihaz kalitesizliğinden kaynaklanan problemler ikincil problemlerdir. Birincil problemler, yanlış tasarımdan kaynaklanmaktadır.
Suda hangi analizler yapılmalıdır?
Görünüm, renk, bulanıklılık, toplam sertlik, klorür, iletkenlik, nitrit, amonyak, nitrat, demir, kurşun, mangan, alkalinite, pH, toplam bakteri, koliform bakteri bakılması gereken parametrelerdir.
Sudaki hangi maddeler ne tür rahatsızlıklara sebek olur?
Arsenik: Karaciğer ve ciltte kötü huylu tümör oluşumu, kramplar, spazmlar, sinir sistemini etkiler.
Baryum: Uzun süreli uyarıcı kas reaksiyonları, sinir blokajı
Benzen: Kanser, lösemi, anemi
Kadmiyum: Bronşit, anemi, mide rahatsızlıkları
Karbon Tetraklorid: Merkezi sinir sistemi baskısı, mide, karaciğer ve böbreklerde hasar, koma ve ölüm
Klordan: karaciğer ve böbrek hasarı
Klorobenzen: Solunum sisteminde iritasyon, merkezi sinir sisteminde depresyon
Kloroform: Karaciğer, böbrek ve kalp etkileri
Kromyum: Böbrek hasarı, kanser
Bakır: Mide iritasyonu, çocuk ve bebek ölümü, Wilson hastalığı
Dikloroetilen: mide bulantısı ve baş dönmesi
Etilendibromid: Doğurganlığın azalması
Florit: Yüksek dozlarda iskelet sistemi hasarı
Heptaklor: Tümör oluşumu
Kurşun: Sinir sisteminde, böbreklerde, üreme sisteminde hasar.
Lindan: Kronik karaciğer hasarı, anemi, lösemi
Merkür: Böbrek yetmezliği, ölüm
Metilen Klorid: Zehirli
Nikel: Hiperglisemin, mide ve sinir sistemi rahatsızlıkları
Pentaklorofenol: İştah kaybı, solunum yetmezliği, uyuşma, koma ve ölüm
PCB: Cilt ve karaciğer hasarı, mide bulantısı, kilo kaybı, koma, ölüm
Selenyum: Kanserojen, mukusta tahribat
Sülfat: Laksatif etki
Tetrakloroetilen: Merkezi sinir sistemi etkisi, uyuşma, ölüm
Toluen: Uyuşturucu etki, gözlerde ve solunumda iritasyon
Toksafen: Akciğer hasarı
Trikloroetan: Uyuşturucu etki, merkezi sinir sisteminde depresyon, bilinç kaybı, ölüm
Trikloroetilen: Merkezi sinir sisteminde depresyon, koordinasyon kaybı, bilinç kaybı
Trihalometan: Kas ve sinir sisteminde etki, bilinç kaybı
Vinilklorid: Merkezi sinir sisteminde depresyon, görme ve işitme kaybı, ölüm
Ksilen: Mukoz yapı iritasyonu, akciğer tıkanması, böbrek yetmezliği
Çinko: Kas sertliği ve acı, iştah kaybı, mide bulantısı
Tortu filtrasyonu nasıl yapılır?
Genelde görünümü bulanık ve dibinde çökelti bırakan sular, tortulu olarak değerlendirilir. Tortu, suyun kullanım amacı her ne olursa olsun, tolere edilmesi pek mümkün olmayan bir parametredir. Tortu ile renk parametrelerini birbirleriyle karıştırmamak gerekir. Renk, genelde sularda çözünmüş organik madde veya ağır metallerin varlığının göstergesidir.
Tortunun çeşitli şekillerde giderilmesi mümkündür. Kum ve antrasit filtreler, otomatik geri yıkamalı tortu filtreleri ve kartuş filtreler bu amaca hizmet eden sistemlerden bazılarıdır. Bunlardan hem boyut olarak küçük, hem de maliyet olarak ucuz olan kartuş ve çelik filtreler sadece süzme görevi görür ve bu cihazların sık sık temizliğine ve peryodik bakımına dikkat edilmelidir.
Kum ve antrasit filtrelerde ise filtrasyon sadece, süzme etkisiyle değil aynı zamanda adsorpsiyon etkisi ile de gerçekleşir. Doğru dizayn ve seçim yapıldığı takdirde, oldukça efektif ve güvenilir bir şekilde çalışırlar. Ancak sistem dizaynında tank içi filtrasyon hızının 20 mt/saat'i geçmemesi gerekir. Bu değeri aşan durumlarda, sistemin adsorpsiyon etkisi kaybolacağı gibi, basınç kaybı da artacaktır.
Aktif karbon nedir? Nasıl bir arıtma sağlar?
Aktif karbonun yaygın uygulama alanı, suyun içinde mevcut organik madde, renk, koku, tat ve klor giderimidir. Ancak burada, sözkonusu olan sadece fiziksel bir süzme işlemi değildir. Aktif karbon sistemler, fiziko-kimyasal arıtma yapan sistemlerdir ve suyun arıtılması esnasında adsorpsiyon mekanizması işlemektedir. Aktif karbon kömürümsü ancak çok geniş yüzey alanına (1000-1500 m2/gr) sahip bir malzemedir. Organik kirliliğin olduğu sularda ve klor giderme amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır.
Aktif karbon ile ilgili dikkat edilmesi gereken bir konu, bakteri üremesi için uygun ortam oluşturabilmesidir. Çünkü, aktif karbon organik maddeyi tutar ve eğer suda bakteri varsa, bakteri bu organik maddeyi besin olarak kullanarak üreyebilir. Bu gibi durumlarda bakteri kaçağı oluşumu mümkündür. Bu sebeple aktif karbonun öncesinde ve sonrasında suyun dezenfekte edilmesi önemlidir.
Aktif karbon sistemlerin dizaynında, ünite tankı içindeki yatak hızının klor giderimi için 25 mt/saat'i organik madde giderimi içinse, 6 mt/saat’i aşmaması gerekir. Bu hızı aşan durumlarda ünite verimli çalışmayacaktır.
Aktif karbon malzemenin kullanım ömrü ne kadardır?
Aktif karbon malzemenin 2-3 senede bir değiştirilmesinde fayda vardır. Ancak bu değişim peryodu, ham suyun kalitesine ve arıtılan su miktarına göre sıklaşabilir ya da seyrekleşebilir.
Suyun Dezenfeksiyonu Nasıl Yapılır?
Suyun içindeki mikroorganizmal yaşamın kontrolü amacıyla suyun dezenfekte edilmesi şarttır. Dezenfeksiyon işleminin, bir çok şekilde gerçekleştirilmesi mümkündür. Ancak, en yaygın olarak klorlama ve ultraviyole dezenfeksiyon sistemleri kullanılmaktadır.
Klor, eskiden beri en yaygın kullanılan dezenfektandır. Yaygın kullanımında klorun ucuz bir dezenfeksiyon sistemi olmasının yanısıra, kalıcı etkiye sahip olması da önemli bir etkendir. Klor, suya karıştırıldığı anda, suyun içindeki bazı organik maddeler ve ağır metallerle reaksiyona geçer. Tüm reaksiyonlar meydana geldikten sonra, 0.5 mg/lt serbest bakiye klorun suda bırakılması, nihai kullanım noktasına kadar mikroorganizmal faaliyeti önleyecektir. Ancak klorlama yapıldıktan sonra herhangi bir noktada, serbest bakiye klorun aktif karbon sistem vasıtası ile sudan alınması, arıtma sistemi sonrasında suyu mikroorganizmal kirlenmeye açık hale getirecektir. Klorlanmış su, aktif karbon sistemden geçirilse bile, 0,1 mg/lt bakiye klorun by-pass edilmesi tavsiye edilir.
Ancak, klorun, suyun içindeki bir takım organik maddelerle birleşerek, insan sağlığına zararlı kanserojen kimyasal bileşiklerin (trihalometan, kloroform vb.) oluşumuna sebebiyet verdiği bilinmektedir. Klor kullanımı kontrolsüz yapıldığı takdirde bu tip kimyasalların oluşumu mümkündür. Bu sebepten dolayı, suyun dezenfeksiyonu amacıyla değişik kimyasalların kullanımı da her geçen gün artmaktadır. Ancak günümüzde klor halen, en sık kullanılan dezenfektandır.
Suyun dezenfeksiyonu amacıyla kullanılan bir diğer yöntem ise, Ultraviyole Dezenfeksiyondur. Bu yöntemde, dalgaboyu 254.7 nanometre olan ultraviyole ışınımı kullanılır. Bu ışınım, suyun içindeki mikroorganizmaların, DNA yapısında bozulmaya sebep olup, üremeyi engeller. Ultraviyole sistemler, dezenfeksiyon amacıyla, oldukça yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Ancak bu sistemlerde dikkat edilmesi gereken konu, sistemin nihai kullanıma mümkün olduğunca en yakın yere konmasıdır. Ayrıca, sistemden çıkan su özellikle atmosfere açık ayrı bir üniteye girmemeli ve bekletmeden kullanılmalıdır. Ayrıca, voltaj düşümleri veya elektrik kesintilerinde, sistemin bir jeneratör sistemine bağlı olması faydalı olacaktır. Sadece yüzde 10'luk bir voltaj düşümü, sistemin etkinliğini % 20 oranında azaltabilmektedir. Ultraviyole sistemlerin, estetik olarak görünümü bulanık olan sularda kullanılması durumunda, suyun UV ünite öncesinde hassas partikül tutma kabiliyetine sahip tortu filtrelerinden geçirilerek bulanıklılığının giderilmesi şarttır. Zira, mikroorganizmalar, büyük partiküllerin ışınımı engellemesi sonucu, UV üniteden canlı çıkabilmektedir. UV ünitelerin ayrıca peryodik bakımı önemlidir. Senede bir kere UV lamba değişimi ve ham su kalitesine bağlı olarak, peryodik olarak kuvars cam temizliğinin yapılması çok önemlidir. Bu temizliğin yapılmaması, UV ışınım etkinliğini azaltacaktır.
Ozonizasyon nedir?
Klorlama yerine kullanılabilen ve klorlamadan çok daha etkili bir dezenfeksiyon yöntemidir. Ancak yerinde üretilmesi ve pahalı bir yöntem olması kullanımını sınırlandırmaktadır. Avantajı, kanserojen kamyasal madde oluşumunun olmayışıdır.
Bulanık sularda ultraviyole dezenfeksiyon yapılabilir mi?
Hayır, bulanık sular ultraviyole ışının etkisini azaltmakta ve bakteri kaçağına neden olmaktadır. Bulanık sularda önce mikron filtrasyon ve bulanıklılık gideriminden sonra UV dezenfeksiyon yapılabilir.
Arıtma sistemi seçiminde nelere dikkat edilmelidir?
Sadece yatırım maliyetine bakılarak yapılan değerlendirmeler çok zaman yanlış sonuçlar verebilmektedir. Ama bu, en pahalı sistem en iyisi anlamına gelmemektedir. Sistem ve teklif değerlendirmesinde istenen sonuç için optimum şartları sağlayan dizayn seçilmelidir. Optimum şartların sağlanması ise aşağıdaki unsurlara bağlıdır.
Seçilen su arıtma üniteleri, temin edilen çıkış suyu nihai kullanım amacına uygun olmalıdır. Kullanım amacının dışına çıkan her ünite, gereksiz yatırım ve işletme maliyeti anlamına gelir.
Ünitelerin seçimi esnasında hidrolik kapasite değil, arıtma kapasiteleri gözönünde bulundurulmalıdır. Arıtma kapasitesine göre seçilmeyen bir ünite istenen verimi sağlamayacaktır. Tipik bir değer olarak, özellikle kum ve aktif karbon filtreleri için tank içindeki hızın 20 mt/saat'i aşmaması gerekir. Aştığı durumlarda, filtrenin ana işlevlerinden olan adsorpsiyon işlevi kaybolur ve sadece süzme işlevi devam eder. Bunun yanısıra yatak hızının artması, filtredeki basınç kaybının da artmasına sebep olacaktır.
Sistem dizayn edilmeden önce detaylı bir ham su analizinin yapılması faydalı olacaktır. Suyun içindeki kirletici parametrelerin ölçümü sistem dizaynında vazgeçilmez bir unsurdur.
Tüketilecek su miktarının doğru belirlenmesi, optimum sistem seçimini sağlayacağı gibi, gereksiz yatırım maliyetinden de kaçınılmasını sağlayacaktır.
Su arıtma sisteminin montaj noktası 24 saat sürekli sabit basıncın sağlandığı bir nokta olmalıdır.
Otomatik arıtma sistemleri işletmesi zor sistemler midir?
Otomatik arıtma sistemleri, kullanımı son derece basit ve insan müdahalesi gerektirmeyen sistemlerdir. Sadece servis tarafından yılda bir kere verilecek kontrol servis hizmeti yeterlidir. Bunun dışında, sadece yumuşatma sistemlerinin tuz tankına tuz atılması dışında yapılması gereken hiçbir işlem yoktur.
Yumuşatılmış su daha berrak buz yapar mı?
Yumuşak suda bulunmayan sertlik minerallerinin buzun kalitesi ile ilgisi yoktur. Buzun kalitesi doğrudan suyun içindeki çözünmüş iyonlarla ilgilidir. Buz yapmada en kaliteli su ters ozmoz ünite ile elde edilir. Diğer arıtma sistemleri ancak buz yapımında kısmi iyileştirme sağlar. Kaliteli buzun yapılabileceği suyun maksimum TDS’i, 150 mg/lt’dir.
Yumuşatılmış suyun içindeki sodyumun sağlığa zararı var mıdır?
Normal sağlıklı insanlar için problem yoktur. Ancak, sodyum kısıtlamalı diyetli hastalarda dikkat edilmesi gereklidir. Çünkü yumuşatma sistemlerinde özellikle 30 Fr seviyesinden daha sert suların yumuşatılması esnasında fazla miktarlarda sodyum iyonu verilmektedir.
Doğal yumuşak su ile yapay yumuşatılmış su arasında ne fark vardır?
Doğal yumuşak sular genel olarak asidik yapıya sahiptir ve çok az çözünmüş mineral içerir. Bu da suyu korozif yapar. Yumuşatıcılar vasıtası ile yumuşatılmış sular ise, bazik karakterde olup, orta derecede çözünmüş mineral içerir. Bu tip suların, önemli bir korozif etkisi yoktur.
Yumuşatılmış su ile bahçe sulamak doğru mudur?
Ham su sertliği 30 Fr üzerinde olan suların yumuşatıldıktan sonra bahçe sulamada kullanımı sakıncalıdır. Çünkü su sertliği yükseldikçe suya verilen sodyum miktarı da artmaktadır. Sodyum ise, bitki ve otların sulama suyunda bulunması sakıncalı olan bir parametredir. Sodyum açısından zengin sularla sulanan otlar sarımsı renkte olur.
Her türlü su kaynağı sulamada kullanılabilir mi?
Sulama amaçlı kullanılan suların TDS değerinin yüksek olmaması istenir. Hassas bitkilerin sulamasında 500 mg/Lt TDS, üst limittir. 1000 - 2000 mg/Lt TDS içeren suların ise hassas olmayan bitkilerin sulanmasında kontrollü olarak kullanımına izin verilebilmektedir. TDS açısından fazla zengin sularla sulanan toprak zaman içinde üzerinde bitki yeşermez duruma gelir.
Ters ozmoz nedir?
Ters ozmoz, suyun içindeki istenmeyen tüm mineralleri sudan ayıran ve saf su ve içme suyu teminine yönelik olarak kullanılan membran filtrasyon prosesinin adıdır. Bu sistemler çapraz akışlı olarak çalışırlar. Bilinen anlamda filtrasyon prosesi değildir. Çünkü membran üzerinde suyun geçişine izin veren gözenekler son derece ufaktır. (Yaklaşık 1 mm’nin 2.000.000’da biri delik çapı). Böyle ufak bir gözenekten sadece su molekülleri ve bazı çok ufak inorganik moleküller geçebilmektedir. Diğer moleküller ise konsantre su fazında sistemden dışarı atılır.
Ters ozmoz sistemler nasıl içme suyu üretir?
Ters ozmoz üniteler genelde ön filtrasyon aşamaları sonrasında kullanılır. Su önce partikül filtreden geçirilir. Partikül filtrasyon, suyun içinde bulunan 5 mikrondan daha büyük olan tüm partikülleri tutar. (1 mikron = 0.001 mm) Partikül filtrasyon membranların tıkanmasını engellemek aöacı ile kullanılır. Partikül filtrasyondan sonra su aktif karbon filtreden geçirilir. Aktif karbon ile suda istenmeyen koku, tat ve klor tutulur. Aktif karbon filtreden geçirildikten sonra su, tekrar 1 mikron filtrasyondan geçirilir. Burada daha ince taneciklerin tutulması sağlanır. Bu ünitelerden geçen su ters ozmoz membrana verilmeye hazırdır. Ters ozmoz membran suyun çözünmüş iyonları tutar. Suyun içindeki bu iyonlar arasında, ağır metaller, sodyum, kurşun, arsenik, nitrat, asbest ve diğer bir çok zararlı iyonlar bulunur. Su ters ozmoz membrandan çıktıktan sonra ikinci bir tat düzenleyici post aktif karbon filtreden geçirilir. Ters ozmoz üniteden çıkan su son derece güvenilir içme suyudur.
Ters ozmoz sistemle evimdeki tüm suyu arıtabilir miyim?
Aslında olabilir, ancak ters ozmoz çok yavaş bir prosestir. Ev tipi içme suyu sistemlerinin çoğu, 150 Lt/gün kadar su verir. Çok büyük bir sistem ancak tüm evin genel su ihtiyacını karşılayabilir. Sistemin kompleksliği ve pahalılığı bu tip ticari kullanımları sınırlamaktadır. Ayrıca, bir çok evsel kullanım için bu kadar yüksek kalitede su gerekli değildir.
Ters ozmoz içme suyu sistemlerinin bakıma ihtiyacı var mıdır?
Sistem içindeki partikül filtreler ve aktif karbon filtrelerin belli bir ömrü vardır ve periyodik olarak değiştirilmelidirler. Genellikle bu filtrelerin yılda bir değiştirilmesi yeterlidir. Değişim sıklığı, ham su kalitesi ve arıtılan su miktarına göre değişebilir. Ters ozmoz membran ise düzenli bakım ile en az 3-4 sene dayanacaktır. Membran değişim zamanının gelip gelmediği konusunda uzmana danışılması gereklidir.
Ters ozmoz sistemde tutulan minerallere insan vücudunun ihtiyacı yok mu?
İnsan vücudunun bazı minerallere ve vitaminlere olan ihtiyacı doğrudur. Ancak, bu minerallerin istenen seviyede alınması için en doğru yol iyi ayarlanmış bir diyettir. Sözkonusu faydalı mineraller suda o kadar az miktarlarda mevcuttur ki, bir insanın günlük mineral ihtiyacını ne kadar çok su içerse içsin karşılayabilmesi mümkün değildir.
Lavabo ve tuvaletlerdeki kırmızı lekeler neden kaynaklanır ve nasıl giderilir?
Kırmızı lekeler suyun içindeki demiri gösterir. Suda demir çok çeşitli şekillerde bulunabilir. Giderilmesi ancak klor dozajı veya ozonizasyon ve ardından çöktürme ya da filtrasyon ile mümkündür. Çözünmüş demir aynı zamanda yumuşatma sistemi ile de giderilebilir.
Lavabo ve tuvaletlerdeki mavi-yeşil renk neden kaynaklanır ve nasıl giderilir?
Mavi-yeşil renkli lekeler suda bakır olduğunu gösterir. Su yumuşatma ünitesi ile giderimi mümkündür.
Çay ve Kahve için en ideal su nasıldır?
Çay ve kahvenin gerçek tadını almak isterseniz şu özellikte su kullanmalısınız:
1. Klor gibi tüm oksidanlarda arındırılmış.
2. Tüm organiklerden arındırılmış
3. Toplam çözünmüş maddeleri (TDS) 60 ile 100 ppm (milyonda parçacık)
4. Sertliği 3-8 fr arasında
5. Sudaki sodyum 10mg/L altında
6. pH’ı pişirme yöntemine bağlı
7. Demir, mangan ve bakırdan arıtılmış veya 0.02 ppm’in altında
ARITMA SİSTEMİ SEÇERKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?
Sadece yatırım maliyetine bakılarak yapılan değerlendirmeler çok zaman yanlış sonuçlar verebilmektedir. Ama bu, en pahalı sistem en iyisi anlamına gelmemektedir. Sistem ve teklif değerlendirmesinde istenen sonuç için optimum şartları sağlayan dizayn seçilmelidir. Optimum şartların sağlanması ise aşağıdaki unsurlara bağlıdır.
Seçilen su arıtma üniteleri, temin edilen çıkış suyu nihai kullanım amacına uygun olmalıdır. Kullanım amacının dışına çıkan her ünite, gereksiz yatırım ve işletme maliyeti anlamına gelir.
Ünitelerin seçimi esnasında hidrolik kapasite değil, arıtma kapasiteleri göz önünde bulundurulmalıdır. Arıtma kapasitesine göre seçilmeyen bir ünite istenen verimi sağlamayacaktır. Tipik bir değer olarak, özellikle kum ve aktif karbon filtreleri için tank içindeki hızın 20 mt/saat'i aşmaması gerekir. Aştığı durumlarda, filtrenin ana işlevlerinden olan adsorpsiyon işlevi kaybolur ve sadece süzme işlevi devam eder. Bunun yanı sıra yatak hızının artması, filtredeki basınç kaybının da artmasına sebep olacaktır.
Sistem dizayn edilmeden önce detaylı bir ham su analizinin yapılması faydalı olacaktır. Suyun içindeki kirletici parametrelerin ölçümü sistem dizaynında vazgeçilmez bir unsurdur.
Tüketilecek su miktarının doğru belirlenmesi, optimum sistem seçimini sağlayacağı gibi, gereksiz yatırım maliyetinden de kaçınılmasını sağlayacaktır.
Su arıtma sisteminin montaj noktası 24 saat sürekli sabit basıncın sağlandığı bir nokta olmalıdır.
Alıntıdır.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
309 |
06.09.2008 - 11:09:25 Son İleti: TiaMaT |
GERİ DÖNÜŞÜM
Tabii kaynakların sınırsız olmadığı, dikkatlice kullanılmadığı takdirde bir gün bu kaynakların tükeneceği şüphesizdir. Kaynak israfını önlemenin yanında, hayat standartlarını yükseltme çabaları ve ortaya çıkan enerji krizi ile bu gerçeği gören gelişmiş ülkeler atıkların geri kazınılması ve tekrar kullanılması için yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir. Aynı gerçeğin ışığı altında Avrupa Ekonomik Topluluğu üye ülkelerde atıkların geri kazanılması şartını getirmiştir. (Curi, Kocasoy, l982)
Kalkınma çabasında olan ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya bulunan gelişmekte olan ülkelerin de tabii kaynaklarından uzun vadede ve maksimum bir şekilde faydalanabilmeleri için atık israfına son vermeleri, ekonomik değeri olan maddeleri geri kazanma ve tekrar kullanma yöntemlerini araştırmaları gerekmektedir.
Demir, çelik, bakır, kurşun, kağıt, plastik, kauçuk, cam gibi maddelerin geri kazanılması ve tekrar kullanılması, tabii kaynaklarımızın tükenmesini önleyeceği gibi ülke ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ithal edilen hurda malzemeye ödenen döviz miktarını da azaltacak, kullanılan enerjiden büyük ölçüde tasarruf edilecektir. En az yukarıda sayılanlar kadar önemli olan diğer bir husus da uzaklaştırılacak katı atık miktarlarındaki büyük azalma ve dolayısıyla çevre kirliliğinin önemli ölçüde önlenmesidir. Özellikle katı atıkları düzenli bir şekilde bertaraf edebilmek için yeterli alan bulunmayan ülkeler için katı atık miktarının ve hacminin azalması büyük bir avantajdır.
Araştırmalara göre metallerin geri kazanılması için harcanan enerji metallerinin madenlerden çıkartılması için gereken enerjiden çok daha azdır. Şöyle ki; geri kazanılmış metalden 1 ton alüminyum yapmak için gereken enerji cevherden yapılacak alüminyum için harcanan enerjinin %4’üdür. Aynı şekilde bakır bileşimlerin, geri kazanılması için gereken enerji bu metalin madenlerden çıkartılması için gereken enerjinin sadece % 13, ve demir/çelik için % 19’u kadardır. (Lyons ve Tonkin, 1975).Aynı şekilde l ton kullanılmış kağıdın geri kazanılması ile 17 ağaç kurtarılmakta, 4100 kilovat saatlik enerji tasarruf edilmektedir ki bu miktar bir ailenin ortalama olarak l yılda kullandıkları elektrik enerjisidir.
Atıkların önemli bir miktarını geri dönüştürülerek ve yeniden kullanılabilir malzemeler yapılmaktadır. Örneğin; atıklar içindeki cam, metal, plastik ve kağıt/karton gibi atıklar çeşitli işlemlerden geçirilerek yeni bir hammadde olarak değerlendirilebilmektedir. Bu atıkların hammadde gibi kullanılarak şişe, kutu, plastik, kağıt, gübre gibi yeni bir maddeye dönüştürülmelerine geri dönüşüm denir. Sağlıklı bir geri dönüşüm sisteminin ilk basamağı ise bu malzemelerin kaynağında ayırmak sureti ile toplanılmasıdır. Geri dönüştürülebilir nitelikteki bu atıklar normal çöple karıştığında bu malzemelerden üretilen ikincil malzemeler çok daha düşük nitelikte olmakta ve temizlik işlemlerinde sorunlar olabilmektedir. Bu yüzden geri dönüşüm işleminin en önemli basamağını kaynakta ayırma ve ayrı toplama oluşturur.
Hangi Maddeler Geri Dönüştürülebilir:
Çöpün içindeki geri dönüştürülebilir malzemelerin önemli bir miktarını yiyecek ve içecek ambalajlarında kullanılan metal plastik ve cam atıklar ile kağıt ve karton oluşturmaktadır. Bunun yanında kemik, tekstil parçalarıda özel ayırma tesislerinde geri dönüştürülebilmektedir.
Geri Dönüşüm Sisteminin 5 Temel Basamağı:
1.Kaynakta Ayırma; Değerlendirilebilir nitelikli atıkları çöple karışmadan oluştukları kaynakta ayırarak biriktirme.
2.Değerlendirilebilir Atıkları Ayrı Toplama; Bu işlem değerlendirilebilir atıkların çöple karışmadan temiz bir şekilde ayrı toplanmasını sağlar.
3.Sınıflama; Bu işlem kaynağında ayrı toplanan malzemelerin cam, metal plastik ve kağıt bazında sınıflara ayrılmasını sağlar.
4.Değerlendirme; Temiz ayrılmış kullanılmış malzemelerin ekonomiğe geri dönüşüm işlemidir. Bu işlemde malzeme kimyasal ve fiziksel olarak değişime uğrayarak yeni bir malzeme olarak ekonomiye geri döner.
5.Yeni Ürünü Ekonomiye Kazandırma; Geri dönüştürülen ürünün yeniden kullanıma sunulmasıdır.
Geri Dönüşüm Niçin Önemlidir?
1.Doğal Kaynaklarımız Korunur;
Doğal kaynaklarımız dünya nüfusunun artması ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi nedeni ile her geçen gün azalmaktadır. Bu nedenle malzeme tüketimini azaltmak, değerlendirilebilir nitelikli atıkları geri dönüştürmek sureti ile doğal kaynaklarımızı verimli kullanmak zorundayız. Bu nedenle geri dönüşüm doğal kaynaklarımızın korunması ve verimli kullanılması için son derece önemli bir işlemdir. Örneğin; kağıdın geri dönüşümü ile ormanlarda ağaçların daha az kesilmesini sağlamış oluruz. Benzer şekilde plastik atıklarının geri dönüşümü ile petrolden tasarruf sağlanabilir.
2.Enerji Tasarrufu Sağlanır;
Geri dönüşüm malzeme üretiminde endüstriyel işlem sayısını azaltmak suretiyle enerji tasarrufu sağlar. Örneğin; metal içecek kutularının geri dönüşümü işleminde bu metaller direkt olarak eritilerek yeni ürün haline dönüştürüldüğünde bu metallerin üretimi için kullanılan maden cevheri ve bu cevherin saflaştırılma işlemlerine gerek olmadan üretim gerçekleştirilebilmektedir. Bu şekilde bir alüminyum kutunun geri dönüşümünden % 96 oranında enerji tasarrufu sağlanabilir. Benzer şekilde katı atıklarda ayrılan kağıdın yeniden işleme sokulması için gerekli olan enerji normal işlemler için gerekli olanın % 50’si kadardır. Aynı şekilde cam ve plastik atıkların da geri dönüşümünden önemli oranda enerji tasarrufu sağlanabilir.
3.Atık Miktarı Azalır;
Geri dönüşümün uygulanması ile çöplere giden atık miktarında azalma sağlanarak bu atıkların taşınması ve depolanması işlemleri için daha az miktarda alan ve daha az enerji kullanılmış olur. Evsel atıklar için bu azalma ağırlık olarak fazla olmamakla birlikte hacimsel olarak bakıldığında oldukça önemli bir oran teşkil etmektedir.
4.Geri Dönüşüm Geleceğe ve Ekonomiye Yatırım Demektir;
Geri dönüşüm uzun vadede verimli bir ekonomik yatırımdır. Hammaddenin azalması ve doğal kaynakların hızla tükenmesi sonucunda ekonomik problemler ortaya çıkabilecek ve işte bu noktada geri dönüşüm ekonomi üzerinde olumlu yapacaktır. Yeni iş imkanları sağlayacak ve gelecek kuşaklara doğal kaynaklardan yararlanma olanağı sağlayacaktır.
Tüm bunların ötesinde geri dönüşüm DOĞAL KAYNAKLARIN EN VERİMLİ ŞEKİLDE KULLANILMASINI SAĞLAYACAK, GELECEK KUŞAKLARA POTANSİYEL KAYNAKLARIN MÜMKÜN OLABİLEN EN FAZLA MİKTARINI BIRAKABİLECEK EN ÖNEMLİ KATI ATIK YÖNETİM BİÇİMİDİR.
Kaynak : http://st.fatih.edu.tr/~cenkakman/Geridonusum.html
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
355 |
06.09.2008 - 11:08:51 Son İleti: TiaMaT |
Atık Geri Kazanımı ve Ülkemize Etkileri
Geri Dönüşüm
Bir düşünür “en büyük çevre kirliliği, cehalettir” der. Ülke kaynaklarımızı, çevreci yaklaşımları da gözardı etmeden, ekonomik olarak kullanmak zorunluluğumuzun bilimsel bir altyapıya dayanması gerekliliğini ne kadar güzel anlatmakta bu söz.
Bir başka bilimsel görüş ise “atık yoktur, yan ürün vardır” demektedir. Günlük yaşantımıza girmiş olan ve yaşam kalitemizi yükselten bir çok ürünün üretilmesinden kaynaklanan atıkların, en az o ürünler kadar yaşamımızın bir parçası olduğu ve bu atıkların da bilimsel/yasal süreçlerde öncelikle kaynağında azaltılması sonra geri kazanılması ve nihayette bertaraf edilmesi süreçleri ile karşı karşıya olduğumuzdur.
Üzerinde uzlaşmaya varılan geri dönüşüm tanımlarından birisi de, “doğal kaynakların en verimli şekilde kullanılmasını sağlayacak, gelecek kuşaklara potansiyel kaynakların mümkün olabilen en fazla miktarını bırakabilecek en önemli atık yönetim biçimi. ” olduğudur.
Tabii kaynakların sınırsız olmadığı, dikkatlice kullanılmadığı takdirde bir gün bu kaynakların tükeneceği şüphesizdir. Kaynak israfını önlemenin yanında, hayat standartlarını yükseltme çabaları ve her an ortaya çıkabilen enerji krizleri ile bu gerçeği gören gelişmiş ülkeler atıkların geri kazanılması ve tekrar kullanılması için yöntemler aramış ve geliştirmişlerdir. Aynı gerçeğin ışığı altında Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde atıkların geri kazanılması şartını getirmiştir. Ülkemizde de Çevre ve Orman Bakanlığı’nca çıkartılan yönetmeliklerle belli başlı bazı atıkların geri kazanılması ile ilgili yasal düzenlemeler tamamlanmış olup daha çok uygulama sıkıntıları yaşanmaktadır.
Kalkınma çabasında olan ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya bulunan ülkemizin de, tabii kaynaklarından uzun vadede ve maksimum bir şekilde faydalanabilmesi için atık israfına son verilmesi, ekonomik değeri olan maddeleri geri kazanma ve tekrar kullanma yöntemlerini araştırmamız gerekmektedir.
Demir, çelik, bakır, kurşun, kağıt, plastik, kauçuk, cam gibi maddelerin geri kazanılması ve tekrar kullanılması, tabii kaynaklarımızın tükenmesini önleyeceği gibi, ülke ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ithal edilen hurda malzemeye ödenen döviz miktarını da azaltacak, kullanılan enerjiden büyük ölçüde tasarruf edilecektir. En az yukarıda sayılanlar kadar önemli olan diğer bir husus da uzaklaştırılacak katı atık miktarlarındaki büyük azalma ve dolayısıyla çevre kirliliğinin büyük ölçüde önlenmesidir.
Bir alüminyum kutunun geri dönüşümünden % 96 oranında enerji tasarrufu sağlanabilir. Benzer şekilde katı atıklardan ayrılan kağıdın yeniden işleme sokulması için gerekli olan enerji, normal işlemler için gerekli olanın % 50’si kadardır. Aynı şekilde cam ve plastik atıkların da geri dönüşümünden önemli oranda enerji tasarrufu sağlanabilir.
Geri dönüşümün uygulanması ile çöplere giden atık miktarında azalma sağlanarak bu atıkların taşınması ve depolanması işlemleri için daha az miktarda alan ve daha az enerji kullanılmış olur. Evsel atıklar için bu azalma ağırlık olarak fazla olmamakla birlikte hacimsel olarak bakıldığında oldukça önemli bir oran teşkil etmektedir.
Araştırmalara göre metallerin geri kazanılması için harcanan enerji, metallerin madenlerden çıkartılması için gereken enerjiden çok daha azdır. Şöyle ki; geri kazanılmış metalden 1 ton alüminyum yapmak için gereken enerji, cevherden yapılacak alüminyum için harcanan enerjinin %4’üdür. Aynı şekilde bakır bileşimlerin, geri kazanılması için gereken enerji bu metalin madenlerden çıkartılması için gereken enerjinin sadece % 13, ve demir/çelik için % 19’u kadardır. Aynı şekilde l ton kullanılmış kağıdın geri kazanılması ile 17 ağaç kurtarılmakta, 4100 kilovat saatlik enerji tasarruf edilmektedir ki bu miktar bir ailenin ortalama olarak l yılda kullandıkları elektrik enerjisidir.
Atıkların önemli bir miktarını geri dönüştürülerek ve yeniden kullanılabilir malzemeler yapılmaktadır. Örneğin; atıklar içindeki cam, metal, plastik ve kağıt/karton gibi atıklar çeşitli işlemlerden geçirilerek yeni bir hammadde olarak değerlendirilebilmektedir. Bu atıkların hammadde gibi kullanılarak şişe, kutu, plastik, kağıt, gübre gibi yeni bir maddeye dönüştürülmelerine geri dönüşüm denir. Sağlıklı bir geri dönüşüm sisteminin ilk basamağı ise bu malzemelerin kaynağında ayırmak sureti ile toplanılmasıdır. Geri dönüştürülebilir nitelikteki bu atıklar normal çöple karıştığında bu malzemelerden üretilen ikincil malzemeler çok daha düşük nitelikte olmakta ve temizlik işlemlerinde sorunlar olabilmektedir. Bu yüzden geri dönüşüm işleminin en önemli basamağını kaynakta ayırma ve ayrı toplama oluşturur.
Ülkemizde günde yaklaşık 65 bin ton çöp üretilmektedir. Yıllık olarak ise 20 milyon ton’un üzerinde atık üretildiği bunun da 2-3, 5 milyon tonunun endüstriyel atık olduğu ifade edilmektedir.
Ulusal çapta, ekonomik büyüme ile ilgili gelecek öngörülerini de içine alacak şekilde atık envanterlerinin çıkarılabilmesi, atık yönetimini sağlam zeminlere oturması bakımından büyük önem arz etmektedir.
Yapılan araştırmalar göstermektedir ki;
Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de özellikle büyük yerleşim birimlerinden insanların karşılaştığı en büyük çevre sorunu çöplerdir.
Evsel katı atıkların yaklaşık % 68 ’ini organik atıklar, kalan kısmını ise kâğıt, karton, tekstil, plastik, deri, metal, ağaç, cam ve kül gibi maddeler oluşturmaktadır.
Ülkemizde ve dünyadaki katı atıkların yönetiminin üç temel ilkesi vardır. Bunlar az atık üretilmesi, atıkların geri kazanılması ve atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesidir ki İZAYDAŞ bertaraf konusunda faaliyet göstermektedir.
Çöplerin toplanmasından tutun da, depolanması veya bertaraf edilmesine kadar tüm hizmetlerin bir plan çerçevesinde ele alınması ve öncelikle bu atıkların değerlendirilmesi veya geri kazanılmasına, "çevre ile uyumlu atık yönetimi" denilmektedir.
Uygun şekilde depolanmamış çöpler yeraltı ve yüzeysel su kirliliğine, haşerelerin üremesine, çevreye kötü kokuların yayılmasına, görüntü kirliliğine ve çeşitli hayvanlar vasıtasıyla taşıyıcı mikropların yayılmasına neden olmaktadır.
Gelecek kuşakların çöp dağları altında ezilmesini istemiyorsak, bilinçli tüketim yapıp az çöp çıkarmak zorundayız. Hatırlayalım, ülkemizde ilk çöp faciası 28. 04. 1993 tarihinde İstanbul’un Ümraniye ilçesinde meydana gelmiştir. Yaklaşık 20 yıldır çöp dökümü yapılan sahada usulüne uygun bir döküm yapılmadığı için kayma olmuş, vatandaşlarımızın can ve mal kaybına neden olmuştur.
Ülkemizde bulunan 3215 belediyeden sadece 15 ’inde düzenli depolama yapılmakta olup 10 tane depolama alanıyla ilgili çalışmalar devam etmektedir.
Ülkemizde faaliyette olan sadece bir kompost tesisi bulunmaktadır.
İnsan sağlığına zararlı kimyasal maddeler içeren temizlik ürünleri yerine doğal bileşenlerden oluşmuş ve çevreye zararlı olmayan ürünleri tercih etmek gerekir.
Kullan - At piller yerine yeniden doldurulabilir pilleri kullanılmalıdır. .
· Asbest ısıya ve ateşe dayanıklı ve yalıtımlı bir malzemedir. Elektrik sanayinde, dinamoların ısı ve elektrik akımı nedeniyle kontak yapabilecek bölümlerinde, buhar, gaz, su ve diğer sıvıların taşıma borularında vs. kullanılmaktadır. Asbest çeşitli solunum yolları ile ciğerlere gitmesi durumunda insan ve diğer canlılara zararlıdır. Özellikle kanserojen riski taşıdığı tespit edilmiştir.
· Geri kazanımla, doğal kaynaklarımız korunur, enerji tasarrufu sağlanır, ekonomiye katkı sağlanır, çöplüğe giden atık miktarı azalır ve geleceğe yatırım yapılır.
Türkiye’de atıkların geri kazanımı konusunda uzun yıllardır süre gelen çalışmalar vardır. Cam, kâğıt, karton, plastik ve metal gibi atıklar özellikle çöp dökme sahalarından ve sokak toplayıcıları kanalıyla sokaklardan toplanmakta ve ham madde kaynağı olarak çeşitli sektörlerde kullanılmaktadır.
Kullanılmış ambalajların ve diğer değerlendirilebilir atıkların genel çöpten ayrı ve temiz olarak toplanması yöntemi geri kazanım sürecinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Ayrı toplanan geri kazanılabilir atıkların geri dönüşüm işlemine tabi tutulabilmesi için cinslerine göre de ayrılmaları gerekmektedir.
Türkiye’de çöp miktarının yaklaşık % 15-20 ’sini geri kazanılabilir nitelikli atıklar oluşturmaktadır.
Ambalaj çöp değil aynı zamanda bir ham maddedir. Yeniden kazanımı mümkün olan ambalajları evlerimizde ayrı toplayalım.
Herhangi bir ürünü alırken geri dönüşümlü olmasına dikkat edelim.
Kâğıtlarımızı, defterlerimizi tutumlu kullanıp kullanılmış kağıtları geri kazanalım.
Tükettiğimiz kağıtları çöpe atmak yerine toplayıp ekonomiye kazandırabilir ve çevre kirliliğini önleyebiliriz.
Bir ton kullanılmış kağıt, geri kazanıldığında 17 adet çam ağacının, bir ton kullanılmış gazete kâğıdı kullanıldığında ise 8 adet çam ağacının kesilmesi önlenmiş olacaktır.
İnsanların birbirlerine gönderdiği mektupların % 44 'ü okunmamaktadır.
Yalnızca 100. 000 aile gereksiz yazışmayı durdurursa, her yıl 150. 000 ağaç kesilmekten kurtulacaktır.
Bir büro elemanı yılda, 81 kilo yüksek vasıflı kağıdı çöpe atmaktadır.
Bir kere kullanıp atacağımız poşetler yerine, sürekli kullanabileceğimiz bez torba, seper ve fileleri tercih edelim.
Plastikler doğada parçalanma süresi en uzun olan madde olduğu için yok edilmesi güçtür. Bu nedenle bu maddelerin mümkün olduğunca ayrı biriktirilip geri kazanılmaları sağlanmalıdır.
Plastik ambalaj atıkları yıkanıp granül haline dönüştürülerek ikincil ürün üretiminde ham madde olarak kullanılmaktadır. Sera örtüsü, otomotiv sektöründe plastik torba, marley, pis su borusu, elyaf ve dolgu malzemesi, araba yedek parçası yapımında kullanılmaktadır.
Yeni üretime kıyasla, metal ve plastikte % 95 enerji tasarrufu sağlarız.
Geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edilmiş olacaktır.
Bir cam şişe doğada 4000 yıl, plastik 1000 yıl, çiklet 5 yıl, bira kutusu 10-100 yıl, sigara filtresi 2 yıl süre ile yok olmamaktadır.
Daha iyi bir çevrede yaşamak isteğimizi ancak o çevre için yapacağımız çalışmalarla gerçekleştirebiliriz. Bunun içinde konu ile ilgili bilgimizi ve bilincimizi arttırmalı dolayısıyla çevre duyarlılığı kavramını çağdaş yaşam değerlerimize katabilmeliyiz.
Alıntıdır
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
453 |
06.09.2008 - 11:07:15 Son İleti: TiaMaT |
DÜZENLİ DEPOLAMA ALANLARI
Yerleşim birimlerinin ve kentsel geşişimden uzak bölgelerde tespit edilen alanların bitkisel toprağı temizlenip yer altı drenajı sağlanır.
Çevre sularının girmemesi için gerekli önlemler alınıp uygun eğime getirilen tabii zemin sıkıştırılır.
Bu işlemin ardından iki ayrı kademede ve herbiri 30 cm kalınlığında iki kil tabakası daha serilerek sıkıştırılır.
Oluşturulan bu zeminin üzerine 2 mm kalınlığında yüksek yoğunluklu folyo (geomembran) kaplandıktan sonra üzerine geotekstil koruyucu tabaka serilir.
Çöpün toprakla temasını kesen bu işlemlerden sonra, çöp sızıntı suyu toplama borularının yerleştirilme işlemleri yapılır.Düzenli depolama alanlarının varlığıyla; Çöplerin etrafa yayılıp geniş bir alanı kirleterek görüntü ve çevre kirliliğine, çöp saçöp sahasında rüzgarında etkisiyle oluşan toz bulutlarının, varolan gazlarla beraber hava kirliliğine, çöplerden oluşan metan gazı ayrıştırılmadığından patlama ve yangın riskinin devam etmesine, oluşan çöp sızıntı sularının yer altı ve yer üstü sularına karışarak kirlenmesine, çöp alanlarının binlerce bakterinin üreme alanı olmasına engel olundu.
Her 2 m kalınlığındaki çöp tabakası üzerine 30 cm toprak örtü serilir. Bu işlem alanın nihai koduna kadar 1/3 eğim tarzına uygun devam ettirilir.
Nihai düzenlemenin arkasından 2 m kalınlığında kil ve 1 m kalınlığında bitkisel toprak serilerek yeşillendirme ve ağaçlandırma uygulamasına geçilir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Katı Atık Projesi kapsamında açılmaya başlayan bu alanlar; yerlerinin seçimi,alanların hazırlanması ve katı atıkların bertaraf edilmesi gibi aşamalarda, iklim, çevre. Kentsel gelişim ve ulaşım şartları gibi belirleyici etkenler göz önüne alınarak bütün ayrıntılarıyla projelendirildi.
Daha sonra, alanın tamamına, filtre tabakası olarak granülometrisi ve kalker oranı uygun, ortalama 30 cm kalınlığında dere çakılı tabakası serilir.
Yapımın son aşamasında depolama alanına etkili çapı 80 m olan gaz toplama bacaları yerleştirilerek kullanıma hazır hale getirilir.
Özetlemeye çalıştığımız şekilde projelendirilen Düzenli Döküm Alanları’nın hazırlanmasına 1995’te start verildi. Projenin kademeli olarak hayata geçirilmesiyle Vahşi Döküm Alanları birer birer kapatıldı.
Avrupa yakasında:
Odayeri/Göktürk’teki 75 hektarlık Düzenli Depolama Alanı’nda günde 8 bin ton çöp depolanmakta.
Anadolu yakasında:
Kömürcüoda/Karakiraz Köyü’ndeki Düzenli Depolama Alanı’nda günde 4 bin ton çöp depolanmakta ve bu iş için 100 hektarlık alan kullanılmaktadır.
Kullanıma hazır hale gelen alanların geçirimsizlik tabakası üzerine ilk yumuşak katı atık tabakası 1,5-2 m kalınlığında serilir.
Aktarma Merkezleri’nden taşınan çöpler, dozerlerle 1/3 eğiminde oluşturulan hücre yüzeyine 60-80 cm kalınlığında serilerek kompaktörlerle sıkıştırılır.
İSTAÇ A.Ş.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
527 |
06.09.2008 - 11:06:26 Son İleti: TiaMaT |
KOMPOST ve GERİ KAZANIM TESİSİ
Kompost ve Geri Kazanım Tesisiyle günde 700 ton katı atığı işleyerek bir yönüyle üretilen çöpleri bertaraf ederken diğer yönüyle üreticilerinin kurtulmak istedikleri bu atıklardan yeni bir ekonomik değer üretilmekte ve 200 ton kompost elde edilmektedir.
Kompost ve Geri Kazanım Tesisi’nde üretilen kompost; gübreden farklı olarak, toprağı ıslah edici organik değeri ve su tutma kabiliyeti yüksek malzemedir. İçerisine azot ve fosfor verilerek istenilen şekilde gübre elde edilebilir. Kompost tarımda tıpkı hayvan gübresi gibi zemini iyileştirmek için bahçelerde, spor alanlarında ve parklarda kullanılır.
Kompostun zemin ve toprağa faydaları: Boşluk hacmini artırır, havalandırma sağlar, kolay işlenmesini sağlar, su tutma kabiliyetini artırır, organik madde değerini artırır, besin maddelerinin daha iyi kullanılmasını sağlar.
Kompostlaştırma, katı atık içerisindeki organik maddelerin, fermentasyon alanlarında mikroorganizmalar vasıtasıyla yeterli oksijenle reaksiyona girerek çözülmesi ve bu esnada karbondioksit, su ve ısının oluşturulması suretiyle olsur.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kurmuş olduğu tesisimizde bu işlem basınçlı havalandırma yöntemiyle yapılmaktadır. Basınçlı havalandırma ile; yığınlar arasından geçen hava sayesinde oksijenli ortamda çürüme sağlanır. Tesise gelen katı atıklar, içerisindeki kaba malzemelerin ayrıştırılmasından sonra eleklere verilerek 80 mm altı organik kabuğu kabul edilen malzeme, fermantasyon ünitesine kompostlaştırma amacıyla gönderilir. 80 mm üzeri kalan malzeme ise geri kazanım ünitesine gönderilir.
Fermentasyon ünitesi 3’ü kapalı ve 5’i açık olmak üzere toplam 8 alandan oluşan 2 paralel hattan oluşur. Katı atıklar bu bölümlerin herbirinde, özel nem ve ısı ortamında birer hafta bekletilerek bir üst alana aktarılır ve 8 hafta sonunda kompostlaştırma süreci tamamlanır.
Oluşan ürün son elekte kalitelere ayrılır ve kullanıma hazır hale gelir.
Eleklerden gelen 80 mm üzeri katı atık geri kazanım bantlarına alınarak içerisindeki plastik, metal, kağıt ve bunların türevi malzemeler ayıklanır ve preslenerek ekonomiye kazandırılır.
Tesiste günde ortalama 700 ton malzeme işlenerek bunun 400 tonu fermentasyon ünitesine gönderilir ve ortalama 200 ton kompost ürünü elde edilir, son eleğe tabi tutulduktan sonra 100 ton kompost, 100 ton da kompost atığı ürün olarak kullanıma sunulur. Geri kazanım miktarı ise 20 tondur.
Kaynak : İÇTAŞ A.Ş.
 |
|
|
0
|
TiaMaT |
283 |
06.09.2008 - 11:05:05 Son İleti: TiaMaT |
Dünyamızın Esrarengiz İşçileri
Güngör ULUHAN
Mikroorganizmalar sularda ve fabrikaların sıvı artıklarında bulunarak besin maddelerinin pislenmesine yol açarlar. Ama aynı zamanda, katı veya sularda erimiş halde bulunan organik artık maddelerin ortadan kalkmasını da sağlarlar. Mikropların tesiriyle artıkların parçalanmaya uğraması, sanayi mikrobiyolojisinin dünya üzerinde gerçekleştirdiği en mühim işlerden biri olacaktır.
Kullanılmış suların arıtılması, sadece sağlık bakımından değil, su tasarrufu bakımından da büyük ehemmiyet arzeder.
Biyolojik arıtmanın birinci devresinde elde edilen artıklar, sindirici bir makineye konularak mayalanmaya bırakılır ve neticede de metan gazı elde edilir. Bu gaz, şehir hava gazına karıştırılarak yüksek bir yanma gücü elde edilmiş olur. Sindirilmiş artıklarda birçok besleyici madde vardır.
Bugün kullanılmış sularda tek hücreli çeşitli yosunların yetiştirilmesi konusunda, birçok ülkede mühim çalışmalar yapılmaktadır. Meselâ, Japonya'daki bir fabrikada yosunlar, kullanılmış suların karbon gazını almakta ve böylece temiz su istihsali sağlanmaktadır. İlk denemelerin yapıldığı bu fabrikada, günde 27 kilo yosun ve 908.781 kilo arıtılmış su üretilmektedir. Bu yosunlar yoğunlaştırılarak hayvan yemine katılmaktadır. Ayrıca Prag Mikrobiyoloji Enstitüsüne bağlı bir araştırma merkezinde de, buna benzer denemeler yapılmaktadır.
Kullanılmış suların arıtılması yoluyla elde edilen katı artıklar ve ev çöpleri, hususi bu iş için kurulmuş fabrikalarda mayalandırılabilir ve böylece organik maddeler bakımından zengin gübre mayaları elde edilebilir.
Avrupa ülkelerinde, ev çöplerinin miktarı, adam başına ve günlük olarak 650 ila 1000 gram arasında değişir. Brezilya'da tropikal bölgede, şehir kesimlerinde, adam başına ve günlük olarak 600 gram; Fas'ta, Rabat'ta ise, 500 gram olarak tesbit edilmiştir. Tropikaltı ve tropik bölgelerinde, kasaba ve köylerde ise, küçümsenmeyecek ölçüde azalma görülür. Buralarda adam başına, günlük ortalama 250 gramdır.
Taze çöplerin bir gramında milyonlarca tek hücreli canlı bulunur. Bunların ameliyelerden geçirilmesi çeşitli zamanlarda olur. Sonunda, hastalık yapan mikroplar ve parazitler ölür; elde edilen gübre mayası da, antibiyotik maddeler ve toprak mikroplarının düşmanı olmayan tek hücreli organizmalar kalır. Çöplerin bu ameliyeden geçirilmesinde, 40 kg. maya elde etmek için 100 kg. çöp kullanmak gerekir.
Gübre mayası kullanımının dozları değişiktir. Hektar başına 20 ila 40 ton arasında. Şerbet, toprağın fizik özellikleri üzerinde ödemli bir tesir yapar. Kumlu topraklara döküldüğü zaman, bu toprakların suyu ve gübreyi tutabilme kabiliyetini güçlendirir ve böylece verimi artırır. (Meselâ narenciye söz konusu olduğu zaman, % 15 ile % 20 arasında bir artış sağlanır) Hatta, yoğun toprakların su geçirebilirliliğini sağlar ve yağmur mevsiminde çamura dönüşmesine mani olur. Bayırlarda ise, önemli ölçüde erozyonların önüne geçer.
100.000 ile 150.000 kişilik şehirden, günde 50 ile 100 ton arasında çöp çıkar. Bu, günde 17 ile 25 ton arasında gübre mayası demektir. 200 ile 300 hektar arasında bir toprak için bu miktar gübre mayası yeterlidir.
Bu gün, bakır, nikel, krom, kalay ve molibden bakımından zengin maden filizlerinin pek güç bulunduğu bilinmektedir. Zengin olmayan filizleri, yoğunluk bakamından zengin veya orta derecedeki filizlerle tatbik edilen madencilik işlerinde arıtmak, pahalıya mal olmaktadır. Ama, suda veya sülfirik asitte erimiş bu madenleri çıkarmak için mikropları kullanma imkânı da vardır.
On - onbeş yıl önce, Rio Tinto'da Thiobacillus ferroxidans'a benzeyen bir bakteri elde edildi. Bu bakteri nevi, daha önce, Pensilvanya kömür ocaklarında yapılan araştırmalar sırasında bulunmuştu. Bakteri, kömürdeki pritin yıkanması için kullanılan sulardan elde edilmiştir. Artık suların yüksek asitli olması, çevredeki bitkilerin kurumasına sebep olmuş ve bu alâka çekici hadise yıkanma olayının keyfiyeti üzerinde araştırmalar yapılmasına yol açmıştı. Daha sonra, Birleşik Devletlerde Bingham'da, bakır yüklü sulardan, buna benzer başka bir mikrop elde edildi. Laboratuvarlarda yapılan çalışmalar, en az sekiz madeni içine alan kükürtlü suların bu mikropların tesirinde kaldığını gösterdi.
Bu mikrobiyolojik yıkamanın ehemmiyeti mevzuunda fikir vermek için Birleşik Devletler'de, 1965'de bakır madenlerinde 370 milyon ton cüruf elde edildiğini ve mikroorganizmaların faaliyeti neticesinde bu cüruftan elde edilen bakırın A.B.D.'nin 1966’daki bakır üretiminin % 10'unu sağladığını söylemek kâfidir.
Bu yolla elde edilen bakırın tonunun 1000 dolara mal olduğu da bilinmektedir. Oysa, dünya piyasasında bu rakam 14.000 dolar kadardır. Demek ki, 1 milyon ton cürufta, % 0,3 oranında bulunan bakırın % 50 si elde edilebilirse, 600.000 dolarlık bir kazanç sağlanacaktır. Şimdilik mikrobiyolojik yıkama, ekonomik bakımdan verimli görünmektedir. Meksika, SSCB ve Birleşik Devletler gibi on ülke bu usulü kullanmaktadır.
''Tkioba siller" ve ''Ferrobakteriler'' brannit gibi bazı maden filizlerinden uranyum çıkarılmasında da kullanılabilir. Uranyum, uranil sülfat olarak çözülmüş durumuna geçer ve çeşitli şekillerde bu çözülmüş şeyden uranyum elde edilir.
1985'te uranyum ihtiyacının iki katına çıkacağı ve bundan dolayı biyolojik yıkama ile maden çıkarma yolunun çok faydalı olacağı tahmin edilmektedir.
Kanada'da "Stanrock" ocaklarından bu yolla, ayda 7500 kilo uranyum elde edilmektedir. Madenciler mikropların tesirli olduğu ocak duvarlarını ıslatmakta, elde edilen çözülmüş şeyler toprak yüzüne aktarılmakta ve bundan uranyum çıkarılmaktadır. Böylece, pek değerli olmayan tonlarca maden filizinin taşınması gereği de ortadan kalkmaktadır.
İsveç'te, içinde pek az uranyum bulunan geniş şist yatakları vardır. Bakterilerin dolaylı tesiri sayesinde, bu uranyum yoğun hale getirilebilmektedir. (Uranyum tonunun 30.000 dolar olduğu göz önüne alınacak olursa, masrafların pek yüksek sayılamayacağı kolaylıkla anlaşılır.)
Batı Afrika'daki yataklardan altın çıkarılması konusunda da, dış beslenen bakterilerden faydalanılmaktadır. Butonolda eriyen ve bu bakteri tarafından oluşturulan organik bileşimde büyük ölçüde altın bulunmaktadır.
İrkutsk'da, Değerli Madenler Enstitüsünde çalışan Rus araştırmacıları, altının erimesi ve çökmesiyle alâkalı biometalürjik usulleri incelemektedirler. Bu araştırmacılar, filizdeki altının % 30'unun yirmi saat içinde çıkarıldığını ve çözülmüş hale getirildiğini açıklamışlardır.
Manganez çıkarılmasında kullanılan filizler, umumiyetle, manganit ve pirolüzit gibi oksitlerdir. İkinci durumda oksitlenme, Ferrobakteriler olarak bilinen Leptothriks ve Godionella çeşitleri tarafından gerçekleştirilir.
Bazı madenlerin çıkarılması için mikroorganizmaların kullanılmasının çeşitli avantajları da vardır. Enerjiye hemen hiç, ya da pek az gerek duyulması, az yatırım, kullanılan âletlerin ucuz olması. Ama, bu, hayli zaman isteyen bir iştir. Bu yeni metodun verimli olabilmesi için, eskiden beri kullanılan, usûllerle birlikte veya onların ardından kullanılması şarttır. Ayrıca Mikrobiyolojinin bu tatbîkî yönünden, jeoloji, maden kimyası, biyokimya, mikrobiyoloji ve maden sanayi gibi dallarda ortaklaşa çalışmayı gerekli kıldığını da belirtmeliyiz.
İlim ve teknik gelişmelerin varabileceği oldukça üst seviyeye yaklaştığı günümüzde, her yeni keşif; bize kâinatda yer alan madde ve canlı her şeyin yaratılmasında, insanı hedef alan bir gâyenin gözetildiğini, gözle görülmeyen en küçük bir canlının dahi -benzetecek olursak- insanın idare ettiği bir orkestrada, yerinin ve vazifesinin çok mühim olduğunu ve herşeyin önceden hazırlanmış bir program ve plânın düblörleri bulunduklarını bize göstermektedir.
alıntıdır
|
|
|