| |
|
Konu Başlığı |
Yanıtlar |
Konuyu Başlatan |
Okunma |
Son Faaliyet |
| Duyurular |
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Hava Durumu |
- |
Live |
8815 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Balıkesir Nöbetçi Eczaneleri Adres ve Tel |
- |
Live |
8492 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Hoca ve İdari Bilimlerin Telefon Numaraları |
- |
Live |
23292 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Tüm Fakülteler İçin Haftalık Yemek Programı - Güncel |
- |
Live |
22605 |
--
Son İleti: Live
|
 |
 |
Duyuru: Günlük Burç Yorumları - 7/24 Sürekli Günceldir... |
- |
Live |
23764 |
--
Son İleti: Live
|
| Önemli Başlıklar |
 |
 |
|
6
|
Live |
222 |
23.08.2009 - 12:19:15 Son İleti: tonguc |
Tüm insanların en çok merak ettiği 25 soru ve yanıtı - Bakmadan geçmeyin (:
BBC Focus, yıllardır insanların en çok merak ettiği sorulara, konunun uzmanlarına ve son yapılan araştırmalara dayanarak yanıt aradı.
Çay içmek harareti alır mı?, ateşimiz çıktığında niye üşürüz?, kuşlar neden ıslanmaz” gibi uçuğundan, “Dijital fotoğrafların ömrü ne kadar” gibi yararlısına kadar ilginç cevaplar...
1) Deniz havası almak sağlıklı mı? Şehirden uzak deniz kıyısında yaşamak sağlıklı olabilir. “Deniz havası” yani denizin neden olduğu güzel koku, sahilde yaşayan bir bakteri sayesinde ortaya çıkar. Ama uzmanlar bakterinin, limanlardaki egzoz gazının havayı daha da kirletmesine neden olduğunu ortaya koydu. 2) Herkes evinde kalsa grip salgını biter mi? Evet. Küresel bir karantina grip salgınının sonu olabilir ancak tek bir kişinin bile dışarı çıkması virüsün yeniden yayılmasına neden olur. 3) Bitkiler yaşlılık nedeniyle ölür mü? Bazı bitkiler iyi bakıldığında sonsuza kadar yaşayabiliyor. Ancak mevsimlik bitkilerin ömrü kısa olur. 4) Sakız sonsuza dek midede kalır mı? Hayır. Sakız, yutulduğunda sindirilemez ancak en geç üç gün içinde vücuttan atılır. 5) Kendi kendine konuşanlar deli mi? Hayır. İnsanların yalnız ya da sıkıntılı olduğunda kendi kendilerine konuşması oldukça normal bir durumdur. 6) Erkeklerde selülit olur mu? Portakal kabuğu gibi bir cilt sadece kadınlarda değil erkeklerde de bulunuyor. Ancak erkeklerde selülit daha çok boyun ve karın bölgesinde görülüyor. 7) Arka koltukta neden araba tutuyor? Arkada oturunca ufuk çizgisi görülmüyor. Araç tutması, iç kulakta hareket algılanırken, gözlerden sabit olduğunuz bilgisinin gelmesi nedeniyle yaşanır. Yani arkada otururken, beyin aracın hareket ettiğini anlamaz ve böylece vücut dengesi bozulur. 8) Çay içmek gerçekten harareti alır mı? Evet. Sıcak içecekler vücudun kendisini olduğundan daha sıcak zannetmesine yol açar. Vücut daha çok terler ve bu da ısı kaybına yol açar. 9) Parmaklar suda kalınca neden buruşuyor? Eğer hücrelerinizin sahip olduğundan daha az yoğunlukta ya da az tuz çözeltisinin olduğu suya girerseniz, su osmos yöntemiyle vücuda emilir. Bu da derideki hücrelerin şişmesine neden olur. Hücreler alt tabakadaki dokulara bağlı olduklarından deri bu duruma uyum sağlayabilmek için buruşur. 11) Kuşlar gerçekten ıslanmaz mı? Kuşlar gagalarında ürettikleri yağı alarak tüylerine sürer. Bu da suyun yağı geçerek tüylere ulaşmasını engeller. Yani kuş tüyleri suya dayanıklıdır. 12) Evrenin en soğuk yeri nerede? Dünyanın 5 bin ışık yılı uzağında yer olan büyük bir toz ve gaz bulutu Boomerang Nebula’da sıcaklık eksi 272 derece olarak tahmin ediliyor. 13) Neden tek yumurta ikizlerinin parmak izleri birbirini tutmuyor? Tek yumurta ikizleri aynı DNA’ya sahip olsalar da hücre-hücre aynı değildir, dış görünüşünüzü genleriniz belirlemez. Parmak izleri ise vücutta maruz kalınan hormonlara bağlıdır. İki hücrenin hormon seviyesi farklı olduğu için, parmak izleri de aynı olmaz. 14) Neden ateşimiz çıktığında üşürüz? Ateş, vücudun kendi termostatının ısısını yükseltmesiyle ortaya çıkar. Ancak kişi terlemediği ya da kan basıncı yükselmediği için üşür. 15) Eşekarısı bal yapar mı? Hayır. Eşekarıları yalnızca çiçek özlerini emer ve ve bu özü yavrularını beslemek için de kullanır. 16) Dijital fotoğraflar 100 yıl saklanır mı? Kağıda basılır ya da güneş ışınlarından korunacak şekilde CD’de saklanırsa, evet. 17) Havaya atılan su buz olarak düşer mi? Eksi 30 derecede havaya atılan su yere buz olarak düşer. 18) Solaklar daha mı zeki? Şimdiye kadarki bilimsel araştırmalar, solakların sağ elini kullananlardan daha yaratıcı ya da zeki olduğunu göstermedi. 19) OK (İng. Tamam) neyin kısaltılmasıdır? Bununla ilgili en popüler teori “All Correct”in (herşey yolunda) kasıtlı olarak ’Oll Korreckt’ biçiminde yanlış yazılması ve buradan yapılan kısaltma olduğu yönündedir. OK, gülünç olması için sözcüklerin yanlış yazılmasının moda olduğu 1840’larda Boston gazetelerinde popüler oldu. 20) Neden ozon tabakasını, ozon gazıyla dolduramıyoruz? Antarktika üzerindeki ozon deliğinin kapladığı alan, ABD’nin yüzölçümünden daha büyüktür ve buranın tekrar doldurulması için on milyonlarca ton ozon gerekir. Bu miktarda ozonun nakliyesinin maliyeti bile astronomik olur. 21) Yalnızca su ve vitaminle yaşanılır mı? Hayır. Vitamin ve minareller kadar enerji üretmek ve hücrelerin kendilerini yenileyebilmesi için karbonhidrat, yağ ve proteine de gereksinim duyarız. 22) Kusursuz görüş nedir? Göz doktorlarında bulunan harfli çizelgenin tamamını 6 metrelik bir uzaklıktan görmek kusursuz görüşün işaretidir. 23) Tiryaki olmak için kaç sigara içilmeli? Önemli olan sigara sayısı değil. Bağımlılık sabah uyandıktan sonra ilk sigarayı ne zaman yaktığınızla ilgili. İlk sigara içişten sonra bağımlılık bir yıl içinde tamamlanıyor. 24) Mikroplara da mikrop bulaşır mı? Evet. Mikroplara da bulaşan daha küçük mikroplar bulunuyor. 25) Neden soğan doğramak ağlatıyor? Soğan doğrandığında havaya lachrymatoryfactor isimli bir enzim yayılıyor ve bu da göz kaşıntı yapıyor. Göz ise kendini savunmak için gözyaşlarını kullanıyor.
 |
 |
|
28
|
Live |
2,454 |
09.08.2009 - 21:36:14 Son İleti: sinemis |
 |
 |
|
11
|
Live |
1,498 |
10.06.2009 - 18:04:59 Son İleti: ~dionysos~ |
Kene Nedir - Kene Nasıl Çıkarılır - Kene HakkındaAşağıda
kene çıkarmayla ilgili üretilen video ve çeşitli bilgiler yer almaktadır. Sol yanda
kene çıkarma amacıyla kullanabileceğiniz bir kene cımbızı yer almaktadır. Diğer bir kene cımbızı ise yeşil renkte gösterilmektedir.

1. Video = Kene Çıkarma VideosuBu da Başka Bir Kene Çıkarma Videosu = http://www.uzmantv.com/kene-nasil-cikarilirYazın sıcakların başladığı, pikniklere gitmeyi düşündüğünüz şu günlerde yine keneyle ilgili haberler duymaya başladınız herhalde. Bu yazıda kene ve kenenin çıkarılmasıyla ilgili toplanan bazı yararlı bilgiler paylaşılmaktadır.
Daha önceden çocuklardan birisinin kulağına yapıştığında keneyi bilinçsizce çıkarmıştık. Burada işin doğrusu yer almakta. Hekimlerimizden tavsiye ve katkıda bulunanlar olursa seviniriz.
Keneler, insan ve ehil hayvanlarda parazit yaşayanlar çeşitli hastalık mikroplarını bulaştırdıklarından sağlık bakımından zararlıdır ve birçok bakteri de üretmektedir.
Bugünlerdeki Kırım Kongo Kanamalı Ateşinin ana yayıcısı durumunda olan hayvan durumundaki keneler hakkında bilimsel bilgi yazınını sonundadır. Direk pratik yazıya girelim.
Keneleri Emniyetli Şekilde ÇıkarmaEn iyisi elbette yakınsanız sağlık kuruluşuna gitmek. Ama kırdaysanız veya sağlık kuruluşuna uzaksanız ya da kendiniz çıkarmaktan başka çareniz yoksa yararlı olabilir.
Keneleri çıkarmak için kesinlikle üzerine iğne batırma, çakmakla yakıp öldürme vs gibi dışarıdan tesirle öldürüp bırakmasını sağlamaya çalışmak en tehlikeli yol. Çünkü her durumda midesindeki bakterili, virüslü kanı emdiği delikten aşağı kustuğu anda mevcut tüm mikrobu içe sokmuş oluyorsunuz. Sıktırmak vs hepsi aynı. Bazı durumlarda ağzının kopup içeride kalması çok önemli olmayabilir deniyor. Zira asıl virüsler kenenin mide ve sindirim sisteminde toplanmış durumda olduğunu söyleyen makaleler mevcut (hekimlerimize müracaat).
Keneyi çıkartmak için hiçbirşey yoksa kredi kartı gibi birşeyi de kullanabilirsiniz. Önemli olan her durumda aleti hayvanın altından sokup burnunu delikten çıkartmaya çalışmak.
Acil durumda çıkarma Dediğimiz gibi zorunlu neden olmadıkça kene'yi kesinlikle kendiniz çıkarmaya çalışmayın ve en kısa sürede uzman bir sağlık görevlisi tarafından çıkarılmasını sağlayın.
Eğer herhangi bir sağlık kuruluşuna ulaşma imkanınız yoksa, şu adımları izleyin:1) Kenenin üzerine kimyasal madde dökmeyin, bunu yaparsanız kene rahatsız olup sizi bırakabilir fakat bu esnada emdiği kanın bir kısmını kusar, midesinden gelen tehlikeli virüs ve mikroplar vucudunuza bulaşır.
2) Ucu ince bir cımbız yardımıyla, kenenin vucudunuza en yakın noktasından (kan emdiği hortum) nazikce ve sağlam bir şekilde kavrayın. (Sakın kenenin vucuduna dokunmayın, bu emdiği kanı geri boşaltmasına yol açar
3) Kene çıktıktan sonra ısırılan yeri alkol, yoksa sabun ile temizleyin.
4) Keneyi uygun bir şekilde saklayın. Gerekirse tanımlama için gerekli olabilir. Keneyi öldürmek için ezmeyin, patlamasına neden olabilir.
5) En yakın zamanda bir sağlık kuruluşundan yardım isteyin, kontrol yaptırın.
KIRIM-KONGO KANAMALI ATEŞİKırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?
Kırım-Kongo Hemorajik Ateş (KKHA),keneler tarafından taşınan Nairovirüs isimli bir mikrobiyal etken tarafından neden olunan ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden hayvan kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
Keneler Nasıl Tanınır ve Nerelerde Bulunur? Keneler otlaklar, çalılıklar ve kırsal alanlarda yaşayan küçük oval şekillidir. 6-8 bacaklı, uçamayan, sıçrayamayan hayvanlardır. Hayvan ve insanların kanlarını emerek beslenirler ve bu sayede hastalıkları insanlara bulaştırabilirler.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara (özellikle devekuşları) kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Kimler Risk Altındadır? Hastalık genellikle meslek hastalığı şeklinde karşımıza çıkar.* Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar
* Veterinerler
* Kasaplar
* Mezbaha çalışanları
* Sağlık personeli özellikle risk gurubudur.
* Kamp ve piknik yapanlar, askerler ve korunmasız olarak yeşil alanlarda bulunanlar da risk altındadır.
Henüz ergin olmamış Hylomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder; ergin kene olduğunda da hayvanlardan ve insanlardan kan emerken bulaştırır.
Kuluçka Süresi Ne Kadardır? Kene tarafından ısırılma ile virüsün alınmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1-3 gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 gün, en fazla ise 13 gün olabilmektedir.
Belirtileri Nelerdir? Ateş
Kırıklık
Baş ağrısı
Halsizlik
Kanama pıhtılaşma mekanizmalarının bozulması sonucu;
- Yüz ve göğüste kırmızı döküntüler ve gözlerde kızarıklık,
- Gövde, kol ve bacaklarda morluklar
- Burun kanaması, dışkıda ve idrarda kan görülür
- Ölüm karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezlikleri nedeni ile olmaktadır.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tanısı Nasıl Konulur? Kanda virüse karşı oluşan antikorların taranması tanı için en sık kullanılan yöntemdir. Bu göstergeler hastalığın başlangıcından sonra 6. günden itibaren belirlenebilir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Kontrol Edilir ve Nasıl Korunulur? Hastalığın bulaşmasında keneler önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle kene mücadelesi önemlidir fakat oldukça da zordur.
1. İnsanlar kenelerden uzak tutulabilir ise bulaş önlenebilir. Bu nedenle de mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan kaçınmak gerekir.
2. Kenelerin yoğun olabileceği çalı, çırpı ve gür ot bulunan alanlardan uzak durulmalı, bu gibi alanlara çıplak ayak yada kısa giysiler ile gidilmemelidir.
3. Bu alanlara av yada görev gereği gidenlerin lastik çizme giymeleri, pantolonlarının paçalarını çorap içine almaları,
4. Görevi nedeni ile risk grubunda yer alan kişilerin hayvan ve hasta insanların kan ve vücut sıvılarından korunmak için mutlaka eldiven, önlük, gözlük, maske v.b. giymeleri gerekmektedir.
5. Gerek insanları gerekse hayvanları kenelerden korumak için haşere kovucu ilaçlar (repellent) olarak bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde kullanılabilir. (Bunlar sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup, cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek uygulanabilmektedir.)
6. Haşere kovucular hayvanların baş veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca bu maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.
7. Kenelerin bulunduğu alanlara gidildiği zaman vücut belli aralıklarla kene için taranmalıdır.
8. Vücuda yapışmış keneler uygun bir şekilde kene ezilmeden, ağızdan veya başından tutularak bir cımbız veya pens yardımıyla çıkartılır. Isırılan yer alkolle temizlenmelidir. Mümkünse kenenin tanı için alkolde saklanması uygun olur.
(detaylı bilgi için
http:/kidshealth.org/parent/general/body/tick_removal.html)
9. Diğer canlılara ve çevreye zarar vermeden, haşere ilacı (insektisit) ile uygulamanın uygun görüldüğü durumlarda çevre ilaçlanması yapılabilinir.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin Tedavisi Nedir? Hastalığın kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Hastaya destek tedavisi yapılmalıdır.
Keneyle ilgili bilgiler Kene (Ixodoidea), eklem bacaklıların örümceğimsiler (Arachnida) sınıfından kan emici ve gözsüz bir dış parazittir. İnsan, koyun, köpek, kedi, deve gibi canlıların derilerine yapışarak kanlarını emer. "Asıl kene" olarak bilinir.
Kene çalışma halindeAyrı eşeylidir ve yumurta ile çoğalır. Dişi yumurtalarını yaprak, çöp veya hayvan kılları arasına bırakır. Gelişimlerinde metamorfoz vardır. Yumurtalarından üç çift bacaklı larvalar çıkar. Bunlar bir pupa devresi geçirerek 8 bacaklı nimfalara (tam gelişmemiş yavrular) dönüşürler. Nimfalar da bir pupa safhası geçirdikten sonra ergin hale gelirler. Larva ve nimfalar genellikle kertenkeleler üzerinde, erginler ise insan, koyun, sığır, köpek gibi memeliler üzerinde parazit yaşarlar.
Vücutları başla kaynaşmış bir göğüs ve torba biçimli dişi 11-12 mm'ye kadar sişer. Erginlerinde dört çift bacak bulunur. Bacakların uçlarında çengeller ve vantuzlar vardır. Deriye rahatça yapışarak hortumlarıyla kan emerler. İyice şiştikten sonra kendilerini yere atarak konaklarından uzaklaşır, ot veya ağaçlara tırmanırlar. Ön ayaklarının uçları dokunma ve koku alma için özelleşmiştir. Ormanlarda bulunduğu ağacın altından bir hayvan geçtiği takdirde üzerine düşüp derisine yapışır ve etine hortumunu sokarak kanını emer. İlk iki bacak çifti öne, son iki çifti geriye yönelmiştir. Bugün 889 [1] kene türü bilinmektedir. Kenelerin hepsi zararlı, parazit ve kör değildir. Sığır ve köpek kene türleri gözlüdür. İnsan ve ehil hayvanlarda parazit yaşayanlar çeşitli hastalık mikroplarını bulaştırdıklarından sağlık bakımından zararlıdır ve birçok bakteri de üretmektedir.
Kaynaklar: Ana Kaynakhttp://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/aykonu/...kirimkongo.html Dr. Alp Akay - Dr. Selcan Başak Soyluoğlu
1. www.saglik.gov.tr
2. www.tvhb.org.tr/
3. www.who.int/mediacentre/factsheets/fs208/en/
4. www.cdc.gov/ncidod/dvrd/spb/mnpages/dispages/cchf.htm
5. www.medicine.ankara.edu.tr/fakulte/files/20054_9
6. www.hssgm.gov.tr
7. www.cumhuriyet.edu.tr
8.
http://www.bilkent.edu.tr/~bilheal/aykonu/...kirimkongo.html Dr. Alp Akay - Dr. Selcan Başak Soyluoğlu
9. Wikipedia Kene başlığı
10. Youtube
 |
 |
|
5
|
castavilla |
252 |
17.04.2009 - 12:45:07 Son İleti: psychax |
Tukyu(Asena)
Tukyu' larin atalari Çinli' lerin (si-hayi) dedikleri bati denizi sahillerinde otururdu. Komsu hukumdarlardan bir bunlarin yurdunu basarak, kadin, erkek, cocuk ve onlerine gelenleri kilictan gecirdi. Bunlardan ancak on yasinda bir erkek cocuk kalabildi. Bu da elleri, ayaklari kesilmis olarak bir batakliga atildi. Cocuk orada acliktan, yaralarindan akan fazla kandan olmek uzere iken, bir disi kurt gelerek, ona bir parca et getirdi. Kurt her gun boyle yaparak cocugu besledi. Çocugun yaralari iyilesti. Yasi ilerleyince kurt bundan gebe kaldi.
Atalarini olduren hukumdar bir sure sonra bu cocugun sag kaldigini haber aldi. Cocugu oldurmek uzere aratti, buldular. Hukumdar cocugun bulundugu yere birisni gonderdi. Bu adam batakliga geldigi zaman cocugun yaninda bir kurt gordu, sasirdi. Adam ikisini de oldurmek istedi. Fakat bir tanri onlari korudu. Kurt cocugu sirtlayarak bati denizinin dogu tarafina gecirdi. (Kao-cang) yakinlarindaki daglardan birinde bulunan magaraya goturdu. Magaranin arkasinda bereketli bir ova vardi. Ovanin her tarafi yalcin kayalarla cevrilmisti. Kurt burada sakat delikanlidan on cocuk dogurdu. Bunlardan biri aile adi olan (Asena)' yi aldi. Bu cocuklar buyudukleri zaman magaradan cikarak civardaki oymaklardan birer kiz kacirdilar. Bunlari magaralarina goturduler. Bu kizlarla evlendiler.
Birkac nesil gecince bunlar cogaldi. Iclerinden (A-Hien-Se) adli birisi baslarina gecerek magarada cikardi. (Kin-San) daglarina giderek yerlestiler, (Cu-Cen) tatarlarina baglandilar. Bu daglarin tepelerinden biri takya seklinde oldugundan kendilerine bu anlamda (Tu-Kyu) adini verdiler. Asillarina delalet etmek uzere de bayraklarina bir kurt basi yaptilar.
DokuzOguz-OnUygur
(Agactan Dogan cocuklar)
Dokuzoguzlar' in atalari olan bir hakanin iki guzel kizi vardi. Bunlar ancak tanrilara layikti. Babalari insanlardan ayri bulundurmak icin bu kizlari, yaptirdigi bir kulenin icine koydurdu ve yalvararak tanriyi cagirdi.
Bunu uzerine tanri bir boz kurt olarak geldi, kizlarla evlendi. Tanrinin bu kizlardan Dokuz Oguz ile On Uygur evladi oldu. Bunlar zamanla cogaldilar.
Bu Dokuzoguzlar'dan tureyenler Kumlanco adi verilen ulkede oturdular. Burada Hulin adinda bir dag vardi. Bu dagdan Tugla ve Selenka adinda iki irmak akardi. Bu irmaklarin arasinda da iki agac vardi. Bu agaclarin biri Kayin, oburu de Çam idi. Bir gece bu agaclarin uzerine gokten nur indi. Gun gectikce agaclardan birinin karni sisti. Dokuz ay on gun sonra agacin karninda bir kapi acildi. Iceride agizlarinda gumus emzikler bulunan bes cocuk gorundu.
Daha cocuklar dogmadan bu agaclarin etrafinda gumusten bir daire turemisti. Agaclardan muzik sesleri geliyordu. Oradaki Dokuzoguzdan tureyen Türk'ler bu cocuklari buyuttuler; adlarini Sungur Tekin, Kutur Tekin, Tukak Tekin, Or Tekin, Bugu Tekin koydular. Bunlar onbes yasina gelince, baba ve analarini sordular. Halk onlari iki agacin yanina goturdu: Iste bunlardan bir babaniz, biri de ananizdir) dediler. Çocuklar bu agaclara saygi gosterdiler. (Sevgili anamiz ve babamiz) diye onlara sarildilar. O zaman agaclar da dile gelerek evlatlari hakkinda hayirli duada bulundular.
Nihayet bir gun halk toplanarak, Bugu Tekin' i hakan sectiler. Cunku Bugu Tekin hem zeki hem de her boyun dilini, obalarinin sayisini biliyordu. Bunun uc kargasi vardi ki her yerden olup biteni haber verirdi.
Bugu Tekin bir gece ruyasinda; beyazlar giyinmis, elinde beyaz bir asa tutan ak sakalli bir adam gordu. Bu adam fistik seklindeki (Yesim Tasi) denilen tasi gosterdi: (Turkler bunu ellerinde tuttukca dort bucaga hakim olacaklardir) dedi.
Bugu Tekin ve Gök Kizi:
Bugu Tekin bir gece otaginda uyumakta iken, birden bire pencerenin acildigini, iceriye gokten gelen guzel bir kizin girdigini gordu. Bugu Tekin neye ugradigini anlayamadigindan gozlerini kapayarak uyur gibi yapti. Kiz, Bugu Tekin'i uyandirmak icin cok calisti, bir turlu uyandiramadi. Umidini keserek pencereden cikti, gitti.
Ertesi gece kiz yine geldi. Bugu Tekin kendisini yine uykuda imis gibi gosterdi. Kiz bu defa da uyandiramadan gitti.
Sabah olunca, Bugu Tekin kizin tekrar gelecegini dusunerek, buna bir care bulmak uzere vezirine acti. Vezir dedi ki: (Bunda korkacak bir sey yok. Belki hepimizin sevinecegi hayrili bir is vardir. Her halde bunun gelisi size kutlu bilgileri ogretmek icindir.Yarin gece gelirse artik kendinizi uykuda gostermeyin. O zaman nicin geldigini anlarsiniz.
Ucuncu gece kiz yine geldi. Ama bu defa Bugu Tekin onu karsiladi, saygi gosterdi. Bu kiz vezirin tahmin ettigi gibiydi. Gercekten bir tanrica ve gokten gelen bir kizdi. Bugu Tekin' e yeni bir din gostermek icin gelmisti.
Bugu Tekin'e: (Arkamdan gel) dedi. Bugu Tekin kizi takip etti. Gittiler. Nihayet (Ak dag)'a ulastilar. Bugu Tekin'e yeni bir dinin gizli taraflarini anlatmaya basladi.
Bundan sonra kiz otaga gelir, Bugu Tekin'i (Ak Dag)'a gotururdu.
Bu durum cok gece devam etti. Bugu Tekin yeni dinin esaslarini ve sirlarini ogrendi.
Bir gece artik bu gorusmelerin sonu idi. Kiz veda ederken (Gokte, yerde ne varsa hepsini ogrendiniz. Ben artik gelmeyecegim. Yarindan itibaren dunyanin dort bucagini fethe baslayin. Gosterdigim yolda adalet yapin. Size ogrettigim gercekleri her tarafa yayin) dedi.
Sabah olunca Bugu Tekin kardeslerini cagirdi. Her birini bir orduya tayin ederek bunlari dort bucagin fethine gonderdi. Kendisi de buyuk bir ordu ile Çin uzerine yurudu. Heosi de seferlerini basardilar.
Göç
Bugu Tekin'den otuz nesil sonra, torunlarindan (Yulun Tekin) tahta cikti. O zaman Çin'de (Tang)sulalesi hakimdi.
Çinliler; Türk'lerden korktuklari icin hukumdarlari (kiyuliyen) adli kizini hakanin oglu (Gali Tekin)'e gondermeye karar verdi. Bir elci yolda Türkler'in kudret ve buyuklugunun Tanri dagi civarinda bulunan (kutlu Kaya) adli byuk bir kayadan ileri geldigini ogrendi. Yulun Tekin'e dedi ki: (Hukumdarim size en kiymetli hediye olarak kizin gonderdi. Siz de ona bir hediye gondermek isterseniz, bizce makbule gecen hediye de (Kutlu Kaya) adindaki kaya parcasidir. Bu kayanin sizce bir kiymeti yoktur. Bunu hukumdarima hediye ederseniz makbule gecer.)
Yulun Tekin, Çinliler'e kiymet veren milli duygulari gevsek bir hakandi. Kutlu Kaya'nin otuz nesilden beri Türklerce kutsal bir yer oldugunu bilmiyordu. Bir kizin bedeli olarak bu kayayi Çin'e vermekte hic tereddut etmedi. Yalniz bunu nasil gotureceklerini sordu. Elci de: (Kolaydir) dedi. Çin elcisi kayanin etrafinapdunlar yigdirdi, uzerine sirke dokturdu, odunlara ates verince kayalar parcalandi, dagildi. Elci bu parcalari dikkatle toplatti. Arabalarla Çin'e gonderdi.
Orada sihirbazlar bu parcalari yagma ettiler. Her parcasi dunyanin bir kosesine gitti. Parcalar nereye gitti ise orada bereket, bolluk oldu. Bu tarafta ise, yedi gun sonra (Yulug Tekin) oldu, yerine Bugu Tekin'in torunlarindan biri hakan oldu. Türk yurdu da butun bereketini kaybetti, yesillikler sarardi, irmaklarin, derelerin suyu cekildi gogun rengi degisti. Butun kuslar, ahyvanlar, memedeki cocuklar Göç! Göç! Göç!) diye bagirismaya basladi. Bir taraftan da salgi nhastaliklar insanalri kiriyordu.
(Göç!) sesleri devam ediyordu. Anladilar ki bu ulkenin (Yer-su)lari artik kendilerinin orada kalmasini istemiyor. Çadirlarini yiktilar, esyalarini, coluk cocuklarini hayvanlara yuklediler. Göç etmeye basladilar. Aksam olunca (Göç!) sesleri duruyor, sabahla beraber basliyordu. Türkler Turfan ulkesine gelinceye kadar (Göç) sesleri devam etti. Orada artik ses kesildi. Göç'ler de Turfan'da yerlestiler. Orada (Bes Balik) sehrini kurdular.
Ergenekon
Göktürkler, Tatrlarla yaptiklari savasta yenilmisler, hepsi kirilmis, yalniz Ilhan'in ogullarindan Kiyan ve Nogüz sag kalabilmisti.
Savastan on gun sonra bir gece atlarin abindiler. Çoluk cocuklarini alarak kactilar. Savastan once ordu kurduklari yere geldiler. BUada deve, at, okuz ve koyunlari kalmisti, onlari aldilar. Biri oburune dedi:
(Burada kalsak bir gun olur dusmanlarimiz bizi bulur. Baska bir boya gitsek her yanimiz dusmanlarla dolu. En iyisi daglarin arasinda, kimselerin yolu dusmeyecek yerlere gidip oturalim.)
Buna karar verdiler, surulerini onlerine kattilar, daglara yuruduler.
Bir disi geyik gorduler. Arkasindan gittiler. Geyik bunlari daglarin uzerinden duz bir yere goturdu. Orada her yeri iyice yokladilar. Geldikleri yoldan baska yol yok. Biraz ilerlediler. Genis, cimenlik bir ulke gorduler. Burada akarsular, pinarlar, meyve agaclari, hayvanlar vardi. Bunlari gorunce sevindiler. Tanriya sukur ettiler, buraya yerlestiler. Kisin hayvanlarinin etini yer, derisini giyerler, yazin da sutlerini icerlerdi.
Burada dort yuzyil kaldilar. Basbuglar'a danistilar: (Babalarimizdan isitirdik ki, Ergenekon'un disinda genis, guzel yerler varmis. Atalarimiz orada oturmus. Bundan sonra korkup ta daglaral kapanacak degiliz. Bir yolunu bulup buradan cikalim).
Hepsi bu sozleri uygun buldu. Yol aradilar, bulamadilar. Iclerinden demirdi Burteçine: (Ben bir yer gordum, orada demir madeni var. Eger onu eritirsek yol buluruz) dedi. O yeri gidip gorduler, demircinin sozunu dogru buldular.
Baska bir anlatista: birgun bir disi kurt gormusler. Bu kurdun oraya nereden geldigini aramislar, kurt kacmis, arkasindan gitmisler. Bakmislar ki kurt bir delikten disari atladi. Deligin yanina gittikleri zaman etrafin demir madeni oldugunu gormusler.
Manas
Manas, Kirgiz kahramanlarindandir. Manas'in babasi Yakip Han, anasi da Çuriçi'dir. Yakip Han evlendikten on dört sene sonra Manas dogmustur. Dogdugu zaman Manas' in avucu kanli idi. Bu isaret onun ileride mesalsiz kahraman olacaginin gostergesi idi. Henuz memede iken konusmaya basladi. Dogumu uzerine cviardan gelen elciler, onun bir kahraman olacagini hemen anlamislardi. Az zaman icinde cok serpildi, boyu bes metreye kadar uzadi.
On yasina gelince tam bir kahraman oldu. Dusmanlarin uzerine saldirarak perisan etti. Atlarina at erisemiyor,zirhina ok islemiyordu.
Yakip Han, oglunun atilganliklarini, kahramanliklarini gorunce, onu korumak, onunla arkadaslik etmek uzere, Bakay adinda birisini ona katmisti.
Manas'in savastigi dusmanlari arasinda en kuvvetlisi Gökçe idi. Bununla olan maceralari destanca epeyce yer tutar. Destan Radlof'a gore 12452 misra olup, savas hengameleri sirasinda ask maceralari , eglenceler, dugunler, Samanizm'in etkisi altindaki inanclar, gelenekler, kahinlerin rolleri goze carpar.
Öksüz Kiz
Kisin soguk bir gununde, öksüz bri Türk kizi, su almaya gider. Vucudu yari ciplak, ayaklari soguktan siskin; karni ac, gozleri yasli bir haldedir.
Elinde bir bakrac vardir. Birden bir kasirga kopar. Ay ise gokteki sarayindan kasirgaya tutulmus olan, bu zavalli fakir kiza bakmaktadir. Ay, kizin haline acir. Kendi kendine der ki: (Mutlaka üvey annesi bu kiza zulum ediyor).
Öksüz kiz o sirada bir caliliktan gecmektedir, ay caliya isaret eder: (O kizi al, yanima gel). Ayin bu emri uzerine cali hemen bir at olur. Bir yandan aya giden gok yolu acilir, bir yandan da at haline gelen cali, uzerinde kiz oldugu halde yukselmeye devam eder. Aya vardiklarinda kiz elinde bakraciyla ayin yaninda durur.
Ay, bu öksüz kizi sever, ici urpermeye baslar. Sekilden sekile girmeye baslar. BUndan sonra ayin gokte sekilden sekile girisi de, bunun ve sevgisinin sonucudur.
Ilk geceler ay bir gumus yay gibidir. Öksüz kiz buyudukce ay da buyumektedir. Bazi zamanlarda bu kiz gokteki ayin sarayindan iceri girer, hali dokur. O zaman ay sevgilisini gormedigi icin uzulur, hilale doner. Bazen de kizin keyfi yerine gelir, cosar, neselenir. O zamn ayin yuzu guler, dolun halini alir.
Ayin keyfini kaciran guclu bir rakibi vardir. O da gokte bulunan beyaz ayidir. Bu ayi da Ösüz kizi sevmektedir. Bu sebeple ayi tutarak bogmak ister. Ama ne de olsa gucu yetmez. Yirmi bes gun ay bu ayiya ustun gelir, onu ezer. Ayi yalniz uc gun aya ustun gelir. Ay bundan korkar, saklanir, kimselere gorunmez.
Bu mucadele her ay boyle devam eder.
Cesteni Bey
Cesteni Bey (aslanlarin yuruyusu ile yuruyup) (Uçayan) sehriin arkasinda durarak ileri geri dolasti. Ondan sonra dort yol agzina gelerek bu yollarin arasidan sayisiz denecek kadar cok cinler gordu. Bu cinler insan etini yiyip kanini iciyor, barsaklarini vucutlarina dolandiriyorlardi. Yuzlerini korkunc hale getirip pek kuvvetli sesle haykiriyorlardi. Ellerinde de bayraklar vardi. Ates gibi kizil ve orgulu saclarini omuzlarina birakiyorlar, kapkara buyuk daglara benzeyen vucutlarini kaldirip zehirli yilan govdeleriyle yuruyorlardi.
Cesteni Bey bunlari gorunce yuregini pek tuttu, bir kaplan gibi hic korkup cekinmeden bu cinlerin arasina girdi. O zaman cinler Cesteni Bey'i gorup etrafina toplanarak: ( Hey, kimsin sen? Nasil oldu da kendi kendine bizim ustlu altli dag gibi dislerimize lokma olmaya geldin) dediler.
Cesteni Bey bu sozu isittigi halde yuregini pek tutup hic korkmadan cinlere soyle dedi:
(Hey cinler, cabuk soyleyin bana, benim sehrimdeki insanlari nasil olduruyorsunuz. SIzlere bu sehre girme iznini kim verdi? Benim su keskin kilicima bakin, bununla govedelrinizi keserek parca parca edip birakirim. Sehrimizde milletin basina gelen bunca felaket haberi dururken hala dayanilacak degildir.)
Cesteni Bey'in bu sozunu duduktan sonra, cinler ofkelenip karma karisik oldular. Öd koparip kendilerince bir turku soyleyerek yumruklarini siktilar. Kolkola girerek, dirseklerini tutuyor, ates renkli kizil saclarini arkalarina saliverip alev gibi bayraklariyla, gurz ve tokmaklari ellerinde, Cesteni Bey'i mizraklayip, vurmaya calisiyorlardi.
Birbirleriyle soyle soylestiler: (Daha ne bekliyorsunuz? Cabuk bunu mizraklayip keselim, vucudunu parcalayip oteki dunyaya gonderelim.)
Bunun uzerine Cesteni Bey var kuvvetiyle atlayarak (Urumki) adli cini tepesindeki saclarindan yukari cekip tuttu. Kilicini yukari kaldirip , basini kesmek uzere vurdu. Boylece cinler Cesteni Bey'in gucunu, kuvvetini ve sansini gorerek cok korkarak kactilar.
Ulu Toyun
Ulu Toyun, Ay Toyun'un kizi Günes'e asik olmus. Bir gun Ulu Toyun anasi Secen'e der ki: (Ay Toyun'un gogune cik. Bana onun kizi Günes'i iste. Ne kadar cok agirlik isterse hic esirgeme, kabul et.) Secen hemen goge cikti. Ay Toyun'un otagina gitti ve: (Oglum, kizinizi sevmis, onu ogluma verir misiniz) dedi. Ay Toyun: (Peki veririm, fakat iki nisan isterim: biri dalga; Göl incisi, oburu Serap; Çöl incisi) dedi.
Secen bu haberi ogluna getirdi. Ulu Toyun istenilen iki nisanin tedarikini kolay gordu. Yer ustunde, yeraltinda ne kadar cinler, periler, ruhlar varsa hepsini davet etti. Cumlesi geldiler. Ulu Toyun dedi ki:
(Ey kahramanlar! Icinizde benim istedigim iki armagani bana getirmeyi kim uzerine alacak? Bu iki armagani bulmak, getirmek cok kolaydir. Bunun biri dalga; Göl incisi, oburu serap; Çöl incisi) dir.
Gelenlerden bu teklifi kabul edecek kimse cikmadi. Ulu Toyun teklifi tekrar etti. Yine cevap veren olmadi. Ucuncu teklifinde kurt ile bir karga bu isi uzerine aldilar. Fakat kurt dalgayi tutabilmek icin uzun bacaklar istiyordu. Karga ise serabi gorebilmek icin keskin gozlere ihtiyac gosterdi. Ulu Toyun istediklerini onlara verdi ve:
(Haydi kahramanlarim, gidin bana dalga ile serabi getirin) dedi. Bu iki kahraman yola dustu. Aradilar, taradilar, cok calistilar, ne kurt dalgayi, ne de karga serabi ele gecirdi. Yuz yillaar gecti. Bir turlu bu iki armagan gelmedi. Ulu Toyun istenilen nisanlari veremedi, Günes hanimi alamadi.)
Geyik Avi
Hikaye bir ogretmenin, ogrencisine, canlilarin oldurulmesinin ne kadar gunah oldugunu anlatmasiyla baslar.
Ogrenci de ogretmeninden bu oldurme gunahi karsiliginda, tanri tarafindan verilen cezalara bir ornek gosterilmesini ister. Ogretmeni, Dantipala'nin hikayesini soyle anlatir:
Kral Dantipala adamlari ile ava cikarak bir cok geyikler avlar. Baska bir ormanda daha besyuz geyige rastlar. Aralarinda oburlerinden cok guzel, altin renkli bir geyik vardir ki, geyiklerin yol gosterici kralidir. Bu ise geyik suretinde olan Buddha'nin kendisidir. Avcilar besyuz geyigi kovalamaya koyulurlar. Onlari alti defa kusatirlar. Olum korkusu icinde cirpinan geyikler bu guzel geyigin yanina gelerek canlarini kurtarmasini rica ederler. Fedakar, iyiligi temsil eden fazilet sahibi, geyiklerin krali (Buddha), onlara yardimda bulunmak, gerekirse kendini feda etmek ister. Kral Dantipala'nin yanina giderek ondan besyuz maralin hayatini bagislamasin irica eder. Nasihat ederek, iyilik etmege tesvik eder. Canlilari oldurmenin ne kadar gunah oldugunu anlatmaya calisir. Fakat Dantipala bunlarin hicbirini dinlemeyerek gozleri kanla dolu olup hiddetlenerek keskin kilicini ceker. Kutsal geyigin boynunu kesip, basini yere firlattigi sirada, sag eli bileginden koparak kiliciyla beraber yere duser. Dantipala feryat etmeye baslayarak yaptigi kotuluge pisman olur. Ama is isten gecmistir. Yer yarilir, Avici cehenneminden alevler cikararak Dantipala'nin butun vucudunu sarar, onu cehenneme goturur. Aviciden cikan korkunc alevler Dantipala'yi sardiktan sonra yukselir, goge dayanir. Korkunc bir yanki duyulur. Yagiz yer deprenir. Dort tarafi ates almistir. Buyuk daglar yikilarak birbirinin uzerine gelir. Dantipala da bu alevler icinde kalir, umidi kesilir, dayanamayarak kendisinden gecer. Vucudu yanip kavrulur. Avici cehenneminin seytani agzini acip Dantipala'yi yutar.
Tepegöz ile Basat
Bir gun Oguz otururken, dusman baskisina ugradi, gece vakti oradan goctu. Beraberindeki (Uruz Koca) nin kucuk oglu yolda dusmustu. Hic farkinda olmadilar. Yollarina devam ettiler. Yolda kalan bu cocugu bir arslan alarak goturdu, besledi.
Gunlerden sonra, Oguz gene gelip yurduna yerlesti. O sirada Oguz Han'in atlarina bakan coban bir haber getirerek dedi ki: (Ormanda bir arslan kukruyor. Uzaktan gordum, salinarak yuruyusu insan gibi. Atlari yakalayip yatirarak kanlarini emiyor) dedi. Cobanin bu sozu uzerine Uruz da Oguz Han'a: (Hanim belki goctugumuz vakit yolda dusen benim oglumdur) dedi.
Beyler hemen atlarina bindiler. Aslanin yatak yerine geldiler. Uruz'un dedigi gibi bu, kendi oglu idi. Oglani tuttular. Uruz, oglani alip evine goturdu. Hep sevindiler. Ziyafetler oldu. Ama oglan yine durmadi. Aslanin yatagina gitti. Bir daha tutup getirdiler.
Bunun uzerine (Dede Korkut) geldi ve: (Oglum sen insansin, hayvanlarla dusup kalkma, gel iyi ata binmeyi ogren. Iyi yigitlerle beraber yasa. Buyuk kardesinin adi (Kayan Selcuk)tur. Senin adin da (Basat) olsun dedi. (Adini ben verdim. Yasini tanri versin) dedi.
Oguz bir gun yaylaya gitti. Uruz'un bir cobani vardi. Adina (Konur Koca Sari Coban) derlerdi. (Uzun pinar) diye un alan bir pinar vardi. O pinara periler konmustu. Ansizin koyunlar urktu. Coban da bunu kecilerden bilerek onlara kizdi. Ilerleyince gordu ki, peri kizlari kanat kanata vermisler, ucuyorlar. Coban kepenegini uzerlerine atti. Peri kizlarindan birini tuttu.
Zaman gecti. Oguz yine yaylaya gitti. Coban da pinara geldi. Yine koyunlar urktuler. Coban ilerledi, yerde bir yigin gordu. Bu yigin gittikce buyudu. Coban Korktu, birakti, kacti. Urken koyunlarin pesine dustu.
Meger o zaman Bayindir Han ile Beyleri gezmege cikmislardi. Bu pinarin yanina geldikleri zaman garip birseyin yattigini gorduler. Etrafini aldilar. Iclerinden bir yigit, ayagi ile bunu tekmeledi. Tekmeledikce yigi nbuyudu. Uruz Koca da merak etti, atindan inerek tekmeledi. Fakat mahmuzu dokununca bu yigin yirtildi, icinden bir oglan cikti. Bu oglanin govedsi adam govdesi gibiydi. Ancak tepesinde bir gozu vardi. Uruz bu oglani alarak etegine sardi ve Han'im, bunu bana verin, Oglum Basat ile beraber besleyelim) dedi. Bayindir Han da Senin olsun) dedi.
Uruz, Tepegoz'u aldi. Evine goturdu. Bir sut nine getirdiler. Kadin memesini Tepegoz'un agzina verdi. Oglan bir emdi, sut ninenin olanca sutunu aldi. Ikinci emisinde kanini aldi. Ucuncude de canini aldi. Birkac sut nine getirdiler. Hepsini boylece oldurdu. Baktilar ki olmayacak, sutle besleyelim) dediler. Gunde bir kazan sut yetmezdi. Beslendiler, buyudu. Gezmeye, oglan cocuklariyla oynamaya, oynarken de bunlardan birisinin burnunu, oburunun kulagini yemeye basladi.
Nihayet herkes onun yuzunden caresiz kaldi. Uruz'a sikayet ettiler, aglastilar. Uruz her ne kadar Tepegoz'u dovdu ise de bu hareketlerini onleyemedi. Nihayet evinden kovdu.
Bunun uzerine Tepegoz'un peri olan anasi gelerek oglunun parmagina bir yuzuk takti ve Oglum sana ok batmasin, vucudunu kilic kesmesin) dedi.
Tepegoz, Oguz ilinden kacti. Bir yuce da vardi. Orada yol kesti. Adam esir etti. Buyuk eskiya oldu. Uzerine bir kac adam gonderdiler. Onlar Tepegoz'e ok attilar, batmadi. Kilic vurdular, kesmedi. Hepsini yedi bitirdi. Oguz ilinden bile adam yemeye basladi. Oguz'lar toplandilar, uzerine yuruduler. Bunu goren Tepegoz kizdi. Bir agaci yerinden koparip atarak elli altmis kisiyi oldurdu.
Nihayet Basat bu Tepegoz'un uzerine gitti. Tepesindeki tek gozune sis saplayarak kor etti. Bundan sonra da kafasini kesti.
Butun Beyler sevinc icinde kaldilar.
Alpamis (Bamsi Beyrek)
Alpamis; Alpamsi, Alpmasa, Bamsi Beyrek ve Boyrek gibi Turk boylari arasinda cesitli soylenislerle gecmekte, uzerine kurulan hikaye de biraz degisik rivayetlerle anlatilmaktadir.
Bir anlatisa gore; Alpamis(Bay Boyrek) Oguz'un ogullarindan Ay Han'in ogludur.
Ay Han'in oglu olmazdi. Bunun icin de cok uzuntulu idi. Birgun yanina veziri (Balcik Han) geliyor. Ay Han'a seyahat tavsiye ediyor. Ikisi yola cikiyor. Bir yerde Hizir ile karsilasiyorlar. Hizir onlara iki elma vererek kayboluyor. Elmanin birisini Ay Han, digerini de karisi yiyor. Nihayet bir erkek cocuklari oluyor. Adina da Bay Boyrek diyorlar.
Bir anlatisa gore de; Bay Börü ile Bay Sari adindaki iki urk Beyinin cocuklari olmustu. Bunlar kirk gun Allah'a yalvariyorlar. Sonunda Bay Boru' nun, Hakem(Alpamis) adinda bir oglu, Bay Sari'nin da (Ay Barcin) adinda kizi oluyor. Ayni yasta olan bu cocuklari kucuk iken nisanladilar, henuz ucer yasinda iken okula verdiler. Alpamis yedi yasina gelince okuldan alindi. Ona beylik usulleri ile, beyler nasil hareket etmelidir, gibi isler ogretildi. Ok talimleri yaptirildi. Nihayet maceralar basladi:
Alpamis Kalmuk'larla savasa girdi. Bu sirada (Askara) adindaki dagin tepesini bir ok atarak ucurdu. Ama yolda bir ak otagda guzel bir kizla uyumakta iken Kalmuk'lar bastilar, Alpamis'i esir ettiler. Goturup bir zindana attliar. Obur taraftan Kalmuk Han'in kizi Alpamis'a asik olmustu. Onu kurtarmak yollarini aradi, bulundugu zindana uzun bir ip sarkitarak onu zindandan cikartti. Alpamis'in Çobar yahut Benliboz adinda bir ati vardi. O ati da hazir buldular. Alpamis atina bindi. Tekrar Kalmuk'lara hucum ederek onlari perisan etti. Bundan sonra memleketine donunce sevgilisi Aybarç'in'i kolelerinden birinin almak uzere oldugunu ogrendi. Dugun hazirliklarinin yapildigi sirada ve eglenceler devam ederken, Alpamis bir ozan kiyafetine girerek Aybarçin'in bulundugu cadira yaklasti. Elindeki sazi calarak cadira dogru siirler soylemeye basladi. Bu sirada cadirda Bademca adinda bir kadin vardi. Biraz kekeme idi. O da Alpamis'e siirle cevap verdi. Alpamis tekrar soyledi. Sonunda gelinin bulundugu cadira alindi. Orada eglenceler, oyunlar devam ederken, bir kosede yaslar icinde bulunan gelin Alpamis'i tanidi. Bundan sonra ikisi de birbirine atildi. Herkes sasirdi. Alpamis da sevgilisni alarak babasinin yanina gitti, onu nyerine gecti.
Oguz Kaan
Oguz dogdugu zaman yuzu mavi, agzi ates gibi kirmizi, gozu ve saci, kaslari siyahti. Annesinin memesinden ilk sutu emdikten sonra bir daha emmedi. Lakirdi etmeye basladi. Yiyecek istedi. Kirk gunde buyudu. Dolasip oynuyordu. Oguz'un ayaklari okuze vucudu kurda, gogsu ayiya benzerdi. Bogurleri killi idi. At surusu guder, beygire binerek avlanirdi.
Gunler, geceler gecti. Delikanli oldu. O sirada bu memlekette buyuk bir orman vardi. Icinden dereler, irmaklar akardi. Hayvanlar, kuslar coktu. Bu ormanda (Kiyant) adinda bir buyuk canavar bulunuyordu. Beygirleri parcalayarak yer, insanlari yutardi. Oguz bunu oldurmeye karar verdi. Birgun mizrak, ok, yay, kilic ve kalkan ile beygire atlayarak gitti. Bir geyik yakaladi. Bu geyigi bir av kirbaci ile agaca baglayarak cekildi. Gitti, sabah oldu. Gun dogarken oraya geldi. Lakin canavar onu yemisti. Bunun uzerine bir ayi yakaladi. Altin islemeli kemeriyle bir agaca baglayarak gitti. Sabah oldu. Gun dogarken oraya geldi. Lakin canavar onu da almisti. Bu defa Oguz agacin arkasina saklandi. Canvar tekrar gelince basi ile Oguz'un kalkanina carpti. Oguz mizragi ile canavarin kafasina vurarak oldurdu. Kilicla da kafasini kesti. Gitti. Tekrar geldigi zaman bir akbabanin, onun barsaklarini yemek icin geldigini gordu. Onu da oldurdu.
Bir gun Oguz tanriya ibadet ediyordu. Birde bire ortalik karardi:
Gokten mavi bir isik dustu. Bu isik gunesten , aydan dah parlakti. Bu isigin ortasinda tek basina bir kiz oturuyordu. Cok guzeldi. Basinda kutup yildizi gibi yanan parlak bir isaret vardi. O kadar guzeldi ki gulunce mavi gok de guluyor, aglayinca mavi gok de agliyordu. Oguz onu gorunce akli basindan gitti. Sevdi, aldi. Gunler, geceler gecti. Bundan uc cocugu oldu. Bunlara; Gün, Ay, Yildiz adlarini verdiler.
Oguz yine birgun ava gitmisti. Uzaktan bir golun ortasinda bir agac ve agacin dibinde yalniz bir kiz gordu. O kadar guzeldi ki, gorenler bayilirdi. Oguz onugorunce akli basinda gitti. Sevdi, aldi. Gunler, geceler gecti. Oguz'un bu kadindan da uc oglu oldu. Gök, Dag, Deniz adini verdiler.
Oguz bir gun avda iken babasi Kara Han'a oglunun baska bir din tuttugunu haber verdiler. Kara Han beyleri toplandi. Oglunun halini anlatti. Oguz'u yola getirmek icin etrafa haberler saldi. Karisi gizlice Oguz'a haber yollayarak babasinin kararini bildirdi. Oguz da etrafa boylara: (Babam asker toplayarak beni oldurmeye geliyormus. Beni isteyenler bana, babami isteyenler de ona gitsin) yolunda haber gonderdi. Kara Han'in kardeslerinin ogullari, boylari ile beraber Oguz tarafina gectiler. Baba ile evlat askerleri savasia tutustu. Oguz'un tarafi ustun geldi. Bu ustunluk uzerine Oguz butun Tekinleri, boylari davet ederek solen yapti. Solenden sonra tekinlere ve orada bulunanlara emretti, dedi ki Bana uyanlara hediyeler verip dost bilecegim, uymayanlari dusman bilecegim) dedi. Bir kisim halk Oguz'un dinini kabul etmeyerek, yurtlarini birakip doguya, tatarlarin ulkesine gitti. Oguz bunlairn arkasindan giderek Tatar'in yurduna girdi. Tatar'lari yendi, mallarini aldi. O vakitler sag tarafta (Altin Kaan) vardi. Oguz'a hediyeler, altinlar, gumusler, akik ve zumrutler gonderdi. Solda (Urum Kaan) vardi. Bu kaanin cok ordulari ve sehirleri vardi. Urum Kaan Oguz'un emirlerini dinlemedi. O vakit Oguz ordusunu hazirladi. Sancagini cekip atina bindi. Kirk gun sonra (Buz Dag) eteklerine geldi.
Bir sabah Oguz'un yurduna gun isigina benzer bir isik girdi: Icinden boz tuylu, boz yeleli erkekr bir kurt gorundu, Oguz'a yol gostermek istedigini soyledi. Ondan sonra kurdun arkasi sira gittiler. Kurt (Idil Moran) kenarinda durdu. Oguz'un askeri de durdu. Orada savasa giristiler. Nehrin suyu kan damari gibi kipkirmizi oldu. Urum Kaan kacti. Memleketi, hazinesi ve halki Oguz'a kaldi. Urum Kaan'in, Uruz Bey adli bir kardesi vardi. Uruz Bey ogluna dag tepesinde (Tarang Moran) arasinda mustahkem bir sehir ismarlamisti. Oguz o sehre dogru yurudu. Uruz Bey oglu, Oguz'a haber gonderdi.: (Bizim saadetimiz senin saadetindir. Tanri bu topragi sana bagislamis, ben sana basimi verir, saadetimi feda ederim) dedi.Bundan sonra adi (Saklap) oldu.
Oguz ordusu ile Idil'i gecti. Orada buyuk bir hakan yaiyordu. Oguz onun da ardina dustu. (Idil suyundan akacagim) dedi. Orada (Ulu ordu Usyuteng) isminde bir tekinin yeri vardi. Burasi cok agaclik bir memleket oldugundan, onlardan kesti. Agaclarin uzerine binerek nehri gecti. Oguz gulerek dedi ki Sen de benim gibi bir hakan ol, sana kipçak densin) dedi. Tekrar yoluna devam etti. Bu arada boz tuylu, boz yeleli kurt tekrar gorundu: (Ordu ile yuruyerek Tekin'leri, halki buraya getir. En onde size yol gosterecegim) dedi. Yuruduler, (It Barak) in ordusuyla karsilastilar.
(It Barak) savasta olduruldu. Ordusu bozuldu. Yurdu, mali ve halki Oguz'a gecti. Oguz Han bir aygira bindi. Onu pek seviyordu. Fakat at colde gozden kayboldu. Burada yuksek bir dag vardi. Tepesi karli oldugundan (Buz Dagi) derlerdi. Oguz atinin kacmasina cok kederlendi. Orduda kahraman bir Tekin vardi. Bu yuksek daha tirmandi. Dokuz gun sonra Oguz'a atini getirip verdi. Her tarafi karla bembeyaz oldugundan Oguz ona bircok hediyelerle beraber (Karluk) adini verdi , bir cok tekinlerin uzerine han yapti.
Tekrar yola duzulduler. Yolda bir buyuk ev gordu. Dami altindan, pencereleri halis gumusten ve demirdendi. Kapinin anahtari yoktu. Orduda (Tumur Dokagal) adinda akilli bir adam vardi. Oguz ona: (Burada kal, ac, sonra orduya gel) dedi ve (Kalaç) adini verdi.
Tekrar yola dizildiler. Yine bir gun boz tuylu, boz yeleli kurt birden gorundu. Ordu da ona uydu. Bulunduklari yer ekili bir ova idi. (Çuçit) derlerdi. Burada insan coktu. Bunlarin cok da atlari, inekleri, altinlari, gumusleri, elmaslari vardi. Bunlar Oguz'a karsi ciktilar. Ok ve kilicla siddetli bir cenk oldu. Oguz ustun geldi. Curcit Han'in basini kesti. Burada da cok mallar ele gecti. Fakat Oguz'un ordusunda yuk hayvanlari pek azdi. Orduda(Parmakli çözüm Bilik) adinda akilli bir adam vardi. Hemen bir kagni yapti. Mallariona doldurdu. Hayvanlari da buna kostu. Herkes onu gibi arabalar yaparak esyasini yuklemeye basladi. Oguz Han bunu da gorerek guldu. Ona (Kankli) adin iverdi.
Tekrar yuruduler. Boz tuylu, boz yelei kurt onde idi. (Tangut) ve (Sakim) memlektine gittiler. Bircok cenklerden sonra Oguz orayi da aldi. Gayet gizli bir kosede cok zengin ve cok sicak bir memleket vardi. Adina (Baçak) derlerdi. Burada bir cok vahsi hayvanlar, av kuslari yasardi. Ahalisinin yuzu siyahti. Hakani (Mazar) adli biri idi. Oguz onu da yendi, kacirdi, memleketini aldi. Oradan atina binerek yurduna dondu.
Oguz Han'in yaninda ak sakalli, pek akilli, ihtiyar bir (Irkil Ata) vardi. Buna (Ulug Turk) de derlerdi. (Irkil Ata) bir gece ruyasinda altin bir yay ve uc gumus ok gordu. Bu altin yay dogudan batiya uzaniyor, bu uc gumus ok da gece tarafina ucuyordu.
Uyaninca bunlari Oguz'a bildirdi ve bir nasihat etti. Oguz onu nnasihatini dinledi. Ertesi sabah ogullarini cagirdi. Dedi ki: (Ihtiyarladi. Benim icin artik Hakan'lik kalmadi. Gun, Ay, Yildiz siz gunesin dogdugu tarafa, Gok, Dag, Deniz siz de gece tarafina gidiniz.)
Ogullari bu emri yaptilar. Gun, Ay, Yildiz bir cok hayvanlar, kuslar vurduktan sonra bir altin yay buldular, babalarina getirdiler.
Oguz yayi uce ayirdi. Parcalarini yine onlara vererek: (Yay sizi nolsun. Yay gibi oku goge firlatiniz. Adiniz (Bozok) olsun) dedi. Kucuk kardesleri de bir cok hayvanlar, kuslar vurduktan sonra, colde bir gumus ok buldular, babalarina getirdiler. Oguz oku uce boldu. Yine onlara vererek: (Ok sizinolsun. Yay oku atar, siz de ok gibisiniz. Adiniz (Ücok)olsun) dedi.
Bunun uzerine buyuk kurultay toplandi. Herkesi cagirdi. 900 at, 9000 koyun kestirdi. 90 havuz kimiz hazirlatti. Solen verdi. Kendisi icin direkleri altin kapli, uzerleri zumrut, yakut, firuze, inci ile altin islemeli otagini kurdurdu. Halki yedirip, icirdi. Otagin sagina kirk kulac uzunlugunda bir sirik diktirdi. Tepesine bir altin tavuk , tavugun ayagina beyaz bir koyun baglatti. Sol tarafina da kirk kulac uzunlugunda bir sirik diktirdi. Tepesine bir gumus tavuk, tavugun ayagina bir siyah koyun baglatti. Sag tarafta (Bozok)lar, sol tarafta (Ücok)lat oturuyordu. Boylece kirk gun kirk gece gecerek eglendiler. Bundan sonra Oguz yurdunu evlatlarina verdi. Onlara: (Evlatlarim! Çok yasadim, cok cenk ettim. Çok ok attim, cok aygirlara bindim. Dusmanlari aglattim, dostlari guldurdum. Tanriya her seyi feda ettim. Size de yurdumu veriyorum..) dedi.
Alangova(Alan-hoa)
Bortecine soyundan Minekli'nin oglu Yildiz Han'in iki cocugu olmus, bunlar kendisinden once olmus. Buyuk oglu(Dubun) adinda bir erkek, ikincisi de (Alangova) adinda bir kiz birakmis.
Yildiz Han bunlari evlendirmis, (Bilgutay), (Bekcitay) adinda iki erkek cocuklari olmus. Cok gecmeden Alangova'nin kocasi olmus, dul kalmis, kendisini Han'lar istemis ise de varmamis.
Alangova'nin gebe kalisi:
Alangova bir gece sarayinda yatarken, seher vakti uyanip bacadan odaya nurlu bir golgenin indigini, bu golgeden beyaz yuzlu, sehla gozlu bir adamin ciktigini gordu. Yaninda yatan kadinlari uyandirmak ici haykirmak istedi, fakat dili tutuldugundan bir turlu sesi cikmadi. Kalkmaya calisti, elinin ayaginin kuvveti kesilmis oldugundan kiprdanamadi. Akli yerinde oldugu icin herseyi goruyor, biliyordu.
Adam yavas yavas yataga girdi. Sonra yine bacadan cikti, gitti. Alangova: (Bunu soylesem kimse inanmaz.) diye olani biteni gizli tuttu. Adam bes alti gecede bir gelmeye basladi. Alangova ilk geceden gebe kalmisti. Dort bes ay gecince is anlasildi. Kardesleri gebeliginin nedenini sordular. O da ne olmussa anlatti ve: (Bana es lazim olsa bir kocaya varirim. Her ne kadar kadin isem de, bir coklari beni padisah edinmek icin istemisti. Kendimi bunca ilimi, iki oglumu halk icinde rusva edecek bir hali asla caiz gormem. Birkac gece evimin etrafinda saklanirsaniz tanri beni mahcup birakmaz) dedi.
Herkes Alangova'nin sozune inandi. Uc kisi evin etrafinda nobet beklediler.
Birkac gun sonra gokten seher vakti nurlu bir seyin indigini, Alangova'nin bacasindan iceri girdigini, bir zaman sonra ciktigini gorduler. Boylece Alangova'nin sozunun dogruluguna inandilar.
Illuankas
Eti ve Hitit efsanlerinden olan Illuankas M.Ö 1500 yilinda tertiplenmistir:
Gunes tanricasi Arinna ile firtina tanrisinin, Mezulla ve Zintuhi adinda torunlari vardir. Guzellik ve hava tanricasi Inuras bunlarin cocuklaridir.
Illuankas adindaki buyuk yilan ile firtina tanrisi arasinda Kiskilussa sehrinde korkunc mucadeleler olmus, sonunda firtina tanrisi kaybetmistir.
Inuras sevilen, sayilan bir tanrica idi. Gokte alti kir atin cektigi arabasiyla gezerdi.
Birgun Inuras; Hatusas sehrine geldi. Oradan Zigoratta sehrine gecti. Orada Hupasiyas(Hupanisa) adinda bir genc gordu, onunla aralarinda dostluk basladi.
Inuras Illuankas'i oldurerek firtina tanrisinin intikamini almak istedi. Gence bu arzusunu anlatti, ondan yardim istedi. Genc de Inuras kendisin sevdigi takdirde ona yardim edecegini soyledi. Nihayet iki taraf karsilikli teklifleri kabul ettiler.
Hupasiyas'in tertibi ile tanri Inuras(Inar) bir ziyafet hazirladi. Illuankas'i bu ziyafete cagirdilar. Buna sevinen Illuankas cocuklarini da alarak ziyafete geldi. Illuankas ile cocuklari o kadar yediler ki dondukleri zaman cok sistikleri icin yuvalarinin bulundugu delikten sigmadilar. Yari icerde yari disarda kaldilar. Bunu goren Hupasiyas. Illuankas ile cocuklarini kuyruklarindan birbirine bagladi.
Oraya Inuras ta gelmisti. Illuankas kurtarilmasi icin ona cok yalvardi. Inuras aldirmadi. Gok tanrisi Yantanus'u da oraya cagirdi. Yantanus ta geldi, elindeki kargi ile yilanlari oldurdu. Inuras ta buyukbabasinin intikamini almis oldu.
Telepinu
Telepinu, buyuk firtina tanrisinin ogludur. Bolluk ve bitki tanrisidir. Telepinu kayboldugu zaman ocakta atesler sondu. Tapinaklarda tanrilar bunaldi. Agillarda koyunlar boguldu, Ahirlarda sigirlar oldu. Koyun kuzusunu, inek danasini birakti.
Telepinu kayboldugu zaman, tarladan ekinleri beraber goturdu. Artik arpa, bugday bitmez oldu. Koyunlar, sigirlar ve insanlar ciftlesmez, gebeler dogrumaz oldular. Agaclar kurudu, filizler curudu, kaynaklar kesildi.
Ulkeyi kitlik burudu. Insanlar, tanrilar acliktan kivrandilar. Buyuk gunes tanrisi bir ziyafet hazirladi. Bin tanriyi cagirdi. Yedilerse de doymadilar, ictilerse de kanmadilar.
Bunun uzerine firtina tanrisi oglu Telepinu'yu arastirdi. Telepinu ise kizarak kacmis, butun iyi seyleri beraberinde goturmustu.
Buyuk tanrilar, kucuk tanrilar Telepinu'yu aramaya ciktilar. Gunes tanri kartali oncu gonderdi ve (Git yuksek daglari, dereleri, yamaclari arastir)dedi. Kartal gitti. Telepinu'yu bulamadi. geri dondu. Gunes tanriya: (Kudretli tanri! Telepinu'yu bulamadim) dedi.
Firtina tanrisi, bas tanricaya: (Ne yapalim? Acliktan olecegiz) dedi. Gunes tanricasi, firtina tanrisina: (Ne istersen yap, Telepinu'yu aramaya kendin git) dedi.
Firtina tanrisi Telepinu'yu aramaya gitti. Onun sehrindeki evinin kapisini caldi. Fakat o evde degildi. Kapi acilmadi. Kendi evine donerek tahtina oturdu.
Tanrica kartali bir daha gonderdi. Ona: (Git Telepinu'yu ara!) dedi. Firtina tanrisi, tanricaya: (Buyuk tanrilar, kucuk tanrilar onu aradilar, fakat bulamadilar. Bu kartal mi onu bulacak? Bunu gozu keskinse onlarin gozleri de keskindir) dedi.
Tanrica yine kartali gonderdi: (Git yuce daglari ara, tara!)dedi. Kartal uctu, yuce daglari arastirdi, bulamadi. Su haberi getirdi: (Ben onu bulamiyorum).
Tanrica bu defa Ari'yi gonderdi: (Git Telepinu'yu sen ara! Bulursan onun ellerini, ayaklarini sok! Onu al getir. Mum al, onu yika, temizle ve bana getir) dedi.
Firtina tanrisi tanricaya dedi ki: ( Buyuk tanrilar, kucuk tanrilar onu aradilar, fakat bulamadilar. Bu ari mi onu bulacak?)
Tanrica firtina tanrisina dedi ki: (Sen ariyi birak. O gidip onu bulacak).
Ari oradan uctu. Aramaya basladi. Her tarafi dolasti. Irmaklari, kaynaklari arastirdi. Sonunda Telepinu'yu uyurken buldu. Telepinu acele evine geldi. O zaman ocaklara ates geldi, agillara koyun, ahirlara sigir doldu. Ana cocugunu, koyun kuzusunu ve inek danasini dogurdu.
Hakan Su
Zulkarneyn Semerkant'i gecip de Turk ulkesine yoneldigi siralarda, Saka Turkleri'nin Su adindaki Buyuk hakanina yaklasiyordu. Balasagun yakinindaki Su kalesini bu yaptirmisti. Hergun Balasagun'daki sarayinin onunde ucyuzaltmis nobet davulu vurulurdu. Hakan Su'ya Zulkarneyn'in yaklastigi haberi verilmis ve: (Emriniz nedir, savas mi edelim, ne buyurursunuz?) denilmisti. Halbuki Hakan Hocant irmaginin kenarina karakol kurmak, Zulkarneyn'in gececegini haber vermek icin kirk Tarhan'i gozcu gondermisti. Bunlar kimseye gorunmeden gitmisti. Su endise etmiyordu. Onun gumusten bir havuzu vardi. Sefere cikildiginda birlikte tasinir, icine su doldurulurdu. Sonra kazlar, ordekler yuzdurulurdu. Kendisine: (Ne buyurursunuz, savasa girelim mi? )denildigi zaman cevap olarak: (Su kazlara, ordeklere bakiniz, nasil suya daliyorlar) dermis. Bunun uzerine orada bulunanlar Su'nun savas icin hazir olmadigi zannina dusmusler. Zulkarneyn Hocant suyunu gecince, oradaki gozculer hemen Su'ya haber ulastirdilar. Hakan Su hemen davullari caldirarak doguya dogru yurudu. Halk gitmek icin hazirlik gormeden hakanlarinin boyle savusup gitmesinden umitsizlige dustu. Bir urkuntu, bir karisiklik oldu. Binek bulabilenler hayvanlarin sirtina atlayarak Hakanin arkasindan kostular. Sabah olunca ordu yeri duz bir ova halini aldi. O siralarda Taraz, Ispicap, Balasagun ve bunun gibi yerler yapilmamisti. Ora halki gocebeydi. Hakan ordusuyla gittikten sonra, oradaki halk coluk cocuklariyla yirmi iki kisi kalmis, geceleyin hayvanlarini bulamamisti. Bu yirmi iki kisi yaya olarak cekip gitmek, yahut orada kalmak uzere konusurlarken iki kisi cika geldi. Bunlar agirliklarini sirtlarina yuklemisler, yanlarina coluk cocuklarini almislardi. Ordunun izine duserek gidiyorlardi. Yorulmuslar, terlemislerdi. Bu yirmi iki kisi, yeni gelen iki kisi ile konustular, ikiler dediler ki: (Zulkarneyn denilen adam bir yolcusur, bir yerde durmaz. Buradan da gecer gider. Biz de kendi yerlerimizde kaliriz.) Yirmiikiler onlara: (Kal ac) dediler. Zulkarneyn gelip bunlari sacli, uzerlerinde Turk belgeleri bulundugunu gorunce, onlara: (Türk Manend) demis (Türk'e benzer). Hakan Su, Cin'e kadar gitmis. Zulkarneyn arkasina dusmus. Su Zulkarneyn'e bir boluk asker Zulkarneyn de ona bir boluk asker gondererek (Altun Kan) denilen bir dagda carpismislar. Ama Zulkarneyn Hakan ile barismis, Ugur sehirleirni yapmislar. Bir sure orada oturduktan sonra Zulkarneyn cekilip gitmis, Hakan Su da Balasagun'a kadar ilerlemis. Kendi adini vererek Su sehrini yaptirmis. Oraya bir tilsim koymus. Bugun oraya kadar leylekler gelir, oradan ileri gecemezler. Tilsim bu gune dek bozulmamistir. (Divan-i Lugat it Turk/ Tercume cilt: III)
 |
 |
|
19
|
Vivivan |
556 |
17.04.2009 - 12:40:13 Son İleti: psychax |
* * * Bilinen Dünyanın ilk fotoğrafını görüyorsunuz. Le Gras'ın pencersinden görünüş isimli bu fotoğraf 1826 da çekilmiş. Fransız fotoğrafçı Joseph Nicéphore bu fotoğrafını basım işlemine 'heliography' adını vermiş. Bu fotoğrafın basılması tam 8 saat sürmüş.
Dünyanın İlk Negatif Kullanılmadan Basılan Fotoğrafı...

Negatif kullanmadan derken direkt pozitif baskı olarak yapılmış. Buna* daguerreotype deniyor.

Bu teknik Fransız kimyacı Louis Daguerre tarafından bulunmuş. 1837 de yapılmış.1839 da Fransız hükümeti patentini almış.

1939'da Alman Kimyacı Robert Cornelius Philadelphia'da aile mağazasında kendi fotoğrafını çekmiş. Dünyanın ilk insan fotoğrafını çekerek tarihte yerini almış

Catherine Draper'e ait. Amerikada 1839 da çekilmiş ilk kadın fotoğrafı.,
Fransız Louis Daguerre1839 da Amerika'da bulunmuş.Kimya profesörü John W. Draper, kendi kamerasını yapmış ve ilk insan portresini çekmiş. Kızkardeşi Dorothy Catherine Draper de çekilmiş ilk bayan portresi olarak tarihe geçmiş.
Dünya'nın İlk Fotomontajı...

1858 de Henry Peach Robinson dünyanın ilk fotomontajını yapmış. Birçok negatifi birleştirerek tek bir fotoğraf yaratmış.
Robinson'un ilk ve en meşhur fotoğrafı beş negatiften oluşuyor. Tüberkülozdan ölen bir kızın etrafında bu komposizyonu oluşturmuş. Fotoğrafın ismi "Fading Away"
Dünyanın En Eski Hava Fotoğrafı...

İlk Hareketli Objelerin Fotoğrafı...

1872 de İngiltere doğumlu fotoğrafçı Eadweard Muybridge, bir at yarışında atın dört ayağınında yerde olmadığı anı fotoğraflamayı başarmış. Oniki kamerayla bir seri fotoğraf çekerek bir at yarışını adım adım fotoğraflamış. Bunları birleştirerek ilk hareketli görüntüleri oluşturmaya başlamış. Aslında bir anlamda günümüz at yarışı fotofiniş ininde babası olmuş.
Eadweard Muybridge
Dünyanın İlk Renkli Fotoğrafı...

Ducos du Hauron tarafından 1872 de çekilmiş.Fotoğrafta Güney Fransa'dan bir görünüş bulunmakta.
1880 lerde Fransız bilimadamı I Étienne-Jules Marey kuşların nasıl uçtuğunu öğrenmek istedi.Bir saniyede 12 fotoğraf çekecek bir fotoğraf tabancasıyla aşağıdaki fotoğrafı çekti.

Mammoth Kamera (Dünyanın En Büyük Kamerası)...

1900 lerde George R. Lawrence Dünyanın en büyük kamerasını yaptı. 5000 USD harcadı ve kamerayı 15 kişi taşıyabiliyordu. Bu makinayla dünyanın en büyük fotoğrafı çekildi.
Dünyanın En Pahalı Fotoğrafı...

Şu an Dünyanın en pahalı fotoğrafına bakıyorsunuz. Edward Steichen'ın olan bu fotoğraf 1904 de çekilmiş. 2006 yılında 2.9 milyon USD a satılmış. Şu tarih denen şey nelere kadir.
 |
 |
|
2
|
Live |
464 |
01.12.2007 - 04:08:46 Son İleti: crash |
| Forum Başlıkları |
 |
|
|
1
|
a10ur |
110 |
16.06.2010 - 21:49:10 Son İleti: =Algos= |
Üniversite Hayalini Paylaş, Ödülleri Kazan !
Universitede1gun.com Üniversite Hayallerinizi yazacağınız bir yazı veya çekeceğiniz bir video ile bizimle paylaşabileceğiniz bir platformdur. Facebook hesabınla www.universitede1gun.com a üye ol, hayallerini yaz ya da videonu çek, arkadaşlarınla paylaş, en çok oyu alan üyelerden biri ol, hediyeleri sen kazan !
Yapman gereken tek şey www.universitede1gun.com a üye olup, hayallerini bizimle paylaşmak ! Ayrıntılı bilgi için yine www.universitede1gun.com u ziyaret edebilirsin !
Sınavsız, stressiz Üniversite Hayalini kur, hediyeleri kap !
Ödüller;
Üniversitede bir derse katılmak
Yabancı dil workshop`larına katılmak (İngilizce, Almanca, Çince, Arapça, Rusça)
Çalışan öğrencilerle sportif turnuvalara katılmak
Kampüs etkinlikleri; yüzme, tenis, sinema vb.
İstanbul gezisi
Yurtta konaklama
Ücretsiz ulaşım
iPod Shuffle

 |
|
|
1
|
mka |
143 |
12.04.2010 - 20:40:02 Son İleti: spect_acular |
Araştırmacı-Yazar Oktan Keleş, yaptığı açıklamada, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde İngiltere’nin Osmanlı topraklarında kültürel ve sportif faaliyetleri bahane ederek istihbarat çalışması yaptığını, dönemin padişahı 2. Abdülhamit’in de buna karşılık aynı yöntemle istihbarat çalışmaları için İngiltere’de Portsmouth Kulübü’nü kurdurduğunu ileri sürdü.
Portsmouth Kulübü’nün bu yönünün bugüne kadar deşifre olmadığını belirten Keleş, "Portsmouth Kulübü’nden Osmanlı Devleti yeteri kadar faydalanmıştır. İngiltere bu ilişkiyi asla çözememiştir. Biz açıklayana kadar da fark etmemiştir. Burada istihbarat sadece adı anılan kulüp ile sınırlı değil, özellikle transferlerde de istihbarat çalışmaları devam etmiştir. Bir futbolcu gittiği takımda da istihbarat çalışmalarını sürdürmüştür. O yüzden Portsmouth, işin görünen yüzüdür" diye konuştu.
Keleş, böyle bir girişim için neden Londra’nın değil de Portsmouth kentinin tercih edildiğiyle ilgili olarak da, "Londra göz önünde bir şehirdi. Merkez olduğu için Londra seçilmedi. Gözlerden uzak bir yer seçildi. Portsmouth’un seçilmesinin diğer bir nedeni de, bu şehirde İrlandalılar’ın aktif olmasıdır. İrlandalılar’ın bu şehirde önemli yer tutması da bu konuda etkili olmuştur" ifadelerini kullandı.
Osmanlı Devleti’nin aynı dönemde eğitim amacıyla Portsmouth kentine gönderdiği donanma gemisinin de bu olayla bağlantısının olduğunu ileri süren Keleş, dönemin en etkili ulaşım araçlarının gemiler olduğunun altını çizdi.
"AY-YILDIZLA İLGİLİ 1. RICHARD OLAYI TAMAMEN UYDURMA"
Oktan Keleş, Portsmouth’un resmi sitesinde yer alan kulübün amblemindeki ay-yıldızın 1189-1199 yılları arasında İngiltere’yi yöneten Kral 1. Richard’a ait olduğuyla ilgili iddiaların ise "tamamen uydurma" olduğunu savundu.
Keleş, 3. Haçlı Seferi sırasında, 1191’de Bizans İmparatorluğu yönetimindeki Kıbrıs adasını alan İngiltere Kralı 1. Richard’ın burada gördüğü 1 ay ve 8 yıldızdan oluşan amblemi beğenerek Portsmouth kentinin de amblemini ay-yıldızlı hale getirdiği yönündeki bilgilerle ilgili olarak şunları kaydetti: "Kral 1. Richard’ın olayı tamamıyla uydurmadır. Sultan Abdülhamit Han’ın türbesine gidin, türbesinin duvarlarında taş kabartmalardan yapılmış o şeklin aynısını göreceksiniz. Kaldı ki, Sultan’ın örnek olarak verdiği materyallerin resimlerini de biz daha önce yayınladık. Kral 1. Richard olayı yalan olduğu gibi Kraliçe Victoria’nın Osmanlı Devlet Arması’nı yaptırdığı da yalandır. Bu yalan serinin devamı Robin Hood’tur. Böyle bir kişi yaşamamıştır. Tamamen hayal ürünüdür. Böyle bir kahraman yoktur."
Osmanlı Devleti’nin en güçsüz dönemlerinde bile rakiplerinin en gizli yapılarına sızmayı başardığını ifade eden Keleş, bunun Türk milletinin teşkilatçı bir yapıya sahip olmasından kaynaklandığını ve en güzel örneklerinden birinin Portsmouth Kulübü olduğunu kaydetti.
ADADAKİ DİĞER AY-YILDIZLI TAKIM: DROGHEDA UNITED
İrlanda Premier Ligi’nde mücadele eden Drogheda United takımının ambleminde de ay-yıldız yer alıyor.
Bir süre önce Türkiye’ye resmi ziyaret gerçekleştiren İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese, 1847 yılında 1 milyon İrlandalı’nın hayatını kaybettiği Büyük Açlık döneminde Osmanlı Devleti’nin içi gıda dolu üç gemisini Drogheda limanına gönderdiğini hatırlatarak, "İrlanda halkı bu eşine az rastlanır bonkörlük girişimini asla unutmadı ve bunun sonucunda sizin bayrağınızdaki semboller, bu güzel yıldız ve hilali bölgenin sembolü haline getirdiler. Hatta futbol takımının formalarının üzerinde de bu güzel Türk sembollerini görüyoruz" demişti.
 |
 |
|
25
|
okcubaba |
3,624 |
09.04.2010 - 21:34:56 Son İleti: fatih_51 |
İlk önce bozuk bi şarj adaptörünü anfinin devresinde güç kaynağı
olarak kullanılmak üzere çalışır hale getiriyoruz.

Yine bozuk olan bir vcd'nin mic in girişlerini işimize yarayacak şekilde pcb sinden kırıyoruz


sonra yine bozuk vcd nin içindeki anfi olarak kullanacağımız kısmın yanan drençlerini yine içerisinde bulunan
aynı isimli drençlerle değiştirerek çalışır hale getiriyoruz

Sonra bulduğumuz boş bi kutuyu ve 5 w hoperlörlerimizi yerleştiriyoruz

Sonra açma-kapama düğmesi ve led li hali

İşte bukadar taşıması kolay bir anfi

 |
|
|
0
|
mka |
125 |
29.03.2010 - 12:39:15 Son İleti: mka |
Cumhurbaşkanı, İrlanda'nın Drogheda takımının ay-yıldızlı amblemini de anlattı
İrlanda Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’ye ziyareti, iki asırlık bir vefa duygusunu da hatırlattı. Cumhurbaşkanı McAleese, büyük açlık sırasında İrlanda’ya 5 gemi gıda yollayan Sultan Abdülmecid’e duydukları şükranı, ülkenin en büyük futbol takımlarından Drogheda’nın formasında taşıdığı ay-yıldızla gösterdiklerini söyledi
İrlanda’dan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ilk ziyaret, dün gerçekleşti. Abdullah Gül’ün konuğu olarak dün Ankara’ya gelen İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese, Çankaya Köşkü’nde resmi törenle karşılandı. İki cumhurbaşkanının yaptığı ortak basın toplantısı, iki ülkenin kökleri geçmişe dayanan güçlü ilişkilerini de tekrar gözler önüne serdi. Konuk Cumhurbaşkanı McAleese, aramızdaki güçlü bağa örnek olarak İrlanda’nın ay-yıldızlı takımı Drogheda’yı örnek gösterdi:
’Eşine az rastlanır bonkörlük’
“Bir milyon İrlandalının hayatını kaybettiği Büyük Açlık döneminde Türk halkının bize nasıl yardım ettiğini çok iyi hatırlıyoruz. Dönemin Osmanlı padişahı, 1847 yılında içi gıda dolu 5 gemisini Drogheda’daki kuzey limanlarımıza ulaştırmıştı. İrlanda halkı bu eşine az rastlanır bonkörlük girişimini asla unutmadı ve bunun sonucunda sizin bayrağınızdaki semboller, bu güzel yıldız ve hilali bölgenin sembolü haline getirdiler. Hatta futbol takımının formalarının üzerinde de bu güzel Türk sembollerini görüyoruz. Önümüzdeki Cumartesi günü eğer Drogheda’yı ziyaret edecek olursanız Türk milli takımının sahada futbol oynadığını düşünebilirsiniz.”
2007’de İrlanda şampiyonu oldu
Drogheda United futbol takımı 1975 yılında kuruldu. İrlanda Birinci Ligi’nde mücadele eden takımın oyuncularına “Türkler” deniyor. Özellikle 2005 yılından bu yana form grafiği giderek yükselen takım 2007 yılında ilk kez İrlanda futbol ligi şampiyonluğunu da kazanarak tarihi bir başarıya imza attı. Logosunda Drogheda şehrinin simgesinde de yer alan ay yıldızı barındıran takım, Trabzonspor’un renklerini taşıyor. Bu nedenle yakın bir zamanda bu Türk kulübü ile kardeş takım olma kararı da aldı.
 |
|
|
8
|
sinemis |
195 |
15.03.2010 - 04:02:11 Son İleti: borsametin |

"Öldükten sonra bedeniniz neler yapabilir?" Hiç düşündünüz mü? İşte size ölümden sonra insan bedenin neler yapabileceği...

Ölü ile evlenenler Ölüm aşka engel olamıyor Çin’de. Sebebi ise hayalet evlileklerinde gizli. Ölüm evliliği Çin efsanelerinde ilk kez 2 bin yıl önce ortaya çıkmış ve o zamandan beri de kültürlerinin bir parçası olmuştur. Hayalet evliliği zaman zaman bakire kızların öldükten sonra kabul edilmelerini sağlamak için de bir yol olmuş.
Bazen ölen oğullar onurlandırılmak için, yaşayan gelinlerle evlendirilmiştir. Ama her iki durumda da evliliğin ölüyü diğer hayatta mutlu etmek gibi dini bir görevi vardı. 1960’larda bu inanış yavaş yavaş son bulmaya başlasa da, yetkililer uygulumanın günümüzde az da olsa devam ettiğini belirtmişlerdir. Hatta, erkek ölüm oranı kadınlarınkinden daha fazla olduğu için bugün bile bazı hayat kadınları, akıl hastaları ve hizmetçi kadınlar hayalet eş olarak satılmak için öldürüyorlar.

Mumya açmak Kimi toplumlarda mumyalar az rastlanan ve değerli varlıklar olarak görülürken, Eski Mısır’da mumyalama tekniği çok yaygın olarak kullanılan bir modeldi. Peki o dönemdeki bütün mumyalara ne olmuştu? Temel olarak, Avrupalılar ve Orta Doğulular yüzyıllarını Eski Mısır mezarlarını yağma etmeye harcamışlar ve mumyaları ucuz meta haline dönüştürmüşlerdir.
Mesela, mumyalardan yapılmış her derde deva eşyalar, ilaçlar kadar popülerdi. Hayvanların mumyaları ise, çoğunlukla evlerde çıra olarak kullanıldı. 19. Yüzyılın sonunda ise, zengin ailelerin parti vererek, mumyaları açması popüler olmuştu.

Sanat sergisine dönüşebilir İnsan Vücudu Sergisi (Body Worlds) ilk olarak 1996 yılında Japonya’da sergilendi . Müze, bugün dördüncü kez ölü vücutları sergiliyor fakat asıl sorun şu ki, bu vücutların nerden geldiği tam olarak belli değil. Dr. Gunther von Hagens’e göre bu vücutlar organizasyonu düzenleyen kurula bağışlanmış.
Birçok gazeteci ve aktivist, bu sahipsiz vücutların üstü kapalı olarak politik suçluları ifade ettiğini söylüyor. Bu konuda bazı ülkeler ölülerin nereden gelsiğiyle ilgili pekçok düzenleme geliştirirken, 2008 Ocak ayında Kaliforniya Devlet Meclisi, tüm cesetlerin isteyerek bağışlandığına dair kanıt gösterilmesini mecbur tutan yasa geçirdi.

Tüm şehre yakıt olabilir Ölüyü yakmak, özellikle yakıt için kaynak elde etmek amacıyla da kullanılıyordu. Özel ölü yakma yerlerinde (krematoryum) yakılan ölüler Avrupa’nın birçok ülkesinde yaygın bir yöntemdi. Bu sayede hem ölülerini yakıyor hem de enerji üretiyorlardı.
1997 yılında İsveç’teki Helsingbourg’ta, geçmişte cenazelerin yakıldığı krematoryum için geliştirilen projeyle burada bulunan fırınlarla evleri de ısıtacaklar.

Satmak için bile kullanılıyor Bir şey satmak her zaman için karlı bir girişim olmuştur. Orta Çağ’da, mezar hırsızları mezarlıkları açarak, içinde ne bulurlarsa doktorlara ve bilim adamlarına satıyorlardı. Günümüzde ise sistem şu şekilde işliyor: Üniversiteliler tarafından yürütülen bağış programları ile arştırmacılar ihtiyaçları olan vücutları bulabiliyor.
Ama gerçek şu ki, hiçbir zaman talebi karşılayacak yeterli bağışlanmış vücut olmuyor. Ayrıca, ölüler üzerinden iyi paralar elde edilmesi, suistimali artıyor. 2004’te UCLA program direktörü, vücut parçaları satarken yakalandıktan sonra, California Devleti suistimali önlemek için vücutlara dövmelerle işaret koyulmasını önerdi.

Sovyet’lerde turist cazibesi olarak kullanılıyor Rus devrimci Vladimir Lenin ölünce yakılmak istedi. Ancak, 1924’te Lenin ölünce, Joseph Stalin naaşını Kızıl Meydan’da halka açık sergide sergilemek için ısrar etti ve böylece laik ve komünist bir eser yaratmış oldu.
Biyolojik Yapıları Araştırma Enstitüsü, en sonunda Lenin’in vücudunu çürümeden tutmayı başardı. Bununla beraber, birçok zeki Rus bilim adamı, vücudu korumanın mükemmel yolunu bulmak için 25 yıl çalıştılar. Ne yazık ki, Lenin’in anıt mezarı popüleritesini yitirmeye başladı ve yetkililer şimdi Lenin’e her zaman istediği cenaze törenini şeklini vermeyi düşünüyor.

Ölüyle birlikte yedi yıl yaşadı 1931 yılında Florida’da Elena Hoyos adlı çok güzel bir kadın tüberkülozdan öldü. Kadının güzelliğine aşık olan Count Carl von Cosel adlı X-Ray ışını teknisyeni, Elena’nın mumyalanması için gerekli tüm masrafları karşıladı. Sonra 1933 yılında, Count, Elana’nın vücudunu çaldı ve evinde saklamaya başladı. Sonraki yedi yıl boyunca ise, Elena’nın vücudunu çürümekten korumakla uğraştı.
Hatta, ailesi keşfedinceye kadar onun yanında yattı. Elena’nın ailesi ise, Count’dan korumak için Elena’yı işaretlenmemiş bir meraza defnetti. Bununla beraber, Count 1952 yılındaki ölümüne kadar, dergilere Elena hakkında yazılar yazdı ve ona olan ilgisini gösteren kartlar sattı.

Salgın hastalıklar için tehlike oluşturabilir Tsunami, kasırga gibi doğal afetlerden sonra, kurbanların vücutlarının mümkün olan en kısa süre içinde toplu olarak defnedilmesi ya da yakılması yaygın olan bir şeydir. Bu hastalıkların yayılmasını önler.
Ancak, Dünya Sağlık Örgütü, kurbanların bu şekilde yakılmasını onlara yapılan kötü bir ceza olarak görüyor. Hastalığa neden olan mikroplar, ölülerde uzun süre yaşamını sürdürebiliyor.

Davalı bile olabilir... Altıncı Papa Stephen, bir önceki Papa Formosus’u yalan yere yemin etmek ve kilise kanunlarını çiğnemekle suçlamış. Ancak Papa Formosus’un dokuz ay önce ölmüş olması problem oluşturuyordu. Papa Stephen ise, Papa Formosus’u mezardan çıkarıp, gösterişli kıyafetler giydirerek mahkemeye çıkarttı. Kendisi de, baş savcı oldu. Nitekim, bazı insanlar Papa Stephen’ın deli olduğuna inanmaya başladı ve başarılı bir suikast düzenlediler. Bir sonraki Papa ise, Papa Formosus’un mahkumiyetini iptal etti ve tekrar defnetti.

Camlaştırılabilir Tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanan insanın gelecekte tedavi olmak için vücudunu dondurma (cryonics) olanakları dünyada yaygın ancak ölüler artık dondurulmuyor. Çünkü dondurulma dokulara zarar veriyor. Sadece dondurulmanın en iyi çözüm olmadığını fark eden günümüz bilim adamları, bu alanda ilerlemeler kaydettiler.
Camlaştırma adlı bir işlem kullanarak, vücuttaki suyu, donma önleyici bir etken ile değiştirdiler. Sonrasında vücut, soğuk ısıda tutuluyor, ama vücudun donmasını sağlayacak ısıda değil. Her ne kadar 2005 yılında araştırmacılar, tavşan üzerinde bu işlemi deneyip başarılı olmuşlarsa da bilim şimdiye kadar, tüm insan vücudunu yeniden yaşama döndürebilecek bir kanıt sunamadı.
 |
|
|
4
|
dry |
376 |
01.03.2010 - 00:58:09 Son İleti: balıklıpasta |
Dünyadan İlginç Lezzetler İngiltere’nin kızartma yemeği, İspanya’nın paellası ve İtalya’nın lazanyası gibi her ülkenin kendine özgü farklı lezzetleri var. Ama bazı ülkelerin geleneksel yemekleri bunlar gibi sıradan değil. Bu sıra dışı yemekleri tanımadan önce mide bulantısına hazırlıklı olsanız iyi olur. İşte sıra dışı lezzetler...

Tuna Balığı Gözü (Japonya-Çin)
Tuna balığı gözü Japonya’da birçok balıkçıda 1-2 liraya satılan geleneksel bir lezzet. Balık yağıyla ve birçok kasla çevrili bu göz, görünüşe göre kalamar kadar lezzetli. Bu lezzetten siz de tatmak istiyorsanız, yapmanız gereken tek şey bu gözü haşlamak!

Tavuk Kıkırdağı (Japonya)
Tavuk kıkırdağı Japonya’da genellikle barlarda lezzetli bir atıştırmalık olarak satılıyor. Kızarmış şiş kebap şeklinde yenebiliyor. Dokusu sakız gibi olan bu yemeği tüketmekse sabır istiyor!

Balut (Filipinler)
Bacaklı yumurta olarak bilinen ‘Balut’ Filipinliler’in en sevdiği atıştırmalıklardan biri. Balut aslında döllenmiş bir yumurta,içindeki embriyo gelişmeye yakın bir hale gelene kadar toprak altında gömülü tutuluyor ve haşlanıp kabuğuyla birlikte yeniliyor.

Keçi Kafası (Güney Afrika)
Keçi kafası dişleri, kulakları, beyniyle hiçbir şeyi çıkartılmadan servis ediliyor.Domates, soğan,sarımsak, zencefil ve biberle pişirilen bu yemek, şaşırtıcı bir şekilde Güney Afrika’da en kaliteli restoranlarda servis ediliyor. Hatta eğer onur konuğuysanız size gözleri de veriliyor!

Cuy Bien (Peru) Cuy Bien Peru’nun geleneksel yemeklerinin en önemlilerinde biri ve Perulular tarafından çok tüketiliyor. Çünkü kızartılmış Gine domuzundan yapılan bu yemek yüksek oranda protein ve düşük oranda yağ içeriyor. Tadı tavuk, tavşan ve fare gibi hayvanlarla kıyaslanıyor!

Somon Balığı Yumurtası (Doğu Avrupa ve Rusya)
Somon balığının olgun yumurtaları, Doğu Avrupa’da havyar gibi tüketiliyor. Genellikle fiyatı havyar kadar pahalı olan bu yumurtalar, bazı bölgelerde düşük fiyatlara da bulunabiliyor.

Casu Marzu (Sardunya Adası)
Türkçesi ‘çürük peynir’ olan Casu Marzu, kurtçuk peyniri olarak da biliniyor çünkü geleneksel koyun sütünden ve böcek lavralarından yapılıyor. Bu peynir aylarca bekletiliyor, lavralar gelişiyor ve solucanımsı böcekler haline geliyor ve peynir yenebilecek hale geliyor! Bazıları peyniri yerken böcekleri içinden çıkarmayı tercih ederken bazılarıysa böcekle yemeyi tercih ediyor. Fakat bu peynir içindeki böceklerin ölmesi durumunda zehirli hale geldiği için kısa bir süre önce yasaklandı.

Morina Balığı Spermi (Japonya)
Bu kaygan ve yumuşak yemek Japonya’da kış aylarında oldukça popüler. Japonya’da ‘shirako’ olarak bilinen bu yemek adından anlaşılacağı gibi morina balığının sperminden yapılıyor. Yiyenin ağız tadına göre soğuk ya da sıcak olarak tüketilebiliyor.
 |
 |
|
5
|
ekmelulhalk |
241 |
21.02.2010 - 20:51:59 Son İleti: borsametin |
Şöyle diyordu bir konuşmacı: "Artık dünya karanlıklardan kurtulup aydınlık çağa girecektir."
Oysa Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz'in dünyayı şereflendirmesi ile zaten karanlıklardan dünya çıkmış ve aydınlığa girmişti. Bunu hemen söyledikten sonra 2012 yılından başlayarak belli periyotlara göre dağılmış tarihler verilerek belli evreler anlatılmaktadır. Dinî ve bilimsel argümanlar harmanlanarak "2012 yılından sonra dünya şöyle olacak…böyle olacak." "Işık çağı başlayacak." diyerek yeni felsefi akımlar ve mistik kavramlar yüklenerek sahte bir dinin ayak sesleri insanlık bilincine duyurularak yavaş yavaş enjekte edilmektedir. Bu çağ sözde bildiğimiz çağlar gibi de değildir. Milyonlar sene zarfında gezegenlerin
yıldızların bir araya gelmesi ile başlayacağı iddia edilen bir çağdır söylediklerine göre. Takdir edilir ki
bu çağa ve bu yeni dine bir de peygamber gerekir. Tabii ki sahte bir peygamber. Senaryo böyle sürüp gitmekte. İnsanlık beynine bunları yerleştirmek için kullandıkları en güçlü silah
zamanın modası 'Mistisizm'dir.
Mistisizmi bilimsel
dinî ve felsefi argümanlarla harmanlayıp insanların beynine reddedemeyecekleri bir şekilde senaryolaştırmışlardır.
Hemen burada bizim yazar
çizer ve bilim adamlarımıza da bir uyarıda bulunmak isterim.
Sakın
bu hiçbir bilimsel gerçekliği olmayan
dinî kaynaklarda delili bulunmayan senaryoya
bilimden ve dinî verilerden örnekler vererek alet olmasınlar. Bu akımın modalaştırılma ve yaygınlaştırılmasında bir payları olmasın.
Hitit
Sümer ve Eski Mısır kaynaklarında bulunan bazı bilgilerle yıldızlara bakıp
gök hareketlerinden bir sonuç çıkartarak bu plana katkıda bulunmasınlar.
Bu bir senaryo dedik. İnsanın aklının reddedemeyeceği delillerle(!) kurgulanan bu senaryo hakkında yazdıklarımıza
2012'de kullanacakları bir düzenbazlık projesinin belgesini açıkladığımızda umarım hak vereceklerdir.
Tabii her zamanki gibi birileri de kızacaktır.
2012 yılına girildiğinde bütün dünya medyasında bir bomba haber "Flaş! Flaş! Flaş!" spotlarıyla yürürlüğe konacaktır. Konu başlığı: "İnsanlık bilinci
tüm gerçek diye bildiklerimizi
ezberlerimizi bozacak bir bilgi keşfetmiştir."
Bazı eski uygarlıklar(!) şeytanı bugün olduğu gibi boynuzlu
sakallı
toynaklı
yarı hayvan biçiminde tasvir etmişlerdir.

Bunu rasgele yapmamışlardır. Meğerse şeytan yeryüzü coğrafyasının bir parçasında kendi suretini göstermişte
o zamanki uygarlıklar bu sureti ileri bilgileri ile nakşetmişlerdir.
Meğerse şeytan Hazar bölgesindeki bir kara parçasında bu sureti insanlığa gösteriyormuş. Tabii bu şeytanın suretini görebilmek için
uzaydan dünyaya bakmak gerekir.


Eski uygarlıklar dedikleri tabii ki seçilmişleri. Tabii seçilmişlerinin de seçilmişleri. Sözü uzatmayalım. Bu eski uygarlık neden İsrailoğulları olmasın ki?
Bu teknoloji ile uzaydan dünyaya bakıp şeytanın o suretini çekmişler.
Tabii buraya kadar olan düzenbaz kurgu için şu söylenebilinir: "Bu bir hikayedir." Haklısınız; ama devamını okuyup öyle karar verin.
Milattan önce. basılmış
bugün kataloglarda ve müzelerde bulunan bir paranın üzerinde bu resim nakşedilmiş ve bu bir delil olarak gösterilir. Senaryoları için
tarihsel bir belge sayılan bu eski paranın üzerindeki resmi örnek gösterip
"İşte o söylediğimiz şeytanın sureti bu." derler. Hikayelerine müze ve kataloglarda eski çağlara ait olduğu bilinen bir paranın üzerinde bulunan resimden devam ederler


Sizde okumaya devam edin lütfen. Bir de bunlara son teknoloji ile uzaydan çekmiş oldukları Dünya fotoğrafında; Hazar'da bulunan o kara parçası
yani şeytanın sureti olduğunu iddia ettikleri
yani paranın üzerindeki o resmi gösterince
biraz bilgisiz ve inanç zaafı içerisinde olanlar için reddedemeyecekleri bir delil olacaktır.
M.Ö DÖNEMİNDEKİ MEDENİYETLERİN KULLANMIŞ OLDUĞU YARI İNSAN YARI HAYVAN GÖRÜNÜMLÜ VARLIKLARIN RESİMLERİ. PARADAKİ SİLUETLE HAZAR BÖLGESİNDEKİ SİLUETİ KARŞILAŞTIRIN LÜTFEN
Şöyle diyecekleridir: "O para çok eski dönemlere ait bir para. Gösterdikleri kara parçası bugün son teknoloji ile çekilmiş bir resim. Nasıl oluyor da o zamanki çağlardan bu bilinebiliyor? Demek ki söylenenler doğru. İşte bilimsel veriler. İşte belgeler. Bu reddedilemez." Bir de şöyle bir kurgu yapılsa: Suret Hazar'da; yani bütün enerji bölgelerinin kesişim yerinde. Savaşlarda enerji anlamında orada. Savaşın olduğu yerde de şeytan mevcuttur. Hadi çık işin içinden çıkabilirsen. Para ve Hazar bölgesinin son çekilmiş resimlerini örnek veriyoruz. Resimleri iyice incelediğiniz zaman bu şeytanî düzenbazlığın ne kadar tehlikeli olduğunu daha iyi anlayacaksınızdır. Doğal olarak aklı karışabilecekler için şu bilgiyi vermek istiyorum.

İŞTE DÜNYANIN UZAYDAN ÇEKİLEN EN NET FOTOĞRAFI. HAZAR BÖLGESİNDEKİ SİLUET GÖZLER ÖNÜNDE
belki görememiş olabilirsiniz.hazar denizinde türkiyeye doğru bakan bir şeytan kafası gözüküyor(paralar ile aynı şekilde bir silüet) alıntı
 |
 |
|
4
|
Vivivan |
214 |
21.02.2010 - 01:18:59 Son İleti: Vivivan |
Efsane mi Yoksa Gercek mi ?Şehir efsaneleri, ne zaman, nerede, kim tarafından, ne amaçla, nasıl çıkarıldığını kimsenin bilmediği, bazıları halkın deney ve gözlemlerinden çıkmış olması muhtemel ancak çoğu büyük ihtimalle tamamen ‘sallama' olan inanışlardır.İşte size bugüne kadar yaşandığı iddia edilen ama doğruluğu aslında kanıtlanamamış şehir efsaneleri...
YOKSA ‘TESTERE’ FİLMİ GERÇEK Mİ? EfsaneSinemalarda fırtına estiren ‘Testere’ serisindeki korkunç ölümleri herkes bilir. Başrol oyuncusu Jigsaw’ın düzenlediği anlaşılması güç bulmacalı cinayetleri oldukça meşhur. İnternette dolaşan yeni bir dedikodu, boynuna bağlı bir bomba olduğunu ve kendisini telefonda yönlendiren adamın isteklerini yerine getirmezse bombayı patlatacağını söyleyen bir adamın var olduğu.Gerçek Bir pizza dağıtıcısı olan Brian Wells, mesai bitimine yakın ilginç bir olayla karşı karşıya kaldı. Son teslimatını yapmak üzere karanlık bir yola giren Brian, yaklaşık bir saat sonra kendini bir bankanın önünde boynuna bağlanmış bir mekanizmayla buldu. Bankayı soymaya çalışırken polisler tarafından yakalanan Brian’ın boynundakinin bir aksesuar olduğu anlaşıldı. Bomba imha ekipleri göğsünde ki kutuyu açtıklarında içinde bir dizi görevlerin bulunduğu bir kartpostal buldu. 6. Yoksa ‘Testere’ filmi gerçek mi?
MEZARDAN GELEN ARAMA EfsaneSıradaki efsane kamp ateşi hikayelerine benzeyen hikayelerden biri. Fakat onun biraz daha güncellenmiş hali. Efsane, yakın bir arkadaşından veya ailesinden sayısız çağrı alan fakat çok sonra aslında arayanların daha önce öldüklerini öğrenen insanlarla ilgili.Gerçek12 Ekim 2008’de Kaliforniya’da bir tren raylardan çıktı ve 25 kişi kazada öldü. Hayatını kaybedenler arasında Charles Peck de vardı ve ailesi kaza esnasında onlarca çağrı aldı. Çağrılar kimden mi geliyordu? Tabi ki trende ölen oğullarından...Cep telefonunun sinyaliyle Charles’ın cesedini bulan görevliler, telefonun trenin bükülme anında hasar gördüğünü ve bu sebeple 35 kez ailesine çağrı gönderdiğini tespit etti.
ÖLÜMCÜL ASANSÖR EfsaneAsansöre bindiğiniz andan itibaren anormallik ortaya çıkar, metal kapı kendiliğinden kapanır ve asansör aşağı yukarı hareket etmeye başlar. Evet birçok filmde bununla karşılaşırız hatta bir film tamamen bir asansörde geçmekteydi. Ama böyle bir olayın başımıza gelmesinin mümkün olmadığını düşünüyorsunuz değil mi?GerçekDoktor Hitoshi Nikadioh, 2003 yılında asansörde başına gelenlerden küçük bir telin sorumlu olduğunu tahmin edemezdi. Kapının aniden kapanmasıyla şaşıran doktor, asansörün hızlıca yukarı çıkmasıyla birlikte aşağı katta başının bir bölümünü bıraktı. Asansörün metal kapıları doktorun kafasını ortadan ikiye ayırmıştı. Başından geriye sadece sol kulağı ve alt çenesi kalmıştı. Bu esnada olayları gören başka bir kişinin asansörde olduğunu söylediğimizde tüm olanların bir film setinde yaşandığını düşünebilirsiniz. Olayın gerçekleştiği esnada içeride bulunan hemşire bir saat boyunca ortasından ikiye ayrılmış bir baş ve kanlar içinde bekledi. Ölümcül asansör
ELEKTRİKLİ TESTEREYLE İNTİHAR EfsaneBir gencin elektrikli testereyle bir iddia veya kaza sonucu kafasını kesmesi efsaneler arasında yer almakta..GerçekApartmanını yıkılmaya terk etmeye gönlü elvermeyen David Phyall, diğer komşularının evi terk etmesiyle birlikte korkunç bir plan yaptı. Masanın bacağına motorlu testereyi bağlayan David motoru 15 dakika sonra çalışması için kurdu. Sert bir içki aldı ve boynunu testerenin altına koydu. Sonrasında görevlilerin karşılaştığı korkunç bir manzaraydı.
KÜÇÜLMÜŞ KAFALAREfsaneKüçülmüş kafalar çizgi filmlerde karşımıza çıkar çoğunlukla. Peki gerçek hayatta böyle bir şeyin olabilmesi mümkün müdür?GerçekHer ne kadar hayali olarak görünse de, vahşi kabilelerde kafaların büzülmesi veya küçülmesi olayı gerçek. Özellikle Amazon nehri etrafında yaygın. Kısa bir araştırma sonunda bu tarifi bulabilirsiniz. 1940’ların sonlarına kadar kafa koleksiyoncularına satış devam etmekteydi. Küçülmüş kafalar
CESET TARLALARI EfsaneYüzlerce ceset tarlası efsanesi vardır. Özellikle seri katilin maktullerini gömdüğü bir arazi olduğu sürekli anlatılıp durmuştur.GerçekCeset çiftlikleri tamamen gerçek ve yasal. Bilim adamlarının araştırmaları için ( vücut organlarının ne kadar sürede bozulduğunu tespit etmek amacıyla) ABD’de 3 ceset tarlası var. Ceset tarlaları
__________________
 |
 |
|
6
|
Vivivan |
178 |
20.02.2010 - 23:04:12 Son İleti: Vivivan |
Yeni çıkacak bu yüzükler sayesinde, doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini unutmayacaksınız. Son 24 saat içinde her saat, parmağınızı 10 saniye boyunca 120 dereceye kadar ısıtıyor.

Suyun basıncı ile çalışan, pil veya elektirik gerektirmeyen ışıklı duş başlıkları...Suyun basıncı ile çalışan bu ışıklı duş başlıkları, suyun sıcaklığına göre renklerini değiştiriyorlar.
Geçebileceğiniz şekilde açılabilen otomatik kapılar..Yatay çubukların uçlarında bulunan sensörler sayesinde çubuklar geçeceğiniz kadar açılıp, ısı yalıtımında yüksek başarı sağlıyorlar.
Dünyada ve Türkiye'de bir ilk.. Fotoselli Taharet Musluğu! Elinizi her uzatışta 10 saniye süreyle su verir ve otomatik kapanır.Maksimum hijyeni,su tasarrufu ve sağlamlık.4 adet AAA kalem pille 1 yıldan fazla çalışır.
Hijyen günümüzün sorunu. Bir kullanımlık ve hijyenik şartları yerine getiren ürünler revaçta..Ve işte tek kullanımlık sabun.. 18 metre boyunca mükemmel temizlik. 3-4 cm koparın ve kullanmaya başlayın. Bitkisel bazlı rulo, kullan at sabun.
Ev kadınlarının büyük yardımcısı olmaya aday bir icat.. Yemeklerin lezzeti artacak.. Kesme tahtası üzerinde doğradığınız malzemenin ağırlığını görebiliyorsunuz.
Bu elbise tam 444 adet elektronik devreler ihtiva eden plaketten yapılmış. Gün boyu güneş ışığı ile şarj olan elbise, geceleyin ise değişik renk ve şekillerde ışımaya başlıyor. Üstelik bu ışık oyunları bir bilgisayarla değiştiriliyor.
Güzel bayan nefes aldıkça, pervane dönüp elektrik üretiyor ve şiddetine göre led parlıyor.
 |
 |
|
8
|
dry |
373 |
18.02.2010 - 19:41:14 Son İleti: =Algos= |
ABD'de birbirinden ilginç tazminat davaları açılıyor. İşte mahkemelerin uğraştığı en çılgın davalardan birkaçı...

“Tuvaletteki kadın!”
San Diego'da bir adam belediyeye karşı 5.4 milyon dolar tazminat açti. Belediye salonunda verilen konser sırasında erkekler tuvaletinde bir kadın gördügü gerekçesiyle, duygusal travma yaşadığını öne sürdü.

“Bedava deodorant”
Bir soyguncu ise hapishane yönetiminden şikayetçi oldu. Çünkü tek kişilik hücrede kalan mahkum, bedava deodorant vermediği için hapishane yönetimine kızdı.

“Zamanında ölmedim”
Bir kanser hastası, öngörülen süre içinde ölmediği gerekçesiyle sağlık müdürlügünü dava etti. Doktorların koyduğu teşhise göre çoktan ölmüş olması gerektiğini belirten davacı, tazminat istedi.

“Karım spermimi çaldı”
Peter Wellis (36), boşandığı eşine tazminat ödemek istemedi. Karısının kendisine doğum kontrol hapı kullandığını söylediğini savunan Wellis, eşini sperm hırsızlığıyla suçladı. Ancak Wellis haklı bulunmadı.

“Çirkin kadın yoktur az biraz vardır!”
Bira düşkünü bir adam Anheuser-Busch biralarını üreten şirkete 10 bin dolarlık dava açtı. Biracıya göre, reklamda birayla kadınların tavlanabileceği söyleniyordu, ancak kendisi başarılı olamadı.

“Kocanızı öldürdüm ama çok korktum”
Bir kadın sürücü, buz tutmuş yolda motorlu bir kızakla çarpıştı. Kızağın sürücüsü öldü. Kadın sürücü, tanık olduğu ölüm anında yaşadığı şok yüzünden adamın dul karısına tazminat davası açtı.

“Hava durumu tutmayınca”
Florida'da bir balıkçı şiddetli fırtınada öldü. Ailesi, hava durumu yorumu doğru çıkmadığı gerekçesiyle bir TV kanalından 10 milyon dolar tazminat istedi. Dava geri çevrildi.

“Aldatanın vay haline”
Dorothy H. (40) eşini ayarttığı gerekçesiyle öteki kadın hakkında 1 milyon dolarlık tazminat davası açtı. Yargıç, 18'inci yüzyıldan kalma bir maddeye dayanarak, davanın görülmesini kabul etti.

“Kahve döküldü”
81 yaşındaki Stella Liebeck, satın aldığı kahvenin dökülmesi üzerine teninde yanık oluştuğu gerekçesiyle McDonald's'dan davacı oldu. O günlerde bütün Amerika bir anda bu davaya odaklandı. Yaşlı kadın 2.7 milyon dolar tazminat kazanarak bir anda şöhret olurken, ülkenin en büyük fast food zincirlerinden biri olan McDonald's, ortaya çıkabilecek başka uyanıklara karşı çeşitli önlemler almaya başladı.
 |
|
|
5
|
Vivivan |
249 |
16.02.2010 - 12:10:27 Son İleti: pavlovkedisi |
Mısır'da doğan kurbağa çocuk görenleri hayrete düşürdü..! Mısır'ın Luxor kentinde bir hastanede doğan kurbağa bebek, doğduktan 2 saat sonra öldü.
Mısr El Yovm gazetesinin haberine göre, kurbağa bebek dün Luxor Şehir Hastanesi'nde dünyaya geldi. Anne ve babasının ismi açıklanamayan bebek ile ilgili doktor Muhammed Azami, "Cenin şeklindeydi. Karnı var fakat beli yok denilecek kadar azdı. Yüz şekli ise kurbağayı andırıyordu. Doğduktan 2 saat sonra tüm müdahalelere rağmen kurtaramadık" dedi.
Hastanenin cenini incelemeye aldığı bildirilirken, Mısır gazeteleri haberi "Estağfirullah", "Tövbe Yarabbi" gibi başlıklarla duyurdu.
viDeo : http://www.loxol.tv/videoizle_072575..._Kurbaga-cocuk
 |
 |
|
25
|
Vivivan |
841 |
14.02.2010 - 23:45:44 Son İleti: Live |
Çinde sahte kızlık zarı üretilti kullanımı ve fiyatı oldukça ucuz olan bu zar tüm dünyaya ithal edilmiş durumda.
Türkiye fiyatı sadece 10$ olan bu zar kadın cinsel organının 4cm içerisine yapıştırılıp erkek cinsel organı içeri girdiğinde yırtılıyor ve içerisindeki kan akıyor bu sayede erkek kadının kızlığını kendisi bozduğunu zannediyor.Bu zar kadın cinsel organının içerisine öyle bir yapışıyor ki uzman tarafından bakılmadan fark edilemiyor.İlk adet döneminde kadının cinsel organından düşüyor....
 |
|
|
10
|
Vivivan |
365 |
27.01.2010 - 17:20:42 Son İleti: Randomyq |
 |
|
|
7
|
Vivivan |
207 |
27.01.2010 - 15:08:13 Son İleti: Mrİnn |
Dünyada son Otuz seneden beri İngiltere de Başlayan sonrada kuzey baltık memleketlerine oradan da dünyanın dört Tarafına yayılan Hasat Çemberleri Esrarını biliyorsunuzdur.
1997 de başlayan gittikçe genişleyen ve halen Dünyanın dört bir yanına Hasat Çemberleri gibi yayılan esrarengiz Işık Daireleri dünya Paranormal camiasını meşgul etmektedir.
Frauendorfer Straße
VE DAHA BİNLERCESİ DÜNYANIN HER TARAFINDAHalen dünya yüzünde tahmin edilen adetleri 100 000 den fazladır. İlk Önce Crops circles olarak başladı bu giderek artarak bir de daha kompleks daireler ve geometrik figürler ile gelişti. Ortaya bunları şaka olarak biz yaptık diyen guruplar çıktı. Hatta bazıları ispat etmek için gazetecilerin önünde çizmeğe çalıştılar , fakat onların çizdikleri çok basit şekillerdi onlara inat olarak Hasat Çemberleri gittikçe daha büyüdü ebat olarak ve daha kompleks şekiller oluştu. Bunu üzerine biz yaptık diyenlerden ses çıkmaz oldu ama buna karşın Hasat çemberleri hale oluşuyor ve gittikçe daha zor şekillerle. Bazıları bunları Dünya dışı varlıkların yaptığını bazıları ise kasırgalarda kuvvetli rüzgar tarafından yapıldığı iddia ediyorlar. Ama aslı hala bir çözülmeyen giz olarak kalmakta .


Işık daireleri ilk olarak 1997 de oluşmağa başladı ilk zamanlarda crops circles ( hasat Çemberlerini andıran figürlerle boş binaların camlarında görüldü. Bir zaman sonra bu camlarda ki görüntülere Kuzey Amerika da ki
Şehirlerde ki binaların cephelerinde görüldü. Bu daire olduğu kadar daha sonra muhtelif değişik geometrik şekiller haline dönüştü. Gittikçe bu figürler Kutsal Figürlerin çizgilerini barındıran dinsel motifler taşımağa başladı.
JD Rabbit Science dergisi ve Paranormal Society of Boston’un resmi bülteninin muhabiridir. Kendisi Amerikanın muhtelif şehirlerini gezerek üç ay içinde5000 fazlabinalar üzerinde ışıklı daire ve figür resimleri çekmiş ve bunlarla bir sergi açmıştır. Yukarıda bunlardan bazısını sizlere göstermek için yayınlamaktayız. Avrupa ve dünyanın çoğu memleketlerinde ki binalarda bunlar görülmektedir. Almanya – Avusturya –İsviçre – Arjantin - Binaların üzerinden onlarca birden bulunmakta hepsi aynı veya her biri değişik olabilir.
Amerikadaki Movement for the Development of Consciousness, ve onun muhtelif ülkelerdeki şubeleri tarafından Texsas Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi ile İtalyan Padua Catholic Üniversitesi müşterek olarak bir araştırma başlatmışlardır.
Üç Sorunu cevabı aranmaktadır Temel olarak.
1- Neden bu ışık Daireleri bir binanın bazı pencere camlarında bir yansıma olarak gözükmekte bazen ise bir binanın bütün camlarında görünmektedir.
2- Neden eğer üzerinde yansıdıkları cam iç bükey bir şekli veya binanın cephesi üzerinde oluşurlarsa dairenin ortasında ilave bir “ X “ belirmektedir.
3- Neden bu konkav ( iç bükey ) camlarda bu yeni olarak bu şeklide gözükmeğe başladı.


Camlar düz satıh sadece olduklarından ışıklı daireler içi boş daire şeklinde, buna karşın duvarda motifler ve girinti çıkıntılar olduğunda ışık dairesinin ortasında
Bir “ X “ harfi bulunmaktadır.
Bazı binalarda bir tek veya tek bir dizi pencerede ışık daireleri bulunmakta , bazı binalarda ise bütün pencerelerde , hatta bazı binalarda hem duvarlarda hem de pencerelerde bulunmakta . Bu farklılık nereden ileri gelmektedir.
İngiliz bilim adamı ve yazar Benjamin Creme bir teori ileri sürmektedir .
“ bir figür “ huzmesi “ hasat Çemberleri de dahil olmak üzere , Haç şeklinde veya daire şeklinde olarak çok eskilerden beri bütün dinlerde ve inanışlarda bilinçli olarak yaratılmışlardır.” “ Bu gün her tarafta rastlanmaya başlayan bu çılgın hasat çemberi figürleri ve ışık daireleri bunun bir neticesidir. “ Bunlar Lord Maitreya nın inanışlarını bir tezahürüdür. Aynı zaman da Hıristiyan dinine göre İsa’nın dönüşü de Aquarius Çağında olacaktır ( su evresi burçlara göre ) . Bizce bunu bu kadar çoğalması ise hem internet deki bütün dünyaya yayılmış olan haberleri bir de gece seyrinin son derece güzel olması ve bunu da seyredenler tarafından çok beğenilmesi.
 |
 |
|
3
|
sinemis |
237 |
27.01.2010 - 12:55:52 Son İleti: sinemis |
ANNE, dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır.
Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir..!
Ne kadar üzsen de 10 Dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür,
Yağlı bile olsa tiksinmeden saçını okşayan, kucağına yatıran, öpüp koklayan tek varlıktır,
Meleğin süt verebilenidir.
'Yarasın' diye muhallebinin içine ciğer katarak, çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır.
Yemek yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için elindeki tencere ve tavalarla maymunluk yapabilen kişidir.
Kafayı çocuklarıyla bozmuş, göbek bağı kopsa da, yürek bağı asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan dişisidir.
Bulaşık, ütü, vb. yaparken bile otomatik olarak çene çalan, kendi kendine konuşan, 'kadın dırdırı' denen mereti erkeklere daha küçükten belletendir.
Yemek uzmanı, düzen insanıdır.
Yavrularını yol tarafından değil, kaldırım tarafından yürütendir.
Dizi dizi incidir, lakin gerektiğinde, laf sokma dalında da birincidir.. !
Sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde, 'amaaan ben sana daha güzelini bulurum' diyebilen
komik bir karakterdir. ..
'Oğlum aradım yoktun. Ben de mesaj atayım dedim sana. Gelince ara beni emi aslan evladım.
Kara börülcem benim, öptüm annen' şeklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi ısrarla reddeden, kabullenemeyen, kafasına göre yorumlayan bilişim düşmanıdır...
AMA ...
AMA dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel kokan, harikulade bir varlıktır.
Olmadık yerlerde 'iyi ki doğurmuşum ulen seni' diyen, benim hatırıma benimle Freddy Mercury dinleyen bir sabır ağacıdır.
Evlatlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir.
Evde bir yere uzandığınız an, orada temizlik yapacağı tutan, temizlik konusunda kayışı kopardığından, temizlikçi gelecek diye evi temizleyen, balans ayarı kaçmış, sevimli, tatlı, güzel bir temizlik manyağıdır...
Mutfakta yaşayan, evde herkesi idare eden bir tür tatlı canlıdır...
Evrendeki tüm sevgilerin güçlerini birleştirdiği sulugöz abidesi bir yaratıktır..!
Oğlunun damat - kızının gelin olduğunu görünce, çocuğu mezun olunca, çocuğu gol atınca, çocuğu hasta olunca, çocuğu askere gidince, çocuğu harçlıklarından 5 dolar biriktirdi diye, dolar yükselince, velhasıl buna benzer bir sürü şeye anında ağlayabilen, bu mesajı okurken bile duygulanıp - gözleri dolabilen, ağlamaya meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır.
Çoook uzakta dursa da yakın hissedilen, çok yakınında dahi olsa canı hep istenen, asla vazgeçilmeyen, dizinin dibinde olmak istenen, evlatların varlığını, varlığına armağan edebileceği,
*** ıslak - kuru ama heeeep duygulu*** VEEEEEEE!
en önemlisi; kıçı başı oynamayan tek kadın modelidir...
 |
|
|
6
|
Vivivan |
238 |
26.01.2010 - 23:54:56 Son İleti: spect_acular |
Beynimizin ne yazıkki %3-10 unu kullanabiliyorus %100 ünü kullansak ne yapardık %15 matematik dehası %20 ışınlanmayı bulabiliridk %30kendimizi ışınlayabilir veyatta başka birini ışınlayabilirdik %40kendimizi güneşin üstünde yürüyebilirdik %50uzayda oksijensiz yaşabilirdik %60herhangi biriyle ağızla konuşmadan beyin gücü ilekonuşabilirdik %70insanlar beynimizi ile yönetebilirdik %80her türlü soruyu cevaplardık %90ölen insanları canlandırabiliriz %100hayal ettiğimiz herşeyi yapabiliriz kaynak:www.haber90.com aLıntıdıR
 |
|
|
10
|
Vivivan |
314 |
26.01.2010 - 23:53:23 Son İleti: spect_acular |
vangelia pandava'nın kehanetlerinin yaklaşık olarak %80 oranında doğru çıktığı düşünülmekte. bu oran hiç de küçümsenmeyecek bir oran. şimdi olaya çeşitli açılardan yaklaşalım. baba vanga öncelikle 2010 yılının kasım ayında 3. dünya savaşının çıkacağını söylüyor ve bu savaşın süresinin 4 yıl olacağını belirtiyor. bu aklımızın bir köşesinde kalsın.
çıkacak dünya savaşında bir tarafta abd başta olmak üzere batı devletleri olacak. diğer tarafta ise rusya, iran, orta asya devletleri başta olmak üzere diğer devletler olacak. bu da aklımızın bir köşesinde kalsın.
baba vanga aynı zamanda obama'nın abd'nin son başkanı olacağı yönünde bir kehaneti de var. bu kehanete ek olarak gelecekte dünyanın lider ülkesinin rusya olacağını söyleyen kehaneti de var. bu kehanetlerden yola çıkarak şöyle bir teori kuruyorum:
3. dünya savaşından abd galip çıkamayacak dolayısı ile avrupa da galip çıkamayacak. bundan dolayı avrupa bir çok yönden zayıflayacak.
türkiye de böyle bir savaşta muhtemelen tarafsız kalacaktır yada rusya yanında savaşa girecektir. bu çerçeveden baktığımızda türkiye savaştan en azından kaybı olmadan çıkacaktır. belki de kazanan safta olursa çok daha güçlenerek çıkacaktır.
zamanın akışını hızlandıran şey savaşlardır. aynı zamanda uluslara, daha doğrusu insanlara tokat gibi çarpacaktır savaş. bundan dolayı böyle bir savaştan sonra türk halkının 'ulan nooluyoruz lan' deyip, özüne dönerek, vatanı milleti için görev yapacak olan bir hükümeti başa geçireceğini tahmin ediyorum. niçin böyle bir tahminde bulundum?
şundan dolayı: baba vanga'nın 2043 te avrupanın tek hakimi olacak ülke şeklinde bir kehaneti daha var. bu ülke, çerçeveye geniş açıdan baktığımız zaman ya türkiye olabilir yada iran. diğer müslüman devletleri bu kadar güçlenemez. hem zaten iran ve türkiye olası bir savaştan güçlenerek çıkacaktır. lakin iran coğrafi ve jeopolitik konumu gereği avrupa'ya hakim olamaz. elimizde kalıyor tek seçenek. bu da türkiyedir..
 |
|
|
5
|
Vivivan |
174 |
26.01.2010 - 23:51:49 Son İleti: spect_acular |
Rivayet edilir ki günlerden bir gün, bir erkek çocuk, hem de canlı yayında Hugo'yu arar ve maalesef oyunu kaybeder. Küçük yarışmacının yaşadığı hayal kırıklığı o denli büyüktür ki ağzından, sahalarımızda duymak istemediğimiz cinsten kelimeler çıkar. Olayın bir numaralı muhatabı Tolga Gariboğlu'na sorduk; herkesin dilinde dolaşan bu olay bir şehir efsanesi midir, yoksa gerçekten yaşanmış bir olay mıdır?
Canlı yayında küfür olayı gerçekten yaşandı mı? Yaşındıysa nasıl gerçekleşti?
Öyle bir olay olmadığı için anlatılacak bir şey de yok. Ama nasıl ortaya çıktı derseniz, 1994 yılı, Hugo'nun ikinci yılıydı sanırım, ortada birdenbire canlı yayında küfür edildiğine dair bir tevatür dolaşmaya başladı.
Bu olay hiç yaşanmadı mı yani?
Biz öyle bir şey yaşanmadığını düşünüyoruz. Düşünüyoruz diyorum, çünkü bu olaya o kadar çok anlatılıyor ki artık ben ve o yıllarda programın yapımcısı olan kişiler, kendi aramızda "Gerçekten öyle bir şey oldu mu acaba?" diye birbirimize sorup gülmeye başladık. 15 farklı yönetmeni oldu Hugo'nun. Çoğu bugün büyük kanallarda üst düzey yöneticilik yapıyor. Hepsi de böyle bir şey olmadığını söylüyor. İnsanın en büyük izleyicisi annesidir, annem de hatırlamıyor. Demek ki, biz böyle bir olay yaşamadık!
 |
|
|
3
|
Vivivan |
163 |
26.01.2010 - 23:36:47 Son İleti: spect_acular |
ABD'nin New York kenti dışında bulunan bir mandırada, ahırdaki 51 ineğini tüfekle vurarak öldüren sütçü daha sonra intihar etti.
COPAKE (A.A) -Eyalet polisi, New York'a 185 kilometre uzaklıktaki Copake mandırasında meydana gelen olayda, 59 yaşındaki sütçü Dean Pierson'ın cesedinin ahırda bulunduğunu, ahırı ziyaret eden bir kişinin kapının üzerinde "İçeri girmeyin ve polis çağırın" yazılı bir not bulduğunu belirtti.
Polis, Pearson'ın kişisel sorunları olabileceğini kaydetti.
Bölgedeki çiftçilerin inekleri gömdüğü ve olayla ilgili soruşturmanın devam ettiği belirtildi.
kaynak mynet
|
|
|